Navigation

Okur mektupları

Alan Bebekler Ölmesin!

Kardeşler, savaş işçi-emekçi çocuklarına ne tarafta olursa olsun ölüm getirir. Dikkat edin, son günlerde “şehitlik makamı” söylemi savaşı destekleyenlerin dilinden düşmüyor. Ama onların çocukları şehit olmuyor, savaşa gitmiyor. Ölen işçi sınıfının çocuklarıdır. Örgütlü işçiler olarak bizler “emperyalist savaşa hayır” dediğimizde çevremizdeki işçiler bizi anlamıyor, “savaş Suriye’de” diyorlardı. Bakın, bugün savaşın içine girdik ve bunu desteklememiz isteniyor.

KHK’lılara Yaşatılan Zulüm

KHK’lıların yaşadığı zulüm, nasıl bir dönemden geçtiğimizi gösteriyor. Yaşamlarını devam ettirebilmek için çalışmaktan başka çareleri olmayan on binlerce insan mağdur durumda. Sırf KHK’lı oldukları için hiçbir yerde iş bulamıyorlar. Mesleklerini yurtdışında icra etmelerine de izin verilmiyor. KHK’lı oldukları için bankalar hesap açtırmıyorlar. Her yönden toplumdan uzaklaştırılıyorlar.

Egemenlerin Gör Dediğine Gözlerini Kapat!

Burjuva hükümetler bir kez daha krizin yükünü işçi sınıfına yükleme hazırlığındalar. Medya aracılığıyla toplumun bütün ilgisi salgına odaklanırken, perde arkasında çok daha kapsamlı saldırı hazırlıkları yapılıyor. Örneğin salgın önlemleri kapsamında sağlık hizmetini herkesin eşit olanaklarla ulaşabileceği hale getirmek mümkünken, egemenler bundan özellikle kaçınıyorlar. Bunun yerine halk sağlığıyla ve salgının önlenmesiyle hiç ilgisi olmayan, kendi sınıf çıkarlarını gözeten ekonomik önlemler alıyorlar.

Ana

Maksim Gorki’nin Ana isimli romanı, sınıf mücadelesiyle tanışan genç işçi Pavel ve anası Pelageya Nilovna’nın hayatını anlatır. Pelageya yoksul mahallelerin çamuruna bata çıka yürüyen, yaşamı kambur sırtında bir yük gibi taşıyan kadınlardan biridir. Kocasından sürekli dayak yer, bitkin vücuduyla çalışır, didinir, uyur, uyanır. Aynı günü tekrar yaşarmış gibi günler birbirini takip eder. Ama gün gelir kocası hastalıktan ölür. Babasının ölümünün ardından oğlunun değişmeye başladığını fark eder Ana. Oğlu kitaplar okumaya başlar, anasına karşı davranışları değişir.

Bir Şeyler Var Değiştirmemiz Gereken!

16 Mart İstanbul Beyazıt Meydanında bizzat devlet koruması altındaki faşistler tarafından bizim gibi gencecik 7 sosyalist öğrencinin katledildiği, 50’den fazlasının da yaralandığı katliamın 42. yıldönümüydü… Egemenler yükselen sınıf hareketini boğmak, işçilerin mücadele saflarında yerini alan gençleri sindirmek ve onlara gözdağı vermek istiyor, askeri faşist darbeye zemin hazırlıyorlardı. Burjuvazinin bekçi köpekliğini yapan faşist çeteler grevlere, direnişlere ve ayağa kalkan devrimci üniversite öğrencilerine saldırıyorlardı. Kana buluyorlardı grev-direniş alanlarını, okulları, meydanları, sokakları…

Fransa’dan Türkiye’ye: “İşçi Gençlik El Ele”

Derby işçileri, fabrika işgallerinin fitilini ilk ateşleyenler olarak Türkiye işçi sınıfı tarihine adlarını yazdırmışlardır. Lastik-İş Sendikası 1950’den beri Derby’de örgütlüydü. Ancak Lastik-İş Sendikasının Türk-İş’ten ayrılıp DİSK’i kuran sendikalara katılması patronları korkutmuştu. Türkiye’de yükselen öğrenci hareketi de Derby’deki işgale kayıtsız kalmamıştı. Derby işçileriyle dayanışmada bulunmak için üniversite öğrencileri Derby’nin yolunu tuttular. Derby’ye dayanışma ziyaretinde bulunan üniversite öğrencilerinden birinin işçilerle yapılan sohbetten aktardıkları Derby işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına ışık tutuyor ...

“Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan”

Meline Manuşyan’ın “Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan” adlı kitabını elime aldığımda henüz kitabın sayfalarını çevirmeden bakışlarım kitabın kapağındaki Misak Manuşyan’ın gözlerine takılmıştı. Doğacak güneşi içinde taşıyan gece misali kapkara olan bu gözlerin belli ki bana anlatacağı çok şeyler vardı.

Kaderleri Bir Olan İşçilerin Mücadelesi de Ortak Olmalı

Kapitalist sistemde devletin bir yıllık bütçesi oluşturulurken genelde en büyük gelir kaynağı işçi-emekçilerden toplanan vergilerdir. Yönetenler toplanan vergilerin toplumun, kamunun ihtiyaçları için toplandığını iddia eder. Ancak bu tamamen bir kandırmacadır. Patronlar ve yönetenler bir taraftan işçileri açlık sınırı altında ücretlere çalıştırıp yoksulluğa mahkûm ederken, diğer taraftan vergi yükünü de işçi-emekçi kesimin üzerine yıkarlar.

Bir Öğretmenin İntiharı

Ankara Batıkent’te yaşayan 15 yıllık öğretmen olan İnan Avşar bu dünyanın adaletsiz olduğunu haykırarak hayatına son verdi. Severek öğretmenlik mesleğini seçtiğini söyleyen Avşar, emek verdiği eğitim kurumlarının nasıl bir işleve sahip olduğunu şu sözlerle ifade ediyordu: “Okul şu an tamamen ticari bir hapishane. Çocuklar saçma sapan bir eğitim sistemine adapte edilmeye çalışılıyor.”

Yoksullar Neden Daha Az Yaşar?

Çalışma ve yaşam koşullarımız nasılsa hayatlarımız da, ortalama ömrümüz de ona göre şekilleniyor. Bedenen ve ruhen kendimizi insan gibi hissedebilmemiz için, yani sağlıklı yaşayabilmek ve sağlıklı yaşlanabilmek için çeşitli olanaklara sahip olmamız gerekiyor. Peki, yoksulun emeğinden ve ömründen çalarak hayatta kalan kapitalistlerin sömürü sisteminde emekçilerin sağlıklı, uzun bir ömür geçirebilmesi ne kadar mümkün?

Burjuvazinin “Kaygısını” Anlıyoruz, Çözümünü Biliyoruz!

“Yerli ve milli” burjuvazinin güzide temsilcilerinden, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, geçtiğimiz günlerde bir toplantıda şöyle dedi: “Dünya için ikinci büyük mesele gelir eşitsizliği. En üst serveti olanların (bunlar yüzde 1’i oluşturuyor) serveti artıyor, dünya nüfusunun yüzde 99’unun ise aşağı doğru gidiyor. Daha adil bir sisteme ihtiyacı var dünyanın. Kapitalizmin kendini gözden geçirmesi lazım.”

Ya Sosyalizm ya da Gene Sosyalizm!

Evet, insanlığın asırlardır özlemini duyduğu bir dünyayı yaratma imkânı avuçlarımızın içinde duruyor. Ancak kapitalizm insanlığın büyük bir bölüğünü ücretli köleliğe mahkûm etmeye devam ediyor. Her güne acılı anaların feryatlarıyla uyanıyoruz. Haksız savaşlarda kaybettikleri oğullarının, kızlarının ardından yaktıkları ağıtlara hangi yürek dayanır? Sırf asalakların sefahati sürsün diye her gün yüzlerce sınıf kardeşimizi iş cinayetlerinde kaybediyoruz.

Bir Şarkının İzinde: “Üsküdar’a Gider İken”

Balkanlar, asırları deviren tarihiyle kardeşleşen onlarca halktan oluşan bir bölgedir. Tarih boyunca irili ufaklı birçok ulusun yaşadığı bu coğrafyada muazzam bir kültürel zenginlik süregelmiştir. Balkan halklarının dilden dile aktardığı ve bugüne değin sürdürdüğü gelenekler, ne yazık ki halkları birbirine düşürmek, düşmanlaştırmak için kullanılıyor. Bunun can yakıcı bir örneği için Adela Peeva’nın “Whose Song Is This?” adlı belgeseldeki yolculuğunu sizinle paylaşmak istiyorum.

Tarih Bilincine Hizmet Eden Sanat

Bugün, üçüncü emperyalist paylaşım savaşının içindeyiz. Bu savaşın yarattığı tahribatı dünya üzerinde geniş bir coğrafyada görmekteyiz. İşgal edilen ülkeler, katledilen, zorla yerinden yurdundan edilen insanlar var. Elbette bütün bu olaylar dünya tarihinde ilk kez yaşanmıyor. Elli yıl önce de, yüzyıl önce de bunlar yaşandı. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşında milyonlarca işçi ve emekçi ya cephelerde düşman kurşunuyla ya da cephe gerisinde açlıktan, yokluktan, zulümden öldü. Bunları öğrenmek ve bunlardan ders çıkarmak için kendi sınıf penceremizden tarihe bakmalıyız.

Ne Geçti Eline?

Sınıfların varlığını, sınıf çelişkilerini, sömürüyü ve mücadeleyi öğrenmeye başlamamla birlikte, bir anda özellikle akraba çevrem etrafımı kuşatmış, her ağızdan aynı şeyleri duymaya başlamıştım. İlk zamanlar bu psikolojik baskılar karşısında afallamıştım, çünkü bu insanlar kötü insanlar değildi. Fakat kendimi toparlayıp düşünmeye başlamamla birlikte kafamda bazı gerçekler yerine oturmaya başlamıştı.

“Bir Umudum Sende, Anlıyor musun?”

Bizler genç öğrenci ve işçiler olarak bize reva görülen bu eşitsizliği kabul etmiyoruz. Biliyoruz ki işçi sınıfı sınıf bilinciyle donanıp örgütlendiğinde, bütün bu eşitsizliklerin hesabını kapitalist egemenlerden mutlaka soracaktır. Bizler dönemin karanlığını görüp de umutsuzluğa kapılmamalı ve doğacak güneşi görüp yarına hazırlanmalıyız.

Gençlik Hem Aç Hem Çıkışsız!

Biz ailelerinden uzakta üniversitede okumaya çalışan öğrencileriz. Ailelerimizden uzakta, İstanbul gibi büyük bir şehirde okumak gerçekten zorluyor bizi. Bir de hepimiz işçi ailelerinin çocukları olduğumuz için durumun zorluğu iki katına çıkıyor. Yaşadığımız onlarca sorunun başında ise barınma ve beslenme geliyor. Özellikle karnımızı doyurmak konusunda yaşadığımız sorunlar öylesine büyümüş durumda ki, hem hayat kalitemizi hem de ruh sağlığımızı derinden etkiliyor.

“Boyun Eğdirenler Boyun Eğdi!”

“Önce boyun eğmeyi öğrettiler insanlara ve sonra susmayı…” diyor Elif Çağlı “Diller, Dudaklar ve Gözler” şiirinde. Dizelerinde dile getirdiği gibi dünya sınıflara bölündüğünden bu yana ezilen insanlığa boyun eğmeyi ve susmayı kabul ettirdiler, öğrettiler. Tıpkı 1. Dünya Savaşı yıllarında Rusya’nın açlığa, sefalete, eşitsizliğe mahkûm edilen işçi ve emekçilerine öğrettikleri gibi.

Köklerimiz Çelikten

Geçenlerde elime bir dergi geçti. Dergide Türkiye’nin önde gelen çelik üreticilerinden Erdemir’in düzenlediği “Çelik ve Yaşam” adlı heykel yarışmasından söz edilmiş. Bu yarışmayı kazanan ve birincilik ödülü alan heykelin de fotoğrafına yer verilmiş. Sizin de gördüğünüz üzere, fotoğraftaki çelikten heykel aslında bize çok şey anlatıyor. Güzel sanatlar öğrencisi bir genç arkadaşımızın tasarlayıp yaptığı bu heykel, işçi sınıfının hünerli ellerinin, yaşam enerjisinin nasıl egemenler tarafından sadece ve sadece onların yararına kullanıldığını gösteriyor.

Er Geç Geleceksin!

Adını ilk duyduğumda / Benim çocuğumun ismi bu olsun dedim / Bir çocuğum olmasa da / Sen bütün çocukları bana bağışladın / Sendin benim gözümü güzel bir dünyaya açan / Senin iraden her şeyi derinden sarsar / Senin uğrunda kavgalar verilir / Adını her duyduğumda içimde fırtınalar kopar

Kiremitlerden İmparatorluğa…

Evet kardeşler, patronlar için korkunç olan işçi dayanışması bizim en büyük silahımızdır. Erol Toy kitabında bu gerçeği bir patronun ağzından dile getirmiştir. “İmparator” romanını okuduğumuzda bir kez daha şunu görüyoruz: Patronların zevkusefa içinde büyüttüğü imparatorluklar, işçilerin sefaleti, yoksulluğu, kanı, canı ve alın teridir. Patronların ömürlerince kaçıp kurtulamayacakları korkuları ise işçi sınıfının örgütlü mücadelesidir.

“Yiyin Efendiler Yiyin, Bu Han-ı İştiha Sizin”

Tevfik Fikret’in Han-ı Yağma şiirinden bir dörtlük bu. 1912 yılında tanık olduklarını dökmüş mısralarına. Osmanlı halkı yoksulluk ve sefalet altında yaşam mücadelesi verirken, yönetenlerin yaşadıkları hayata isyan ediyor şair. O yıllarda egemenler saraylarında saltanat sürerken, Osmanlı’nın yoksul halkı acı çekiyordu. Babalar ve çocuklar savaşlarda ölüyordu.

COP25: Burjuvazi İkiyüzlülükte Rekor Kırıyor!

BM İklim Konferansı COP25 aslında Şili’de yapılacaktı. Ancak emekçi kitlelerin isyanıyla sallanan Şili sokakları burjuvaları hayli korkutmuş olacak ki konferansı Madrid’e taşımak zorunda kaldılar. Şilili egemenlerin boş lafları ve riyakârlıkları nasıl ki Şilili emekçilerin aç karınlarını doyurmadıysa iklim krizi için de aynı şey geçerlidir. Kapitalistlerin ikiyüzlülüğü ve boş lafları iklim krizine çare olamaz.

Hawar: Hasankeyf’in Çığlığı

2005’te Ilısu baraj projesi tekrar gündeme geldi ve 5 Ağustos 2006 tarihinde dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından temeli atıldı. Böylece 12 bin yıllık tarihi olan Hasankeyf’in ancak 50 yıl fayda sağlanabilecek bir projeye boğdurulmasının öyküsü başladı. Bu katliamı yapanlar meydanlarda “bu toprakların gerçek sahibi biziz” diye arz-ı endam edenlerdi.

Ekim Devrimi ve Bolşevikler Yolumuza Işık Tutuyor!

Bundan 102 yıl önce Rusya’da işçi ve emekçiler savaşın ve krizin yıkıcı sonuçlarına karşı ayağa kalkmış ve neticede iktidarı ele geçirmişti. Ancak bugünden farklı olarak, Rusya’da işçilere yol gösterecek, yön verecek bir güç vardı. Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Parti uzun yıllar sabırla, inatla, en zor koşullarda dahi devrimci faaliyetleri yürütmüş ve bu şanlı mücadelelerinde kitlelerin öncüsü konumuna gelmişti.

Yaşamıyla Örnek Bir Devrimci: Sverdlov

Sverdlov hayatının büyük bir kısmını hapishane ve sürgünlerde geçirmesine rağmen mücadeleden asla kopmamıştır. Girdiği bütün hapishanelere notlarıyla dolu olan Marx’ın Kapital’ini de sokmayı başarır. Hapishane ve sürgün yıllarında gerek teorik gerekse de pratik birçok çalışma yapmıştır. Kendini geliştirmek için her gün disiplinli olarak çalışmıştır. Sverdlov bu çalışmalarını şöyle açıklamıştır: “Kitabı yaşamla sınıyorum; yaşamı da kitapla. Bu benim eğitimim.” Sverdlov ve mücadele arkadaşlarının bu örgütlü ve disiplinli mücadelesi proleter devrimin kapılarını açmıştır.

Simurg Efsanesi ya da Bizim Hikâyemiz

Zamanın birinde bir ülke varmış; Kuşlar Ülkesi! Efsane bu ya, her türden kuşun bir arada yaşadığı bu ülkede gel zaman git zaman işler karışmış. Sıkıntılar artmış, adaletsizlik baş göstermiş. Kuşlar arasındaki birlik ve beraberlik bozulmuş. Bu sorunlardan, ülkedeki adaletsizlikten ve karmaşadan bıkan kuşlar gece gündüz bir kurtarıcı bekler olmuşlar, yani Simurg’u! Anlatacağımız bu efsane Simurg efsanesidir ve doğrusu bizim de hikâyemizdir.

Millî Eğitim Bakanlığı Bütçesinin Anlattıkları

MEB bütçesinden en az 25 milyar lira kesinti yapılmış. O zaman okulların elektrik, su, doğalgaz, kömür, telefon faturaları, tadilatı, kırtasiye, temizlik malzemesi giderleri, meslek liselerinin atölye malzeme ihtiyaçları ne olacak? Kim ödeyecek bu ihtiyaçların parasını? Bu saydığımız liste yalnızca temel ihtiyaçlardır.

Kırlangıcın Kanatlarındaki Özgürlüğün Hikâyesi

İnsanın kendini ifade etme biçimlerinden biri olarak sanat, duyguların, tasarımların, güzelliğin derin bir biçimde dışa vurumu ve bu yolla yaratıcılığın ortaya konulmasıdır. Aynı zamanda çeşitli deneyimlerin geleceğe aktarılmasının bir aracıdır. Bu nedenle zamanının ruhunu yansıtır. Böylesine önemli bir araç olan sanat, tarihin çeşitli dönemlerinde ezilenlerin egemenlere karşı verdiği mücadelelere güç vermiştir.

Gerçek Engel Kapitalist Düzendir!

Huzur evleri, çocuk esirgeme yurtları, engelli bakım evleri… Her biri bu ülkenin bakıma muhtaç insanlarıyla dolu ve gün geçtikçe de sayıları artıyor. Adına bakım evleri denilen ama amacından uzaklaşarak daha fazla kâr elde edilmeye çalışılan birer kapitalist işletme olan bu kurumlar, acı çeken insanlarla dolup taşıyor.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.