Navigation

Gündem

Rejimin Sıkışmışlığı

Rejim Garê operasyonunu sadece sınır ötesi bir askeri hamle olarak değil içeriyi de hedef alan bir politik hamle olarak tasarlamıştır. Ancak sonucun açık bir başarısızlık olması ülkedeki politik havanın seyri bakımından bir kırılma noktasından geçtiğimizi gösteriyor olabilir. Önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmelere bağlı olarak bunu daha net görebileceğiz. Şimdi rejim bir yandan muhalefeti “terör” suçlamaları temelinde kriminalize etmeye uğraşırken baskıyı dört bir koldan arttıracaktır.

Tabletle Verip Vergiyle Alarak Eğitimdeki Hangi Sorun Çözülür?

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Şubat ayında 100 bin tablet dağıtılacağının müjdesini verdi. Ekim ayından bu yana da 500 bin tablet dağıtıldığını iddia etti. Benim okulumda en az 800 öğrenci EBA’ya giremediği halde sadece 40 tablet verildi. Tablet verilmeyen aileler defalarca bizi arayıp ekonomik olarak çok zor durumda olduklarını anlatıp neden tablet alamadıklarını, tablet alma kriterinin ne olduğunu öğrenmek istiyorlar.

Dayanışma ve Mücadele Bizleri Kurtarır!

Bugün işçiler çocuğuna pantolon alamadığı için, gelecekten umudunu kaybettiği için intihar ediyor. Eline “iş-aş” yazarak intihar ediyor. İktidar sözcüleri ise utanmadan “yoksulluk sorun olmaktan çıktı”, “kuru ekmek yiyorsa aç değildir” diyorlar. Dünden bugüne egemenler örgütsüz ve güçsüz işçiler karşısında böyle davranmaktan çekinmemişler. Ama işçiler bir araya geldiklerinde, tek yumruk olduklarında kendilerine kaçacak delik aramışlar.

Yeni Bir Dünya Kurmanın Özlemiyle Sonuna Kadar Kavga!

Bugün karanlık zamanlardan geçsek de elbet bir gün güneş doğacak. Sefa sürenler elbet hesap verecek. Onlar her ne kadar pervasız olsalar da içimizdeki mücadele azmi onları yenecek. Bir gün filizlenecek menekşelerimiz. İnancımız ve mücadelemizle, işçi sınıfı yok edecek bu köhne düzeni.

Halk Sağlığı mı, Daha Büyük Kârlar mı?

Hastalıklar üretip tedavi “satmak”, kapitalistler için tüm insanlığın sağlığını korumaktan daha kârlıdır. İşçilerin mücadelesinin daha güçlü olduğu zamanlarda halk sağlığı, sosyal güvenlik gibi konularda çeşitli kazanımlar elde edilmiş, sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletilip, kamusal sağlık hizmeti için egemenler adım atmaya zorlanmıştır.

Sermayenin Açgözlülüğü, Kuraklık ve Su Sorunu

Yağışların olmaması ve özellikle büyük kentlerin su ihtiyacını karşılayan barajların boşalması Türkiye’de susuzluk ve kuraklık sorununu yeniden gündeme getirdi. Geçim sıkıntısıyla, ağır ve yorucu çalışma koşullarıyla, hayat gailesiyle boğuşan, kentlerde yaşayan milyonlarca emekçinin gündemine ancak “musluklardan akan suyun kesilmesi” riskiyle karşı karşıya kalındığında girdi susuzluk sorunu… Dünya genelinde etkili olan kuraklık ve susuzluk sorunu her geçen gün büyüyerek doğrudan ya da dolaylı başka sorunların da büyümesine yol açıyor ve asıl olarak işçileri, emekçileri, yoksulları etkiliyor. Küresel iklim değişikliğinin bir göstergesi olan yağışların azalması, kuraklık ve susuzluğun nedenlerinden sadece biridir. Susuzluk sorununu büyüten kapitalist sistemin yol açtığı daha pek çok neden vardır.

Rejimin Saldırıları ve Mayalanan Mücadele Dinamikleri

İşçi direnişlerinin, kısmen esnaf ve köylü tepkilerinin ve en son örnek olarak Boğaziçi Üniversitesi direnişinin de gösterdiği gibi toplum tümüyle sinmiş değildir. Mücadele dinamikleri filizlenmektedir. Toplumun yarısından çoğu rejime muhaliftir. Tüm bu kısmi direniş konularının daha genel ve dişli bir düzeye yükseltilmesi için nesnel zemin mevcuttur. Belirtmek gerekir ki, emekçi kitlelerin korkunç düzeylere yükselmiş işsizlik, yoksullaşma, geçim zorluğu, hayat pahalılığı gibi sorunları bu zeminin en önemli öğelerinden biridir. Ancak ekonomik sorunlarla politik sorunlar birbirinden bağımsız değildir.

Boğaziçi’ne Boyun Eğdirme Taarruzu Sürüyor

Yakıcılaşan onca sorunla birlikte emekçi kitlelerde biriken öfkenin açığa çıkma korkusu, iktidar sahiplerinde pek çok olay karşısında hazımsızlık yaratıyor, reflekslerini belirliyor. Bu yersiz bir korku değildir. Boğaziçi, kaynama noktasına yaklaşan bir kap suyun üzerinde beliriveren kabarcık misali, ortamın ısındığının bir göstergesidir. Kapitalizmin yarattığı eşitsizlik, adaletsizlik ve zulüm, gerek Türkiye ölçeğinde gerekse de dünya ölçeğinde geniş kitlelerin bağrında isyan duygusunun mayalanmasına yol açıyor.

Özel Okul Patronları İstiyor, MEB Veriyor!

Ne oldu da şimdi bu kadar hızlı bir şekilde hem de daha yüksek bir kapasiteyle okulların açılmasına karar verildi? Bakan Selçuk tablet ulaştıracağını iddia edip ulaştırmadığı milyonlarca öğrenciyi kendine dert edinmiş olamaz. Çünkü edinseydi bu sorunun çözümünde bir ilerleme olurdu. Neredeyse bir yıl geçtiği halde bu sorun hâlâ yerinde duruyor! Yoksa kendisi de bir eğitim patronu olan Bakanın dert edindiği başka birileri mi vardı? Bunlar eğitim patronları olmasın sakın?

Pandemi Süreci, Artan Çelişkiler ve Aşı Turizmi

Pandemi sürecinin başında İsviçre merkezli bir otel, müşterilerine, ekstralarla birlikte gecesi 4000 ile 40.000 TL arasında değişen fiyatlarla “karantina hizmeti” sunuyordu. Bu hizmet 5 yıldızlı konaklama, 7/24 doktor ve hemşire hizmeti, özel beslenme programı ve koronavirüs testini kapsıyordu. “Evde kalan” zenginlerin de sağlık taramaları için hastanelere gitmelerine gerek yoktu. Tüm taramalar için sağlıkçılar zaten evlerine geliyordu.

Özgür Kalabilmek İçin Örgütlen!

Türkiye’de özgür bir medya var! İktidarın arkasında yedeklenmiş, yönetenlerin belirlediği gündemin dışına çıkmayan, iktidar temsilcilerinin çıktıkları kanallarda hangi soruların sorulacağını önceden belirleyen, tarafsızlığını kaybetmiş, tamamen iktidarın şakşakçısı olmuş bir medya! Zaten bunu yapmayanlar ya işten atılıyor ya tutuklanıyor veya yıllarca terörist yaftası ile adliye koridorlarında sürünüyor.

SMA Hastalarını ve Ailelerini Suçlamak İçin Bahane Aramak!

Spinal Muskuler Atrofi (SMA) denilen bu hastalık genetik geçişli ve ortaya çıktığı andan itibaren zamanla ağırlaşan bir kas hastalığıdır. İnsan vücudunun istemli kaslarını etkileyerek, ağırlaşan tablolarda solunum kaslarının da erimesine yol açarak hastaların nefes almasını, yutkunmasını zorlaştırıp ölümüne neden olabilen bir hastalıktır. Gerçek bir çözüm üretilmesine de kapitalizmin kâr güdüsü engel olmaktadır. Bu gün SMA gibi pek çok hastalık “çaresi yok” denilerek geçiştirilmekte ve tedavi edilmemektedir.

Tunuslu Emekçiler Yeniden Meydanlarda

Yoksul emekçi kitlelerin işsizliğe, yoksulluğa ve diktatörlük rejimlerine karşı 2010 yılının Aralık ayında başlattığı kitlesel eylemlerin ilk durağı Tunus’tu. Kısa süre içerisinde değişime olan inanç ve umut rüzgârları diğer ülkelere de yayılmış, emekçiler benzer taleplerle neredeyse tüm Arap coğrafyasında meydanları zapt etmişti. Tunus’ta başlayan eylemlerin ateşini fitilleyen olay 27 yaşındaki Muhammed Buazizi adlı gencin işsizlik yüzünden hükümet binası önünde kendisini yakması olmuştu.

Trump, Faşist Hareket ve Anti-faşist Mücadele

Kapitalizmin krizi derinleştikçe burjuva parlamentarizmi de zayıflamakta ve anlamını yitirmektedir. Seçimi kaybeden birisi sırf bu gerekçeyle elindeki devlet aygıtını ve kontrol ettiği faşist güruhu kullanarak bu parlamenter aygıtı tarumar etmeye girişebiliyor. Bunun anlamı burjuva kurumsallığının, yasallığının, yüzyıllar içinde şekillenmiş kural ve teamüllerin artık eskisi kadar geçerli olmadığıdır. Bu da burjuva parlamentarizminin sınırları içinde ve bu sistemin sınırları içinde mücadele etmeye hevesli kesimlerin artan ölçüde boşa düşmekte olduklarını göstermektedir. Eğer burjuva devletinin tepesindeki bir şebeke açıktan açığa burjuva demokrasisini tanımadığını ilan edip, bunu fiile döküyorsa, bunun anlamı işçi sınıfının burjuva parlamentarizmi vaazları verenlere kulak tıkamasının en doğrusu olduğudur.

Acı İlaç ve Galat-ı Hilkat

Gerçi / Bir dediği bir dediğini tutmaz ama / Buyurduğuna göre efendi hazretlerinin, / Uçuyormuş yine / İktisad-ı milliyemiz! / Çökerken hem de / Bütün dünyada iktisadı kapitalizmin, / Çin’i, Amerika’yı / Ve hatta / Bütün Frengistan’ı geçecekmişiz!

Sayfalar

Gündem beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.