Navigation

Kadın

Kadına Şiddet Sadece Evde Değil Her Yerde

Kadın cinayetleri ve kadına şiddet hiç durmadan devam ediyor. Çığlığı duyulmayan, sığınacak yer bulamayan yüzlerce kadın, her gün bir yerlerde şiddete maruz kalıyor, katlediliyor. Kurbanlar katillerini önceden şikâyet etseler de, devletten yardım isteseler de nafile! Bir şekilde “iyi hal” kapsamına sokulup son derece düşük cezalar alacaklarını bilen katiller, kadınları katletmekten çekinmiyorlar.

Riyakâr İktidar ve Kadınlarımızın Yüzleri

Türkiye’de ne kadar mutlu yaşadıklarını, AKP döneminde köşeyi dönmüş arsız bir burjuva azınlığa değil de emekçi sınıfların kadınlarına, milyonlarca yoksul kadına sorarsanız, onların yüzüne bakarsanız Türkiye’nin gerçek resmini görürsünüz. Uzayan iş saatleri ve ağır çalışma koşulları altında ezilen, emeği sömürülen milyonlarca kadının yorgun yüzlerine bakın.

Kurutulması Gereken Bir Bataklık: Kapitalizm

Hemen her gün gazetelerde, haber bültenlerinde ya kocası ya babası ya abisi ya da herhangi bir erkek tarafından öldürülen, tecavüz edilen, şiddet gören kadınların haberlerini görüyoruz, duyuyoruz. Türkiye’de her gün ortalama 5 kadın öldürülüyor. Kadın cinayetleri 2002 ile 2009 yılları arasında ortalama %1400 artış gösterdi. Ne yazık ki bu vahim tablo 2015 yılında da artarak ve daha da vahşileşerek devam ediyor.

Kadınlar Ölüyor, Devlet Seyrediyor, Yasalar Katilleri Koruyor

Kadın cinayetleri ve kadınlara yönelik şiddet vakaları artarak devam ediyor. Beş ay önce Özgecan’ın katledilmesi toplumda büyük bir tepkiye yol açmış, pek çok protesto eylemi düzenlenmiş ve “bu son olsun” denmişti. Ne var ki, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz, cinayet vakaları eksilmedi. Özgecan’dan sonra 113 kadın daha erkekler tarafından katledildi. Böylece 2015’in ilk altı ayında katledilen kadınların sayısı 141’e çıktı.

Kapitalizm Kadınları Fuhuş Bataklığına Sürüklüyor

Her geçen gün daha da çürüyen ve etrafa pis kokular yayan kapitalizm ortadan kaldırılmadan fuhuş bataklığı kurutulamaz. İşsizlik, savaş, yoksulluk, açlık yüzünden yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan göçmen kadınların da, Avrupa’dan Asya’ya tüm kadınların da bu bataklıktan kurtuluşu ancak kapitalizmin yıkılmasıyla mümkün olabilir. Kapitalizm yıkıldığında, sömürü ortadan kalkacağı gibi, kadın bedeni de bir meta olmaktan çıkacak, her türlü insani duygu özgür bir şekilde yaşanabilecektir.

Bonapartlaşan “Başkan Baba” ve 8 Mart

Her gün 400 milletvekili talep eden, cumhurbaşkanlığı yetkilerinin sınırlarını takmayan (kurallar ya da kanunlar O’nun için geçerli değil), twitterdan karikatür paylaşanları yıllarca hapis cezasıyla yargılatan, Soma’da ölen madenci yakınlarına bile tekme tokat girişen, kendisine yönelen eleştirilere öfkelenip saldırganlaşan, sözleri ve tavırlarında kibirli, dünyaya tepeden bakan, öfkeli megaloman bir kişilik ortaya çıkmıştır. Megalomani sıradan insanlar arasında büyük bir risk değildir, ama devletin tepesine çıktığında, başta emekçiler olmak üzere tüm ülke için bir risk haline gelir. Tarih bunun trajik örnekleriyle doludur.

Emekçi Kadınlar 8 Mart’ın Başkaldırı Ruhuyla Mücadeleye

8 Mart, emekçi kadınların ezilmişliğe karşı uluslararası bir mücadele günüdür. İşçi sınıfının hafızasında, sömürüye karşı mücadelesinde bir kaldıraç işlevi gören ve sonraki kuşaklara onurla aktarılan tarihsel kesitlerin simgelendiği günlerden biridir 8 Mart. Ve 8 Mart’ın ruhuna uygun bir mücadeleye atılmak işçi kadınlar için her zamankinden daha büyük bir ihtiyaçtır. Egemenler, 8 Mart’ın zengin-yoksul, patron-işçi tüm kadınların günü olduğunu iddia ediyorlar. Sadece kadınlara hediye ve çiçek verilen bir gün olsun, özü unutulsun diye uğraşıyorlar. Ama bu çaba boşunadır.

Kadın Cinayetleri Kapitalist Çürümeye Ayna Tutuyor

Son dönemde kadın örgütlerinin özellikle vurguladıkları üzere, bugün Türkiye’de ortalama olarak günde 3 kadın cinayete kurban gidiyor. Kadın cinayeti haberlerinin bültenlerde yankılanmadığı gün geçmiyor. Cinayet kadına yönelik şiddetin en uç biçimi. Bunun dışında, kadına yönelik şiddetin farklı birçok düzey ve biçimi var ve bu vakalar sayılamayacak kadar çok. Tecavüz ve taciz vakalarının çok büyük bir bölümü gizli kalmaktadır. Uğradıkları çok yönlü baskının bir uzantısı olarak kadınlar maruz kaldıkları baskı ve şiddeti çoğu zaman sineye çekmek zorunda kalmaktadırlar.

Kadın Cinayetlerinin Müsebbibi Kapitalist Sistemdir

Emekçi kadınların, işçilerin ve tüm ezilenlerin sorunlarından kurtuluşunun tek bir yolu var; bu suç ve suçlu üreten kapitalist sistemi yıkıp, insanı insani değerlerle donatacak bir düzen kurmak gerekiyor. AKP hükümetine karşı yürütülen mücadeleler, ona hayat veren sistemin özüne de dönük yürütüldüğünde ancak anlamlı bir mücadele verilmiş olur. Kadına dönük şiddetin sona ermesi için de kadınlar mücadelede en ön saflarda yerini almak zorundadır.

8 Mart Burjuvazinin Değil İşçi Sınıfının Günüdür

İşçi sınıfının mücadeleci kadınları olarak bizler, “çocuklarımızın kemikleri bile olsa size bırakmayız” diyen Cumartesi Anneleri’nin, gencecik evlatlarının parçalanmış bedenlerini elleriyle toplayan Roboski Anneleri’nin yürek yangınını unutmadık. Van’da hastalanan 1,5 yaşındaki minik Muharrem’in çuvalda taşınan cenazesinin acısını unutmadık. Bizler mücadele ettiği için katledilen kadınları unutmadık, unutmayacağız. Emekçi kadınlar olarak tüm bunların hesabını sormak için örgütlü mücadeleyi yükseltmeliyiz. Emperyalist savaşların, sömürünün, açlığın, yoksulluğun olmadığı ve kadının yok sayılmadığı bir dünyayı ancak işçi sınıfının kadınıyla erkeğiyle verdiği mücadele kuracaktır.

Baş Tecavüzcü Burjuvazi ve Onun Sömürü Düzenidir

Burjuvalar, onların temsilcisi burjuva politikacılar ve burjuva medya, yaşanılan bu vahşetin müsebbibi kendileri değilmiş gibi timsah gözyaşları döküyorlar. Oysa insanlığın başına sarılmış pek çok belâ gibi böylesi vahşetlerin de hâlâ yaşanabiliyor olması onların düzeninin hâlâ hüküm sürmesinden kaynaklanıyor. Kapitalizm yüzünden herkes tecavüzcü olmuyor elbette. Ancak, taciz ve tecavüz suçları da, katliam, savaş ve diğer insanlık suçları da, mevcut sistemin yarattığı koşullardan besleniyor

Kadın Emekçiler Kimin Kurbanı?

Kapitalist sistem o kadar çok yıkılmayı hak ediyor ki, bunun için bir an olsun mücadeleyi elden bırakmamak gereklidir. Egemenler, işçiler arasında kadın erkek eşitsizliğini körükleyerek kendi gemilerini yürütmeye çalışıyorlar. Kadınları kaderlerine razı olmaya ikna etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle kadınıyla erkeğiyle işçiler ve emekçiler olarak kapitalist düzene karşı topyekûn mücadele etmeliyiz. Emekçi kadınlar ancak kapitalizme karşı mücadeleyle özgürleşir.

Emekçi Kadınlar, Kadına Şiddete Karşı Mücadeleye!

Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, kadın bir kat daha baskı altında yaşıyor, eziliyor. Kadına evinde oturması, çocuk doğurması, erkeğine hizmet etmesi, itaat etmesi dayatılıyor. Kadının giyiminden dışarı çıkma saatine kadar her şeye karışılıyor. “Kadın dediğin dizini kırıp evinde oturmalı” zihniyetiyle yaklaşılıyor. Kadına, her türlü baskıya, ayrımcılığa boyun eğmesi dayatılıyor. Tacize, tecavüze uğrasan da, dayak yesen de sesini çıkarmayacaksın, susacaksın. Çünkü kadınsın, sen suçlu duruma, haksız duruma düşersin diye düşünülüp ses çıkarılamıyor. Tabii bu sorunları yaşayanlar biz işçi-emekçi kadınlarız. Çünkü bir patron kadın ile işçi kadın aynı sorunları yaşamıyor.

Özgecanların Hesabını Örgütlü İşçi Sınıfı Soracak!

Özgecan’ın katledilmesinin sorumluları arasında kendi çıkarları ve sefahatleri için işçi sınıfını ve toplumu bölük pörçük parçalayan patronlar, sermayedarlar vardır. İşçi sınıfını her türlü yol ve yöntemle bölen sermaye sınıfı, insani değerleri yıkıyor, bunun yerine çürümeyi dayatıyor. Dayanışma yerine rekabeti, vefa yerine nankörlüğü, paylaşım yerine bencilliği koyan kapitalist sömürü sistemi canavarlar yaratıyor. Erkeği insan soyunun bir cinsi olmaktan çıkaran, bir canavar haline getiren kapitalist sömürü düzeni, kokuşmuş ve çürümüştür, yıkılmayı çoktan hak etmiştir.

Sermayenin Talebi: Annelik “Kariyeri”

Burjuva egemenliği her dönemde, kadınların yaşam biçimini ve sosyal hayattaki misyonunu kendi çıkarları doğrultusunda belirliyor. Sermaye düzeninde emekçi kadınlar için özgürlük yok! İşçi sınıfının kadınları örgütlü mücadeleye katıldıkları ölçüde düzenin zincirleri kırılacak, kadınlar özgürleşme yolunda yürümenin onurunu taşıyacak!

Sayfalar

Kadın beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.