Navigation

Okurlarımızdan mektup ve mesajlar

Medeniyetin Öteki Yüzü: İngiltere’de Çocuk Yoksulluğu

Yıllardır uygulanan kemer sıkma politikalarının işçi ailelerini ve çocuklarını yoksulluğa sürüklediğini yüksek sesle dillendiren Ulusal Öğretmenler Sendikası (The National Union of Teachers) üyesi öğretmenler, Charles Dickens’ın romanlarındaki 1800’lü yılların manzaralarının yeniden canlandığını söylüyorlar.

Ya Yolumuzu Aydınlatacak Işığımız Olmasaydı

Enternasyonal komünist gelenekten gelen, geçmişten günümüze yaşamış tüm devrimciler, bizleri mücadele ile tanıştıran ve yol gösteren büyüklerimiz… Ne kadar zengin bir geçmişimiz ve bugünümüz var. Bu kültürle yetişen ve donanan, politik olarak duruşundan taviz vermeyen, her zaman dünya devrimini savunan, en gerici koşullarda Marksizme sarılan insanlarla bir arada olmakla ne kadar gururlansak azdır.

Engels Dünde Değil, Bugünde Yaşıyor!

Engels’in yaşamı biz mücadeleci gençler için bir rehberdir. O bir kutup yıldızı olarak daima yüreklerimizde ve zihinlerimizde ışıldamaya devam edecektir. Bizim için Engels geçmişte değil bugünde yaşıyor. Bizlerin şimdi şu anda mücadelemizi ilerletmek hedefiyle gösterdiğimiz çabada, onun ruhu yeniden can buluyor. Ne mutlu bize ki onun ruhunu her daim diri tutan bir geleneğin parçasıyız. Geleneğimiz bize yolu gösterdi.

Tabletle Verip Vergiyle Alarak Eğitimdeki Hangi Sorun Çözülür?

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Şubat ayında 100 bin tablet dağıtılacağının müjdesini verdi. Ekim ayından bu yana da 500 bin tablet dağıtıldığını iddia etti. Benim okulumda en az 800 öğrenci EBA’ya giremediği halde sadece 40 tablet verildi. Tablet verilmeyen aileler defalarca bizi arayıp ekonomik olarak çok zor durumda olduklarını anlatıp neden tablet alamadıklarını, tablet alma kriterinin ne olduğunu öğrenmek istiyorlar.

Dayanışma ve Mücadele Bizleri Kurtarır!

Bugün işçiler çocuğuna pantolon alamadığı için, gelecekten umudunu kaybettiği için intihar ediyor. Eline “iş-aş” yazarak intihar ediyor. İktidar sözcüleri ise utanmadan “yoksulluk sorun olmaktan çıktı”, “kuru ekmek yiyorsa aç değildir” diyorlar. Dünden bugüne egemenler örgütsüz ve güçsüz işçiler karşısında böyle davranmaktan çekinmemişler. Ama işçiler bir araya geldiklerinde, tek yumruk olduklarında kendilerine kaçacak delik aramışlar.

Yeni Bir Dünya Kurmanın Özlemiyle Sonuna Kadar Kavga!

Bugün karanlık zamanlardan geçsek de elbet bir gün güneş doğacak. Sefa sürenler elbet hesap verecek. Onlar her ne kadar pervasız olsalar da içimizdeki mücadele azmi onları yenecek. Bir gün filizlenecek menekşelerimiz. İnancımız ve mücadelemizle, işçi sınıfı yok edecek bu köhne düzeni.

Halk Sağlığı mı, Daha Büyük Kârlar mı?

Hastalıklar üretip tedavi “satmak”, kapitalistler için tüm insanlığın sağlığını korumaktan daha kârlıdır. İşçilerin mücadelesinin daha güçlü olduğu zamanlarda halk sağlığı, sosyal güvenlik gibi konularda çeşitli kazanımlar elde edilmiş, sağlık hizmetlerinin kapsamı genişletilip, kamusal sağlık hizmeti için egemenler adım atmaya zorlanmıştır.

Aşağı Bakmıyoruz! Boyun Eğmiyoruz!

Üniversite gençliğinin sahip olduğu dinamizm egemenleri tedirgin ediyor. Çünkü bu dinamiğin krizin ağır yükü altında ezilen işçi sınıfı hareketinde can bulması demek, iktidarın yolun sonundaki duvara sert bir şekilde çarpması demektir. Mücadelenin güç kazanması için üniversite gençliği yüzünü işçi sınıfına dönmelidir. Öğrenci gençliğin demokratik talepleri ile işçi gençliğin talepleri birleşmelidir.

Pandemi Süreci, Artan Çelişkiler ve Aşı Turizmi

Pandemi sürecinin başında İsviçre merkezli bir otel, müşterilerine, ekstralarla birlikte gecesi 4000 ile 40.000 TL arasında değişen fiyatlarla “karantina hizmeti” sunuyordu. Bu hizmet 5 yıldızlı konaklama, 7/24 doktor ve hemşire hizmeti, özel beslenme programı ve koronavirüs testini kapsıyordu. “Evde kalan” zenginlerin de sağlık taramaları için hastanelere gitmelerine gerek yoktu. Tüm taramalar için sağlıkçılar zaten evlerine geliyordu.

İngiltere’de Öğrenciler Kira Grevine Hazırlanıyor

Birleşik Krallık genelinde 140 üniversiteden 50’yi aşkınında öğrenciler yüksek kira bedellerine karşı grev kararı aldı. Salgın nedeniyle kalmadıkları ve olanaklarını kullanmadıkları yurtların ücretlerini ödemek istemeyen üniversite öğrencileri örgütleniyor, harekete geçiyor. “Öfkeliyiz ve öfkeli olmakta haklıyız!” diyen öğrencilerin eyleminin katılım açısından son 40 yılın en büyük kira eylemi olarak tarihe geçmesi bekleniyor.

Özgür Kalabilmek İçin Örgütlen!

Türkiye’de özgür bir medya var! İktidarın arkasında yedeklenmiş, yönetenlerin belirlediği gündemin dışına çıkmayan, iktidar temsilcilerinin çıktıkları kanallarda hangi soruların sorulacağını önceden belirleyen, tarafsızlığını kaybetmiş, tamamen iktidarın şakşakçısı olmuş bir medya! Zaten bunu yapmayanlar ya işten atılıyor ya tutuklanıyor veya yıllarca terörist yaftası ile adliye koridorlarında sürünüyor.

Kızıl Ufka Yelken Açan Bir Denizci: Valery Sablin

Bizlere ne mutlu ki nice denizcinin de geçmişten bugüne insanlığın kurtuluşu mücadelesinin bayrağını denizlerin engin sularında dalgalandırdığına tanıklık etti tarih, etmeye de devam ediyor. Gençliğinde kendisi de bir bahriyeli olan Nâzım Hikmet’in şiirlerini gizlice elden ele dağıtan denizciler yahut Ekim Devriminin, Alman devriminin evlatları ve daha nicesi… Bir grup denizcilik öğrencisi olarak sizlere bizleri etkileyen bir devrimci portreden bahsetmek istiyoruz. Kızıl ufka yelken açan bir denizciyi, Valery Sablin’i sizlerle tanıştırmak istiyoruz.

Gün Geldiğinde Yıkılır Diktatörler

Tarih işçi sınıfının çeşitli otoriter ve totaliter rejimlere karşı verdiği mücadele deneyimleriyle doludur. Güney Kore’de askeri diktatörlüklerle geçirilen yıllarda bile pek çok işçi ve öğrenci eyleminin ve çeşitli protesto hareketlerinin yaşanmasının önüne geçilememişti. Baskılar Güney Koreli işçileri, emekçileri ve onların çocukları olan öğrencileri mücadeleden alıkoyamamıştı. İşçi sınıfı en karanlık yılları militan mücadeleleriyle aşmıştı.

Hazineden Halka Kuru Ekmek, Patronlara Milyar Dolarlar Çıktı!

Yap-İşlet-Devret (YİD) projelerin ihalesinden tutun da sözleşmedeki şartlara kadar her şey bir avuç şirketi nasıl daha çok zengin ederiz üzerine kurulu. Enerji üretimi, sağlık tesisleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, sınır kapıları ve yat limanları yapımında KÖİ modeli uygulanıyor. Usulsüz bir şekilde yapılan ihaleler ve adrese teslim projelerin üstüne bir de işletmelere yolcu, araç ve hasta garantisi verilerek patronlara zarar etmeme, hatta aşırı kâr garantisi veriliyor.

Boğaziçi Kayyum Rektör İstemiyor

Üniversite öğrencileri olarak artan hak gasplarına, baskılara ve anti-demokratik uygulamalara karşı çıkıyoruz. Hayatımızın her alanında güç gösterisi yapanlara, keyfi uygulamalarla eğitim gibi en temel haklarımıza el uzatanlara karşı birlikte ve örgütlü mücadele etmeliyiz. Haklarımız için mücadele etmediğimiz sürece değişen hiçbir şeyin olmayacağını biliyoruz. Umudumuzu büyütüyoruz. “Gücümüz birliğimizden gelir” diyoruz.

Tek Sorun Kopya, Çözümü Ayna!

Yaşadığımız süreçte ortada vahim bir tablo varken, bir de üniversitelerin gündem olan gayri ciddi açıklamalarıyla karşılaşıyoruz. Ticarethaneye dönüşmüş eğitim sektöründe en çok dikkati çeken, Bilkent Üniversitesi rektörünün “Üniversite, sınavlar için çözüm benimsemeye ve tüm öğrencilerin bir ayna kullanmasını zorunlu kılmaya karar verdi” açıklaması oldu. Ve belki ayna alamayan olur diye öğrencilerin evlerine aynalar yollandı.

Kapitalizmin Yüzü Amerika, Amerika’nın Yüzü Açlık

Yaklaşık 332 milyonluk nüfusu ile dünyanın en kalabalık 3. ülkesi olan ABD’de açlıkla mücadele eden milyonlarca insan bulunuyor. Koşullar içinden geçtiğimiz dönemde daha da kötüleşmiş durumda… Koronavirüs salgınının ortaya çıktığı dönemden itibaren dünya çapında toplumların hayat koşullarının nasıl değiştiğine dair çeşitli araştırmalar yapıldı, yapılıyor. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de yapılan son araştırmalar pandemi sürecinde ülkedeki eşitsizliğin boyutlarının nerelere vardığını gösteriyor.

Henri Barbusse’ün “Ateş”i: Savaşı Yenmek İçin Savaşanların Hikâyesi

Dört yıl birinci emperyalist paylaşım savaşında, emperyalist devletler 65 milyondan fazla insanı askere alarak cephelere sürdüler. İşte bu askerlerin yaşadığı yıkım ve vahşet tüm gerçekçiliğiyle anlatılıyor Henri Barbusse’ün Ateş adlı romanında. Toplumun kahramanlık destanlarıyla şişirildiği ve militarizmin körüklendiği savaş yıllarında, Barbusse de milliyetçi duygularla gönüllü olarak katılmıştı savaşa. Ama savaşın yol açtığı yıkımı ve kimin çıkarları uğruna yapıldığını kavradıkça sosyalist fikirleri benimsemeye başlamıştı.

İşçi miyiz, Eleman mı?

Adana’ya giderken yol kenarındaki bir fabrikanın sundurmasına asılmış devasa bir pankart çarptı gözüme. Sekiz-on metre uzunluğunda, 2-2,5 metre enindeki bu beyaz renkli pankartın üzerinde büyük kırmızı harflerle, “ELEMANLAR ARANIYOR” yazıyordu. Yazıyı okur okumaz yüzümü minibüsün içine çevirip, “aranızda eleman var mı?” diye sormak geçti içimden. Eminim “var” diyen tek bir kişi bile çıkmazdı.

Askıda Pizza!

İşçi ve emekçileri bir lokma ekmeğe muhtaç edenler askılara ekmek koyarak yoksulluğun bu şekilde üstesinden gelinebileceğini söylüyorlar. Hatta bizleri o kadar düşünüyorlar ki bizimle adeta alay edercesine askıya pizzayı da koydular. Pizzayı üreten şirket bu yolla reklamını yaparak daha çok kâr etmenin yollarını arıyorken, Kızılay’ın bir yetkilisi de çıkıp bu uygulamayla artık “iyilik yapma” alışkanlığımızın değiştiğini söyleyerek projeyi savunuyor.

İngiltere: Salgın Dalgasından İşsizlik Dalgasına

İngiltere’de her üç ayda bir açıklanan ve Ekim ayında açıklanması gereken bütçe raporu bu yıl salgın nedeniyle Kasım ayının sonunda açıklandı. İngiltere Maliye Bakanı Rishi Sunak’ın açıkladığı bütçe harcamalarıyla ilgili ara düzenlemelerden ve 2021 bütçe raporundan anlaşılan şu ki, en kötü günler henüz yaşanmadı. Açıklanan rapor, ne sağlık emekçilerine ne diğer kamu harcamalarına dişe dokunur bir bütçe ayrıldığını gösteriyor. Görünen o ki, adı konulmasa da kemer sıkma politikası sürdürülüyor.

Bu Yalnızca Bir Manzara Resmi mi?

Resmin alt taraflarına biraz daha dikkatli bakın. Prangalı bir ayak, biraz ötede denizin dibine batarken son bir çırpınışla kurtulmak isteyen eller, bu çırpınışlarda savaşı kaybetmiş olanların yukarı doğru fırlamış prangaları... Bu ellere ve ayaklara saldıran kuşlar, suyun içinde gördüğümüz bu insan uzuvlarına saldıran çeşitli balıklar... Gözlerimize inanamıyoruz! Çünkü karşımızda artık bambaşka bir tablo var.

Haftada Sadece 30 Ders mi? Hadi Bakalım Filyasyona!

Nisan ayından bu yana okullarda öğretmenler Vefa Grubu olsun, filyasyon çalışmaları olsun boş durmuyorlar. Kronik bir hastalığı yoksa her öğretmene dönüşümlü olarak görev veriliyor. Gönüllülük temelinde deniliyor ama maalesef daha çok okul idareleri tarafından çoğu zaman öğretmen bilgilendirilmeden isimler İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine veriliyor. Öğretmenlerin bu işe “hayır” demek gibi bir lüksleri yok. Artık on beş yıl önceki güçleri olmadığı için bugün “hayır” demek, yarın hem okuldan hem Milli Eğitim Müdürlüklerinden en küçük açıklarının takibi demek.

Yalnızlık Sarılarak Giderilebilir mi?

“İnsanların bireysel sorunlarından dolayı kendilerini yalnız hissetmemeleri için birbirimizi sıcak bir şekilde kucakladığımız bir toplum yaratmalıyız” diyen Japonya hükümet temsilcisi Katsunobu Kato gibiler, çözümü hemen de bulmuşlar! Kendini kötü hissedenlere “sarılma odaları” kurmuşlar. “Kendinizi yalnız mı hissediyorsunuz, sorunlarla nasıl baş edeceğinizi bilmiyor musunuz, işyerindeki ya da okuldaki stresten kurtulmak mı istiyorsunuz? O zaman size çare: sarılarak rahatlayın!

Bugün Onların Olsun Ama Gelecek Bizimdir!

Savaşmak yalnızca topla tüfekle olmaz ki… Savaşmak yüreğinle aklının bir olduğu, inandığın doğrular için bütün gövdenle girmektir kavgaya. Her gördüğün şeye bu amaçla bakabilmek, esir alınmış beyinlere kurtuluş yollarını anlatabilmektir. Bazen bir sözle, bazen bir şiirle, bazen kendi evladıyla, bazen de… Çağımızın yanlışlarına göz yummak değil, karşı durmak için atıyor yüreğim.

Bu Düzen Bir Amistad!

Birkaç arkadaşla birlikte, merak edip Amistad filmini izledik. Film 1839 yılında Amistad gemisiyle taşınan kölelerin isyanını ve özgür kalmaları için verilen mücadeleyi anlatıyor. Amistad gemisindeki kölelere nasıl canice zulmedildiğini, açlığa terk edildiklerini, öldürüldüklerini gözler önüne seriyor.

Çin: Gençliğin Kapitalizme Öfkesi Mayalanıyor

Ülkedeki baskıcı totaliter rejimin uygulamalarına rağmen işçiler, gençler akıllarıyla dalga geçildiğini görüyor, mücadele etmenin yollarını arıyorlar. O yüzden yeni jenerasyon işçiler sosyal medya hesaplarında sömürülen işçilerin, fakir çocukların fotoğraflarını paylaşıyorlar. 1920’lerde yoksullar adına baskıcı toprak ağalarını deviren kişilerin anlatısına yer verilen ve kurgusal bir film olan “Let Bullets Fly (Mermiler Uçuyor)” gibi filmler tekrardan gündem olmaya başlamış durumda.

Yediğimiz her lokmada Ekim Devrimini yapan işçilerin hakkı var!

Yediğimiz her lokmada Ekim Devrimini yapan işçilerin hakkı var! Yıllar önce katıldığım bir işçi toplantısında Ekim Devrimiyle ilgili konuşurken artık emekli olmak üzere olan bir ağabey bu sözleri söylemişti. Tam olarak içselleştirilmiş bir sınıf bilincinin ifadesi olan bu cümle o günden beri aklımdan çıkmadı. Gerçekten de bugün tüm dünyadaki işçilerin sosyal güvenlikten halk sağlığı uygulamalarına, kamusal eğitim hakkından kadın haklarına pek çok kazanımı Ekim Devrimi sayesinde var olabildi, yaygınlaşabildi.

Sönmeyen ateş tüm dünyayı saracak

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki tam bir çürüme çağı. Kapitalizm insanlığı felâkete sürüklüyor, dünyayı yaşanmaz bir hale getiriyor. Elbette bir avuç azınlığı bir kenara koyarsak! Şöyle bir etraflıca bakalım yaşamımıza, çevremize, ülkemize ve dünyamıza. Bırakalım bugünü, geleceğe umutla bakabiliyor muyuz? Ne kalacak bizden sonra yaşayanlara, çocuklarımıza?

Geçmişten geleceğe mücadele hep devam ediyor

Ben lise öğrencisi bir gencim, Ekim Devrimini en içten duygularımla ve saygıyla anıyorum. Ben örgütlü mücadeleye katılınca Ekim Devrimini öğrendim. Ekim Devrimi işçi sınıfına ışık tutuyor. Gelecek nesillere yani biz gençlere yol gösteriyor. Geçmişten geleceğe mücadele hep devam ediyor.
Yaşasın Marksist Tutum!
Yaşasın proleter devrimimiz!

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.