Navigation

Suphi Koray

“Yeni Türkiye” İçin Daha Çok İşçi Ölecek

Madenci katliamlarının ve diğer iş cinayetlerinin AKP’nin ekonomik hedefleriyle doğrudan alâkası vardır. 2023’te ekonomik sıralamada ilk on ülke arasına girmek isteyen “Yeni Türkiye” için işçilerin güvenliği ve sağlığı önemli değildir. Önemli olan, ekonominin bu hedeflere ulaşabilecek hızda büyümesidir. Elbette bu büyümeyi yavaşlatacak iş güvenliği önlemleri kâğıt üstünde kalacaktır.

Otoriterleşme Yolunda Yeni Adımlar

Gözü dönmüş Kürt düşmanlığını ortaya koyan hükümet Kobanê eylemlerinde yaşananları da bahane ederek TCK, CMK gibi kanunlarda bazı değişiklikler yapmayı gündeme getirdi. AKP’nin Meclise sunduğu yasa teklifi henüz Adalet Komisyonunda görüşülüyor. Muhtemelen bazı rötuşlarla birlikte onaylanarak kısa sürede yürürlüğe girecek. Öyle gözüküyor ki kaynayan Ortadoğu kazanında söz sahibi olmak, emperyalist paylaşımdan daha fazla pay kapmak isteyen Türkiye, içeride ve dışarıda yürüteceği savaş için yeni adımlar atmaya, savaş politikalarını tırmandırmaya pek niyetli.

Burjuvazinin Torba Yasa Saldırısı Onaylandı

Farklı tipte konulara dair yasal düzenlemeleri içeren bir “torba yasa” daha 11 Eylül 2014 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yeni torba yasa başta İş Kanunu olmak üzere, Katma Değer Vergisi Kanunundan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa, Devlet Memurları Kanunundan Yüksek Öğrenim Kurumu Kanununa kadar sayısız kanuna dair düzenlemeler içeriyor. Bu niteliğiyle torba değil çuval deyimini daha fazla hak ediyor.

Kapitalizm, Beslenme Alışkanlıkları ve Sağlık

Kapitalist sistemde burjuvazi daha fazla kâr için her türlü yol ve yönteme başvurur. Bu amaçla, yeni pazarlar yaratabilmek için yeni “ihtiyaçlar” üretilir ve bu temelde hummalı bir üretim başlar. Kapitalizmde birincil olan kârlılıktır; toplumun ihtiyaçları ise tâlidir. En temel ihtiyaçlardan olan beslenme de, kapitalistler için muazzam bir kâr kaynağı anlamına gelmektedir.

Boko Haram ve Emperyalist Tezgâhlar

175 milyona yaklaşan nüfusuyla Afrika’nın en kalabalık ülkesi olan Nijerya’da halk Boko Haram adlı radikal İslamcı örgütün saldırıları ile Nijerya ordusunun baskıları arasında sıkışmış durumda. 2009’da toplam 304 kişinin öldürüldüğü eylemlerle sesini duyuran Boko Haram, bu tarihten itibaren saldırılarını giderek arttırdı. Boko Haram’ın eylemleri ve kolluk güçlerinin saldırıları sonucunda bugüne kadar binlerce Hıristiyan ve Müslüman sivil yaşamını kaybetti. Son olarak Mayıs ayında Jos kentinde gerçekleştirilen iki bombalı saldırıda en az 118 kişi öldü. 14 Nisanda ise önce bir durakta gerçekleştirilen bombalı saldırıda 71 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. Hemen ardından örgüt aynı gün bir okulu basarak 200’den fazla kız öğrenciyi kaçırmıştı.

Fransa ve Macaristan’da Seçimlerin Gösterdikleri

Fransa’da yapılan yerel seçimler ile Macaristan’da yapılan parlamento seçimleri faşist partilerin güç kazanmasıyla sonuçlandı. Kapitalizmin derin kriz koşullarında ağır saldırlara maruz kalan emekçiler, gerçek ve devrimci bir alternatifin yokluğu koşullarında faşist demagojinin etkisine açık hale geliyorlar. Seçimler işçi sınıfının politik eğilimlerinin göstergelerinden biri olduğu için, iki seçimin de doğru bir perspektifle değerlendirilmesi gerekiyor.

İşçi Sınıfının ve İşçi Hareketinin Durumu

İşçi sınıfı mevcut örgütsüzlük koşullarında dört bir yandan saldırılarla karşı karşıya. Sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, reel ücretlerin düşmesi, iş saatlerinin artması ve çalışma koşullarının giderek kötüleşmesi Türkiye işçi sınıfının maruz kaldığı başlıca saldırılar. İşçi sınıfı örgütsüz olduğu için bu saldırılara karşılık veremiyor ve geçmiş yıllarda mücadeleyle kazanılmış haklar kaybediliyor. 12 Eylül rejiminin belini kırdığı işçi sınıfının elinde kalan son haklar da, AKP’nin iktidarda olduğu 12 yıl boyunca sistematik bir şekilde gasp edildi.

Soçi Olimpiyatları: Sömürü, Yolsuzluk ve Talan

2014 Kış Olimpiyatları, 7-23 Şubat tarihleri arasında, ılıman iklime sahip bir Karadeniz kenti olan Soçi’de gerçekleştirildi. Tüm olimpiyat organizasyonlarında olduğu gibi Soçi’de de görkemli bir açılış yapıldı. Dünyanın dört bir yanından sporcular, gazeteciler ve turistler olimpiyatlar için Rusya’ya akın ettiler. Putin’in şahsında Rusya’nın şovuna dönüşen kış oyunlarını yüz milyonlarca insan ise ekranları başından seyretti.

Dershanelerden Özel Okullara Eğitim Sistemi

Cemaat ile AKP arasında dershaneler üzerinden yürüyen kavganın ardından 2 Aralıkta yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında dershanelerin kapatılması konusunda izlenecek politika belirlendi. Buna göre Ocak ayında konuyla ilgili yasa taslağı Meclis’e gelecek. Dershanelere 2 yıl süre verilecek. Dershanelerin bu süre zarfında özel okula dönüştürülmesi için gerekli hazırlıkları tamamlamaları gerekiyor. 2015-2016 eğitim-öğretim dönemi öncesinde hazırlıklarını bitiremeyen dershanelerin durumu tekrar değerlendirilip çeşitli teşvikler sunulacak.

AKP’nin Makul ve Makbul Kürt Arayışı

Kürt sorununda hareketli günlerin yaşandığı bir ayı geride bıraktık. Ne var ki bu hareketliliğin sebebi “çözüm sürecinde” yeni bir aşamaya geçilmesi ve sorunun çözümü yönünde ilerleme kaydedilmesi değildi. Sürecin tıkanması üzerine yapılan karşılıklı açıklamalar, Barzani’nin Diyarbakır’a gelişi ve Rojava’da yaşanan yeni gelişmeler dikkatlerin Kürt sorununa yönelmesine yol açtı.

Mısır ve Tunus’ta Son Gelişmeler

Arap coğrafyasını sarsan halk isyanları her ülkenin kendi özgüllüğüne göre başladı, devam etti, sönümlendi veya farklı biçimlere büründü. Tunus’ta başlayan isyan dalgası Mısır’dan Libya’ya, Bahreyn’den Suriye’ye kadar yayıldı. Kimi ülkelerde çok büyük altüstlüklere sebep olan bu hareketler, bazı ülkelerde ise egemenlerin politikaları ve bölgedeki emperyalist kamplaşmalar gibi sebeplerle daha kolay savuşturulabildi. Tunus, Libya ve Mısır’da diktatörler devrilirken, Suriye’de iç savaş devam ediyor.

Kaçan Olimpiyat Rantı

Olimpiyat oyunlarını düzenleme hakkını kazanmak için daha önce dört kere başvuruda bulunan ama kazanamayan Türkiye, büyük umutlarla gittiği Arjantin’den de eli boş döndü. AKP hükümeti, 2020 Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliğini yapacak şehrin seçileceği IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) toplantısına büyük bir çıkartma yaparak katıldı. Bakanlardan, bürokratlardan, vekillerden oluşan 600 kişilik kadronun içerisinde Başbakan Erdoğan da yer aldı. Hükümet İstanbul’un kazanacağına o kadar çok inanmıştı ki, kutlamalar için gerekli hazırlıkları bile yapmıştı. İstanbul’un çeşitli semtlerinde kutlama hazırlıkları yapılırken, Sultanahmet’te IOC toplantısı dev ekranda izlettirildi.

Suriye’ye Emperyalist Müdahale ve Türkiye’nin Rojava Korkusu

Hükümet Kürtlerin taleplerine dair herhangi bir somut adım atmadı henüz. Anadilde eğitim ve seçim barajının düşürülmesi konusunda ayak diriyor, Kürtleri oyalıyor. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi Türkiye’nin bu oyalama taktiklerinin işe yaramayacağı bir süreçten geçiyoruz. Kürtler belki de son bir yüzyıldır konjonktürel olarak en güçlü oldukları dönemden geçiyorlar. Bunun somut göstergelerinden birisi, son olarak 25 Kasımda toplanacağı duyurulan Kürt Ulusal Kongresidir.

Venezuela’da Seçim Sonuçlarının Gösterdikleri

2007’den itibaren Chavezci hareket kan kaybetmeye başladı. Yukarıda saydığımız tüm olaylarda bu durum kanıtlanmışken, oportünistler Chavez’in devrimci bir önder, Venezuela’da yaşananın ise sosyalist devrim olduğunu söylemeye devam ettiler. Kabahati kimi zaman beceriksiz bürokratlara attılar, kimi zaman da başarısızlığı ABD emperyalizminin “devrimci önder” Chavez’e karşı yürüttüğü kampanyalara bağladılar.

4. Yargı Paketi: Bir Kandırmaca Daha

Başta sosyalistler ve Kürtler olmak üzere tüm ezilenleri hedef alan yasal mevzuatın değişmesi elzemdir. Hükümet siyasi prim toplamak için yapılan değişiklikleri reform olarak kitlelere lanse etmektedir. Unutmamak gerekiyor ki hükümetin demokrasi adına yaptığı sade suya tirit değişiklikler zevahiri kurtarmak içindir. Yasal düzenlemelerin hiçbirisi hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve yasal güvence altına alınması amacıyla yapılmamaktadır. Bunu sağlayacak olan örgütlü işçi-emekçi güçlerin yürüteceği mücadeledir.

Bir Baskı Yasası Daha Yürürlüğe Girdi

Geçtiğimiz Şubat ayında “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun” adı altında yeni bir kanun yürürlüğe girdi. Bu kanun, 1999 tarihli Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bu sözleşme kapsamında aldığı kararlar doğrultusunda çıkarıldı. Türkiye bu uluslararası sözleşmeye 2002 yılında imza atmıştı. Hem bu uluslararası sözleşmenin gereğini yerine getirmek hem de Kürt hareketini ve sosyalist hareketi daha sıkı bir kıskaca almak amacıyla AKP hükümeti bu kanunu çıkardı. Böylece Terörle Mücadele Yasasında birkaç düzenlemeyle geçen bir hususu bağımsız bir kanun haline getirerek iyice güçlendirdi.

Üniversitelerde AKP Düzeni

YÖK’ün kaldırılması gerektiği geniş bir kesim tarafından savunuluyor. Üniversitelerin demokratik bir ortama kavuşması, anadilde, demokratik, parasız ve bilimsel eğitimin mümkün olması için biz de YÖK’ün lağvedilmesini savunuyoruz. Ancak mesele bir tabelâ sorunu değildir ve YÖK’ün yerine TYK’nın gelmesiyle üniversiteler demokratikleşmeyecektir. Bu kapının açılabilmesi için yükselen toplumsal mücadelelerin özgürleştirici soluğu gereklidir.

AKP’nin Otoriter Çizgisi Kalınlaşıyor

AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde kendini bazı demokratikleşme adımlarını atmak zorunda hissetti. AB kriterlerine uyum kapsamında da peşpeşe yasalar çıkarıldı. Ergenekon ve Balyoz davalarıyla, AKP’yi ve onu destekleyen sermaye grubunu kendi geleceği için tehlike olarak gören askeri bürokrasinin süngüsü düşürüldü. Kürt sorununda bir dönem “açılım” havası estirildi. AKP, demokrasinin sınırlarını demokrat olduğu için değil, iktidarını pekiştirmek ve devletin merkezine oturmak için genişletiyordu. Nitekim AKP’nin anti-demokratlığı, tahammülsüzlüğü ve otoriter eğilimleri iktidar basamaklarından yukarı doğru çıktıkça daha da belirginleşti.

Açlık Grevlerinin Gösterdikleri

Açlık grevleri sona ermiş olsa da Kürt sorunu halen olduğu yerde durmaktadır. Açlık grevleri, Kürt sorununda hükümetin izlediği politikaların bir sonucuydu. AKP, demokratik bir çözüm konusunda adım atmaya niyetli olmadığı için binlerce insan bedenini ortaya koydu. Eylemler büyük bir yankı uyandırdı ve hükümeti köşeye sıkıştırdı. Kürt sorununun çözümünde Öcalan’ın kilit bir konumda olduğu da bir kez daha görülmüş oldu. Hükümetin Kürt sorunundaki oyalayıcı tutumu, içinden geçilen konjonktür düşünüldüğünde çok uzun süre işe yarama şansına sahip değildir.

Rantsal Dönüşüm Devam Ediyor

Kapitalist gelişmenin doğayı ve insanlığı dikkate almadan yapılandırdığı şehirler, insanca bir yaşam için uygun olmadığı gibi, “doğal” felâketlerde kayıplara sebep olma riskini de taşıyorlar. Başta İstanbul’da olmak üzere işçi ve emekçiler için sağlıklı barınma alanları yaratmak büyük bir ihtiyaç olarak kendini dayatmaktadır. Ancak “kentsel dönüşüm” projelerinin bu amaca hizmet etmediği, etmeyeceği kesindir. Bu yüzden yıkımlara karşı mücadele yürütmek gerekiyor, ama tekil ve dağınık mücadelelerle başarı kazanmak mümkün değildir.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.