Navigation

Gündem

Bu Nasıl Cendere: Emekli Olamamak da Dert, Olmak da!

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devreye sokulan neo-liberal saldırıların önemli alanlarından birini sosyal güvenlik alanı oluşturdu. İşçilerin mücadele sonucu belli haklar elde etmeleriyle oluşturulan sosyal güvenlik sistemi tüm dünyada olduğu gibi burada da tasfiye edilmeye çalışılıyor. Sağlıktan eğitime, emeklilik sisteminden vergi adaletsizliğine varıncaya kadar burjuvazi gözü dönmüşçesine saldırıyor.

Şili’de Halk Bugün Ayaklanıyor!

Tanklar ile neoliberal politikalar arasında, neoliberal politikalar ile kitlelerin isyanı arasında doğrudan bir bağ var. Yıllarca askeri faşist diktatörlüğün hüküm sürdüğü Şili, neoliberal politikaların test edildiği bir laboratuvar ülke olmuştur. 80’lerden itibaren tüm dünyada uygulanmaya başlanan neoliberal saldırı politikaları, 1973’te bir darbe ile yönetime el koyan Pinochet diktatörlüğü altında ilk kez bu ülkede hayata geçirilmiştir.

Düzenin Payandası: Korporatist Sendikacılık

Tek adam rejiminin her türlü siyasal baskısının yanında ekonomik krizin faturasını işçi-emekçilere ödetiyor oluşunda sendikal bürokrasinin büyük bir payı bulunmaktadır. Türk-İş üst bürokrasisi, Hak-İş ve Memur-Sen aldıkları pasif tutumla, satış sözleşmeleriyle işçi sınıfının her türlü eylemini engelleyerek sınıf hareketini felce uğratmışlardır. Çelişkilerin alabildiğine derinleştiği, işçi sınıfına yapılan saldırıların azgınlaştığı bir ortamda bu sendikalar yaptıkları grev, direniş ve eylemlerle değil, satış sözleşmeleri, kendilerine aldıkları lüks araçlar, fahiş oranda yüksek maaşlarla gündeme gelmektedirler.

Tüm Sorunların Çözüm Yolu Devrimden Geçiyor!

Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Tam da 1917 Ekim Devriminin yıldönümünde, dünyanın birçok köşesinde işçi ve emekçi kitlelerin ardı ardına isyanları patlak veriyor. İsyan ateşiyle alevlenen dünya meydanları, adeta Ekim Devrimine selam duruyor. 30 yıl önce tam da bu günlerde dünya burjuvazisi, Berlin Duvarının yıkılmasını sosyalizmin yenilgisiyle özdeşleştirmiş ve kapitalizmin zaferini ilan etmişti. Bu yüzden de egemenler her yıl kutluyorlar duvarın yıkılışını. Fakat söylemlerine egemen olan, gelip yüzlerine yerleşen o eski mağrurluk artık yok.

Savaşta Kimler Ölüyor?

Geçtiğimiz günlerde MHP’li bir milletvekilinin sosyal medya hesabından Şemdinli’de görev yapan bir askere ettiği küfür sosyal paylaşım sitelerinde gündem oldu. Asker “nedense sizin çocuklarınız katılmıyor savaşa vekilim” demişti. Vekilse askere sosyal medyadan pervasızca saldırdı: “memleket evlatları boş yere ölecek diyen her kim varsa şerefsiz, vatan haini ve korkaktır. Amerikan uşağı alçaktır.”

Emperyalist Savaşın Gerçek Yüzü: Savaş ve Açlar

Savaş ve Açlar romanı aslında otobiyografik bir romandır. Ancak salt kişisel bir yaşam hikâyesi değildir burada konu edilen. Bu roman bir dönemi, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu’nda cephe gerisinde yaşam savaşı veren yoksul halkın neler yaşadığını resmeden bir romandır. Resmi tarih kitaplarında yazılan kahramanlık destanlarının ardındaki savaşın gerçek ve korkunç yüzünün anlatıldığı bir romandır bu. Ama sadece yaşanmışlıkları olduğu gibi anlatmakla kalmaz Dinamo. Aynı zamanda savaş, zenginlik ve yoksulluk hakkındaki fikirlerini de karakterlere söyletir.

Gökçeada’da İmroz’u Görmek

Görünürde İmrozlulara adayı terk etmelerini söyleyen resmi bir beyan yoktur. Zaten kimi kaynaklarda İmrozluların adayı “ekonomik nedenlerle” terk ettiklerini okuyabilirsiniz. Ama bu ekonomik nedenleri doğuran siyasi nedenlere hiç değinilmez bu kaynaklarda! İmroz’da yaşananlar geçmişten bugüne yaşatılan acıların bir parçası aslında. Yani empati kurmak isterseniz Dersim’i, Ermeni kırımını, 1923 mübadelesini hatırlayın.

İsyan Dalgası Yeniden Yükselişte

Kısa aralıklarla farklı coğrafyalarda emekçilerin isyanlarına şahit olduğumuz bir dönemden geçiyoruz. İç içe geçmiş halkalar gibi birinin bittiği yerde diğeri başlıyor. İsyan bayrağı, Ortadoğu’da, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da, Latin Amerika’da elden ele aktarılıyor.

Suriyeli Mülteciler Sorunu

Siyasi iktidarın ve Türkiyeli kapitalistlerin Suriyeli mültecileri sonuna kadar istismar ettiği, mültecilerin yükünü yoksul işçi ve emekçilere yıktığı ortadadır. Suriyeli mülteciler sorununun çözümü ancak Türkiyeli emekçilerin siyasi iktidarın niteliğini görmesi ve Suriyeli emekçi mültecilere kardeşlik elini uzatmasıyla mümkün olabilir. Günün görevi milliyetçi önyargılardan arınmış, Suriyeli mülteci emekçilerle dayanışma içinde olan, entegrasyon politikalarının uygulanmasını talep eden, emperyalist savaşa karşı çıkan, örgütlü mücadelede yerini alan işçilerin sayısını arttırmaktır.

Mücadele Gücü

Çıkışsızlık ve krizlerle sarsılan kapitalizm tarihsel ömrünü doldurmuştur. Kendini ileriye taşıma potansiyellerini tüketmiştir. İnsanlığa, doğaya yıkımdan başka bir şey vaat edemeyecek duruma gelmiştir. Nitekim bugün teknolojinin geldiği düzey, insanların çok daha kısa sürelerle çalışmasına olanak sunuyor. Fakat buna rağmen insanlar hâlâ çok uzun saatler boyunca tükenircesine çalışmak zorunda bırakılıyor.

Ekvador: İsyan Dalgasında Bir Halka Daha

Son süreçte yaşanan isyan dalgasına Güney Amerika ülkelerinden Ekvador da eklendi. Lenin Moreno liderliğindeki burjuva hükümetin 1 Ekimde ilan ettiği ekonomik saldırı paketine işçilerin ve taşıma sektöründeki emekçilerin grevle yanıt vermesinin ardından eylemler tüm ülkeye yayıldı. Kitlesel protesto gösterileriyle birlikte yüz binlerce emekçinin sokağa dökülmesi hükümeti alarm durumuna itti.

Irak’ta İsyan Ateşi

Iraklı emekçiler, işsizliğe, yolsuzluğa ve son derece yaşamsal olan kamu hizmetlerinin yetersizliğine karşı bir kez daha sokağa döküldüler. 1 Ekimde Şii kentlerinde patlak veren gösteriler kısa sürede Bağdat da dâhil pek çok kente yayıldı. Halkın son derece yakıcı taleplerle yükselttiği eylemlere hükümetin tavrı her zamanki gibi azgın bir devlet terörüyle yanıt vermek oldu. Emekçi kitleler sokağa çıkma yasağı ve polis şiddetiyle engellenmeye çalışılırken, sadece altı gün içinde 110 gösterici katledildi, 6 binden fazlası yaralandı.

10 Ekim Karanfilleri Bir Kez Daha “Barış” Şiarıyla Anıldı

10 Ekim katliamında yaşamını yitiren 103 emekçi başta Ankara olmak üzere pek çok kentte anıldı ve katliamın sorumluları lanetlendi. 10 Ekim 2015’te, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin “Emek, Barış ve Demokrasi” şiarıyla Ankara’da gerçekleştirdiği mitinge on binlerce işçi ve emekçi katılmıştı. O sabah Türkiye’nin dört bir yanından gelip Ankara Garı önünde toplanan emekçiler, IŞİD canilerinin bombalı saldırısına uğramıştı. Bu saldırı sonucunda 103 emekçi hayatını kaybetmiş, 500’den fazlası yaralanmıştı.

Emek Örgütleri: “Bu Toprakların İhtiyacı Adalet, Demokrasi ve Barıştır”

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin yaptığı, “bu toprakların ihtiyacı adalet, demokrasi ve barıştır” başlıklı açıklamada, emekçilerin karşı karşıya kaldıkları tehlikeye dikkat çekilerek, "göz göre göre susma zamanı değildir” deniliyor.

Talanın ve Krizin Faturası Kime?

IMF heyetinin ziyareti ile ilgili hararetli tartışmaların sürdüğü sırada iktidar damat aracılığıyla Yeni Ekonomi Programını (YEP) ilan etti. Çeşitli iktisatçıların da eleştirdiği gibi, sahte umutlar yaymayı amaçladığı anlaşılan, gerçeklerden uzak ve çelişkili pembe tablolar bir kenara bırakılırsa, iktidarın bu programda ortaya koyduğu çeşitli yaklaşım ve hedeflerin IMF’nin tam da ziyaretin hemen akabinde hazırladığı ön rapordaki hususlarla önemli benzerlikler taşıdığı açıktır.

Sayfalar

Gündem beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.