Navigation
3 Haziran 2020

Adsız Nefer Umudu Yeşertmeye Devam Ediyor!

Aylardan Haziran olunca Nâzım Hikmet’le açılır ufkumuz, yüreğimiz onun umuduyla dolar. Yaşamını ve sanatını mücadeleye adayan, işçi sınıfının çıkarından başka bir çıkarı olmayan devrimci şairdir Nâzım Usta. Kahırla, sürgünle, hapislerle geçen hayatında yılgınlığa, umutsuzluğa asla kapılmadan mücadele dolu bir yaşam sürdürmüştür. Ezenle ezilenler olduğu ve sömürü devam ettiği müddetçe en ağır koşullarda bile başkaldırı, mücadele ve umut da sürecektir. Sürmelidir de. Özellikle gerici koşulların, baskıların daha da ağırlaştığı zamanlarda mücadeleyi sürdürmek, umudu diri tutmayı başarmak gerekir. Devrimci sanatın da burada çok önemli yeri vardır.

“Nâzım’ı Gördüm Çocuklar!"

İşçi sınıfının komünist şairi Nazım Hikmet, daha ilk gençlik yıllarında, içinde bulunulan savaş koşullarının da etkisiyle milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya gitti. Burada sosyalist fikirlerle, şanlı Ekim Devrimiyle tanıştı. Bundan sonraki yıllarda Türkiye Komünist Partisine üye oldu ve ömrünü sosyalizm mücadelesiyle, ezilenlerin yanında ezenlere karşı verilen kavgayla geçirdi. Nâzım bir şairdir ama komünist bir şairdir. Onun şiirlerinin güzelliği, içine damıtılan kavgadan, aşktan ve hasretten, yenilgiler ve zaferlerden çıkarılan derslerden, Marksizm biliminden gelir. O ölümüne kadar hem parti içinde hem de dışında doğrularını savundu, muhalefet etti. Devrimci üretimine sürgünde, hapiste hiç durmadan devam etti.

31 Mayıs 2020

Marx’ın Kapital’ini Okumak /18

Marx daha önce değindiği üzere, emek sürecini ilk önce soyut, yani tarihsel biçimlerinden bağımsız şekilde ve insanla doğa arasındaki bir süreç olarak ele almıştır. Bu temelde bakılırsa ve emek sürecinin bütünü onun sonucu olan ürün açısından ele alınırsa, emeğin üretken emek olduğu görülür. Fakat burada önemli bir ayrım noktası belirir. Marx ilgili yere düştüğü dipnotta, üretken emeğin ne olduğunu yalnız başına basit emek süreci açısından belirlemeye yarayan bu yöntemin, hiçbir zaman kapitalist üretim sürecine doğrudan uygulanamayacağını belirtir. Bu hatırlatmalardan sonra, Marx, konuyu daha geniş biçimde incelemeye girişir.

Maden İşçisinin Bitmeyen Mükellefiyeti

Türkiye tarihinde kömür madenciliği işçi sınıfı için büyük acılar anlamına gelmektedir. Kömür karası, maden işçilerinin yalnızca yüzünü karartmadı, kaderlerini de kararttı. Türkiye’de İş Kanunu ancak 1936’da çıkarıldı ama bu kanun işçilere sendikal örgütlenme ve grev hakkı tanımıyordu. Üstelik 1940 yılında ilan edilen sıkıyönetimle işçiler daha fazla baskı altına alınmıştı. İşte “mükellefiyet” bu koşullar altında yürürlüğe girmiş, 27 Şubat 1940’tan 1 Eylül 1947’ye kadar uygulanmış, ülke tarihinin en acı sayfalarından biri olmuştu.

29 Mayıs 2020

ABD’de Floyd’un Çığlığı: “Nefes Alamıyorum”

Milenyum dönemecinden bu yana gerek polis şiddeti gerekse de diğer sansasyonel gelişmeler kitleleri hızlı bir şekilde radikal tepkiler göstermek üzere harekete geçiriyor. Küçük kıvılcımlar büyük patlamaları doğuruyor zira tüm insanlık adeta barut fıçısına dönmüş durumda. Bu bir rastlantı değildir. Şu noktanın altını çizmekte yarar var: Kapitalizm duvara toslamış durumdadır, tarihsel bir sistem krizi içerisinde çaresizce debelenmektedir.

27 Mayıs 2020

Nüfus Artışı, İşsizlik ve Hortlatılan Malthusçuluk

Malthus’un yoksullara yaşam hakkı tanımayan gerici ve gaddar görüşleriyle, Marx ve Engels birçok kez hesaplaştılar, üstelik de hayli detaylı şekilde. Bunu, başlangıçta, olumsuzundan yani Malthus’un iddialarını tek tek ampirik veriler eşliğinde teorik olarak çürüterek yaptılar. Marx, yalnızca Malthus’un iki ana tezini değil, onun diğer iktisadi savlarını da didik didik ederek eleştiriye tabi tutmuştur. İlerleyen yıllar içerisinde ise, “fazla nüfus” sorununun modern toplumla ilişkisini ortaya koyan kapitalizme has bir nüfus yasası geliştirdiler.

Lübnan: “Her şeyi Çalabilirsiniz, Ama Umudumuzu Çalamazsınız”

Ülke genelinde yürüyen protestoların ruh halini özetleyen bir afişte iste şöyle yazıyor: “Her şeyi çalabilirsiniz, ama umudumuzu çalamazsınız.” Bugün Lübnan’da emekçiler kendilerini sefalet koşullarına iten, yolsuzluklara gömülmüş rejimin devrilmesini istiyorlar. Tüm sorunların çözümünü ve geleceğe dair olan umutlarını “Devrim” sloganıyla ifade ediyorlar. Koronavirüs korkutması ile bastırılmaya çalışılan Lübnanlı emekçiler, en zor şartlarda bile mücadelenin yürüyebileceğini bizlere gösteriyor.

25 Mayıs 2020

Asıl Tehlikeye Karşı Mücadeleye

Koronavirüs tamtamları belki de burjuvazinin bile hayal edemeyeceği kadar yankı uyandırdı. Toplumsal bir varlık olan insan, eşi görülmemiş bir şekilde, kendi iradesini kullandığını düşünerek evine çekildi. Kapitalizmin derin sarsıntılar yaşadığı bir dönemde burjuvazi sopa kullanmadan, sadece insanların psikolojilerine saldırarak dünyayı sus pus etmeyi başardı. Evet, bu onlar açısından bir başarıdır. Çünkü sadece sınıf bilinçsiz yığınları değil, aynı zamanda kendilerine sosyalist diyen ve kapitalizme karşı savaştıklarını söyleyenleri de manipülasyonunun bir parçası haline getirmeyi başarmıştır burjuvazi.

Düşünün... Çünkü Henüz Yasaklanmadı!

İşçi sınıfı ne faşizme ne de faşist iktidarlara ilelebet boyun eğmiştir. Yine eğmeyecektir! Tarih bunun pek çok örneğiyle dolu. Geçmişten bugüne ne Mussolini ne Hitler ne de bir başka faşist lider tarih sahnesinde ilelebet kalabilmiştir. Yeter ki düşünelim. Ama sadece düşünmekle de kalmayalım. Çünkü doğru düşünceler ancak örgütlendiğinde güçlenir, hayat bulur. Örgütlenelim, birlik olalım ve sadece baskıcı rejimleri değil, onları yaratan kapitalist sistemi de tarihin çöp sepetine yollayalım.

22 Mayıs 2020

“Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak!”

Umutlu olmak elbette oturduğun yerde hayaller kurup göklerden mucizelerin gelmesini beklemek değildir. Umut, edilgen bir bekleyişi değil eyleme geçmeyi, gerçekçi bir iradeyle ısrarcı bir çabayı anlatır. Bugünlerde üstümüze insafsızca boca edilen korkunun karşısında akılla ve dirençle durabilmeyi, toplumsal kurtuluş için mücadeleyi sürdürmenin olmazsa olmaz gıdasını çıkınımızda bulundurmayı ifade eder.

Bir Tabuta Bile Sığmaz Vicdanınız!

Egemenler din derler, iman derler ama insanlık dışı işler yaparlar. Tıpkı 2017 yılında bir çatışmada hayatını kaybeden Agit İpek’in kemiklerinin geçtiğimiz günlerde PTT Kargo ile annesine gönderilmesi gibi... Bu haberi ilk okuduğumuzda yanlış mı okuduk acaba diye tekrar okuduk ama hayır, tamamıyla gerçek yapılan vicdansızlık. Bir tabuta bile sığmaz bunların vicdanı...

19 Mayıs 2020

Kapitalizmin Tarihsel Sistem Krizi

Kapitalizm tıkanmıştır ve ne kadar çabalarsa çabalasın burjuvazinin bu tıkanıklığı aşması olanaksızdır. 2001’de Latin Amerika’da başlayan isyan dalgası bir süreliğine geri çekilirken, 2008 sonrasında çok daha büyük ve yaygın ölçekte patlak vermişti. Geçtiğimiz üç yılda ise doruk noktasına çıkmıştır. Burjuvazinin bugün virüs salgını korkusunu körükleyerek bir süreliğine dondurabildiği bu dalga, yaşanan iktisadi çöküşün yaratmaya başladığı muazzam yıkım nedeniyle çok daha büyük bir kabarmayla eninde sonunda geri gelecektir. Kapitalizmin tarihsel sistem krizi tarihsel devrimleri de hızla mayalamaktadır ve sosyalizm her alanda kendini dayatmaktadır.

Ben Bunlara İnsan Diyemiyorum!

Kapitalist sistemin ve onun siyasi temsilcilerinin işçi sınıfına, salgın hastalıklar, savaşlar, yoksulluklar dışında vereceği bir şey kalmamıştır. Bundan dolayı da bir an önce yıkılıp yerine insanların insan gibi yaşadığı bir dünyayı kurmanın zamanı çoktan gelmiştir. Bu gerçeği çok iyi bilen dünya burjuvazisi korku nöbetleri geçirmekte, büyük kitleleri ebediyen uyutamayacağını bilmesine rağmen ittire kaktıra da olsa kapitalizmi yaşatma derdindedir.

16 Mayıs 2020

Dünya Sağlık Örgütü Tarafsız mıdır?

Burjuvazinin salgın korkusunu küreselleştirerek emekçileri mücadele meydanlarından çekip, evlerine kapatmayı başarmasına aracılık etmiş DSÖ gibi yapıların kutsanmasına, niyet ne olursa olsun izin vermemek gerekir. Toplumlara deli gömleği giydirip, elini kolunu bağlayan sermaye sınıfı kitlelerin algısını manipüle ederek işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırı başlatmıştır. Evlerine kapanmak zorunda bırakılan ve sözde sağlık gerekçesiyle meşrulaştırılan yasaklamalarla yalnızlaştırılan insanlar kendisine yapılanlar karşısında savunmasız bırakılmıştır.

Kim Kimin Ekmek Kapısı?

Burjuvalar bize şunu söylüyorlar: “Fabrikaları kuran, içine makineleri yerleştiren, hammaddeyi sağlayan, siz işçileri bir araya getirip üretimi örgütleyen biziz. Siz de çalışıyor ve karşılığında ücretinizi alıyorsunuz. Biz olmasak ücret alamaz ve aç kalırsınız. Ayrıca sadece üretimi değil, ticareti, tüketimi kısacası tüm toplumsal yaşamı organize eden biziz. Bize minnet duymalısınız.” Kimilerinin kulağına hoş gelen bu sözler elbette bir yalandan, kandırmacadan ibarettir. Çünkü onların bahsettiği fabrikaları kuran, makineleri üreten ve kullanan, hammaddeleri toprağın altından çıkaran, ürünleri taşıyan ve pazara götüren, tüm toplumsal hizmetleri yerine getiren işçilerdir.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.