Navigation

Okur mektupları

Dün Mississippi, Bugün Dünya Yanıyor!

Geçtiğimiz günlerde bir grup arkadaş olarak gerçek bir hikâyeden uyarlanan Mississippi Yanıyor filmini izledik. Film 1964’te ABD’nin Mississippi eyaletinde, ikisi beyaz, biri siyah üç insan hakları aktivisti gencin “esrarengiz” bir biçimde ortadan kaybolmasını ve sonrasındaki gelişmeleri ele alıyor. Bu filmin bize düşündürdüklerini sizlerle paylaşmak isteriz.

Tarihten Güncel Bir Kesit: Adatepeli Refika’nın Hikâyesi

Yakın zaman önce ziyaret ettiğim Ayvacık’taki Adatepe köyünde onlarca yıldır anlatılan bir hikâyeyi dinledim. Birinci Dünya Savaşı döneminde yaşamış olan Refika adındaki bir Rum kızının hikâyesi bu. Asırlar boyu kardeşçe yaşayan, duygudaş olan halkların, egemenlerin çıkarları uğruna birbirine kırdırılışının, savaşların kör şiddetinin halkların üzerine nasıl bir karabasan gibi çöktüğünün hikâyesi.

Bir Tuhaf Kapitalizm…

Emperyalizmin başkentlerinden Londra’da bir tuhaf kapitalizm hüküm sürüyor şu günlerde. Sistem insanları işten eve evden işe modunda tutarak sokaklardan çekmiş durumda. Kimisi zaten evden çalışıyor ve çok az dışarı çıkıyor, kimi de sadece çalışmak için dışarı çıkıp işi bittiğinde hemen eve dönüyor. Koca koca plazalar, gökdelenler, binalar bomboş duruyorlar. Sanki bir distopya filminin sahnesi gibi. Ekonominin berbat durumda olduğu çok belli ama şimdilik hükümet para basarak durumu idare etmeye çalışıyor. Ama tabii bunun nereye kadar sürdürülebileceği belli değil.

“Hüzün Adası”na Yolculuk

Türkiye devleti de Yunanistan devleti de kendi çıkarları için halkları birbirine düşman etmekten, birbirlerine kırdırmaktan hiç çekinmediler, çekinmezler de. Kapitalist devletlerin ortak politikalarıdır bunlar. Tüm dünyada kapitalist devletler, çıkarları uğruna emekçi halkları bölüp parçalamış, birbirlerine kırdırtmıştır. Maalesef egemenlerin halkları birbirine düşmanlaştırma politikaları bugün Ortadoğu’dan Asya’ya pek çok bölgede hâlâ sürüyor.

Burjuvaların Milliyetçiliğine Karşı İşçilerin Uluslararası Birliğini Savunalım!

Son günlerde Türkiye’de yine pek çok kişi Yunan kelimesini duyduğunda tepki göstermeye başladı. Uzun yıllardan beri, dönem dönem her iki toplumun egemen sınıfları, Türk-Yunan sorunu adını verdikleri kendi aralarındaki çatışmayı su yüzüne çıkartıp emekçileri de milliyetçilik temelinde kışkırtmaya çalışırlar. Yine öyle bir dönemdeyiz.

O Yumruk İşçi Sınıfına Atılmıştır

Mardin’den mevsimlik işçi olarak fındık toplamak üzere Sakarya’ya gelen işçiler, geçtiğimiz günlerde patron ve köylüler tarafından dövüldü. Görüntüleri izlemişizdir. Bir kadın işçinin yumruklandığını, erkek işçilerin onlarca kişinin arasına alınıp ölesiye dövüldüğünü görmüşüzdür. Bu olay vicdanını ve insani değerlerini kaybetmemiş işçi ve emekçiler tarafından sosyal medyada gündem edildi.

“Büyük Reset” Kapitalizmi Kurtarır mı?

Dünya Ekonomik Forumu, diğer adıyla Davos zirvesi, geçtiğimiz aylarda web sitesinde, önümüzdeki sene yapılacak zirvenin ana temasını “Great Reset” yani büyük yeniden başlama ya da büyük sıfırlama olarak duyurdu. Birçok sermayedar, siyasi temsilci, çeşitli üniversitelerden akademisyenler, düzenlenen bir video konferansla seçilen temanın ne kadar önemli olduğundan bahsettiler. Bunlar arasında forumun kurucusu ve aynı zamanda başkanı olan Klaus Schwab, Galler Prensi Charles, IMF Başkanı Kristalina Georgiyeva, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Microsoft, BP ve Mastercard CEO’ları var. Her biri Covid-19’un nelere yol açtığından, dünyamıza nasıl zararlar verdiğinden bahsettiler.

Açız Ama Bu Yalanlara Tokuz!

Diyelim ki doğalgaz bulunduğu haberi doğru ve büyük miktarda rezerv bulundu. Gerçekten bizim derdimize derman olacak mı? Faturalarımız az gelecek mi?  Refah seviyemiz yükselecek mi? Elbette hayır! Onlar yalnızca kendi ceplerini düşünür ve yalnızca kendi yandaşlarını beslerler. Faturalarımız, bırakalım az gelmeyi tam aksine daha da cep yakacak. Bu işten kârlı çıkan iktidar cephesi ve onların yandaş sermaye şirketleri olacak.

Hepiniz Suçlusunuz!

Birkaç gün önce Musa Dinç adında bir yazar bozuntusunun derlediği Gül ve Düşün adlı masal kitabında yer alan Kurnaz Tilki ve Boz Ayı masalında tecavüzün anlatıldığı ortaya çıktı. Değil çocukların, yetişkin bir insanın dahi okuyunca kanını donduran cümleler var kitapta! Yazar çocuklara hiç de dolaylı olmayan şu mesajları vermiş oluyor: Seni kızdıran, sevmediğin birinden intikam almanın en iyi yolu tecavüzdür! Tecavüz edilen insanın namusu beş paralık olur! Yani tecavüz eden değil tecavüz edilen kirlenir! Fahişe damgası yer, insan içine çıkamaz! Tecavüz eden çok iyi bir iş başarmıştır! Göğsünü gere gere ortalıkta gezebilir!

Bu Tabloyu Değiştirmek Bizim Elimizde

Bu resim, Joseph Zeitoun adında Ummanlı bir öğrencinin mezuniyet ödevi olarak yaptığı üç boyutlu bir çalışma. Evladını savaştan, yıkımdan, katliamlardan oluşan bir tablodan kaçırmaya çalışan Suriyeli bir babayı öne çıkaran bu resim, hem teknik, hem de konu açısından çok çarpıcı. Resimde gördüklerimiz klasik resim çerçevesi içine sığdırılmış bir konu olsaydı, mesela tel örgülerin öte tarafına çocuğunu geçirmeye çalışan bir baba resmedilseydi yine etkilenir ve yaşam kavgası veren bir göçmenin dramına odaklanırdık. Ama resim çerçevenin dışına çıkınca, seyirciyle resim arasındaki duvar yıkılıyor.

Bolivya’da Hükümet Seçimleri Erteledi, Kitleler Genel Grevle Gücünü Gösterdi

Kasım 2019’da ABD destekli bir darbeyle reformist sosyalist başkan Evo Morales’i zorla istifa ettirerek Bolivya yönetimine el koyan faşist hükümet, 23 Temmuzda aldığı kararla seçimleri bir kez daha askıya aldığını duyurdu. Bu da, Bolivya anayasasına göre 90 gün içinde seçimlerin yenilenmesi gerekirken, 9 ay içerisinde seçimleri üçüncü kez erteleyen darbeci hükümete karşı tepkileri beraberinde getirdi.

Sahip Olduğunuz Servet Bizden Çaldıklarınızdır

Neredeyse bütün emperyalist kapitalist ülkelerin tarihi kanlıdır, kirli ve yoğun bir emek sömürüsünün üzerine kuruludur. Burjuvazi ne kadınları ne de çocukları esirgemiş, hepsini iliklerine kadar sömürmüş, halkları soymuş, dünyayı yağmalayıp talan etmiştir. İşte bu yoğun emek sömürüsünün, hatta çocuk köleliğin en çok uygulandığı ülkelerden bir tanesi de bugünün özgürlükler ve demokrasi ülkesi olarak pazarlanan İsviçre’dir.

İnsanlığın Yüzkaraları!

Yaptıkları katliamları unutturmaya çabalamaları ya da normalleştirip yenilerine zemin hazırlamaları beyhude bir çabadır. Bizler bugünün genç sınıf devrimcileri olarak yaptıklarının yanlarına kâr kalmayacağına yürekten inanıyoruz. Sınıfsız bir toplum mücadelesinde yitirdiklerimizi, sınıfımızın mücadele neferlerine yapılanları unutmayacağız. Onlar kötülüğün temsilcisi, insanlığın yüzkaralarıysa, bizler de iyiliğin temsilcisi ve insanlığın yüz akıyız.

Mültecilerin Umutları, Kapitalist AB’nin Politikaları

Egemenler göçmenleri zorla sınır dışı etmek için kişi başı 90 bin avroyu bulan dava masraflarından da kaçınmıyorlar. AB Sınır Ajansının istatistiklerine göre 2019 yılında belirlenen 298 bin “sınır dışı edilebilir” kişiden yaklaşık 100 bini sınır dışı edildi. Bununla birlikte AB Komisyonu işkence, tecavüz veya insan kaçakçılığı mağdurları için geri gönderilmelerin yeniden gözden geçirilebileceğini savunuyor.

Kürt Tarım İşçileri Nefretin ve Yoksulluğun Kıskacında

Yolculuk kazasız belasız atlatıldığında işçileri bekleyen şey, derme çatma çadırlar, tahtadan barakalar, içme suyuna bile zor erişilen kötü barınma koşullarıdır. Kürt kentlerinden ekmek parasının ardına düşen tarım işçilerini ise kötü barınma ve çalışma koşullarından çok daha fazlası beklemektedir: Düşmanlık, kin, nefret!

Çiftçilerin İsyanı ve Muktedirlerin Kibri

Bir tarafta durmadan çalışıp daha da yoksullaşan işçi ve emekçilerin sayısı artıyor, diğer tarafta ise dünyadaki bütün zenginlik bir azınlığın elinde toplanıyor. Zenginliklerini ve çürümüşlüklerini kör göze parmak misali göstermeleri, bir iki kendini bilmez şımarığın densizliği değildir. Bu düzenin biz işçi ve emekçilere yoksulluktan ve sefaletten başka verecek hiçbir şeyinin olmadığının göstergesidir.

Anneler Çocuklarını Gömmemeli!

Hamza Ajan Suriye’de yıllardır yaşanan haksız savaştan kaçmış ve Bursa’da pazarcılık yaparak yaşamaya çalışıyordu. Ancak 15 Temmuz akşamı faşist bir grubun saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. 17 yaşında gencecik bir delikanlıydı. Tek “suçu” haksızlığa karşı çıkmaktı. Faşist zihniyetli 4 kişinin saldırısına uğrayan bir kadının acısına gözlerini yummadı, kulaklarını kapatmadı.

“Özgürlük Yazarları”nın Değişim Serüveni

Özgürlük Yazarları gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek yapılmış bir film. Bu hikâyede Woodrow Wilson Lisesindeki 203 numaralı sınıfın öğrencileri, renkleri, anadilleri, kültürleri farklı olmasına rağmen sınıf arkadaşlarıyla dost, kardeş olmayı öğreniyorlar. Sorunların derilerinin rengi, dilleri ve kültürleri farklı olduğu için kendilerinden görmedikleri insanlardan kaynaklanmadığını, aksine ayrımcılığın sistem tarafından zihinlerine zerk edilen bir zehir olduğunu fark ediyorlar.

Birileri “Bilim” mi Dedi?

Bu nasıl bir bilim anlayışıdır ki insanlık adına yapıldığı söylenen her şey burjuvazi ve onun çıkarlarını gözeten devlet kurumları tarafından her aşamada denetleniyor? Bilim insanlığı kendi başına bir yerlere götürmüyor. Hele de kapitalizm altında tıp bilimi insanlık için hiç de iç açıcı manzaralar doğurmuyor. Şu an maalesef işçi sınıfının örgütsüzlüğü sebebiyle bizlere her sunulan bilimsel veriyi gerçek olarak kabul etmekten başka çaremiz yok gibi düşünüyoruz.

Marksizmin Işığında Hiçbir Yalan Sonsuza Dek Gerçeğin Elbisesiyle Dolaşamaz!

Gerçeklerden haberi olmayan biri hep bebek kalmış gibidir. Ve her küçük çocuk gibi doğru diye belletilen her yalanı gerçeklik sanabilir. Gerçek ve yalan nasıl anlaşılır? Gerçekteki yalanı, yalandaki gerçeği nasıl fark ederiz? Yalanın içerisinde gerçeğin bir parçası olduğunda, gerçeği yalandan nasıl ayırt edebiliriz?

Canada: We March Together With Black Brothers/Sisters

Today (7th of June) in our city (Ontario London, Canada) there was a big march with thousands of attendants, in protest to injustice towards black people. Our family attended the action. There were many things that attracted my attention, from the large number of participants from all nationalities, colors and religions to slogans and placards and the kindness of human beings to each other with the distribution of water and food.

Kanada’da Siyah Kardeşlerimizle Birlikte Yürüdük

Bugün (7 Haziran) yaşadığımız kentte (Ontario London, Kanada) siyahların yaşadıkları adaletsizlikleri protesto etmek üzere binlerce insanın katıldığı büyük bir yürüyüş düzenlendi. Ailece eyleme katıldık. Tüm uluslardan, renklerden ve dinlerden çok sayıda insanın katıldığı bu eylemde, sloganlar, pankartlar, eylemdeki insanların birbirlerine karşı nezaketi, su ve gıda dağıtımı gibi pek çok şey vardı dikkatimi çeken.

Akademisyenler Ayrıcalıklı mıdır?

Geçtiğimiz günlerde mezun olduğum okulda akademisyen olan ve aynı zamanda iki dersini almış olduğum “profesör” unvanlı bir hocamın mektubuna denk geldim. Üç ay ücretsiz izne çıkartılan hoca, “Sayın Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanına, YÖK Başkanına” diye başlayarak bir açık mektup paylaşmış.

Adaleti Olmayan, Adalet Dağıtamaz!

Bugün tüm dünyada baskılar artıyor, otoriter ve totaliter rejimler yükseliyor. Konu başka ülke olunca vicdan, insanlık dışı davranışlar, insanların değerleri ikiyüzlüce ağızlara alınıyor. Riyakârlık bu düzenin temsilcilerinin gerçek ilkesi haline gelmiş durumda. Çürümüş ve yozlaşmış gerici bir sistemin, tüm insanlığın haklarını koruması ve sözde bunun için mücadele etmesi mümkün olamaz! Adaleti olmayanlar adalet dağıtamazlar!

“Zor, Yeni Bir Topluma Gebe Olan Her Eski Toplumun Ebesidir”

Amerika’da isyan ateşinin bu derece büyümesine neden olan şey, çürüyen kapitalist düzenin biriktirdiği çelişkilerden başka bir şey değildir. Yoksul emekçilerin adeta gırtlağına çökerek nefes almasını engelliyor bu sistem. Floyd’un öldürülürkenki “nefes alamıyorum” sözleri, kitlelerin “nefes alamıyoruz” çığlığına dönüştü. Mart ayından bu yana sadece ABD’de 41 milyon insan işsiz kaldı. İşsizlik oranı %25’e ulaştı. Kredi borçları, kiralar, faturalar emekçilerin gırtlağına basıyor; geçim derdi milyonlarca işçi ailesini nefessiz bırakıyor.

Adsız Nefer Umudu Yeşertmeye Devam Ediyor!

Aylardan Haziran olunca Nâzım Hikmet’le açılır ufkumuz, yüreğimiz onun umuduyla dolar. Yaşamını ve sanatını mücadeleye adayan, işçi sınıfının çıkarından başka bir çıkarı olmayan devrimci şairdir Nâzım Usta. Kahırla, sürgünle, hapislerle geçen hayatında yılgınlığa, umutsuzluğa asla kapılmadan mücadele dolu bir yaşam sürdürmüştür. Ezenle ezilenler olduğu ve sömürü devam ettiği müddetçe en ağır koşullarda bile başkaldırı, mücadele ve umut da sürecektir. Sürmelidir de. Özellikle gerici koşulların, baskıların daha da ağırlaştığı zamanlarda mücadeleyi sürdürmek, umudu diri tutmayı başarmak gerekir. Devrimci sanatın da burada çok önemli yeri vardır.

“Nâzım’ı Gördüm Çocuklar!"

İşçi sınıfının komünist şairi Nazım Hikmet, daha ilk gençlik yıllarında, içinde bulunulan savaş koşullarının da etkisiyle milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya gitti. Burada sosyalist fikirlerle, şanlı Ekim Devrimiyle tanıştı. Bundan sonraki yıllarda Türkiye Komünist Partisine üye oldu ve ömrünü sosyalizm mücadelesiyle, ezilenlerin yanında ezenlere karşı verilen kavgayla geçirdi. Nâzım bir şairdir ama komünist bir şairdir. Onun şiirlerinin güzelliği, içine damıtılan kavgadan, aşktan ve hasretten, yenilgiler ve zaferlerden çıkarılan derslerden, Marksizm biliminden gelir. O ölümüne kadar hem parti içinde hem de dışında doğrularını savundu, muhalefet etti. Devrimci üretimine sürgünde, hapiste hiç durmadan devam etti.

Düşünün... Çünkü Henüz Yasaklanmadı!

İşçi sınıfı ne faşizme ne de faşist iktidarlara ilelebet boyun eğmiştir. Yine eğmeyecektir! Tarih bunun pek çok örneğiyle dolu. Geçmişten bugüne ne Mussolini ne Hitler ne de bir başka faşist lider tarih sahnesinde ilelebet kalabilmiştir. Yeter ki düşünelim. Ama sadece düşünmekle de kalmayalım. Çünkü doğru düşünceler ancak örgütlendiğinde güçlenir, hayat bulur. Örgütlenelim, birlik olalım ve sadece baskıcı rejimleri değil, onları yaratan kapitalist sistemi de tarihin çöp sepetine yollayalım.

Bir Tabuta Bile Sığmaz Vicdanınız!

Egemenler din derler, iman derler ama insanlık dışı işler yaparlar. Tıpkı 2017 yılında bir çatışmada hayatını kaybeden Agit İpek’in kemiklerinin geçtiğimiz günlerde PTT Kargo ile annesine gönderilmesi gibi... Bu haberi ilk okuduğumuzda yanlış mı okuduk acaba diye tekrar okuduk ama hayır, tamamıyla gerçek yapılan vicdansızlık. Bir tabuta bile sığmaz bunların vicdanı...

Ben Bunlara İnsan Diyemiyorum!

Kapitalist sistemin ve onun siyasi temsilcilerinin işçi sınıfına, salgın hastalıklar, savaşlar, yoksulluklar dışında vereceği bir şey kalmamıştır. Bundan dolayı da bir an önce yıkılıp yerine insanların insan gibi yaşadığı bir dünyayı kurmanın zamanı çoktan gelmiştir. Bu gerçeği çok iyi bilen dünya burjuvazisi korku nöbetleri geçirmekte, büyük kitleleri ebediyen uyutamayacağını bilmesine rağmen ittire kaktıra da olsa kapitalizmi yaşatma derdindedir.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.