Navigation

Tarih

“İşyeri Konuşmaları”ndan

İrlandalı devrimci Marksist James Connolly, İrlanda’da ve Amerika’da bulunduğu farklı dönemlerde, işçilerin sosyalizme yönelik önyargılarını kırmak ve onları sosyalist mücadele saflarına kazanmak üzere çeşitli makaleler kaleme almıştır. Bu makaleler, her iki ülkede de sosyalist gazetelerde basılıp yaygın bir dağıtımla geniş bir işçi kitlesine ulaştırılmıştır. Connolly, gelen yoğun talep üzerine, bu makaleleri broşür haline getirmek üzere derlemiştir. İlk kez 1909 yılında “Workshop Talks” adı altında basılan bu broşürdeki yazılarında Connolly, hicivsel, espirili ama çarpıcı bir anlatımla ve argümanlarla, egemen sınıfın propaganda bombardımanına maruz kalan işçilerin sosyalizme ilişkin zihinsel bulanıklıklarını gidermeye çalışmaktadır. Bu broşürün ilk bölümlerinden yaptığımız çeviriyi yayınlıyoruz.

15-16 Haziran Direnişi 50. Yılında

Sınıf devrimcileri olarak sermayenin sinsi saldırılarına en ufak bir prim vermeden, 15-16 Haziran Direnişinin 50. yılında hafızaları tazeleyerek, geçmişin deneyimlerini özümseyerek, özümseterek ve dersler çıkararak mücadeleyi büyütmeye devam ediyoruz. Dün olduğu gibi bugün de örgütlü mücadele işçilerin bir araya gelmesine, dayanışmasına, kucaklaşmasına bağlıdır. İşçileri birbirine bağlayan ve güven duygusunu çelikleştiren işte bu harçtır.

Mücadeleyi Vatan Yapan Devrimci Göçmen Manuşyan

Ben Misak Manuşyan. 1906 yılında Adıyaman’ın Keysun (Çakırhöyük) isimli yoksul bir köyünde geldim dünyaya. Her insan gibi benim de anam ve babam vardı. Üç kardeştik; iki abim ve ben. Ermenilerin ve Kürtlerin birlikte yaşadığı bir yerdi köyümüz. Cihan Harbine kadar sorunsuzca yaşamıştık birlikte. Hani derler ya “kanın kanıma karışmış!” İşte öyleydik Kürtlerle. En küçük olduğumdan olsa gerek çok yaramaz bir çocuktum. Çok dayağını yedim bu sebepten anamın, haklıydı da genelde. Bir gün hiç unutmam kazanlar kurulmuş, ateşler yakılmış çamaşır yıkanıyor. Ben daha yedi-sekiz yaşındayım.

Maden İşçisinin Bitmeyen Mükellefiyeti

Türkiye tarihinde kömür madenciliği işçi sınıfı için büyük acılar anlamına gelmektedir. Kömür karası, maden işçilerinin yalnızca yüzünü karartmadı, kaderlerini de kararttı. Türkiye’de İş Kanunu ancak 1936’da çıkarıldı ama bu kanun işçilere sendikal örgütlenme ve grev hakkı tanımıyordu. Üstelik 1940 yılında ilan edilen sıkıyönetimle işçiler daha fazla baskı altına alınmıştı. İşte “mükellefiyet” bu koşullar altında yürürlüğe girmiş, 27 Şubat 1940’tan 1 Eylül 1947’ye kadar uygulanmış, ülke tarihinin en acı sayfalarından biri olmuştu.

1915 Glasgow Kira Grevleri ve Mücadeleci Kadınlar

“Sokağın başındaki nöbetçi, tahliye memurlarını görünce elindeki çanı çalmaya başladı. Duyulan çan sesiyle birlikte kadınlar evlerinden dışarı çıkıp sokağı doldurdular. Kiminin elinde un, kiminin elindeyse bezelye dolu torbalar vardı. Ellerindeki torbaları tahliye memurlarının üzerine fırlatarak sokağa girmelerine engel oldular.” Bahsi geçen olaylar Birinci Dünya Savaşı yıllarında İskoçya’nın liman kenti Glasgow’un Govan bölgesinde geçiyordu.

Fransa’dan Türkiye’ye: “İşçi Gençlik El Ele”

Derby işçileri, fabrika işgallerinin fitilini ilk ateşleyenler olarak Türkiye işçi sınıfı tarihine adlarını yazdırmışlardır. Lastik-İş Sendikası 1950’den beri Derby’de örgütlüydü. Ancak Lastik-İş Sendikasının Türk-İş’ten ayrılıp DİSK’i kuran sendikalara katılması patronları korkutmuştu. Türkiye’de yükselen öğrenci hareketi de Derby’deki işgale kayıtsız kalmamıştı. Derby işçileriyle dayanışmada bulunmak için üniversite öğrencileri Derby’nin yolunu tuttular. Derby’ye dayanışma ziyaretinde bulunan üniversite öğrencilerinden birinin işçilerle yapılan sohbetten aktardıkları Derby işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına ışık tutuyor ...

Berlin Duvarı ve Çıkartılmayan Dersler

Gerek aradan bunca yıl geçmesine rağmen burjuvazinin halen eski Demokratik Alman Cumhuriyeti (DAC) aleyhinde propagandaya devam etmesi, gerekse de bugün Doğu Almanların yaşadığı sıkıntılar, sosyalist hareket içerisinde bilhassa da “resmi komünizm” geleneğinden gelenler arasında DAC’ı ve Berlin Duvarını hâlâ ateşli şekilde savunmanın bahanesi olarak kullanılabiliyor. Stalinizmde ısrar edenler, onca yaşananlara rağmen halen ders çıkartmamakta kararlı gözüküyorlar.

Filipinler’den Bir Diktatörlük Hikâyesi: Ferdinand Marcos

Marcos ailesi ülkeden kaçıp gittiğinde 24 çanta külçe altın, hatırı sayılır miktarda elmas ve parayı da beraberinde götürdü. İsviçre ve Amerika bankalarında milyar dolarlık hesapları bulundu, toplam servetlerinin ise en az 10 milyar dolar olduğu hesaplandı. Filipin halkı ağır sefalet koşullarında yaşarken Marcos ailesi devlet kaynaklarını yağmalayarak lüks ve ihtişam içerisinde yaşadı. Bu durum yalnızca Marcos diktatörlüğüne has değildir şüphesiz.

Çin Devrimi Üzerine

Ekim 1949'da Çin gibi devasa bir ülkede, başlangıçta küçük bir silahlı ordunun, uzun yıllara yayılan bir gerilla savaşıyla güçlenerek siyasal iktidarı fethetmesi ve ardından toprağın, sanayinin, ulaşımın, bankacılık ve dış ticaretin devletleştirilerek sözde sosyalist bir toplum inşa etmesi, tüm dünyada yankı bulmakla kalmadı, muazzam bir kafa karışıklığına da yol açtı. Sosyalizm kavramıyla birlikte Marksizmin işçi devleti ve proleter devrim anlayışı da iyiden iyiye iğdiş edildi. Aşağıda tekrar yayınladığımız yazı Çin devriminin özgün yanlarını, nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ele alıyor.

Nikaragua Devrimi ve Sandinizmin Dünü, Bugünü /2

Nikaragua devrimi sosyalist solda büyük bir heyecan dalgası yaratmıştı. Somoza diktatörlüğünü yıkıp iktidara gelen Sandinistler, gerçekte uzun bir süre boyunca burjuva demokratik bir programı hayata geçirmeyi vaat etseler de, sosyalist sol Sandinist rejimi “sosyalist” olarak nitelendirmekteydi. Söz konusu yanlış değerlendirmeler sadece Stalinistler için değil Troçkistler için de geçerliydi. Örneğin Mandel liderliğindeki Dördüncü Enternasyonal, Nikaragua devrimini “gerçek sosyalist halk devrimi”, Sandinist iktidarı ise “işçi devleti” olarak görmekteydi. Oysa Nikaragua’da yaşananların işçi devrimiyle de işçi devletiyle de ilgisi yoktu.

"Sanayi Kayışları"ndan Salvador Allende’ye Mektup

Yaklaşan faşist darbe tehlikesini açıkça tespit eden ve buna karşı yapılması gerekenleri ortaya seren Sanayi Kayışlarındaki işçiler bu uyarılarını darbe öncesi günlerde Allende başkanlığındaki Unidad Popular hükümetine bir mektupla duyurdular. Darbeden sadece bir hafta önce gönderilen ve o günlerin durumunu büyük bir isabetle ve devrimci bir yaklaşımla ortaya seren bu çağrıyı yayınlıyoruz.

“Grev Sıcakken Ütü Yapmayın”

Dünyanın birçok ülkesinde emekçi kitleler ekonomik krize, yoksulluğa ve baskıcı yönetimlere hayır demek için sokaklara çıkıyor. Fabrikalarda, okullarda, hastanelerde grevlerle, direnişlerle, dayatmalara, hak gasplarına, düşük ücretlere boyun eğmediklerini gösteriyorlar. İşçi hareketi tarihinde kadınların öne çıktığı pek çok grev ve direniş yaşandı. Bunlardan biri de Amerikalı kadınların 1970 Ağustosunda “Grev sıcakken ütü yapmayın!” sloganıyla gerçekleştirdikleri grevdi.

Nikaragua Devrimi ve Sandinizmin Dünü, Bugünü

Latin Amerika, bundan tam 40 yıl önce, tüm dünyada büyük bir yankı uyandıran bir devrime sahne oldu. Somoza diktatörlüğünün zulmü altında inleyen Nikaragua’da ayağa kalkan emekçi kitleler, on binlerce ölü pahasına verdikleri direngen bir mücadelenin ardından, 1979 Temmuzunda bu diktatörlüğü yerle bir ettiler. Nihayetinde Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesinin (FSLN) iktidarı almasıyla sonuçlanan bu devrim, ABD’nin arka bahçesi olarak nitelenen bir ülkede gerçekleşmesi sebebiyle de ilgi odağı oldu.

12 Eylül'ü Unutma!

Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, işçi sınıfının 12 Eylül'le hesaplaşmasının önemine daima güçlü bir vurgu yaptık. Bunun önemi Türkiye'nin bir kez daha içinde bulunduğu olağanüstü baskı rejimine işçi sınıfı cephesinden anlamlı bir direniş gösterilememiş olmasıyla daha iyi anlaşılabilir.

Sacco ile Vanzetti: Yeni Dünyada Eski Zulmün Pençesine Düşmek!

1 Mayıs 1886’da Haymarket’i kana bulayan ve dört işçi önderini idam eden Amerikan egemen sınıfı, 34 yıl sonra yine benzer bir kumpasla sahnedeydi. İşte iki anarşist işçiyi idama götüren çarklar böyle işlemeye başlamıştı. Sacco ile Vanzetti, Nazım’ın dediği gibi, “yeni dünya”da eski zulmün pençesine düşmüştü!

Sayfalar

Tarih beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.