Navigation
15 Haziran 2020

15-16 Haziran Direnişi 50. Yılında

Sınıf devrimcileri olarak sermayenin sinsi saldırılarına en ufak bir prim vermeden, 15-16 Haziran Direnişinin 50. yılında hafızaları tazeleyerek, geçmişin deneyimlerini özümseyerek, özümseterek ve dersler çıkararak mücadeleyi büyütmeye devam ediyoruz. Dün olduğu gibi bugün de örgütlü mücadele işçilerin bir araya gelmesine, dayanışmasına, kucaklaşmasına bağlıdır. İşçileri birbirine bağlayan ve güven duygusunu çelikleştiren işte bu harçtır.

Marksizmin Işığında Hiçbir Yalan Sonsuza Dek Gerçeğin Elbisesiyle Dolaşamaz!

Gerçeklerden haberi olmayan biri hep bebek kalmış gibidir. Ve her küçük çocuk gibi doğru diye belletilen her yalanı gerçeklik sanabilir. Gerçek ve yalan nasıl anlaşılır? Gerçekteki yalanı, yalandaki gerçeği nasıl fark ederiz? Yalanın içerisinde gerçeğin bir parçası olduğunda, gerçeği yalandan nasıl ayırt edebiliriz?

12 Haziran 2020

Virüsün Ardına Saklanan Kapitalizmin Gerçekliği

Bir salgın vardır var olmasına ama bu salgının örtüsü altında ondan çok daha büyük, çok daha önemli süreçler işlemektedir. Bir savaş vardır, tekeller ve burjuva devletler arasında dünya ölçeğinde gırtlak gırtlağa bir rekabet vardır ve emekçi kitleler düzenin ağır saldırısı altındadır. Kitleler de 2000’li yıllarla birlikte tarihsel krizi içinde debelenen kapitalizmin ağır saldırıları karşısında seslerini çeşitli biçimlerde yükseltmeye başlamışlardır. Kapitalizmin efendileri açısından sistemin geldiği tıkanma noktası kendi başına önemli endişe konusuyken, bu tıkanmanın çeşitli sonuçlarının bir ürünü olarak kitle mücadeleleri de özel endişe kaynağıdır.

ABD’de İsyan Büyüyor, Tarihsel Kavga Devam Ediyor

Tarihte gerçekleşen tüm isyanların patlak vermesine vesile olan tetikleyici bir olay vardır elbette. Ancak görünürdeki bu tetikleyici olay bardağı taşıran damladır sadece. Büyük toplumsal hareketler, sistemin çelişkilerinin, kitlelerin biriken öfkesinin sonucudur. Kapitalizm, tarihinin en ağır kriz dönemlerinden birini yaşıyor. ABD’de son 3 ayda 43 milyon insan işini kaybetti. Sosyal güvencelerden yoksun, gelecek kaygısı taşıyan yoksul kitleler için “Amerikan Rüyası”, gökdelenlerin tepesinden aşağı itildikleri bir kâbusu andırıyor.

10 Haziran 2020

Robotlaşma ve Kapitalizm

Tam otomasyon veya robotlaşma tartışmaları yeni değil. Ancak teknolojik gelişmelerle birlikte bazı işlerin çok az sayıda işçi ile yapılabilmesi veya doğrudan makinelere, robotlara, bilgisayarlara yaptırılabilmesi bu tartışmaları her geçen gün daha da alevlendiriyor. Her zaman ilgi çeken bu konuya ilişkin tartışmalar 2016 yılında Davos zirvesinde yapılan “Sanayi 4.0” toplantıları ile level atladı diyebiliriz. Yakın gelecekte üretimin tamamen robotlarla yapılacağı iddia ediliyor.

Canada: We March Together With Black Brothers/Sisters

Today (7th of June) in our city (Ontario London, Canada) there was a big march with thousands of attendants, in protest to injustice towards black people. Our family attended the action. There were many things that attracted my attention, from the large number of participants from all nationalities, colors and religions to slogans and placards and the kindness of human beings to each other with the distribution of water and food.

Kanada’da Siyah Kardeşlerimizle Birlikte Yürüdük

Bugün (7 Haziran) yaşadığımız kentte (Ontario London, Kanada) siyahların yaşadıkları adaletsizlikleri protesto etmek üzere binlerce insanın katıldığı büyük bir yürüyüş düzenlendi. Ailece eyleme katıldık. Tüm uluslardan, renklerden ve dinlerden çok sayıda insanın katıldığı bu eylemde, sloganlar, pankartlar, eylemdeki insanların birbirlerine karşı nezaketi, su ve gıda dağıtımı gibi pek çok şey vardı dikkatimi çeken.

Akademisyenler Ayrıcalıklı mıdır?

Geçtiğimiz günlerde mezun olduğum okulda akademisyen olan ve aynı zamanda iki dersini almış olduğum “profesör” unvanlı bir hocamın mektubuna denk geldim. Üç ay ücretsiz izne çıkartılan hoca, “Sayın Cumhurbaşkanına, TBMM Başkanına, YÖK Başkanına” diye başlayarak bir açık mektup paylaşmış.

8 Haziran 2020

Hayırseverlerin İnayetini Değil, Hakkımız Olanı İstiyoruz

Öyle bir sistemde yaşıyoruz ki, yüz binlerce insan, sosyal güvenceleri olmadığı ya da sosyal güvenlik sistemi hayati ilaçlarını karşılamadığı için umudu sosyal medya kampanyalarında arıyor.

Mücadeleyi Vatan Yapan Devrimci Göçmen Manuşyan

Ben Misak Manuşyan. 1906 yılında Adıyaman’ın Keysun (Çakırhöyük) isimli yoksul bir köyünde geldim dünyaya. Her insan gibi benim de anam ve babam vardı. Üç kardeştik; iki abim ve ben. Ermenilerin ve Kürtlerin birlikte yaşadığı bir yerdi köyümüz. Cihan Harbine kadar sorunsuzca yaşamıştık birlikte. Hani derler ya “kanın kanıma karışmış!” İşte öyleydik Kürtlerle. En küçük olduğumdan olsa gerek çok yaramaz bir çocuktum. Çok dayağını yedim bu sebepten anamın, haklıydı da genelde. Bir gün hiç unutmam kazanlar kurulmuş, ateşler yakılmış çamaşır yıkanıyor. Ben daha yedi-sekiz yaşındayım.

Adaleti Olmayan, Adalet Dağıtamaz!

Bugün tüm dünyada baskılar artıyor, otoriter ve totaliter rejimler yükseliyor. Konu başka ülke olunca vicdan, insanlık dışı davranışlar, insanların değerleri ikiyüzlüce ağızlara alınıyor. Riyakârlık bu düzenin temsilcilerinin gerçek ilkesi haline gelmiş durumda. Çürümüş ve yozlaşmış gerici bir sistemin, tüm insanlığın haklarını koruması ve sözde bunun için mücadele etmesi mümkün olamaz! Adaleti olmayanlar adalet dağıtamazlar!

5 Haziran 2020

Toplumsal Eşitsizlik Büyüyor, Kapitalizm Temellerinden Sarsılıyor

Kapitalizmin yapısal çelişkilerinin yarattığı açmaz onu hiçbir virüsün kurtaramayacağı bir tarihsel krize sürüklemiş bulunuyor. Kapitalizm artık hararetli gelişmeler sergileyebildiği gençlik çağlarında değil. Bir yandan bir türlü atlatılamayan ve sonuçları giderek ağırlaşan bir ekonomik kriz yaşanırken diğer taraftan toplumsal eşitsizlik katlanarak büyüyor. Nitekim Covid-19 salgınını bahane ederek salgının tüm insanlığın ortak sorunu olduğu, herkesi eşitlediği masallarının anlatıldığı karantina günlerinde tüm dünyada zenginlerin serveti katlanarak artmaya devam ederken milyarlarca insan daha büyük bir sefaletin içine sürüklendi.

“Şimdi Mücadele Zamanı Değil”miş!

Örgütlü işçilerin birliğinden, dayanışmasından ve mücadelesinden korkan Türk-İş bürokrasisi, işçilerin hak arama mücadelesinin önünde nasıl bir engel olduğunu kendi ağzıyla itiraf ediyor. Egemen sınıf salgın bahanesiyle krizin üzerini örtüyor, sendikal bürokrasi de aynı bahane ile işçinin örgütlenmesini baltalıyor. “Şimdi hak arama zamanı değil” diyerek alenen burjuvazinin yanında yer alıyor. Mücadele ve örgütlenme fikrine virüs muamelesi yapıyor.

3 Haziran 2020

Burjuvazinin “Yeni Normali” ve Yükselen Faşizm

Bilindiği gibi 2020’nin ilk aylarına dek onlarca ülkeye yayılan isyan dalgası, burjuvazinin bilinçli bir şekilde yarattığı “pandemi” depremiyle söndürüldü. Ne var ki, bu halk isyanlarının zeminini döşeyen nesnel koşulların ortadan kalkmak bir yana, patlak veren yeni ekonomik krizle birlikte çok daha can yakıcı hale geldiği açıktır. Zaten egemenlerin son süreçte baskı önlemlerini arttırıp faşizm silahını yağlamalarının nedeni tam da bu değil midir? Onlar emekçileri koronayla, göçmen düşmanlığıyla, kriz karşısındaki çaresizlik algısıyla felç etmeye ve faşizmin kucağına itmeye çalışarak sömürü sistemlerinin bekasını sağlamak istiyorlar.

“Zor, Yeni Bir Topluma Gebe Olan Her Eski Toplumun Ebesidir”

Amerika’da isyan ateşinin bu derece büyümesine neden olan şey, çürüyen kapitalist düzenin biriktirdiği çelişkilerden başka bir şey değildir. Yoksul emekçilerin adeta gırtlağına çökerek nefes almasını engelliyor bu sistem. Floyd’un öldürülürkenki “nefes alamıyorum” sözleri, kitlelerin “nefes alamıyoruz” çığlığına dönüştü. Mart ayından bu yana sadece ABD’de 41 milyon insan işsiz kaldı. İşsizlik oranı %25’e ulaştı. Kredi borçları, kiralar, faturalar emekçilerin gırtlağına basıyor; geçim derdi milyonlarca işçi ailesini nefessiz bırakıyor.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.