Navigation

Kapitalizm-Emperyalizm

Emperyalizm, Alt-emperyalizm, Türkiye /1

Son dönemde yoğunlaşan tartışmalar içerisinde belki de en önemli olanlardan biri Türkiye’nin dünya sisteminde bulunduğu yerin niteliğiyle ilgili olan “Türkiye alt-emperyalist bir ülke mi, değil mi?” konusu. İç ve dış politikadaki bütün değerlendirmelerin sonuçlarını, dolayısıyla bu konularda alınacak politik tutumları belirleyecek denli önemli olan bu sorunun cevabı alt başlıklarıyla birlikte çeşitli farklılıklar gösteriyor.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /21

Marx, buraya kadarki incelemeler boyunca sermayeden artı-değerin nasıl çıktığını gördüğümüzü, şimdi de artı-değerden sermayenin nasıl çıktığını göreceğimizi belirtir. Vurguladığı üzere, artı-değerin sermaye olarak kullanılmasına, yani elde edilen artı-değerin yeniden sermayeye çevrilmesine sermaye birikimi denir. Marx konuyu bir örnek eşliğinde açıklamaya başlar. Sermaye birikimini önce tek bir kapitalist açısından ele alır.

Köleci Roma’dan Kapitalizme: Çöküşün Anatomisi

Çok özel bir tarihsel dönemden geçtiğimiz, gün geçtikçe daha fazla belirginleşiyor ve kapitalizmin tarihsel bir kriz içinde debelendiği, umutsuzca bir çıkış yolu aradığı gerçeği de gittikçe daha fazla görünür hale geliyor. Finans kapitalin zirveleri ve çoğu burjuva ideolog da gidişatın son derece kötü olduğunun farkındalar. O kadar ki, artık çürüyen ve çürüdükçe her yanından pis kokular yükselen kapitalizmin gidişatını Roma İmparatorluğunun çöküş dönemiyle karşılaştıranların sayısı giderek artıyor. Kapitalizmi tarih sahnesinden silmek isteyenler için pek çok öğretici dersi de içeren bu analoji hiç de yabana atılır cinsten değildir.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /20

Sermaye birikim sürecinin anlaşılabilmesi açısından en önemli husus, sermayenin dolaşım hareketinin bütünselliği içinde kavranmasıdır. Marx öncelikle bu hususu açıklığa kavuşturur. Belirli bir miktarda paranın üretim araçlarına ve emek gücüne dönüşmesi, sermaye olarak iş görecek bir miktar değerin yapacağı ilk harekettir. Bu dönüşüm piyasada, yani dolaşım alanında olur. Hareketin ikinci aşaması ise, üretim sürecine başlangıçta yatırılmış bulunan sermaye bir artı-değeri de içeren metalara dönüşür dönüşmez tamamlanmış olur. Fakat bu metaların da yeniden dolaşım alanına sokulmaları gerekir. Bu ise, üretilen metaların dolaşıma sokularak satılmaları, değerlerinin para olarak gerçeklik kazanması, bu paranın yeniden sermayeye dönüşmesi ve bu hareketin durmadan yenilenmesi demektir.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /19

Marx bu bölümde, artı-değer oranının hangi formüllerle temsil edilebileceğini açıklar. Bir grup formül dizisi şöyledir: Artı-Değer/Değişen Sermaye = Artı-Değer/Emek Gücü Değeri = Artı-Emek/Gerekli Emek. Bu dizide ilk iki formül değerler oranını gösterirken, üçüncüsü ise bu değerlerin üretimi için harcanan zamanların oranını göstermektedir. Bu formüller kavramsal açıdan güçlü ve doğrudur fakat klasik ekonomi politik bunlardan bilinçli olarak uzak durmuştur. Bunun yerine sömürü derecesini gözlerden gizleyecek formüller türetmiştir.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /18

Marx daha önce değindiği üzere, emek sürecini ilk önce soyut, yani tarihsel biçimlerinden bağımsız şekilde ve insanla doğa arasındaki bir süreç olarak ele almıştır. Bu temelde bakılırsa ve emek sürecinin bütünü onun sonucu olan ürün açısından ele alınırsa, emeğin üretken emek olduğu görülür. Fakat burada önemli bir ayrım noktası belirir. Marx ilgili yere düştüğü dipnotta, üretken emeğin ne olduğunu yalnız başına basit emek süreci açısından belirlemeye yarayan bu yöntemin, hiçbir zaman kapitalist üretim sürecine doğrudan uygulanamayacağını belirtir. Bu hatırlatmalardan sonra, Marx, konuyu daha geniş biçimde incelemeye girişir.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /17

Fabrika mevzuatı, kendi iç dinamiği temelinde biçimlenen kapitalist üretim sürecine karşı toplumun ilk bilinçli ve yöntemli tepkisidir. Marx, bunun otomatik makineler ve elektrikli telgraf kadar büyük sanayinin zorunlu bir ürünü olduğunu belirtir. İngiliz Fabrika Yasalarının işgünü saatlerini düzenleyen maddelerinin yanı sıra, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili hükümleri de vardır. Fakat bu hükümler genelde kapitalistlerin denetimden kaçmalarını kolaylaştıran biçimde kaleme alınmışlardır. Fabrikatörler, işçilerinin kollarını ve bacaklarını tehlikelerden korumak için çok küçük bir masrafa katlanma yükümlülüğünü getiren hükme karşı bile fanatik bir mücadele yürütmüşlerdir. Herkesin kendi özel çıkarlarını gözeterek, toplumda sözümona ortak çıkarları destekleyeceği yönündeki serbest ticaret dogmasının bu noktada kendini parıltılı bir tarzda açığa vurduğunu hatırlatır Marx.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /16

Kullanıma yeni sokulan makinelerin, rekabet içine girdikleri eskiden kalma zanaatlardaki ve manifaktürlerdeki işçiler üzerinde veba gibi bir etki yarattığı açıktır. Marx, ekonomi politiğin aklı başında bütün temsilcilerinin bu gerçeği itiraf ettiğini belirtir. Bu tür iktisatçıların hemen hepsi, fabrika işçisinin içine girdiği kölelik durumundan yakınmıştır. Fakat bu timsah gözyaşlarının arkasına sığınan burjuva iktisatçıların asıl derdi, kapitalizmi savunacak özürler yaratmaktır. Bu bağlamda en somut örneklerden biri, ilk başlangıç ve gelişme döneminin dehşeti yatıştıktan sonra, makinelerin uzun dönemde çalıştırılan işçilerin sayısını arttıracağı iddiasıdır. Oysa İngiliz yünlü ve ipekli dokuma fabrikalarında yaşananların örneklediği gibi, makineli sistemin belli bir gelişme aşamasında, çalıştırılan işçi sayısında sadece göreli bir azalma değil mutlak bir azalma gerçekleşmiştir. Dönemin gelişmelerini gözler önüne seren Marx, pamuklu sanayii gibi bazı örneklerde makinenin devreye girmesiyle başlangıçta bu alandaki fabrika işçilerinin sayılarında bir artış görünse de, bu artışın toplamda yalnızca geçici bir görüntü olduğunu belirtir.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /15

Modern fabrika sistemi makinelerin kapitalist biçimde kullanımına dayanır. Bu sistemde makineler, işgününü ölçüsüz bir biçimde genişleterek işçinin bütün ömrüne el koyan, muazzam biçimde artan ürünün gittikçe kısalan sürelerde elde edilmesine olanak tanıyan ve işgücünün gittikçe daha yoğun bir biçimde sömürülmesini sağlayan sistematik araçlardır. Fabrika sisteminde makinelerin egemen oluşu, manifaktürde işbölümünün üzerine kurulduğu teknik temeli ortadan kaldırır.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /14

Emek aracında meydana gelen devrim, büyük sanayinin hareket noktasını oluşturmuştur. Köklü bir değişikliğe uğrayan emek aracı en gelişmiş biçimine ise, fabrikanın yapılandırılmış makine sisteminde ulaşmıştır. Marx, bir nesnel organizma olarak adlandırdığı bu sisteme insan unsurunun nasıl katıldığını görmeden önce, bu devrimin bizzat işçinin üzerindeki bazı genel etkilerini gözden geçireceğini belirtir.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /13

Mekanik buluşlar insanın günlük yükünü hafifletme potansiyeline sahiptirler. Fakat kapitalizmde makine kullanımı, insanın günlük yükünü hafifletmek gibi bir amaç taşımaz. Kapitalistlerin makine kullanımından muradı, işçinin işgününün karşılığını almadan kapitaliste bıraktığı kısmı (artı-değeri) büyütmektir. Emeğin üretkenliğini arttıran diğer her araç gibi, makineler de metaları ucuzlatan bir etki yaratır ve işgününün gerekli emek-zaman kısmını kısaltırlar. Makineler artı-değer üretmez, işçinin daha fazla artı-değer üretmesine aracılık ederler.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /12

Marx, manüfaktürdeki işbölümü ile, her türlü meta üretiminin temelini oluşturan toplumsal işbölümü arasındaki ilişkiye kısaca değineceğini belirtir. Yalnızca işin kendisi göz önünde tutulduğunda, toplumsal üretimin tarım, sanayi vb. gibi büyük türlere ayrılmasını genel işbölümü diye adlandırır. Tarım, sanayi gibi üretim türlerinin tiplere ve alt-tiplere ayrılmasını özel işbölümü diye niteler. Bir atölyenin içinde meydana gelen işbölümünü ise tekil işbölümü diye isimlendirir. Toplum içindeki işbölümünü ve buna uygun olarak bireylerin belli özel meslek alanlarına bağlanmalarını anlamak için tarihe bakmak gerekir.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /11

Marx, kapitalist üretimin gerçekte ancak, aynı sermayedarın daha çok sayıda işçiyi eş zamanlı olarak çalıştırdığı, yani emek sürecinin kapsamını genişlettiği ve böylece daha fazla ürün sağladığı yerde başladığını vurgular. Burada belirtilen koşullar, tarihsel ve kavramsal açıdan kapitalist üretimin başlangıç noktasını oluştururlar. Kapitalizmin başlangıç dönemlerine bakıldığında, yeniyi temsil eden manifaktür ile eskiyi temsil eden loncalara bağlı zanaat kolları arasındaki fark nicel bir fark olarak görünür. Şöyle ki, eskisinden farklı olarak şimdi atölyelerde bir sermayedar tarafından daha çok sayıda işçi çalıştırılmaktadır. Fakat işin gerçeğinde, eski ile yeni arasında niteliksel bir fark vardır.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /10

Marx, işgününün uzatılması yoluyla elde edilen artı-değere mutlak artı-değer adını verdiğini belirtir. Gerekli emek-zamanın kısaltılması sayesinde, işgününün gerekli-emek ve artı-emek kısımları arasındaki oranın değişimiyle sağlanan artı-değeri ise göreli artı-değer (nispî artı-değer) diye niteler. Emeğin üretkenliğindeki yükselmenin işgücünün değerini düşürebilmesi için, bu yükselmenin gerekli-emek değerini belirleyen ürünlerin (gıda, giyecek, barınak gibi) üretildiği sanayi dallarını etkilemesi gerekir. Fakat bu durumu, o toplumdaki üretimin yalnızca son döneminde cereyan eden bir düşme etkisi olarak varsaymak doğru olmayacaktır.

Marx’ın Kapital’ini Okumak /9

Sermayenin işçiyi canının istediği şekilde çalıştırdığı koşullara oranla, işgününü sınırlandıran yasaların çıkartılması, yine de işçi sınıfı açısından tarihsel bir kazanım olmuştur. Bu, Marx’ın deyişiyle, burjuvazinin cafcaflı “devredilemez insan hakları” katalogunun yerini, işçilerin çalışma zamanını açıkça gösteren Magna Carta’nın (Büyük Özgürlük Fermanı) alması demektir. Zira işçi ancak bu sayede, kapitalist düzene karşı mücadeleye kafa yorabileceği ve katılabileceği bir zaman elde etmiştir. Bu gerçeklik, günümüzde işçi sınıfının tarihsel kazanımlarına sermayenin yönelttiği saldırılar altında sersemleyen, uzun çalışma saatleri ve fazla mesailer nedeniyle fabrikadan mücadele alanlarına uzanamayan işçilerin sergilediği durumla bir kez daha kanıtlanmış oluyor!

Sayfalar

Kapitalizm-Emperyalizm beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.