Navigation

Kadın

8 Mart ve Clara Zetkin

Hem 8 Mart 1857’de mücadele eden kadın işçiler hem de 8 Mart’ı uluslararası bir mücadele günü olarak dünya işçi sınıfına kazandıran Clara Zetkin gibi işçi önderleri, mücadeleleri ve hayatlarıyla bizlere kapitalizmin karanlığından çıkışın yolunu gösteriyorlar. Tarihin çok önemli dönemeçlerinde emekçi kadınlar hem kitlesel olarak hem de tarihsel kişilikleriyle çok önemli roller üstlendiler. Bugün de, savaşa, ekonomik krize, tek adam rejimine ve tüm bunları doğuran kapitalizme karşı verilecek mücadele tarihsel önem taşıyor. Bunun bilinciyle emekçi kadınlar olarak gücümüzü sınıfımızdan ve tarihimizden almalı, güzel günleri yaratmak için erkek sınıf kardeşlerimizle omuz omuza mücadeleye katılmalıyız.

Bakırköy’de Binlerce Kadın “HAYIR!” Diye Haykırdı

8 Mart, emekçi kadınların sembolleşmiş bir uluslararası mücadele günüdür. Tüm dünyada ezilen, sömürülen emekçi kadınlar kendilerine miras bırakılan bu şanlı güne sahip çıkıyor. 8 Mart’ı grevlerle, direnişlerle karşılayan emekçi kadınlar, meydanlarda, sokaklarda taleplerini haykırıyorlar. 5 Mart Pazar günü Türkiye’de de pek çok kentte kadınlar, hükümetin baskılarına ve yasak girişimlerine rağmen, taleplerini haykırmak için meydanlardaydılar.

Patronların Gözünden Emekçi Kadınların Önemi

Bir patron örgütü olan TÜSİAD, geçtiğimiz Aralık ayında yabancı bir şirketle birlikte “Women Matter” adıyla bir rapor hazırladı. TÜSİAD patronları bu raporla hedeflerini şu şekilde ifade ediyorlar: “Daha fazla kadın çalışan, daha fazla kârlılık!” Yayınlanan raporda kadınların işgücüne katılım oranının artmasıyla GSMH’nin %20 kadar artabileceği vurgulanıyor. Şirketlerin zenginleşmesinin kadınların işgücüne daha fazla katılımıyla mümkün olduğu sık sık belirtiliyor. Yani işçi sınıfının kadınlarının onlar için kâr getiren birer üretim aracından başka bir şey olmadığını açıkça dile getiriyorlar. İşte emekçi kadınların önemi!

Gerici, Cinsiyetçi Politikalar Kadına Şiddeti Tırmandırıyor

Gün geçmiyor ki, kadına şiddet vakalarına bir yenisi daha eklenmesin. Üstelik kadınları akıl almaz bir biçimde, vahşice katleden, şiddet uygulayan, tecavüz eden zanlılar, içinden geçtiğimiz gerici atmosfere uygun bir biçimde gerekçeler üreterek kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz günlerde Adana ve Diyarbakır’da yaşanan iki vaka, savaş ve gerici siyasal atmosferin kadın sorununa nasıl yansıdığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Cinsel İstismar Tasarısı Geri Çekildi, İstismar Tam Gaz!

Onlar, iktidarlarına yönelik hiçbir muhalefetin olmadığı, tamamen biat içinde, sorgulamadan kanaat eden, muhafazakâr bir toplum hayal ediyorlar. Onlara göre, bu toplumda kadınlar, kendilerine çizilen sınırların içinde kalmalı. Daha çocukken yaşamının ipleri elinden alınmalı. Erkek baskısına ve çifte ezilmişliğe isyan edecek gücü, cesareti ve imkânı bulamamalı. Tecavüze uğramak gibi bir dehşet yaşadığında bile erkeğin gölgesinde hapsolmaktan kurtulamamalı. Düşünmenin, başka bir yaşam hayal etmenin, korkmadan yaşamanın ne demek olduğunu bile bilmemeli. Çok çocuk doğurarak evine ve erkeğine mahkûm kalmalı. Yetiştirdiği çocuklara kendisine benzer yaşamların dışında yaşamlar olduğunu anlatamamalı. Korkak, sinik, itaatkâr ve kindar bir nesil yetişmesine hizmet etmeli. İktidardakiler işte bu nedenle kız çocuklarının 12-13 yaşında evlendirilmesine, tecavüze uğradıktan sonra tecavüzcüsünün kollarına teslim edilmesine onay veriyorlar.

İşçi Sınıfının Kadınları Mücadeleyle Özgürleşir

Sınıfımızın devrimci kadınları bugünün devrimci işçi kadınlarına yol göstermeye devam ediyor. Bizler bir taraftan mücadelemizi sürdürürken, diğer taraftan da zafere ulaşmak için işçi sınıfının kadın devrimci önderlerinden ve onların mücadele dolu hayatlarından öğrenmeye devam edeceğiz. Başta Ekim Devriminin kahramanı olan devrimci kadınlar olmak üzere işçi sınıfının mücadelesinin devrimci kadınlarını gururla hatırlayacağız.

Başbakan’ın Mırıldanışı

Otobüste, metroda, metrobüste, dolmuşta, işyerinde, sokaklarda, evde, kısacası emekçi kadınların olduğu her yerde şiddet, taciz, tecavüz ve baskıyı görmek mümkün. Emekçi kadınlar hayatlarını zindana çeviren, susturan, öldüren, “aciz” hale getiren erkek egemen gerici zihniyetten ancak örgütlü mücadeleyi yükselterek kurtulabilir. Kapitalizm yıkılmadan, tüm pislikleri ortaya çıkaran bu bataklık kurutulmadan, emekçi kadınlar özgür olmaz.

Bataklıkta Açan Kızıl Çiçekler

Tarihte iz bırakmış nice devrimci kadın ve erkek var şüphesiz. Biz, özellikle Bolşevik kadınların yaşamlarının bugünün devrimci, emekçi kadınlarına ilham vereceğini düşünerek, hayatlarını okuyup tartıştıklarımızı Marksist Tutum okurlarıyla da paylaşmak istedik. Burada ancak birkaçına değinebileceğimiz bu Bolşevik kadınların sosyalizme olan inançları ve mücadeleye bağlılıkları bizi çok etkiledi. Inessa Armand, Nadejda Krupskaya, Natalia Sedova Troçki, Alexandra Kollontay, Sofya Nikolayevna Smidoviç, Maria İlyiniçna Ulyanova, Anna İlyiniçna Ulyanova, Praskovya Franzevna Kudelli ve daha niceleri…

Bugünün Karanlığına Işık Tutanlar

Böyle dönemlerde umutsuzluğa kapılmamak ve ne yapacağımızı bilmek çok önemli. Çünkü örgütsüz ve bilinçsiz olduğumuzda egemenler bizleri kolayca yönlendirirler. 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi ya burjuva medyanın ve egemenlerin yalanlarına kanıp “demokrasi” adına faşizmin tırmandırılması politikalarının peşine takılırız ya da hiçbir şey yapamayacağımızı, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılırız. Ama biz Marksizme inanan, onun öğretisiyle beslenen mücadeleci emekçi kadınlar olarak ümitliyiz.

Burjuva Kadınlar Dünyaya Barış Getiremez

Theresa May’in başbakan olması burjuva medyada “feministlerin zaferi” olarak verildi. İngiltere’de başbakanlık koltuğundaki isim değişirken, ABD’de de başkanlık yarışı devam ediyor. Kasım ayında yapılacak seçimlerde Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’ın kazanma olasılığı yüksek görünüyor. Almanya’da ise 2005 yılından bu yana Angela Merkel başbakanlık koltuğunda oturuyor. Clinton’ın da seçimleri kazanması durumunda dünyanın en büyük emperyalist güçlerinden üçünü kadınlar yönetiyor olacak. İşte bu tablo özellikle Avrupa’nın burjuva medyasında “kadınlar dünyayı yönetecek” haberleri yapılarak anlatılıyor ve kadınların dünyayı yönetmesiyle birlikte daha barışçıl, daha insani bir sürece doğru gideceğimiz beklentileri oluşturulmaya çalışılıyor. Öyle ya, kadınlar daha duyarlıdırlar, duygusaldırlar, şefkatlidirler vs… Peki, gerçeklik bu mu?

“Komşum Tok, Benim Sınıfımdan Ölen de Yok”

AKP iktidarı ile birlikte kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin sayısı katlanarak arttı. İktidar, şiddete uğrayan kadını koruyacağına, uğradığı şiddete boyun eğmeyip hakkını arayan kadına yardım etmiyor, kadını şiddet uygulayan erkeğin eline teslim ediyor. Kadından, erkeğine hizmet etmesi, bol bol çocuk doğurması ve kaderinde dayak, şiddet ya da ölüm ne varsa sessizce razı olması isteniyor. İşte egemenlerin ve onların siyasetçilerinin biz işçi sınıfının kadınlarından istediği budur. Çocuk doğurmak ve şiddete, tacize karşı sesini çıkarmadan “kaderine” razı gelmektir. Burjuvazinin işçi sınıfının kadınlarına yazdığı kader bu! Hangi kadın bu kadere razı gelebilir?

“Aile Bütünlüğü” Adına Kadın ve Çocuk Haklarına Saldırı

İktidarın kadın sorununa yaklaşımı, AKP milletvekillerinin komisyon toplantılarındaki tutum ve üsluplarına da yansıyor. Komisyon raporunda olumlu görülebilecek öneriler arasına sıkıştırılan pek çok husus, AKP’nin mağdur kadınlar ve istismara uğrayan çocuklarla ilgili gerçek yaklaşımını ortaya koyuyor. Bu erkek egemen, cinsiyetçi, ayrımcı ve gerici anlayış, kadınların ve çocukların var olan haklarının da elden gitmesine yol açabilecek önerilerde somutlaşıyor.

Sayfalar

Kadın beslemesine abone olun.

e-broşürlerimiz

Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.