Navigation

Çevre

Gezegen Kapitalizmi Kaldıramıyor

Bina ve gökdelen ormanına dönen betonlaşmış kentler, korkunç bir çevre ve hava kirliliği, milyonlarca insanın su ve yiyecek bulamaması, emperyalist savaşlarda katledilmesi ya da yerini yurdunu terk etmek zorunda kalması, küresel iklim değişikliği, büyük orman yangınları, şiddetlenen kasırgalar, depremlerin yol açtığı yıkımlar, virüs salgını; bütün bunlar kapitalizmin doğrudan sonuçlarıdır.

Küresel İklim Değişikliği ve Burjuvazinin İkiyüzlülüğü

Kapitalizm gittikçe artan tempoda dünyayı yok oluşa sürüklerken, yeryüzünde sermayenin bitmez tükenmez saldırısından nasibini almamış canlı-cansız hiçbir şey kalmamıştır. Böylesi kritik bir eşikte, gençlerin duyarlılık göstermesi ve harekete geçmesi önemli ve sevindiricidir fakat bununla sınırlı bir hareketin düzen sınırlarını aşamadığı ve dahası burjuvazinin ideolojik, örgütsel, ekonomik etkisi altında olduğu da açıktır. Elbette iklim değişikliğine karşı mücadele verilmelidir ama kime karşı, kiminle?

Koronavirüs Salgını ve Kapitalizm

Dünya yeni bir virüs salgınıyla karşı karşıya. Koronavirüs ailesinin yeni açığa çıkan bir üyesi olarak tanımlanan ve son güncellemeyle SARS-CoV-2 olarak adlandırılan virüs özellikle yayılma hızının yüksekliğiyle dünya ölçeğinde bir endişe yaratmış durumda. İlk kez Aralık ayında görülen virüsün aldığı canların sayısı her geçen gün artıyor. Çin’de ortaya çıkan salgın kısa sürede onlarca başka ülkeye yayılmış durumda. Vaka sayısı da büyük bir hızla artıyor. Yeni virüsün öldürücülüğü son 15-20 yıl içinde patlak veren diğer koronavirüs salgınlarındakine nazaran hayli az olsa da yarattığı etki çok daha büyük oldu.

Davos: Burjuvazinin Zirvesi Kaygılı

Davos zirvesinde kapitalizmi ayakta tutmak üzere yürütülen tartışmalar havanda su dövmenin ötesine geçmemiştir ve geçemeyecektir de. Tüm haşmetine ve yıkılmaz görüntüsüne karşın kapitalist sistem, insanlığa daha güzel bir gelecek vaat edebilecek durumda değildir, tersine tel tel dökülmekte, adeta bıçak sırtında durmaktadır. Kapitalizm, onulmaz bir tarihsel sistem krizi içinde debelenmekte ve insanlığı felâkete doğru her geçen gün bir adım daha yaklaştırmaktadır.

Elazığ Depreminin Aynasında

İşin aslı Elazığ depreminin sadece son örneğini oluşturduğu gerçeklik şudur ki, her vesileyle daha da gün yüzüne çıkan tek adam rejiminin olağanüstü baskıcı karakteri ve çürümüşlüğü, büyük depremler türü toplum hayatını sarsan önemli şoklarda daha da belirgin bir hal almaktadır. Daha önce görülmemiş biçimde Türkiye’nin dört bir yanında fay hatlarının eşzamanlı olarak hareketlenmesi, bazı uzmanların da dikkat çektiği gibi önümüzdeki yakın dönemde yeni ve büyük depremlerin yaşanacak olması anlamına geliyor olabilir.

Çıkmazdaki Kapitalizmin Kent Yağması

Başta bir temel ihtiyaç olarak barınmayı güvence altına alma sorunu olmak üzere, yaşam alanı olarak kentsel çevreye sahip çıkmak işçi sınıfının mücadelesinin tartışmasız bir parçasıdır. Sağlıklı, nitelikli, güvenli konutlar, yeterli fiziksel ve sosyal donatılara sahip, doğayla uyumlu yaşam alanları işçi sınıfının hiç kuşkusuz gündemidir. Bugünlerde kendisini çok daha yakıcı biçimde gösteren deprem tehlikesi karşısında bu gündem daha da önem kazanmıştır. İstanbul ve Marmara bölgesi bağlamında Kanal İstanbul projesi de benzer tehlikeler barındıran bir talan projesi olarak bu gündemi büyütmektedir.

Avustralya’yı Yakan, Sermaye Düzeninin Açgözlülüğü!

Eylül ayından bu yana Avustralya kıtası yanıyor. Geçtiğimiz aylarda dünyanın akciğerleri konumundaki Amazon ormanlarının alevler arasında kalmasının ardından şimdi de bu ülke kavruluyor. Şimdiye kadar otuza yakın insan ve 1 milyardan fazla hayvan yanarak öldü. Hâlâ tam olarak kontrol altına alınamayan yangınlar zaman zaman yağan yağmurlarla durulsa da, ülkede yaz mevsimine geçildiği için artan sıcaklıklar nedeniyle tehlike devam ediyor. Şimdilerde bu büyük yangının yarattığı iklim koşullarının sonuçları yaşanıyor.

COP25: Burjuvazi İkiyüzlülükte Rekor Kırıyor!

BM İklim Konferansı COP25 aslında Şili’de yapılacaktı. Ancak emekçi kitlelerin isyanıyla sallanan Şili sokakları burjuvaları hayli korkutmuş olacak ki konferansı Madrid’e taşımak zorunda kaldılar. Şilili egemenlerin boş lafları ve riyakârlıkları nasıl ki Şilili emekçilerin aç karınlarını doyurmadıysa iklim krizi için de aynı şey geçerlidir. Kapitalistlerin ikiyüzlülüğü ve boş lafları iklim krizine çare olamaz.

Veto, Termik Santraller ve İktidarın Çevre Karnesi

Erdoğan termik santrallerin fiilen 3,5 yıl daha filtresiz çalışmasının önünü açacak yasayı veto etti. Bu, 31 Aralık 2019’a kadar filtrelerini taktırmayan santrallerin faaliyetlerine son verilmesi gerektiği anlamına geliyor. Hava kirliliği ve sağlık açısından müspet olan bu veto kararı birçok tartışmayı da beraberinde getirdi.

Doğa Talanı Artarken Yaşam Alanı Daralıyor

Kapitalizmin yarattığı tehlike gün geçtikçe derinleşiyor. Sermaye, varlığı uğruna önüne ne geçerse yıkıp atmaya, ezip geçmeye yeminlidir. Dolayısıyla sorunun özünü ciddiyetle kavrayarak, anti-kapitalist temelde bir mücadele örgütlemenin önemi büyüktür. Doğanın ve insanlığın hakiki kurtuluşu ancak kapitalizmin kökünden sökülüp atılmasıyla mümkün olacaktır.

İklim Krizi ve Kapitalizm

Kapitalist sistemin temellerine yönelmedikçe, mevcut koşullarda ne denli anlamlı olursa olsun çeşitli toplumsal muhalefet hareketlerinin çıkmaz bir sokakta mevcut olumlu dinamiklerini heba etmesi kaçınılmazdır. Bu gerçeklikten hareketle komünistlerin bu tür hareketlere sekterce yaklaşıp taşıdıkları olumlu dinamiklere yüz çevirmesi doğru bir tutum değildir; ama onlara bel bağlayarak, boylarından büyük misyonlar biçerek, abartılı güzellemelerle kuyruklarına takılmak daha da büyük bir yanlışlık anlamına gelmektedir. Zira bu ikinci tutum, komünistlerin kendi özel görevlerini, yani işçi sınıfının öncü kesimlerini bilinçlendirip örgütleme görevini kaldırıp bir tarafa atmaları sonucunu doğurmaktadır. Bu yanlış çizgide kaybedilen her gün, kapitalizm insanlığı felâkete doğru bir adım daha yaklaştırmaktadır.

Emekçiler Can Derdinde, Rejim Düzeni Koruma ve Rant Derdinde

17 Ağustos depremi acı bir şekilde göstermiştir ki, insanları deprem değil kapitalist düzenin kâr hırsı ve iktidarların kendi düzenlerini koruma güdüsü öldürmektedir. İşçi ve emekçiler bundan ders çıkarmalı ve İstanbul’u bekleyen büyük deprem felâketine bu bilinçle hazırlanmalıdır. Aksi takdirde büyük yıkımların yaşanması kaçınılmaz olacak ama her seferinde olduğu gibi yine egemenler timsah gözyaşları döküp ellerini ovuşturarak ceplerini doldurmaya bakacaklardır.

Kapitalist Vahşetin Yüzlerinden Biri: Palm Yağı

Endonezya ve Malezya, insanı büyüleyen doğal güzelliklere sahip ülkelerden ikisi. Akarsuların Ancak bu masalsı güzellik kapitalistler tarafından kâr uğruna azgınca yok ediliyor. Ormanlar yakılıyor, hayvanlar acı çekiyor ve biyolojik çeşitlilik yok ediliyor. Peki, neden kapitalistler geleceğimiz için önemli olan bu bölgeye böylesi bir azgınlıkla saldırıyor? Palm yağı için!

Amazonlar Kapitalistlerin Kârı Uğruna Yanıyor

1 milyon civarındaki yerli nüfusu besleyen, binlerce canlı türünü barındıran, dünyamızın bugünü ve geleceği için hayati derecede önem taşıyan Amazon yağmur ormanları yanıyor ama faşist Bolsonaro çevre düşmanı politikalarından vazgeçmiyor, sadece göstermelik küçük adımlar atıyor.

Yaşanacak Başka Bir Dünya Yok!

Bu denli ağırlaşmış sorunlar karşısında tek tek ağaç dikerek ya da kapitalizmin özüne dokunmayan eylemler yaparak kalıcı çözümler üretmek mümkün müdür? Tabii ki değildir. Çeşitli düzeylerde tepkilerin örgütlenmesi, toplumda duyarlılığın arttırılması elbette son derece önemlidir. Ancak kapitalizme öldürücü darbe vurulmadan bu yağmanın ve talanın sonu maalesef gelmeyecektir.

Sayfalar

Çevre beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.