Navigation

Okur mektupları

Birileri “Bilim” mi Dedi?

Bu nasıl bir bilim anlayışıdır ki insanlık adına yapıldığı söylenen her şey burjuvazi ve onun çıkarlarını gözeten devlet kurumları tarafından her aşamada denetleniyor? Bilim insanlığı kendi başına bir yerlere götürmüyor. Hele de kapitalizm altında tıp bilimi insanlık için hiç de iç açıcı manzaralar doğurmuyor. Şu an maalesef işçi sınıfının örgütsüzlüğü sebebiyle bizlere her sunulan bilimsel veriyi gerçek olarak kabul etmekten başka çaremiz yok gibi düşünüyoruz.

Marksizmin Işığında Hiçbir Yalan Sonsuza Dek Gerçeğin Elbisesiyle Dolaşamaz!

Gerçeklerden haberi olmayan biri hep bebek kalmış gibidir. Ve her küçük çocuk gibi doğru diye belletilen her yalanı gerçeklik sanabilir. Gerçek ve yalan nasıl anlaşılır? Gerçekteki yalanı, yalandaki gerçeği nasıl fark ederiz? Yalanın içerisinde gerçeğin bir parçası olduğunda, gerçeği yalandan nasıl ayırt edebiliriz?

Canada: We March Together With Black Brothers/Sisters

Today (7th of June) in our city (Ontario London, Canada) there was a big march with thousands of attendants, in protest to injustice towards black people. Our family attended the action. There were many things that attracted my attention, from the large number of participants from all nationalities, colors and religions to slogans and placards and the kindness of human beings to each other with the distribution of water and food.

Kanada’da Siyah Kardeşlerimizle Birlikte Yürüdük

Bugün (7 Haziran) yaşadığımız kentte (Ontario London, Kanada) siyahların yaşadıkları adaletsizlikleri protesto etmek üzere binlerce insanın katıldığı büyük bir yürüyüş düzenlendi. Ailece eyleme katıldık. Tüm uluslardan, renklerden ve dinlerden çok sayıda insanın katıldığı bu eylemde, sloganlar, pankartlar, eylemdeki insanların birbirlerine karşı nezaketi, su ve gıda dağıtımı gibi pek çok şey vardı dikkatimi çeken.

Akademisyenler Ayrıcalıklı mıdır?

Geçtiğimiz günlerde mezun olduğum okulda akademisyen olan ve aynı zamanda iki dersini almış olduğum “profesör” unvanlı bir hocamın mektubuna denk geldim. Üç ay ücretsiz izne çıkartılan hoca, “Sayın Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanına, YÖK Başkanına” diye başlayarak bir açık mektup paylaşmış.

Adaleti Olmayan, Adalet Dağıtamaz!

Bugün tüm dünyada baskılar artıyor, otoriter ve totaliter rejimler yükseliyor. Konu başka ülke olunca vicdan, insanlık dışı davranışlar, insanların değerleri ikiyüzlüce ağızlara alınıyor. Riyakârlık bu düzenin temsilcilerinin gerçek ilkesi haline gelmiş durumda. Çürümüş ve yozlaşmış gerici bir sistemin, tüm insanlığın haklarını koruması ve sözde bunun için mücadele etmesi mümkün olamaz! Adaleti olmayanlar adalet dağıtamazlar!

“Zor, Yeni Bir Topluma Gebe Olan Her Eski Toplumun Ebesidir”

Amerika’da isyan ateşinin bu derece büyümesine neden olan şey, çürüyen kapitalist düzenin biriktirdiği çelişkilerden başka bir şey değildir. Yoksul emekçilerin adeta gırtlağına çökerek nefes almasını engelliyor bu sistem. Floyd’un öldürülürkenki “nefes alamıyorum” sözleri, kitlelerin “nefes alamıyoruz” çığlığına dönüştü. Mart ayından bu yana sadece ABD’de 41 milyon insan işsiz kaldı. İşsizlik oranı %25’e ulaştı. Kredi borçları, kiralar, faturalar emekçilerin gırtlağına basıyor; geçim derdi milyonlarca işçi ailesini nefessiz bırakıyor.

Adsız Nefer Umudu Yeşertmeye Devam Ediyor!

Aylardan Haziran olunca Nâzım Hikmet’le açılır ufkumuz, yüreğimiz onun umuduyla dolar. Yaşamını ve sanatını mücadeleye adayan, işçi sınıfının çıkarından başka bir çıkarı olmayan devrimci şairdir Nâzım Usta. Kahırla, sürgünle, hapislerle geçen hayatında yılgınlığa, umutsuzluğa asla kapılmadan mücadele dolu bir yaşam sürdürmüştür. Ezenle ezilenler olduğu ve sömürü devam ettiği müddetçe en ağır koşullarda bile başkaldırı, mücadele ve umut da sürecektir. Sürmelidir de. Özellikle gerici koşulların, baskıların daha da ağırlaştığı zamanlarda mücadeleyi sürdürmek, umudu diri tutmayı başarmak gerekir. Devrimci sanatın da burada çok önemli yeri vardır.

“Nâzım’ı Gördüm Çocuklar!"

İşçi sınıfının komünist şairi Nazım Hikmet, daha ilk gençlik yıllarında, içinde bulunulan savaş koşullarının da etkisiyle milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya gitti. Burada sosyalist fikirlerle, şanlı Ekim Devrimiyle tanıştı. Bundan sonraki yıllarda Türkiye Komünist Partisine üye oldu ve ömrünü sosyalizm mücadelesiyle, ezilenlerin yanında ezenlere karşı verilen kavgayla geçirdi. Nâzım bir şairdir ama komünist bir şairdir. Onun şiirlerinin güzelliği, içine damıtılan kavgadan, aşktan ve hasretten, yenilgiler ve zaferlerden çıkarılan derslerden, Marksizm biliminden gelir. O ölümüne kadar hem parti içinde hem de dışında doğrularını savundu, muhalefet etti. Devrimci üretimine sürgünde, hapiste hiç durmadan devam etti.

Düşünün... Çünkü Henüz Yasaklanmadı!

İşçi sınıfı ne faşizme ne de faşist iktidarlara ilelebet boyun eğmiştir. Yine eğmeyecektir! Tarih bunun pek çok örneğiyle dolu. Geçmişten bugüne ne Mussolini ne Hitler ne de bir başka faşist lider tarih sahnesinde ilelebet kalabilmiştir. Yeter ki düşünelim. Ama sadece düşünmekle de kalmayalım. Çünkü doğru düşünceler ancak örgütlendiğinde güçlenir, hayat bulur. Örgütlenelim, birlik olalım ve sadece baskıcı rejimleri değil, onları yaratan kapitalist sistemi de tarihin çöp sepetine yollayalım.

Bir Tabuta Bile Sığmaz Vicdanınız!

Egemenler din derler, iman derler ama insanlık dışı işler yaparlar. Tıpkı 2017 yılında bir çatışmada hayatını kaybeden Agit İpek’in kemiklerinin geçtiğimiz günlerde PTT Kargo ile annesine gönderilmesi gibi... Bu haberi ilk okuduğumuzda yanlış mı okuduk acaba diye tekrar okuduk ama hayır, tamamıyla gerçek yapılan vicdansızlık. Bir tabuta bile sığmaz bunların vicdanı...

Ben Bunlara İnsan Diyemiyorum!

Kapitalist sistemin ve onun siyasi temsilcilerinin işçi sınıfına, salgın hastalıklar, savaşlar, yoksulluklar dışında vereceği bir şey kalmamıştır. Bundan dolayı da bir an önce yıkılıp yerine insanların insan gibi yaşadığı bir dünyayı kurmanın zamanı çoktan gelmiştir. Bu gerçeği çok iyi bilen dünya burjuvazisi korku nöbetleri geçirmekte, büyük kitleleri ebediyen uyutamayacağını bilmesine rağmen ittire kaktıra da olsa kapitalizmi yaşatma derdindedir.

Kadınım Ben

Mezopotamya’mın yükünü / Omuzlarında taşıyan kadın / Güneşi gülüşüyle doğuran / Kaybolan, vurulup atılan, yakılan, öldürülen / Yaşamın içinde elleri nasırlı kadın / Benim ben! / Siz öldü sandınız ama ölmedim. / Görmediniz gözleriniz açıkken öldüğümü. / Vuruldum, alnımda beş kurşun yarası / Beş kurşuna sığdı hayatımın her anı. / Öldüm!

Aklınız Varsa Kendinize Saklayın

Kendileri yazlıklarında barbekü sefaları yapar, sıra işçi sınıfına geldiği zaman “evden çıkmayın, iki gün açlıktan ölmezsiniz” masalları anlatırlar. Hödüklükte sınırları zorlayan bu kesimlere diyeceğimiz şudur: aklınız varsa kendinize saklayın!

Ali El Hemdan “İnsan Sağlığı Önemsendiği İçin” Vuruldu!

Kimlikler değişse de düşmanımız gene ortak: Onlar Dilek Doğan’a düşman, Ali İsmail Korkmaz’a, Kemal Kurkut’a düşman, Tahir Elçi’ye düşman, Alan Kurdi’ye, Ali El Hemdan’a düşman. Sana, bana, koca işçi sınıfına düşmanlar. Geçmişte olduğu gibi bu gencimizin ölümüne sebep olanlar da yine cezalarını almayacaklar. Egemenler sağlığımızı, sıhhatimizi, yaşamımızı, açlığımızı, çoluk çocuğumuzu zerrece önemsemezler.

Aldatmalar ve 1 Mayıs

Bu sistem altında işçi sınıfının payına hep açlık, yoksulluk, uzun çalışma saatleri, hayat pahalılığı, işsizlik ve acılar düşmektedir. Kapitalizm denen bu beladan, bu ölümcül virüsten tek başımıza kurtulamayız. O yüzden bilinçlenmeli, örgütlenmeliyiz. Ruh ve akıl sağlımızı korumak için burjuva medyadan kendimizi izole etmeli, işçi sınıfının basınını takip edip okuyup okutturmalıyız, izleyip izletmeliyiz.

Yaşasın 1 Mayıs!

Kızıl bir dalga yüreğimizdeki alev / tutkuyla sarılmış dizeler / umudun hırsı sarmış yarını / dillerde türkülerimiz / mayıs mayıs kokuyor sabah / Yola çıkmış çocuklar / gergin flamalar /hoş kokulu / bahar / omuzlarda dünyanın yükü / mayıs şarkıları dillerinde / gümbür gümbür akıyor hayat

Tuhaf Zamanlar

Türkiye’nin özgünlükleri bir yana bırakılırsa dünyada da manzara farklı değil. Covid-19 korkusu tüm dünyada emekçileri kuşatmış durumda. Doğrusu burjuvazinin yaratıcılık konusunda hakkını vermek gerekiyor! Kapitalist sistem tarihsel krizin içinde debelenirken, dünya genelinde emekçilerin ayak sesleri sokakları inletirken bir süreliğine de olsa tüm muhalefetin ve öfkeli emekçilerin kabuğuna çekilmesini sağlayacak “yeni” bir şey bulmayı başardı!

Nâzım’ın Dizeleriyle “İstanbul’da 1 Mayıs”

İşçi sınıfının ozanı Nâzım Hikmet işçilerin mücadelesini anlatan nice şiirler yazmıştır. Öyle ki Türkiye’de sınıf hareketi onun şiirleriyle tasvir edilir olmuştur. Yıllardır dilden dile aktarılan bu mücadele şiirlerine bu 1 Mayıs’ta bir yenisi daha eklendi. TÜSTAV, Komintern Arşivi’nin 1925 yılındaki belgeleri arasında bulduğu Nâzım Hikmet’in 1 Mayıs için yazmış olduğu “İstanbul’da 1 Mayıs” şiirini yayınladı.

Nazım Hikmet’e Verilen Kırmızı “1 MAYIS” Karanfilinin Hikâyesi

Uğruna hapislerde yattığı komünist fikirleri, mücadelesi ve şiirleriyle bu gün de hepimize güç vermeye, umudumuzu büyütmeye devam ediyor Nazım Hikmet. O, uzun yıllar hapis yatmasına rağmen coşkusunu ve işçi sınıfına inancını hiçbir zaman kaybetmedi. Pek çok insana ilham kaynağı oldu. Genç işçiler, devrimciler onun şiirlerini okudu, okuyor. Bursa’da hapis yatarken “onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar” dediği ve dünyanın kaderini değiştireceğine inandığı işçiler ona sevgisini göstermek ve 1 Mayıs’ını kutlamak için engelleri aşarlar.

Okurlarımızdan Kısa 1 Mayıs Mesajları

Yasaklarla ve korkuyla boğulmaya çalışılsa da 1 Mayıs geleneğini unutturmaya burjuvazinin gücü yetmeyecek. Okurlarımızdan gelen kısa mesajları yayınlıyoruz.

1 Mayıs Geleneği İnatçıdır, Koronavirüs Baş Edemez!

İnişlerle çıkışlarla tarih hep ileriye akmıştır. Tıpkı suyun akıp yatağını bulması gibi tüm baskılara, yasaklara, devlet terörüne ve katliamlara rağmen işçi sınıfı ve onun öncüleri her fırsatı değerlendirerek 1 Mayıs’ın mücadele geleneğini bugünlere taşımışlardır. Bizler de bugün o mücadele bayrağını geleceğe çok daha güçlü bir şekilde taşımak için mücadele ediyoruz.

Bu Ateşi Asla Söndüremezsiniz!

Kitleleri virüsü bahane ederek bir yere kadar korkutabilirsiniz ya sonra? Milyonlarca işçi işsizliğin derin girdabına girdiğinde elbet sorgulayacaklar yaşadıkları düzeni. O zaman gizli ateşler kıvılcıma, kıvılcımlar yangına dönüşecektir. İşçi sınıfının mücadele tarihi bize gösteriyor ki, en karanlık dönemde bile umut hep olmuş, ufacık kıvılcımlar bir araya gelip aleve dönüşmüşlerdir.

Korkmuyoruz, Sinmiyoruz, Meydanlara Çıkacağımız Günlere Hazırlanıyoruz!

Koronavirüsle bizi korkutmaya çalışıyorlar. Biz çok iyi biliyoruz ki, asıl tehlike virüs değil, kapitalizmin ta kendisidir.  Kardeşler, gün birlik olma günüdür, gün dayanışma günüdür. Ellerimizden alınan hakların hesabını sorma günüdür. 1 Mayıs’ın mücadele ruhuyla birleşme günüdür. Yeniden çıkacağımız o meydanlara hazırlanma günüdür. Çocuklarımızın geleceğini yeşertme günüdür.

Karanlıklar Aydınlığa Mücadeleyle Dönüşecek, Yaşasın 1 Mayıs!

Dünya genelinde yüz milyonlarca işçinin kalbinin 1 Mayıs heyecanıyla attığı bugünlerde alanlara çıkamamanın burukluğu içindeyiz. Ama burjuvazi şunu da unutmasın, bu tür yalanlarla ne biz işçilerin mücadele azminden bir şey eksiltebilirler ne de sonsuza değin yalanlarla bu gemiyi yürütebilirler. Tam tersine hem öfkemizi hem de mücadele azmimizi daha çok güçlendiriyorlar.

1 Mayıs Karanfillerine Sahip Çıkıyoruz

Bugün kapitalistler yarattıkları ekonomik krizlerle, savaşla, yalan fırtınalarıyla dünyayı karanlığa boğsa da her daim umut vardır, var olacak. Karanlıklar işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle dağılacaktır. İşçi önderlerinin yarattığı kıvılcımı bugün bizler taşıyoruz. Geçmişin işçi kuşakları gelecek kuşaklar için suyun önünü açmışlardır.

Tek Çare Örgütlenmektir!

İşçi sınıfının önüne her ne engel çıkarsa çıksın, hiçbir şekilde yılmadan, pes etmeden mücadeleyi sürdürmelidir! Kapitalist sistemin sonucu ortaya çıkan yeni bir salgınla karşı karşıyayız. Vahşi kapitalizm yalnızca sermayedarların kasasını doldurmak uğruna, hiçe sayarak yok ettiği doğa ve canlı yaşamını tehdit etmeye devam ediyor. Ve bunun bedelini de şu an yaşanan salgınla işçi sınıfına ödetmeye devam ediyor.

Önyargı Duvarının Yıkılışı

Bizleri çaresizliğe itmek istiyorlar. Fakat biz işçiler çaresiz değiliz. Biz işçileri evlere hapsettiler, dünyayı yarı-açık bir hapishaneye çevirdiler. 1 Mayıs’ta en gür sesimizle haklı taleplerimizi haykıracağımız, meydanlarda olacağımızı bildikleri için, bunun önünü kesmek için virüsü bahane ettiler. Geçmişe baktığımızda her zaman işçileri bastırmaya çalışmışlar, korkular yaratılmış, ama işçi sınıfı meydanları terk etmemiş.

1 Mayıs Ruhuyla Dayanışmamızı Büyütelim

Büyük kriz büyük fatura demektir. Soru bu faturayı kimin ödeyeceğidir. Dünyanın dört bir yanında egemenler faturayı işçi sınıfına kesmek için ellerinden geleni yapıyor. Bizi çok zorlu günler bekliyor. Öte yandan dünyanın farklı coğrafyalarında işçi ve emekçiler yavaş yavaş hakları için sokağa çıkmaya, işyerlerinde grevler yapmaya tekrardan başladılar.

Dünyada Gençliğin Mücadelesi

Biz devrimci gençler, yaratılan korona paniğiyle dünya işçi sınıfının öfkesi ve eylemleri şimdilik bastırılmış görünse de, dünyadaki bu hareketlenmelerden ve tarihsel iyimserliğimizden umutla donanıyor, güzel günlerin geleceğine yürekten inanıyoruz. Ancak şunu da biliyoruz; güzel günler öyle kolayından gelmeyecek. Gençlik, örgütsüzlüğü öven bağımsız bir mücadele yerine, devrimci işçi sınıfının yolundan yürüdüğünde, onun enerjisi ve değişim isteği sosyalizm mücadelesinde taş üstüne taş koyacak, mücadelemizi ileri taşıyacaktır.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.