Navigation

Gündem

Büyüyen Sorunlar ve Dar Alanda Manevra Arayışı

Ekonomideki çöküş, dış siyasal alandaki sıkışma, parti ve devlet içinde kızışan kavga, AKP tabanındaki erime ve dolayısıyla durumun eskisi gibi sürdürülemeyecek olması kaçınılmaz olarak rejimin üst katlarında gerilimlere yol açmıştır. İşte bu koşullarda Erdoğan, burjuva muhalefetin “uyurgezer” siyasetini de fırsat bilip iktidarını korumaya yönelik yeni planlar yapmaya girişmiştir.

Haftada Sadece 30 Ders mi? Hadi Bakalım Filyasyona!

Nisan ayından bu yana okullarda öğretmenler Vefa Grubu olsun, filyasyon çalışmaları olsun boş durmuyorlar. Kronik bir hastalığı yoksa her öğretmene dönüşümlü olarak görev veriliyor. Gönüllülük temelinde deniliyor ama maalesef daha çok okul idareleri tarafından çoğu zaman öğretmen bilgilendirilmeden isimler İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine veriliyor. Öğretmenlerin bu işe “hayır” demek gibi bir lüksleri yok. Artık on beş yıl önceki güçleri olmadığı için bugün “hayır” demek, yarın hem okuldan hem Milli Eğitim Müdürlüklerinden en küçük açıklarının takibi demek.

Yalnızlık Sarılarak Giderilebilir mi?

“İnsanların bireysel sorunlarından dolayı kendilerini yalnız hissetmemeleri için birbirimizi sıcak bir şekilde kucakladığımız bir toplum yaratmalıyız” diyen Japonya hükümet temsilcisi Katsunobu Kato gibiler, çözümü hemen de bulmuşlar! Kendini kötü hissedenlere “sarılma odaları” kurmuşlar. “Kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz, sorunlarla nasıl baş edeceğinizi bilmiyor musunuz, işyerindeki ya da okuldaki stresten kurtulmak mı istiyorsunuz? O zaman size çare: sarılarak rahatlayın!

Bugün Onların Olsun Ama Gelecek Bizimdir!

Savaşmak yalnızca topla tüfekle olmaz ki… Savaşmak yüreğinle aklının bir olduğu, inandığın doğrular için bütün gövdenle girmektir kavgaya. Her gördüğün şeye bu amaçla bakabilmek, esir alınmış beyinlere kurtuluş yollarını anlatabilmektir. Bazen bir sözle, bazen bir şiirle, bazen kendi evladıyla, bazen de… Çağımızın yanlışlarına göz yummak değil, karşı durmak için atıyor yüreğim.

Emperyal Dış Politikanın Uçurum Yolculuğu

Erdoğancı sermaye fraksiyonu sahip olduğu İslami geçmiş ve referanslarla kendisini İslam dünyasına önderlik edebilecek en büyük, hatta yegâne aday olarak görmektedir. Dünyanın büyük bir çalkantı ve yeniden şekillenme sürecinde olduğunun farkında olan bu kadro bunun boşluklar ve fırsatlar doğurduğunu hesap etmekte, cüretkâr, girişken, saldırgan olunmadıkça bu fırsatlardan yararlanılamayacağını, hatta eldeki varlığın da kaybedileceğini düşünmektedir. İşçi-emekçi kitleler için buradaki politikanın bir din kardeşliği ve dayanışması olarak algılanması ya da “büyük devlet” olmanın gereklerinden ya da görünümlerinden biri olarak görülmesi bir ideolojik yanılsamadır. Vurgulayalım ki bu bir kan ve gözyaşı politikasıdır, tüm ülkelerin emekçileri için felâketler içermektedir.

Çin: Gençliğin Kapitalizme Öfkesi Mayalanıyor

Ülkedeki baskıcı totaliter rejimin uygulamalarına rağmen işçiler, gençler akıllarıyla dalga geçildiğini görüyor, mücadele etmenin yollarını arıyorlar. O yüzden yeni jenerasyon işçiler sosyal medya hesaplarında sömürülen işçilerin, fakir çocukların fotoğraflarını paylaşıyorlar. 1920’lerde yoksullar adına baskıcı toprak ağalarını deviren kişilerin anlatısına yer verilen ve kurgusal bir film olan “Let Bullets Fly (Mermiler Uçuyor)” gibi filmler tekrardan gündem olmaya başlamış durumda.

Diziler, Menkıbeler ve Gerçekler /1

AKP ve Erdoğan iktidarı döneminde Türkiye’nin içerde ve dışarda izlediği politikalar baştan sona düz bir çizgi üzerinde ilerlememiştir, tersine önemli değişiklikler olmuştur. Bu değişim diziler de dahil olmak üzere hayatın her alanına damgasını basmıştır demek abartılı bir ifade olmayacaktır.

Rejimin Sorunları Büyüyor

Rejimin bekası için içeride ve dışarıda yeni gerilimler yaratılması bir zorunluluktur. Bu yapılamadığı koşullarda, yalnızca ekonomik alandaki yıkım ve toplumsal sorunlar değil ama aynı zamanda dış siyasal alandaki sıkışma da daha fazla görünür hale gelmektedir. Rejimin varlığını koruma ve iç siyasal süreci şekillendirme ihtiyacıyla izlediği emperyal siyaset ve bu bağlamda yarattığı krizler kesinlikle birbirinden kopartılamaz, bunlar bir bütünün parçalarıdır.

ABD Seçimleri Ne Anlatıyor?

Kriz, tırmanan işsizlik ve derinleşip kalıcılaşan yoksulluk, sağlık hizmetlerinin çökmesi ve kitlelerin büyüyen umutsuzluğu, sermayenin uluslararası sözcülerine alarm zilleri çaldırıyor. Ancak ne Biden ne de Trump böylesi köklü sorunlara çözüm üretecek kapasiteye sahiptir. Amerikan işçi sınıfının da dünya işçi sınıfının da kurtuluşu bir bütün olarak burjuvaziye karşı yürütecekleri mücadeleye bağlıdır.

Salgın Sağlık Sisteminin İflasını da Ortaya Seriyor

Kitleleri salgından koruma bahanesiyle derhal baskıcı yöntemlere başvuran kapitalistler, hızla yeni hastaneler kurmak, sağlık ekipmanları üretecek tesisler açmak, sağlık çalışanlarının sayısını arttırmak gibi uygulamaların adını bile ağızlarına almıyorlar. Emperyalist ülkelerin hegemonya krizine dönüşen “aşı savaşları” süredururken, hali hazırda kolera, sıtma gibi tedavisi bulunan basit hastalıklardan dahi her yıl yüz binlerce insan yaşamını yitiyor. Ama bu durum kapitalizm altında hiç de şaşırtıcı değil. Hem mental hem fiziksel hastalıkları arttıran, bu zemini döşeyip sürekli besleyen kapitalizmdir.

Covid-19 Bahanesiyle Gasp Edilen Özgürlükler

Günümüzde COVID-19 pandemisini siyasal süreçler açısından bir dönüm noktası olarak görmek mümkün. Özellikle faşist liderlerin bu dönemi bir fırsat olarak kullandığını söylemek yanlış olmaz. Hükümetlerin yaygın test yapmak yerine temas belirlenmesi bahanesiyle kişisel takip uygulamalarına öncelik vermesi uzun vadede uygulamayı tercih ettikleri sistemler hakkında bir ipucu veriyor. “Sağlık” ile temel hak ve özgürlükler arasında bir tercih yapmak zorunda kalmak pandemi sürecinin getirdiği “yeni normal” olarak topluma kabul ettirilmek isteniyor.

Kapitalist Çürüme ve Çöküş!

Bu sistemde zenginler daha fazla zenginleşirken ve emekçiler daha fazla fakirleşip toplumsal eşitsizlik giderek artarken, burjuvazi, geleceği olmayan milyonları faşist baskıyla, korkutmayla ve koronavirüs tehdidiyle zapturapt altında tutmak istiyor. Burjuva ideolojisi yeni teknolojik buluşlar veya hamlelerle “yeni” makyajıyla, çürümüş bedenini maskeleyerek pazarlamaya çalışıyor. Gençleri bu aldatmacayla kuşatma altına alarak, en geniş anlamıyla milyonlarca insanın, sömürüsüz, güzel günlerin hayalini bile kurmasını istemiyor.

Uçurum İnsanları, Yalanlar ve Kapitalizm!

Jack London’ın yüz yıl önce kaleme aldığı “Uçurum İnsanları” kitabındakileri hatırlatırcasına, bugün dünyanın birçok büyük kentinde, ışıltılı caddelerin ardında binlerce insan hiçbir sosyal güvencesi olmadan sokaklarda yaşıyor. “Evde kalın, hijyen kurallarına uyun” diyen muktedirler ise evsizlerin yaşam koşullarını iyileştirmek bir yana, bu “manzara”yı ortadan kaldırmak için kolları sıvamış durumda. Bir sosyal medya kullanıcısının paylaşımıyla ortaya çıktığı üzere, şehirlerin köprü altlarından banklara, kaldırımlara varıncaya dek birçok noktasına evsizlerin uyumaması için dikenli taşlar, döşemeler yerleştiriliyor.

Barış ve Emekçilerin Kardeşliği, Mücadelenin Ürünü Olacaktır

Son haftalarda Kafkasya’da yeniden savaş naraları yükseltiliyor. Azeri ve Ermeni halklar birbirine kırdırılıyor. Egemenler düşmanlık tohumunu ekmeye çalışsalar da, yürekleri birlikte kardeşçe yaşama ve barışa hasret insanların sesine engel olamıyorlar. Azeri, Ermeni ve Gürcü gençler tırmandırılan bu savaşa karşı bir bildiri yayınladılar. Çeşitli ülkelerden imzacıların destek verdiği bildiri, savaşa karşı barış çağrısı yapıyor.

Yine Torba Yasa, Yine Hak Gaspları

Görünen köy kılavuz istemez. Siyasi iktidar gemi azıya almış, salgını bahane ederek işçilerin elinde kalan son hak kırıntılarını da almak için yükleniyor. İşçi sınıfının önünde ise iki seçenek var: Ya bu saldırılara sessiz kalarak elinde kalan son kırıntıları da kaybedecek, ya da susmayacak, örgütlenecek ve mücadele ederek bu gidişata dur diyecek!

Sayfalar

Gündem beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.