Navigation

Dünya

Tayland’da İsyan Büyüyor

Tayland’da egemen sınıfın en gerici unsurlarının somutlandığı monarşinin ortadan kaldırılarak demokratik bir rejime geçilmesinin işçi sınıfının da temel taleplerinden biri olması gerektiği muhakkaktır. Fakat sadece biri! Zira işçi sınıfının ve yoksul emekçilerin çıkarlarının sadece monarşiyle değil bir bütün olarak kapitalizmle uzlaşmaz çelişki içinde olduğu aşikârdır. Dolayısıyla emekçi kitleler her geçen gün daha da derinleşen sorunlarını gerçekten çözmek istiyorlarsa, monarşiyi reforme etmek, hatta daha ileriye gidip ortadan kaldırmakla sınırlı bir politik programla yetinmemeleri gerektiğini attıkları her adımda büyük bedeller pahasına göreceklerdir.

Çin: Gençliğin Kapitalizme Öfkesi Mayalanıyor

Ülkedeki baskıcı totaliter rejimin uygulamalarına rağmen işçiler, gençler akıllarıyla dalga geçildiğini görüyor, mücadele etmenin yollarını arıyorlar. O yüzden yeni jenerasyon işçiler sosyal medya hesaplarında sömürülen işçilerin, fakir çocukların fotoğraflarını paylaşıyorlar. 1920’lerde yoksullar adına baskıcı toprak ağalarını deviren kişilerin anlatısına yer verilen ve kurgusal bir film olan “Let Bullets Fly (Mermiler Uçuyor)” gibi filmler tekrardan gündem olmaya başlamış durumda.

Kafkasya: Masallar Diyarından Savaş Arenasına

Kapitalizm altında ne Kafkasya’nın ne Ortadoğu’nun ne Asya’nın yaraları sarılacak. Birbirleriyle gerçekte sorunları olmayan halklar, kapitalizm yıkıldığında gerçek özgürlüğe ve barışa kavuşacak. Suyun yolunu Ekim Devrimi açtı. Ve ancak Ekim Devriminden çıkartılacak derslerle kavgaya atılan dünya proletaryası sonsuz acılar çağına son verecek.

ABD Seçimleri Ne Anlatıyor?

Kriz, tırmanan işsizlik ve derinleşip kalıcılaşan yoksulluk, sağlık hizmetlerinin çökmesi ve kitlelerin büyüyen umutsuzluğu, sermayenin uluslararası sözcülerine alarm zilleri çaldırıyor. Ancak ne Biden ne de Trump böylesi köklü sorunlara çözüm üretecek kapasiteye sahiptir. Amerikan işçi sınıfının da dünya işçi sınıfının da kurtuluşu bir bütün olarak burjuvaziye karşı yürütecekleri mücadeleye bağlıdır.

Şili’de Anayasa Referandumu

Şili’de 25 Ekimde yapılan referandumla faşist Pinochet anayasasının değiştirilmesi kararı alındı. Oylamaya katılanların yüzde 80’e yakını, yani ezici çoğunluğu bu doğrultuda oy kullandı. Bu sonuçlar, faşist bir askeri rejimin silah zoruyla dayattığı bir anayasanın halkın yükselen mücadelesi sonucunda çöpe atılması bakımından önem taşıyor kuşkusuz. İlk elde ve her şeyden önce söylenmesi gereken budur. Ne var ki bu olumluluk yalnızca madalyonun bir yüzüdür.

Bolivya’da Darbeciler Seçim Hezimetine Uğradı

Seçim gününün sabahında sokakların asker ve polis ablukasına alınması ve resmi sonuçların açıklanmasının gecikmesi, doğrusu bu yasağı daha da anlamlı kılmaktadır. Darbecilerin kapalı kapılar ardında ne gibi planlar yaptığı belli değildir. Luis Arce ve MAS’a yönelik yeni darbe teşebbüslerinin devamının gelme ihtimali son derece yüksektir. Buna karşılık MAS liderliğinin ne yapacağı, darbecilerin aracına dönüşen ordu ve polis aygıtına müdahalede bulunup bulunmayacağı henüz belirsizdir. Emekçi kitlelerin karşı-devrimci girişimleri geri püskürtüp kazanımlarını ilerletme ve kalıcı hale getirmelerinin yolu, işçi sınıfının ve yoksul emekçilerin iktidarı kendi ellerine alarak sermaye düzenini yıkmalarından geçmektedir.

Amerika’da Neler Oluyor?

ABD'deki seçimler pek çok kesim tarafından Amerika’nın tarihindeki en önemli seçimler olarak görülüyor. Seçim sonuçları ne olursa olsun Amerika’yı bir kaosun beklediği vurgulanıyor hatta iç savaş çıkabileceği yorumları yapılıyor. Yorumların doğruluk derecesi elbette tartışılabilir ama böylesi yorumların bu kadar yaygın yapılabiliyor oluşunun, tüm dünyanın nasıl olağanüstü bir süreçten geçtiğini ortaya koyduğu apaçıktır.

Kafkasya’da Bir Kez Daha Savaş Tamtamları Çalıyor

Neresinden bakarsak bakalım, bu savaşın emekçiler açısından haklı bir yönü bulunmuyor. Türkiyeli emekçiler bu savaşa karşı çıkmak zorundadırlar. Toplumsal desteği azalan, ekonomik alanda alabildiğine sıkışan, izlediği saldırgan dış politikayla arzu ettiği ya da ilan ettiği hedeflere varamayan iktidar, burjuva muhalefeti felçleştirmek ve kitleleri körleştirmek için en ucuz olan yola başvuruyor: milliyetçilik ve militarizmi körüklemek! Kısa vadede bu politikadan umduğunu belki bulabilir ama eninde sonunda işler tersine dönecektir.

Dün Mississippi, Bugün Dünya Yanıyor!

Geçtiğimiz günlerde bir grup arkadaş olarak gerçek bir hikâyeden uyarlanan Mississippi Yanıyor filmini izledik. Film 1964’te ABD’nin Mississippi eyaletinde, ikisi beyaz, biri siyah üç insan hakları aktivisti gencin “esrarengiz” bir biçimde ortadan kaybolmasını ve sonrasındaki gelişmeleri ele alıyor. Bu filmin bize düşündürdüklerini sizlerle paylaşmak isteriz.

ABD’de İsyan Büyüyor, Tarihsel Kavga Devam Ediyor /4

Marksizm emperyalist savaşlara ve her tür haksız savaşa karşı “sınıf savaşını” savunurken, Hıristiyan solculuğunun militarizm ve savaş karşıtlığı pasifizm üzerine kuruludur. Üstelik haklı savaş haksız savaş ayrımı da yoktur. Kısacası, King’in öncülük ettiği hareketin ideolojik esin kaynağı olan Hıristiyan solculuğu eşitlikçi, sosyal adaletçi, ezilenlerden yana bir dinsel ahlâki değerler sistemine dayanır. Pasifist, barışçıl kitlesel eyleme dayalı, medyada ilgi yaratarak ve kamuoyu oluşturarak, neredeyse “düşmanı ikna ederek” tarafları uzlaştırmaya dayalı stratejisi ise ezilenleri, ırkçı sömürücü kapitalist düzenin temellerine vurmaktan alıkoyar.

Belarus İşçi Sınıfı Burjuva Kapışmanın Kıskacında

Belarus’ta ne burjuva muhalefet ne de Bonapartist rejim işçi sınıfının çıkarlarını savunmaktadır. Burjuvazi içi kapışmadan işçi sınıfına ne refah ne de demokrasi çıkacağını SSCB’nin dağılmasının ardından kurulan onca devletten de, geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız “renkli devrim”lerden ve “bahar”lardan da biliyoruz. Burjuvazi ayağa kalkan işçileri kendi politik rayına sokup, kendi “devrimi”nin itici gücü haline getirmeye çalışıyor. Oysa rejimden hoşnutsuzluklarını üretimden gelen güçlerini kullanarak grevlerle, iş bırakmalarla gösteren işçilerin, burjuva güçlerin tribünlerine yakıt olmak yerine iktidarı kendi ellerine almaya yönelmeleri gerekiyor.

Büyük Ortadoğu Savaşı ve İsrail-BAE Anlaşması

Her halükârda İsrail ile BAE arasında imzalanan türde anlaşmaların bölgede kalıcı bir barışa ve emekçilerin refahına hizmet etmeyeceği apaçıktır. Kapitalist iktidarların hiçbirinin niyeti de bu değildir. Barışa ve refaha giden tek yol bölge emekçilerinin birleşerek burjuva iktidarların kirli anlaşmalarını boşa çıkarmaları ve sömürü düzenini yıkmak üzere siyasal iktidarı bizzat kendi ellerine almalarıdır.

ABD’de Irkçı Nefrete Karşı Tepki Devam Ediyor

ABD'de yine bir siyah emekçi polis şiddetinin hedefi oldu. 23 Ağustosta ABD’nin Wisconsin eyaletinin Kenosha şehrinde Jacob Blake adlı bir siyah emekçi, çocuklarının gözü önünde polis tarafından vuruldu. Polis, arkası dönük olduğu halde Blake’in üzerine kurşun yağdırdı. Bu olayın duyulmasıyla birlikte saldırın gerçekleştiği Wisconsin eyaletinde binlerce emekçi sokaklara döküldü.

Bolivya’da Hükümet Seçimleri Erteledi, Kitleler Genel Grevle Gücünü Gösterdi

Kasım 2019’da ABD destekli bir darbeyle reformist sosyalist başkan Evo Morales’i zorla istifa ettirerek Bolivya yönetimine el koyan faşist hükümet, 23 Temmuzda aldığı kararla seçimleri bir kez daha askıya aldığını duyurdu. Bu da, Bolivya anayasasına göre 90 gün içinde seçimlerin yenilenmesi gerekirken, 9 ay içerisinde seçimleri üçüncü kez erteleyen darbeci hükümete karşı tepkileri beraberinde getirdi.

Emperyal Hayaller ve Gerçekler

TC egemenleri emperyal hedefler doğrultusunda boylarından büyük işlere kalkışmışlar, tökezledikçe daha da tutarsızlaşıp daha büyük zikzaklar yapmak zorunda kalmışlar, savaşın herhangi bir cephesinde kalıcı bir geri adım atarlarsa elini verenin kolunu kaptıracağı düşüncesiyle oynadıkları kumarda eli giderek daha da büyütmüşlerdir. TC’nin askeri kabiliyeti ve iktisadi gücü düşünüldüğünde, körükledikleri savaştan amaçlarına ulaşarak çıkmaları pek mümkün değildir. Bunun son örneğini Libya’da yaşanan gelişmelerde görmek mümkündür.

Sayfalar

Dünya beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.