Navigation

Ekonomi

Sınırlarına Dayanan Kapitalist Balon

Bugün yaşanmakta olan kriz köklü bir dönüşümü dayatsa bile, geçmişteki örneklerinden farklı olarak kapitalist sistemin böylesi bir dönüşümü gerçekleştirebilecek takati artık kalmamıştır. Bu dönüşümü arzulayan ve onun için çaba gösteren burjuva kesimlerin ve onların entelektüel sözcülerinin savları birer hayal olarak kalmaya mahkûmdur. Zira bu doğrultuda attıkları her adım zaten can çekişmekte olan sistemin çelişkilerini çok daha keskinleştirmekte, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan düzenin saçmalığı her geçen gün daha çok açığa çıkmaktadır.

Ekonomide “Yerli ve Milli” Hüsran

Türkiye ekonomisinin krizi derinleşiyor ve çelişkiler birçok yönde katlanarak iç içe geçip birbirinin üzerine ekleniyor. Gelinen noktada Türkiye kapitalizminin görünümü dünya krizinin doğurduğu genel kötüleşmenin ötesine geçen bir duruma işaret ediyor. Tümüyle makyajlı resmi veriler esas alındığında bile “geniş tanımlı” olarak formüle edilen işsizlik oranı %30 düzeyinde

Buzdolabı Efsanesi ve Çöken Ekonomi

Erdoğan, tuhaf bir akıl yürütmeyle ama kuşkusuz bilinçli olarak, kendi dönemi dışındaki tüm ekonomik gelişmeleri dondurmakta ve sanki AKP iktidarı olmasa her şey eskisi gibi kalmaya devam edecekmiş gibi bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Teknolojik gelişmelerin artık hayatın normal standartları haline geldiğinin görülmesini pek arzu etmeyen iktidardakiler neredeyse “AKP sayesinde artık çarık giymiyorsunuz ayakkabı giyiyorsunuz, işte bu büyük gelişme bizim sayemizde oldu, AKP olmasaydı medeniyet Türkiye’ye girmeyecekti” bile diyecek durumdadırlar.

Yine Kriz, Yine Hepsi “Sosyalist”!

Burjuva hükümetlerin sermayeyi ve sermaye düzenini korumak için gerçekleştirdiği kurtarma operasyonları, devletleştirmeler ve ekonomiye devlet müdahalelerinin diğer türden biçimleri yeni şeyler olmadığı gibi, bunların son derece manipülatif biçimde “sosyalizm” olarak nitelendirilmesi de yeni değildir. Örneğin yine sermayenin sözcülerinden Newsweek, 2008 krizinde Obama’nın 800 milyar dolara yaklaşan bir kurtarma paketini devreye sokmasının ardından, “şimdi hepimiz sosyalistiz” başlığını atmıştı!

İktidarın ve Sermayenin Kıdemli Sorunu: Kıdem Tazminatı

Siyasi iktidar uzun yıllardır kıdem tazminatını bir fona devrederek gasp etmek, “kıdem tazminatı yükünü” patronların üzerinden almak, bu yolla zaten zayıf olan iş güvencesini ortadan kaldırmak ve sermaye sınıfı için yeni bir kaynak yaratmak arzusundaydı. Bu gayeyle kıdem tazminatı fonu konusu her fırsatta gündeme getiriliyor, saldırı hamlelerinin ardı arkası kesilmiyordu. Koronavirüs salgını bahanesiyle işçilerin ücretsiz izinlere çıkarıldığı, işten atıldığı, işçi eylemlerinin yasaklandığı, sendikaların faaliyetlerinin sınırlandığı bu dönemi fırsat olarak gören iktidar konuyu yeniden gündeme getirdi.

Burjuvazinin Krize Çözümü: Haklara Saldırı ve İzolasyon

İçinde bulunulan krizin derinliği ve şiddeti ile orantılı olarak işçi sınıfını çok boyutlu saldırılar bekliyor. Bu noktada iki sermaye örgütünün gündeme getirdiği iki proje oldukça dikkat çekici. Bu iki projenin içeriğini anlatmadan önce, önerilerin burjuvazi tarafından her duruma maymuncuk gibi uydurdukları koronavirüs bahanesi ile duyurulmasının çok şeyi açıkladığını belirtmeden de geçmeyelim.

Nüfus Artışı, İşsizlik ve Hortlatılan Malthusçuluk /2

Gördüğümüz gibi kapitalizm, işsizliği, yoksulluğu ve sefaleti gerek nispi olarak gerekse de kimi dönemlerde mutlak olarak büyütmektedir. Son derece sarsıcı bir tarihsel sistem krizinden geçtiğimiz son çeyrek asırdır, arka arkaya gelen ve giderek şiddetlenen iktisadi kriz dalgaları insanlığın acılarının daha da derinleşmesine yol açıyor. Büyük bir tarihsel yol ayrımına gelmiş bulunmaktayız. Dünyaya hükmeden finans kapitalin zirveleri bu çürümüş ve can çekişmekte olan sistemi nasıl ayakta tutacaklarına kafa patlatıyorlar. Üstelik görünen o ki, bu noktada hangi tercihlerde bulunacaklarına dair ciddi iç çatışmalar yaşıyorlar. Hangi taraf ağır basacak olursa olsun, bu, insanlık için hayırlı olmayacaktır. Kimi finans kapital çevrelerinin vaat ettikleri kırıntılara tav olarak bu sömürü sisteminin sürmesine razı mı gelinecek?

Robotlaşma ve Kapitalizm

Tam otomasyon veya robotlaşma tartışmaları yeni değil. Ancak teknolojik gelişmelerle birlikte bazı işlerin çok az sayıda işçi ile yapılabilmesi veya doğrudan makinelere, robotlara, bilgisayarlara yaptırılabilmesi bu tartışmaları her geçen gün daha da alevlendiriyor. Her zaman ilgi çeken bu konuya ilişkin tartışmalar 2016 yılında Davos zirvesinde yapılan “Sanayi 4.0” toplantıları ile level atladı diyebiliriz. Yakın gelecekte üretimin tamamen robotlarla yapılacağı iddia ediliyor.

Hayırseverlerin İnayetini Değil, Hakkımız Olanı İstiyoruz

Öyle bir sistemde yaşıyoruz ki, yüz binlerce insan, sosyal güvenceleri olmadığı ya da sosyal güvenlik sistemi hayati ilaçlarını karşılamadığı için umudu sosyal medya kampanyalarında arıyor.

Nüfus Artışı, İşsizlik ve Hortlatılan Malthusçuluk

Malthus’un yoksullara yaşam hakkı tanımayan gerici ve gaddar görüşleriyle, Marx ve Engels birçok kez hesaplaştılar, üstelik de hayli detaylı şekilde. Bunu, başlangıçta, olumsuzundan yani Malthus’un iddialarını tek tek ampirik veriler eşliğinde teorik olarak çürüterek yaptılar. Marx, yalnızca Malthus’un iki ana tezini değil, onun diğer iktisadi savlarını da didik didik ederek eleştiriye tabi tutmuştur. İlerleyen yıllar içerisinde ise, “fazla nüfus” sorununun modern toplumla ilişkisini ortaya koyan kapitalizme has bir nüfus yasası geliştirdiler.

Kapitalizmin Tarihsel Sistem Krizi

Kapitalizm tıkanmıştır ve ne kadar çabalarsa çabalasın burjuvazinin bu tıkanıklığı aşması olanaksızdır. 2001’de Latin Amerika’da başlayan isyan dalgası bir süreliğine geri çekilirken, 2008 sonrasında çok daha büyük ve yaygın ölçekte patlak vermişti. Geçtiğimiz üç yılda ise doruk noktasına çıkmıştır. Burjuvazinin bugün virüs salgını korkusunu körükleyerek bir süreliğine dondurabildiği bu dalga, yaşanan iktisadi çöküşün yaratmaya başladığı muazzam yıkım nedeniyle çok daha büyük bir kabarmayla eninde sonunda geri gelecektir. Kapitalizmin tarihsel sistem krizi tarihsel devrimleri de hızla mayalamaktadır ve sosyalizm her alanda kendini dayatmaktadır.

Kriz Kapitalist İşleyişin Kaçınılmaz Ürünüdür /2

Kapitalizm, tarihinin hiçbir döneminde karşılaşmadığı şekilde, kelimenin gerçek anlamında küresel ve yıkıcı bir krizle sarsılıyor. Bugün dünyaya hâkim olan distopik manzara, kapitalizmin tarihsel tıkanmışlığıyla, bu tıkanmışlığın kendini eşi benzeri olmayan bir krizle dışa vurmasıyla uyumludur. Egemenler, sömürü düzenini ayakta tutmak amacıyla insanlığa kâbusu yaşatıyorlar. Bu kriz kapitalizmin tarihsel tıkanmışlık döneminde gerçekleşen, dolayısıyla son derece tahripkâr ve sarsıcı bir dinamiğe sahiptir. Burjuva iktisatçılar, her zamanki gibi krize sistemin içsel mekanizmalarının değil de dışsal etkilerin yol açtığını iddia ederek koronavirüsü suçlu ilan ediyorlar. Hayır, bu kriz koronavirüsün yol açtığı bir kriz değildir. Elif Çağlı, milenyum dönemeciyle birlikte kapitalizmin tarihsel bir sistem krizine girdiğini, bu tarihsel tıkanmışlığın sistemin bağrındaki çelişkileri alabildiğine keskinleştirdiğini ve sonuçlarının daha yıkıcı hale geldiğini çok zaman önce tespit etmişti. Kapitalist işleyiş ile krizler arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya koyduğu Kasım 2003 tarihli Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum broşüründen seçtiğimiz bölümleri iki parça halinde okurlarımızın dikkatine yeniden sunmayı yararlı buluyoruz.

Elif Çağlı ve Marx’ın Kapital’ini Okumak

Marksist Tutum’da Elif Çağlı, “Marx’ın Kapitalini Okumak” adlı yazı dizisini on altı bölümdür sürdürüyor. Bunda ısrarın haklı sebeplerini, kendi yaşantım içinde yılların süzgecinden damıtarak test etmiş bir işçi olarak, öncelikle şu tespiti yapmalıyım: Tutum alınmış, mühür vurulmuştur. Yani gelenek devam ediyor. Geleneğe bu bağlanma, Çağlı ve onu takip edenleri kapitalizme karşı mücadelede ödün vermez bir hatta tutarken, sınıf mücadelesinde ısrarda da önünü açıyor.

Kriz Kapitalist İşleyişin Kaçınılmaz Ürünüdür

1.Bölüm

Kapitalizm, tarihinin hiçbir döneminde karşılaşmadığı şekilde, kelimenin gerçek anlamında küresel ve yıkıcı bir krizle sarsılıyor. Bugün dünyaya hâkim olan distopik manzara, kapitalizmin tarihsel tıkanmışlığıyla, bu tıkanmışlığın kendini eşi benzeri olmayan bir krizle dışa vurmasıyla uyumludur. Egemenler, sömürü düzenini ayakta tutmak amacıyla insanlığa kâbusu yaşatıyorlar. Bu kriz kapitalizmin tarihsel tıkanmışlık döneminde gerçekleşen, dolayısıyla son derece tahripkâr ve sarsıcı bir dinamiğe sahiptir. Burjuva iktisatçılar, her zamanki gibi krize sistemin içsel mekanizmalarının değil de dışsal etkilerin yol açtığını iddia ederek koronavirüsü suçlu ilan ediyorlar. Hayır, bu kriz koronavirüsün yol açtığı bir kriz değildir. Elif Çağlı, milenyum dönemeciyle birlikte kapitalizmin tarihsel bir sistem krizine girdiğini, bu tarihsel tıkanmışlığın sistemin bağrındaki çelişkileri alabildiğine keskinleştirdiğini ve sonuçlarının daha yıkıcı hale geldiğini çok zaman önce tespit etmişti. Kapitalist işleyiş ile krizler arasındaki doğrudan ilişkiyi ortaya koyduğu Kasım 2003 tarihli Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum broşüründen seçtiğimiz bölümleri iki parça halinde okurlarımızın dikkatine yeniden sunmayı yararlı buluyoruz.

Krizle Sarsılan Kapitalizm ve Salgın Paniği

Salgın üzerinden yaratılan korku, şimdilik emekçi kesim üzerinde bir pasifikasyona yol açmış olsa da, bunun ilelebet sürdürülemeyeceği gün gibi açıktır. Toplumun sınıflara bölündüğü, sınıfsal eşitsizliklerin akıl almaz sınırlara ulaştığı, milyarlarca insanın açlık ve yoksulluğa itildiği bir dünyada burjuva zirvelerin planlarının aynen hayata geçeceğini düşünmek, sınıf savaşımını inkâr etmektir. Kapitalizm ekonomik, siyasal, toplumsal, çevresel sorunları getirip aynı noktada düğümlemiştir. Kapitalizmin yol açtığı felâketler, insanlığın kaderinin ortak olduğu, işçi sınıfının mücadelesi olmadan, kapitalist düzen yıkılmadan insanlığın kurtuluşunun mümkün olamayacağı düşüncesinin zeminini güçlendiriyor.

Sayfalar

Ekonomi beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.