Navigation

Suphi Koray

Gerçekler Direngendir!

Tek adam rejiminin anayasal güvence altına alınması için Mecliste yapılan görüşmeler hararetli tartışmalara ve kavgalara sahne oldu. İlk turda tasarıya dair, HDP’li GaroPaylan’ın kürsüden yaptığı konuşmaya verilen tepkiler geçmişin kanıtı, geleceğin ise habercisiydi.

Türkiye NATO’dan Çıkar mı?

Son zamanlarda ABD ile Türkiye’nin arası Ortadoğu sorunları üzerinden açılmış olsa da, ABD ve AB’den Erdoğan’a yönelik eleştiriler giderek artsa da, buna karşılık Erdoğan ve AKP Batı’ya sesini yükseltse de, bu gelişmeler henüz köprülerin atılmasına yol açacak nitelikte değildir. Alt-emperyalist bir ülke olan Türkiye’nin gücü henüz bölgede bile kendi başına oyun kurmaya yeterli değildir. Bu yüzden küresel güçlerden birisinin yanında yer alarak pozisyon tutmaktan başka bir seçeneği yoktur. Türkiye bugünkü pozisyona gelmeyi de bugüne kadar ABD’nin yanında yer alarak başarabilmiştir. Türkiye güçlendikçe, ABD ile ters düşme pahasına farklı adımlar atmayı göze alabilmiş ve hatta kimi zaman maceracı girişimlerde de bulunmuştur. Dış politikada riskli adımlar atılmıştır. 15 Temmuz sonrası tasfiyelerle birlikte arka planında ABD karşıtlığı olan kadrolar önemli kademelere getirilmiştir. Ancak bu gelişmelere rağmen Türkiye’nin geleneksel olarak Batı kampının bir parçası olduğu unutulmamalıdır.

Faşist Tırmanışta Yeni Adımlar

En tepeden en aşağıya kadar iktidarın sahipleri ve sözcüleri fütursuzca nasıl bir düzen istediklerini söylüyorlar. “Tek adam” konuştukça “küçük adamlar” cesaret ve feyiz alıyorlar. “Küçük adamlar” konuştukça da “tek adam” daha da şişiniyor. Örgütsüz milyonlar ise bu gidişatı durdurabilecek durumda değiller verili koşullarda. Fakat unutmayalım, ne kitlelerin örgütsüzlük durumu kalıcıdır ne de faşist tırmanış süreci tamamlanmıştır. Tarihte yalnızca Bonapartlar, Führerler, Duçeler yok. Adları tarihe geçmese de, bilsek de bilmesek de, bunlara ve bunların kokuşmuş düzenlerine karşı mücadeleyi ve umudu büyüten sayısız insan da var.

Kut’ül Amare: AKP’nin Yeni Menkıbesi

Geçtiğimiz ay billboardlarda, televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde belki de çoğu insanın daha önce hiç duymadığı bir Osmanlı “zaferi” bir hayli yer kapladı: Kut’ül Amare. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşında Çanakkale ile birlikte kazandığı iki muharebeden biri olan Kut’ül Amare, 100. yıldönümü vesilesiyle şişirilerek iktidar tarafından gündeme sokulmuş durumda. 1916 yılında Osmanlı ordusunun İngilizlere karşı kazandığı bir muharebe olan Kut’ül Amare’nin bu kadar çok parlatılmasının tek sebebi 100. yıldönümü olması değil elbette. Muharebenin yapıldığı coğrafya AKP’nin dış politikasıyla birlikte düşünüldüğünde, biraz elden geçirilmiş bir Kut’ül Amare AKP’nin emperyalist maceracılığını meşrulaştırmak için bulunmaz Hint kumaşı. Önce Kut’ül Amare’de ne olduğuna, sonra AKP’nin bu hadiseyi nasıl abarttığına ve kullandığına bakalım.

Rant ve Siyasi Çıkarlar Uğruna Tarih Katliamı

Ekonomik verileri en önemli başarı kriteri olarak gören AKP iktidarı, haliyle her şeyi ekonomik gelişmeye endeksliyor. Tarihten sanata, doğadan bilime kadar hemen her alanda atılan adımlar ekonominin ışığında değerlendiriliyor. Tarihi dokuya uygunluk, estetiklik, doğaya ve yeşile uyumluluk gibi kriterler yerine kârlılık esas alınıyor. Bu durum kapitalist dünyanın geneli için geçerli olsa da, Türkiye’deki iktidar bu bakımdan bir aşırı ucu temsil ediyor. Özellikle son zamanlarda basında tartışmalara ve eleştirilere sebep olan tarihi eserlerin restorasyonundaki “başarısızlık” da iktidarın kârlılık esasına dayalı anlayışının bu alandaki tezahürüdür.

Sykes-Picot, Yalanlar, Gerçekler

Savaş, kriz ve yükselen faşizm tehdidiyle yoğrulan günümüz dünyası, tarih tekerrürden ibarettir sözünü hatırlatırcasına, bundan 100 yıl öncesiyle büyük benzerlikler taşıyor. Elbette tarih birebir tekrar etmiyor. Değişen koşullar emperyalist-kapitalist güçleri farklı yol ve yöntemlerle hedeflerine ulaşmaya ve çıkarlarını korumaya itiyor. 100 yıl kadar önce emperyalizmin buhranı Birinci Dünya Savaşına yol açmış fakat savaşın yarıda kalması, paylaşımın tam olarak yapılmasına engel olmuştu. Yarım kalan bu savaş ikincisiyle tamamına erdirilmişti.

Kürt Düşmanlığı Sahalarda

Anti-semitizmi öne çıkaran Hitler Almanya’sını örnek alan Erdoğan’ın Türkiye’sinde ise milliyetçilik Kürt düşmanlığı ile kışkırtılıyor. Öyle ki, bir Kürt takımının sportif başarıları dahi tahammül kabul etmiyor. Hele ki, bu takım simgesel bir anlama sahip olan Amed ismini taşıyorsa, her türlü hakareti, baskıyı ve cezayı hak ediyordur! Türkiye Kupasında çeyrek finale kalmayı başaran Amedspor’a yapılan baskılar, toplumu baskı altında tutmaya çalışan Erdoğan iktidarının futboldaki yansımasıdır. Ancak Kürt düşmanlığı yeşil sahalarda yeni vuku bulan bir olgu değildir. Devletin milliyetçi-ırkçı politikaları geçmişte de futbola yansıyordu. 90’lı yıllara rahmet okutan iktidar, futbolda da aynı yoldan ilerliyor.

Ortadoğu’da Yeni Kriz: İran-Suudi Gerilimi

Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesiyle Suudi Arabistan’ın Şii lideri idam etmesi aynı büyük resmin parçasıdır. Sadece aktörler farklıdır. Rus uçağı düşürüldüğünde Türkiye’nin izlediği emperyalist politikaların sonucu olarak riskli bir hamle yaptığını, ciddi sonuçlar doğuracak nitelikteki bu önemli gelişmenin bir bütün olarak emperyalist savaş sürecinin gidişatının önümüze getirdiği bir sonuç olduğunu, bu gibi tüm hamle ve gelişmelerin genel olarak gerilimi arttırmakta, bir sonraki aşamada daha riskli, daha patlayıcı gelişmelere zemin döşemekte olduğunu söylemiştik. El-Nimr’in idam edilmesiyle patlak veren kriz de işte bu emperyalist savaş sürecinin bir sonucudur.

Türkiye’nin Musul Hamlesi

Küresel ve bölgesel güçler de kendi nüfuzlarında bir Irak için pozisyon alıyor, siyasi ve askeri adımlar atıyorlar. Türkiye’nin Musul çevresindeki askeri kuvvetlerini arttırmak istemesinin önemli sebeplerinden birisi budur. Şii milisler tarafından ele geçirilecek bir Musul’da İran’ın Türkiye’ye göre söz hakkının daha fazla olacağını düşünen Türkiye mevzi tutmaya çalışıyor. ABD de, Türkiye de sözde Sünnileri güvence altına almak adına, Musul gibi IŞİD’in elinde olan bölgelerin kurtarılması için yapılacak operasyonlarda Şii milislerin yer almamasını istiyor. Gerek ABD’nin Ortadoğu politikaları, gerekse Türkiye’nin bölgenin hamisi olmak için izlediği mezhepçi politikaya baktığımızda, bunun tam bir ikiyüzlülük olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bölgesel güçler ve küresel güçler için asıl önemli olan Musul kurtarıldıktan sonra ne olacağı, fiilen üçe bölünmüş olan Irak’ın resmen bölünüp bölünmeyeceği ve nüfuz alanlarının nasıl oluşacağıdır.

G20 Zirvesi ve Suriye Krizi

G20’nin 10. liderler zirvesi 15-16 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirildi. 19 ülkeden ve AB’den müteşekkil G20, dünya ekonomisinin %85’ini, dünya nüfusununsa üçte ikisini kapsıyor. Kapitalist dünyanın derin bir krizde olduğu, bununla bağlantılı olarak başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerini savaş alevlerinin sardığı ve gerilimlerin kızıştığı bir süreçte emperyalist ve alt-emperyalist güçlerin bir araya geldiği G20 zirvesi, kapitalizmin hal ve gidişatı hakkında görüşme ve pazarlıklara sahne oldu. Zirvede öne çıkan konular ise Suriye ve zirvenin hemen öncesinde gerçekleşen Paris saldırıları oldu.

AKP’nin Milli Gelir Oyunu

Zaten başlı başına bir aldatmacadan başka bir şey olmayan kişi başına düşen milli gelirin hesaplama yönteminin değiştirilerek iki katına çıkarılmasının AKP’yi kurtarması mümkün değildir. Kişi başına düşen gerçek milli gelire bakarsak, bıraktık 19 bin doları, 9 bin doların bile büyük bir kandırmaca olduğunu görürüz. Kişi başına 9 bin dolarlık bir yıllık gelir demek, 4 kişilik bir ailenin yıllık gelirinin 36 bin dolar, yani yaklaşık 108 bin lira olması demektir. Oysa çoğunluğu asgari ücret veya biraz üzerinde ücretle geçinmeye çalışan işçilerin evine, iki kişi çalışsa bile yılda ancak 24 bin lira girmektedir. Elbette hiçbir matematik oyunuyla silinemeyecek bu gerçekler emekçi kitlelerin öfkesini büyütmekte, AKP’nin sonunu hazırlamaktadır.

Savaşlarda Neden Hep Yoksullar Ölüyor?

Tırmandırılan kirli savaş yüzünden her gün ölüm haberleri geliyor. Siviller, askerler, gerillalar; genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek… Hayatlarının baharında askere alınmış erler, sevdiklerine kavuşmak için gün sayarken ölüm kapılarını çalıyor. Özgürlük mücadelesi veren Kürt gençleri, katliama dönüşen operasyonlarda hayata gözlerini yumuyorlar. Tek günahı Kürt olmak olan bebekler, “Türkün gücünü anlayamadan” ölüyor. Keskin nişancılar, en tepeden aldıkları vur emriyle, 90’ların “en iyi Kürt ölü Kürttür” söylemine yeniden can veriyorlar.

Başkanlık Arzusunun Yarattığı Savaş Hali

7 Haziranda istediği sonucu elde edemeyen AKP ve Erdoğan’ın, seçim öncesinde yapamadıklarını seçim sonrasında yapabilecekleri elverişli ortamı oluşturmak için kolları sıvamasıyla son bir ayda adeta 90’lı yıllara geri dönüş yapıldı. AKP’sinden MHP’sine şoven koronun HDP’ye oy verenleri şerefsizlikle itham etmesi, havuz medyasında HDP’lilerin her vesileyle karalanması ve ırkçı söylemler, HDP binalarına saldırılar, Kürt işçilere linç girişimleri, Kürde “Türkün gücünü gösteren” özel timler, sokağa çıkma yasakları, askeri güvenlik bölgesi ilanları, gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler, infazlar, cenazelerin ailelerine verilmemesi…

FIFA, Yolsuzluk, Futbol ve Kapitalizm

Dünyanın en çok ilgi gören sporlarından biri olan futbol son günlerde FIFA’nın (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) yolsuzluklarıyla gündemde. Mayıs ayının sonlarında FBI’ın FIFA kongresinin hemen öncesinde yaptığı operasyonda, 9 FIFA yöneticisi ve 5 spor şirketi yöneticisi, rüşvet, kara para aklama ve dolandırıcılık iddiasıyla gözaltına alındı. Bunlardan 7’si tutuklandı.

Milliyetçilik Sadece Gözbağı Değil Ayakbağı da

Kürtler Türkiye işçi sınıfının önemli bir kesimini oluşturuyor. Bu durum Kürt sorununun çözümünü çok daha yakıcı bir hale getiriyor. İşçi sınıfı bu oyunu bozacak bir örgütlülüğe ve bilince sahip olsaydı, Bursa’da metal işçilerinin mücadelesi daha farklı seyredebilir ve çok daha ileri bir noktaya sıçrayabilirdi. Elbette bu konuda sınıf devrimcilerine önemli görevler düşüyor. Burjuvazinin milliyetçi propagandasına karşı enternasyonalizm bayrağını yükseltmek sınıf devrimcilerinin asli görevlerindendir. Bu da sadece Kürtlerin ulusal-demokratik taleplerinin desteklenmesiyle sınırlı olamaz. Türkiye işçi sınıfının tüm kesimlerine asıl düşmanın sermaye olduğu, Türk egemenlerin “bölüneceğiz” mavalıyla işçi sınıfının ensesinde boza pişirdiği anlatılabilmeli. Kürtlere karşı önyargılar, şovenist duygular, ancak proleter temelde devrimci çalışmayla kırılabilir.

Despotik Zihniyet Yalova’da Can Aldı

Son örneğini Yalova Valisiyle görmüş olduğumuz ceberut devlet anlayışı, bu topraklarda devletin şimdiye dek gerçek bir halk devrimiyle karşılaşmamış olmasının ürünüdür. Ne münferit bir vakadır, ne de sadece AKP dönemine hastır. İşçi sınıfı örgütlü gücüyle bu devletlûlara gereken cevabı vermediği sürece bu anlayışın örneklerini görmeye devam edeceğiz.

Avrupa Ordusu Mümkün mü?

Farklı emelleri olan AB ülkelerinin, ortak bir ordu kurması büyük bir hayaldir. Bir an için bu çelişkilerin ortadan kalktığını ve birleşik bir Avrupa ordusunun kurulduğunu düşünsek bile, şurası çok açık ki bu ordu “barışın teminatı” olmayacaktır. Tersine böylesi bir ordu daha kanlı çatışmaların bir parçası olacaktır. Kapitalistlerin kurdukları çeşitli birliklerin dünyaya barış ve demokrasiyi getireceğini iddia etmek büyük bir yalandır.

AKP Emrediyor, Polis “Sıkıyor”, Yargı Koruyor

Deliller karartılıyor, gerçek dışı iddialar üretiliyor, hatta suç işleyen polisler terfi ettiriliyor. Yapılacak hiçbir şey yoksa göstermelik soruşturmalar ve cezalarla konu kapatılmaya çalışılıyor. Cizre’de ölen çocuklar, Ali İsmailler ve diğerleri bu yüzden öldüler. Katillerin bazıları mahkemeye bile çıkartılamazken, yargılananlar birkaç sene yatıp çıkacaklar. Polislerin yargılandığı davaların kararları, yeni canların da polis devleti uygulamalarının kurbanı olacağının işaretidir. Adeta dokunulmazlığa sahip olan polis, sahibinden aldığı emirle azgınca saldırmakta, zıvanadan çıkıp “sık ulan sık” diye bağırmaktadır.

Emperyalist Haydutlar Davos’ta

Dünya Ekonomik Forumunun her yıl düzenlediği Davos zirvesinin 45.’si 21-24 Ocak tarihleri arasında yüzlerce politikacı, akademisyen ve burjuvanın katılımıyla gerçekleştirildi. Türkiye, Erdoğan’ın 2009’da “daha da gelmem” diyerek terk ettiği Davos’a 6 yıl aradan sonra ilk kez ve başbakanlık düzeyinde katıldı.

“Kamu Düzeni” Dedikleri...

Hükümet, “kamu düzeni” kavramını kullanarak bütün anti-demokratik uygulamalarına meşruiyet kazandırmak istiyor. Bugün bu konu daha çok Kürt sorunu kapsamında gündeme gelse de, hükümetin “kamu düzeni ve güvenliği” anlayışı sadece Kürtleri ilgilendiren bir konu değildir. AKP, anti-demokratik yasa ve uygulamalarıyla tüm toplumun kendisine biat etmesini sağlamaya çalışıyor. Önümüzdeki günlerde bunun sonuçlarını daha fazla görmeye başlayacağız. AKP, karşısında örgütlü bir işçi sınıfı olmadıkça daha fazla pervasızlaşacak. Muhalefette bulunan diğer burjuva partilerin “kamu düzeni ve güvenliği” konusunda AKP’den hiçbir farkı yoktur. CHP ve MHP’nin de önceliği her zaman devlettir, kamu değil. Hatta bunlar AKP’yi devlet egemenliğini tartışılır hale getirmekle ve kamu güvenliğini sağlayamamakla suçluyorlar. Sonuç olarak, burjuva düzen yıkılmadıkça Türkiye’de kamunun güvende olması mümkün değildir!

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.