

BEŞİNCİ KISIM: KÂRIN FAİZ İLE GİRİŞİMCİ KAZANCINA BÖLÜNMESİ
Bölüm 21: Faiz Getiren Sermaye
Marx, farklı kâr oranlarına sahip sanayi sermayeleri temelinde gerçekleşen eşitlenmenin yanı sıra, incelemeye ticaret sermayesinin dahil edilmesiyle ortalama kâr oranının oluşumu konusunun tamamlandığını belirtir. “Ortalama oranı bundan böyle sanayi sermayesi ve ticaret sermayesi için aynı olduğundan, bu ortalama kâr söz konusu olduğu sürece, sınai kâr ile ticari kâr arasında herhangi bir ayrıma gitme gereği de kalmadı. Sermaye, ister sınai olarak üretim alanında isterse ticari olarak dolaşım alanında yatırılmış olsun, kendi büyüklüğüyle orantılı olarak aynı yıllık ortalama kârı sağlar.”
Para, kapitalist üretim temelinde sermayeye dönüştürülebilir ve bu yolla verili bir değer olmaktan çıkarak kendi kendisini değerlendiren, kendisini çoğaltan bir değer olur. “Kâr üretir, yani, kapitaliste, belirli bir miktarda karşılığı ödenmemiş emeği, artık ürünü ve artık değeri işçiden söküp alma ve ona el koyma olanağını sağlar. Böylece, para olarak sahip olduğu kullanım değeri dışında, ek bir kullanım değerini, yani sermaye olarak iş görme kullanım değerini kazanır. Burada onun kullanım değeri, tam olarak, sermayeye dönüştürüldüğünde ürettiği kârdır.” İşte para bu potansiyel sermaye niteliği içinde kâr üretme aracı olarak kendine özgü bir meta halini alır, sermaye bu durumda sermaye olarak bir meta haline gelir.
Marx bir örnekle konuyu açar. Diyelim bir kişinin elinde 100 sterlinlik bir potansiyel sermaye vardır ve ortalama kâr oranı %20’dir. Bu kişi 100 sterlini bir yıllığına onu gerçekten sermaye olarak kullanan birine verirse, bu kişiye 20 sterlinlik bir kâr, yani karşılığında hiçbir maliyeti olmayan bir artı-değer üretme gücünü vermiş olur. Bu kârı elde eden kişi 100 sterlinin sahibine yılsonunda örneğin 5 sterlin, yani üretilen kârın bir kısmını ödemiş olsa, bu ödeme ilk para sahibine verilen faizdir. Bu “faiz, kârın, faal sermayenin kendi cebine atmak yerine sermayenin sahibine ödemesi gereken bir kısmı için kullanılan özel bir isimden, özel bir başlıktan başka bir şey değildir.”
Yukarıdaki örnekten anlaşılacağı üzere burada kâr ve faizin paylaşımında bir eşitlik yoktur ama Marx’ın vurguladığı gibi, zaten doğal adaletten vb. söz etmek saçmadır. “Üretimin yürütücüleri arasında gerçekleşen işlemlerin adilliği, bu işlemlerin, üretim ilişkilerinin doğal sonuçlan olarak ortaya çıkmalarına dayanır. Bu iktisadi işlemlerin, tarafların iradi eylemleri olarak, onların ortak iradelerinin ifadeleri olarak ve taraflara yasalar aracılığıyla kabul ettirilebilecek sözleşmeler olarak görünmesine aracılık eden hukuki biçimler, salt biçimler olarak, bu içeriği belirleyemez. Onu yalnızca ifade ederler. Bu içerik, ne zaman üretim tarzına karşılık düşse, onun için uygun olsa, adildir. Üretim tarzıyla ne zaman çelişse adaletsizdir. Kölelik, kapitalist üretim tarzı temeli üzerinde, adaletsizdir; metaların kaliteleriyle ilgili olarak hile yapmak da öyledir.”
Örneğimizdeki 100 sterlin 20 sterlinlik kârı, ister sınai ister ticari olsun ancak sermaye olarak iş görmesi sayesinde üretir. Sermaye olarak iş görmesinin olmazsa olmaz koşulu ise, 100 sterlinin ya sınai sermaye olarak üretim araçlarının ya da ticari sermaye olarak metaların satın alınması için kullanılmasıdır. Şayet 100 sterlinin sahibi olan A, onu kişisel tüketimi için harcamış olsa ya da gömü olarak saklasaydı, bu para faal B kapitalisti tarafından sermaye olarak kullanılamazdı. Dikkat edilirse, B kendi sermayesini değil A’nınkini harcar, fakat bu A’nın rızasıyla gerçekleşir. Başlangıçta 100 sterlini B kapitalistine vererek sermaye olarak harcayan kişi kapitalist A’dır. B ise, yalnızca, A’nın 100 sterlini ona bırakması ve dolayısıyla bu parayı sermaye olarak harcaması nedeniyle kapitalist olarak iş görür.
Marx, ilk olarak faiz getiren sermayenin kendine özgü dolaşımını ele alacağını, ikinci olarak da onun meta olarak satılmasının özgün biçimini, yani ödünç verilmesini inceleyeceğini belirtir. İşin başlangıç noktası, A’nın B’ye yatırdığı paradır. Bu işlem güvenceli (poliçe, hisse senedi vb.) ya da güvencesiz çeşitli şekillerde gerçekleşebilecek olsa da, özel biçimlerin burada bizi ilgilendirmeyeceğini ve olağan biçimiyle faiz getiren sermaye üzerinde duracağını ekler Marx.
Para, faal kapitalist B’nin elinde P-M-P' hareketini yaparak fiilen sermayeye dönüşür. Faizi ∆P simgesiyle ifade edecek olursak, P+∆P olarak paranın ilk sahibi olan A’ya döner. Marx, basitleştirmek için sermayenin daha uzun bir süre boyunca B’nin elinde kaldığı ve faizlerin düzenli aralıklarla ödendiği durumu burada şimdilik bir yana bıraktığını belirtir. Bu durumda hareket şudur: 1. paranın sermaye olarak harcanması, 2. paranın gerçekleşmiş sermaye olarak yani P' (P+∆P) olarak geri dönüşüdür.
Ticaret sermayesinin hareketinde para ve meta arasındaki yer değiştirmeler meta başkalaşımını gösterir. Oysa faiz getiren sermaye söz konusu olduğunda, paranın ilk yer değiştirmesi kesinlikle meta başkalaşımının ya da sermayenin yeniden üretiminin bir uğrağı değildir. “Bu özelliği ancak ikinci kez harcandığında, onunla ticaret yapan ya da onu üretken sermayeye dönüştüren faal kapitalistin elinde kazanır.” Burada paranın ilk yer değiştirmesi A kişisinden B kişisine aktarılmasından başka hiçbir şeyi ifade etmez. A parayı B’ye sermaye olarak vermiştir ve B bu sermaye tutarıyla elde ettiği kârın bir kısmını faiz adı altında A’ya öder.
Kapital 2. cildin birinci bölümünde görüldüğü üzere, sermayenin dolaşım sürecinde meta-sermaye ve para-sermaye olarak iş görmesine ilişkin kısa bir hatırlatma yapar Marx. Hatırlanacağı gibi, meta-sermaye dolaşım eyleminde sermaye olarak değil yalnızca meta olarak iş görür. Aynı şekilde, para-sermaye olarak da gerçekte yalnızca basitçe para olarak, yani metaları (üretim öğelerini) satın alma aracı olarak iş görür. “Sermaye, gerçek hareket içinde, dolaşım sürecinde değil yalnızca üretim sürecinde, yani emek gücünün sömürülme sürecinde sermaye olarak var olur.”
Fakat faiz getiren sermayede durum farklıdır ve onun özgül karakterini tam da bu farklılık oluşturur. Parasını faiz getiren sermaye olarak değerlendirmek isteyen para sahibi onu bir başka kişiye ödünç olarak verir ve böylece söz konusu para yalnızca para sahibi için değil, aynı zamanda başkaları için de sermaye olur. O halde bu durumda para ilk sahibinden yalnızca belirli bir süre için ayrılmakta ve geçici bir süre için onun zilyetliğinden çıkıp iş yapmakta olan kapitalistin zilyetliğine geçmektedir; ama yalnızca ödünç verilmektedir. Burada ilk para sahibinin koşulu, belirli bir sürenin sonunda parasının kendisine geri dönmesi ve verdiği kişinin elde ettiği artı-değerden faiz payını almasıdır.
Sermaye olarak ödünç verilen metalar (para ya da makine gibi bir meta), özelliklerine bağlı olarak, sabit ya da döner sermaye olarak ödünç verilebilir. Örneğin para, döner sermaye için kullanılmak üzere ödünç verilebilir. Veya faiziyle birlikte her zaman bir miktar sermayenin de geri döneceği şekilde yaşam boyu gelir biçiminde geri ödenecekse, sabit sermaye için ödünç verilebilir. Evler, gemiler, makineler gibi belirli metalar, kullanım değerlerinin doğaları gereği, yalnızca sabit sermaye olarak ödünç verilebilir. Ama biçimi ne olursa olsun, ödünç verilen her sermaye, her zaman para-sermayenin sadece özel bir biçimidir. “Çünkü burada ödünç verilen şey her zaman belirli bir para tutarıdır ve faiz de bu tutar üzerinden hesaplanır.”
Marx bu açıklamadan sonra, burada yalnızca ödünç verilen sermayenin diğer biçimlerine kaynaklık eden gerçek para-sermaye üzerinde durduğunu belirtir. “Ödünç verilen sermaye iki kez geri döner; yeniden üretim sürecinde faal kapitaliste döner ve ardından, dönüş, gerçek sahibine, hukuki çıkış noktasına geri ödeme olarak, ödünç veren kişiye, yani para kapitalistine aktarım şeklinde bir kez daha yinelenir.”
Para, sahibinin elindeki para-sermaye olarak ödünç verildiğinde, belirli bir dönemin ardından bir artışla birlikte geri döner. Burada söz konusu olan, ödünç alınan paranın para olarak da meta olarak da harcanmaması ve sermaye olarak kullanılmasıdır. “Kapitalist üretim süreci bir bütün ve tek bir birlik olarak görüldüğünde sermayenin kendisini gösterdiği biçim olan ve onun para doğuran para olarak görünmesini sağlayan bu kendi kendisiyle ilişki, burada, herhangi bir aracılık olmaksızın, basitçe onun karakteri, onun yeteneği olarak ona eklenir. Ve para sermaye olarak ödünç verildiğinde, bu yeteneğiyle elden çıkarılır.”
Marx, para-sermayenin rolü hakkında tuhaf bir kavrayışa sahibi olan Proudhon’un yaklaşımına değinir. “Ödünç vermek Proudhon’a kötü bir şey olarak görünür, çünkü satış değildir.” Proudhon’a göre faiz karşılığında borç vermek, satılan nesnenin sahipliğini hiçbir zaman bırakmadan, aynı nesneyi durmadan yeniden satabilmek ve bunun karşılığında durmadan onun fiyatını yeniden elde edebilmektir. “Ama Proudhon, para faiz getiren sermaye biçiminde elden çıkarıldığında, onun karşılığında herhangi bir eş değerin elde edilmediğini görmez.” Borç veren para kapitalistinin elde ettiği faiz, ödünç verdiği sermayenin üretim sürecinde elde ettiği artı-değerin realize edilmesiyle kazanılan kârın bir kısmıdır. İşin özünde, Proudhon’un, üretken kapitalistin metalarını değerlerine satabilmesinin ve tam da bu yolla o metaların içerdiği artı-değer sayesinde kâr elde edebilmesinin sırrını çözemediği açıktır. Marx, 1483-1546 yılları arasında yaşayan ünlü Alman papaz ve teolojist Martin Luther’in Proudhon’un daha ilerisinde olduğunu hatırlatır. Onun için, “kâr elde etmenin, ödünç alma ve satın alma biçimlerinden bağımsız olduğunu biliyordu” der. Çünkü Luther şöyle demiştir: “Satın almayı da tefecilik konusu haline getiriyorlar. Ama şu aşamada bununla da ilgilenmemiz fazla olur. Öncelikle, borç verme işindeki tefecilik sorunuyla uğraşmalıyız ve onu çözdüğümüzde (mahşer gününden sonra) satın alma işindeki tefeciliğin hesabını da soracağız.”
Marx, sermayenin başlangıç noktasına geri dönmesinin, sermayenin kendi toplam devresindeki karakteristik hareketi olduğunu vurgular. “Bu, kesinlikle, sadece faiz getiren sermayenin bir özelliği değildir. Bunun ayırt edici özelliği, geri dönüşün yüzeysel, aracılık yapan devreden koparılmış biçimidir.” Borç veren kapitalist sermayesini sanayici kapitaliste aktarır ve böylece yalnızca sanayici kapitalistin ortaya çıkaracağı devrenin hazırlayıcılığını yapar. “Paranın bu ilk yer değiştirmesi, bir başkalaşım işlemini, yani alımı ya da satışı ifade etmez. Herhangi bir mübadele gerçekleşmediğinden, herhangi bir eş değer alınmadığından, sahiplik başkasına bırakılmaz. Paranın sanayici kapitalistin elinden borç veren kapitalistin eline geri dönmesi, sadece, sermayenin verilmesi şeklindeki birinci işlemi tamamlar.” Ödünç verilen sermaye üretimde harcandığı sırada sanayici kapitaliste ait olmadığından, onu borç veren kişiye geri vermek zorundadır. Bu geri ödeme, borç verme şeklindeki birinci hukuki işlemi tamamlayan diğer bir hukuki işlemdir. “Gerçek hareket açısından bakıldığında, sermayenin başından itibaren sanayici kapitaliste ait olması ve bu nedenle ona ait bir şey olarak yalnızca sanayici kapitaliste geri dönmesi hiçbir fark yaratmazdı.”
Ödünç verilen paranın sermaye olarak gerçek hareketi ise, borç verenler ile alanlar arasındaki işlemlerin dışında kalan bir faaliyettir. Sermaye, özel türden bir meta olarak, borç verme şeklinde kendisine özgü bir elden çıkarılma tarzına sahiptir. “Bu nedenle, geri dönüş de burada kendisini belirli bir iktisadi süreçler dizisinin eseri ve sonucu olarak değil, alıcı ile satıcı arasındaki özel bir hukuki anlaşmanın ürünü olarak ifade eder. Geri dönüş zamanı, yeniden üretim sürecinin ilerlemesine bağlıdır; faiz getiren sermaye söz konusu olduğunda, onun sermaye olarak geri dönüşü, sadece borç veren ve alan kişiler arasındaki anlaşmaya bağlı görünür. Böylece, bu işlemle ilişkili olarak, sermayenin geri dönüşü, artık, üretim sürecinin belirlediği bir sonuç olarak görünmez; ödünç verilen sermaye, para biçimini hiçbir zaman yitirmemiş gibi görünür.” Aslında ödünç alınan sermayenin üzerine faiz konularak geri verilmesi kuşkusuz üretim sürecine bağlıdır, fakat yüzeyde görünen borç verme-geri ödeme işlemi bu gerçeği örtüler. Ancak diyelim üretimdeki ve üründeki artı-değerin satış işlemiyle gerçekleşmesindeki tıkanıklığa bağlı olarak, geri dönüş zamanında gerçekleşmeyebilir. Bu durumda, borç alan kişi borç veren kişi karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirebilmek için başka kaynaklar aramak zorunda kalır.
“Sermayenin gerçek hareketinde geri dönüş dolaşım sürecinin bir uğrağıdır. İlk olarak, para, üretim araçlarına çevrilir; üretim süreci bunları metalara dönüştürür; bunlar da metaların satılması yoluyla yeniden paraya çevrilir ve bu biçim altında, başlangıçta sermayeyi para biçiminde öndelemiş olan kapitaliste geri döner. Oysa faiz getiren sermaye söz konusu olduğunda, elden çıkarma gibi geri dönüş de, sadece, sermayenin sahibi ile ikinci bir kişi arasındaki hukuki bir işlemin sonucudur. Yalnızca elden çıkarmayı ve geri ödemeyi görürüz. Arada olup biten her şey silinmiştir.”
Sermaye olarak ödünç verilen paranın faiz getirisiyle geri dönebilmesi için onun sermaye olarak kullanılması gerekir. Borç alan kişi parayı sermaye olarak kullanmıyorsa bu onun sorunudur ve yine de ödünç aldığı kişiye faiz ödemek zorundadır. Marx buraya kadar yalnızca, ödünç verilen sermayenin sahibi ile sanayici kapitalist arasındaki hareketin ele alındığını ve şimdi de faizin incelenmesi gerektiğini belirtir.
Ödünç verilmiş olan değer tutarı, sermaye olarak geri dönebilmek için, hareket sırasında kendisini korumanın ötesinde değerlenmiş ve değer büyüklüğünü çoğaltmış olmalıdır. Yani başlangıçtaki para (P) üzerine faiz (∆P) eklenerek P' olarak geri dönmüş olmalıdır. Burada faiz, ortalama kârdan para sahibi kapitalistin payına düşen kısımdır.
Para kapitalistinin kendisinden borç alan sanayici kapitaliste verdiği şey, paranın sermaye olarak iş görebilir olması ve belirli bir artı-değeri üretmesi şeklindeki kullanım değeridir. Şayet ödünç verilen şey para-sermaye değil de herhangi bir meta olsaydı, bu metanın kullanım değeri son aşamada tüketilir ve böylece metanın kendisi ve onunla birlikte değeri ortadan kalkardı. “Buna karşılık sermaye metasının kendisine özgü özelliği, onun kullanım değeri tüketilirken, değerinin ve kullanım değerinin korunmakla kalmayıp artmasıdır.” Ödünç verilen para-sermayenin kullanım değeri, onun değeri temsil etme ve arttırma yeteneği olarak görünür. Açık ki, olağan metalardakinden farklı olarak, bu kullanım değerinin kendisi değerdir.
Marx sorar: “Peki, sanayici kapitalist ne öder ve dolayısıyla ödünç verilen sermayenin fiyatı nedir?” Hatırlanacak olursa, sıradan bir metayı satın alan alıcının satın aldığı şey onun kullanım değeridir; ödediği şey ise onun değişim değeridir. Parayı ödünç alan kişinin satın aldığı da onun sermaye olarak kullanım değeridir. Peki ama neyin karşılığı ödeme yapar? Sıradan metalara göre burada önemli bir fark vardır. Ödünç sermaye alan kişi diğer metalardan farklı olarak onun fiyatını ya da değerini ödemez. Borç veren kişi ile borç alan kişi arasında, diğer alıcı ve satıcılar arasında olduğu gibi, değerin bir seferinde para biçiminde diğer seferinde meta biçiminde bir biçim değişimi gerçekleşmez. Basit meta mübadelesinde para her zaman alıcı tarafındadır, oysa borç verme işleminde para satıcı tarafındadır. Borç alan kişi, parayı sermaye olarak, yani kendisini değerlendiren değer olarak ödünç alır. Ama başlangıçta henüz yalnızca potansiyel sermayedir. “Ancak kullanılması yoluyla kendi değerini artırır, kendisini sermaye olarak gerçekleştirir.” Fakat borç alan kişi, onu gerçekleşmiş sermaye olarak, yani değer+artı-değerin parçası faiz olarak geri ödemek zorundadır. Bu faiz sanayici kapitalistin gerçekleştirdiği kârın tümü değil ancak bir kısmıdır. Kuşkusuz ki bütün kâr borç alan kişiye kalamaz. Aksi durumda, borç alan kişi sermaye şeklinde kullanım değerini elden çıkaran borç vericiye hiçbir şey ödememiş ve parayı ona yalnızca basit para olarak geri vermiş olurdu. Oysa incelememize konu olan böyle basit para verme değil, P+∆P olarak gerçekleşmiş sermayedir.
“Her ikisi de, yani borç veren kişi de borç alan kişi de, aynı para tutarını harcar. Ama bu para tutarı yalnızca ikincisinin elinde sermaye olarak iş görür. Aynı para tutarının sermaye olarak iki kişi için iki kez var olması, kârı iki katına çıkarmaz. İkisi için de sermaye olarak iş görmesi, yalnızca, kârın bölünmesi sayesinde mümkün olur. Borç veren kişinin payına düşen kısma faiz denir. Varsayımımıza göre, tüm işlem, iki tür kapitalist arasında, yani para kapitalisti ile sanayici ya da tüccar kapitalist arasında gerçekleşir.”
Satmak ve satın almak yerine borç vermek ve borç almak, sermaye şeklindeki metanın özgül doğasından kaynaklanan bir farktır. “Burada ödenen şeyin metanın fiyatı değil faiz olması için de aynısı geçerlidir. Faize para-sermayenin fiyatı denecek olursa, bu, fiyatın, metanın fiyatı kavramıyla tümüyle çelişen, akıl dışı bir biçimi olacaktır. Fiyat burada tümüyle soyut ve anlamsız biçimine indirgenir.”
Marx’ın vurguladığı üzere meta şayet sermaye olarak ödünç veriliyorsa, bu, bir para tutarının kılık değiştirmiş biçiminden başka bir şey değildir. O para tutarının kendisini sermaye olarak göstermesinin yolu ise, onun değerlenmesidir. Bu sermayenin ürettiği artı-değer ya da kâr (bunun oranı ya da yüksekliği), yalnızca, yatırılmış olan sermayenin değeriyle karşılaştırılması yoluyla ölçülebilir. Buradan hareketle, faiz getiren sermayenin daha çok mu ya da daha az mı değerlendiği de, yalnızca, toplam kârdan faiz getiren sermayenin payına düşen kısmının yatırılmış olan sermayenin değeriyle karşılaştırılması yoluyla ölçülebilir. “Bu nedenle, fiyat, metanın değerini ifade ediyorsa, faiz de para-sermayenin değerlenmesini ifade eder ve bu yüzden para-sermaye için borç veren kişiye ödenen fiyat olarak görünür.”
İncelenen durumda, ödünç verilen paranın kullanım değeri gerçekten de sermaye olarak elden çıkarıldığı için sermaye meta olarak görünür. Onun kullanım değeri kâr üretmesidir ve sermaye olarak bu metanın değişim değeri, sahipleri için ürettikleri artı-değerin miktarıyla belirlenir. Kapitalist üretimde paranın para olarak harcanması ya da sermaye olarak yatırılması yalnızca farklı kullanım biçimleridir. “Emek gücü nasıl potansiyel sermayeyse, para ya da meta da, aslında, potansiyel sermayedir.” Çünkü para üretim öğelerine dönüştürülebilir ve servetin maddi öğeleri potansiyel sermaye olma özelliğine sahiptir. “Çünkü onları sermaye haline getiren tamamlayıcı karşıtları (ücretli emek), kapitalist üretim temeli üzerinde mevcuttur.”
Maddi servetin ücretli emekle karşıtlık içinde olması, sermaye mülkiyetinin ifade ettiği bir şeydir. “Bu özel olgu, kendisini, hem paranın hem de metaların, özünde, gizil olarak, potansiyel olarak sermaye olmalarıyla, sermaye olarak satılabilmeleriyle ve bu biçimleriyle başkalarının emeğine komuta etmeleriyle, başkalarının emeğine el koyma hakkını vermeleriyle ve bu nedenle kendilerini değerlendiren değerler olmalarıyla ifade eder. Burada, başkalarının emeğine el koyma hakkını ve bunun araçlarını sağlayan şeyin, kapitalist tarafından eş değer olarak sunulan herhangi bir emek değil, bu ilişki olduğu da açık şekilde ortaya çıkıyor.”
Kârın faize ve asıl kâra bölünmesi, tıpkı metaların piyasa fiyatları gibi arz ve talep yoluyla yani rekabet yoluyla düzenlendiği ölçüde, sermaye bir meta olarak görünür. “Ama burada, farklılık da kendisini benzerlik kadar çarpıcı bir şekilde gösterir.” Şöyle ki, piyasadaki etkiler karşılıklı olarak birbirini ortadan kaldırıp arz ve talep dengeye kavuştuğunda, piyasa fiyatı, üretim tarzının kendisine içkin olan yasalarca düzenlenen üretim fiyatına karşılık gelir. “Ücretler için de aynısı geçerlidir. Arz ve talep dengedeyse, bunların etkisi ortadan kalkar ve ücretler emek gücünün değerine eşit olur.” Fakat para-sermayenin faizi için durum farklıdır. Faiz söz konusu olduğunda, rekabet tarafından dayatılan yasa dışında bir yasa yoktur; faiz oranının “doğal” sınırları yoktur. Faiz getiren sermaye söz konusu olduğunda her şey yüzeysel görünür. Örneğin sermayenin yatırılması sadece onun borç veren kişiden borç alan kişiye aktarılması olarak görünürken, gerçekleşen sermayenin geri dönüşü ise sadece borç alan kişiden borç veren kişiye faizle birlikte geri ödenmesi olarak görünür.
(devam edecek)

link: Elif Çağlı, Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /20, 2 Nisan 2025, https://marksist.net/node/8486