Navigation

AKP’nin Milli Gelir Oyunu

Zaten başlı başına bir aldatmacadan başka bir şey olmayan kişi başına düşen milli gelirin hesaplama yönteminin değiştirilerek iki katına çıkarılmasının AKP’yi kurtarması mümkün değildir. Kişi başına düşen gerçek milli gelire bakarsak, bıraktık 19 bin doları, 9 bin doların bile büyük bir kandırmaca olduğunu görürüz. Kişi başına 9 bin dolarlık bir yıllık gelir demek, 4 kişilik bir ailenin yıllık gelirinin 36 bin dolar, yani yaklaşık 108 bin lira olması demektir. Oysa çoğunluğu asgari ücret veya biraz üzerinde ücretle geçinmeye çalışan işçilerin evine, iki kişi çalışsa bile yılda ancak 24 bin lira girmektedir. Elbette hiçbir matematik oyunuyla silinemeyecek bu gerçekler emekçi kitlelerin öfkesini büyütmekte, AKP’nin sonunu hazırlamaktadır.

Aşağıdaki cümleler AKP’nin 2012 sonlarında açıkladığı “2023 Siyasi Vizyonu” adlı belgeden:

“İktidara geldiğimizde 66 milyon olan nüfusumuz bugün 75 milyon seviyesine ulaşmıştır. 2002-2011 döneminde Gayri Safi Yurtiçi Hasılamız 230 milyar dolardan 774 milyar dolara ulaşmış, kişi başı gelirimiz ise 3500 dolardan 10 bin doların üstüne çıkmıştır. Gayri safi yurtiçi hasılamızı üç kattan fazla arttırırken, artan nüfusa rağmen kişi başı gelirimizi üç kata çıkarırken hep milletimizin gücüne ve başarma azmine dayandık.”

Aynı belgede, AKP’nin 2023 için koyduğu ekonomik hedefler arasında kişi başına milli geliri 25 bin dolara yükseltmek ve en az 2 trilyon dolarlık bir ekonomi büyüklüğüne ulaşmak da yer alıyordu. Ancak AKP’nin 2023 hedefleri başka bir bahara kaldı! AKP ve Erdoğan’ın iflas eden politikaları kapitalizmin içine girdiği derin krizle birleşince bıraktık bu hedeflere ulaşmayı, AKP’nin iktidarda kalıp kalmayacağı bile belirsiz hale gelmiştir. AKP, bunun farkında olduğu için, iktidarını koruyabilmek ve bugüne kadar kendisini iktidarda tutan kitlelere alternatifsiz olduğunu gösterebilmek amacıyla siyasi alanda her türlü yalanı söylediği gibi, ekonomi alanında da rakamlarla oynayarak yaklaşan krizin üstünü örtmeye çalışıyor. Şark kurnazlığında sınır tanımayan AKP, hesaplama yöntemleriyle oynayarak gerçek durumu olduğundan farklı göstermeye çalışıyor.

Ekim ayında sessiz sedasız farklı bir hesaplama yöntemine geçiş yapan AKP, kişi başına milli geliri bir anda iki katına çıkardı. 11 Ekimde resmi gazetede yayınlanan Orta Vadeli Programa göre, kişi başı milli gelir 9012 dolardan 19.506 dolara çıktı. Hesaplama yönteminde değişiklik yapılmasına gerekçe olarak da “2015 yılında, Türkiye’nin de aralarında olduğu gelişmekte olan ülkelerin döviz kurlarında yüksek boyutta dalgalanmalar meydana gelmiştir. Bu konjonktürde ülkelerin mukayeseli refah seviyesini daha doğru yansıtması ve refah düzeyindeki eğilimi daha sağlıklı göstermesi nedeniyle bu tabloda Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre hesaplanmış gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) ve kişi başı gelire yer verilmiştir” deniyor. Elbette AKP’nin daha sağlıklı ve daha doğru bilgi vermek gibi bir derdi yoktur. Tek amacı ekonomiyi iyi yönettiği yönünde bir kanaat oluşturmaktır. SAGP’ye göre kişi başına düşen milli gelirin nasıl hesaplandığına ve çıkan sonuca baktığımızda bunu rahatlıkla görüyoruz.

SAGP’ye göre kişi başına düşen milli gelir, gerçek fiyatlar üzerinden değil, o ülkedeki satın alma gücü ile diğer ülkelerdeki satın alma gücünün karşılaştırılması üzerinden hesaplanıyor. Hesaplamalar Amerikan doları üzerinden yapıldığı için referans alınan ülke ABD. Bu yönteme göre, bir ABD vatandaşı ile diğer ülke vatandaşının aynı para ile satın alabildiği mal ve hizmetler karşılaştırılıyor. Örneğin, ABD’linin 2000 dolar ile satın alabildiklerini Türkiye’de yaşayan birisi 1000 dolar ile yapabiliyorsa, bu Türkiye’nin SAGP’ye göre kişi başı milli gelirini iki katına çıkarıyor. Genel olarak, bazı kalemler hariç, gelişmekte olan ülkelerdeki fiyatlar gelişmiş ülkelere göre daha düşük. Bu yüzden bu hesaplama yöntemine göre, gelişmekte olan ülkelerin kişi başına düşen milli geliri artıyorken, gelişmiş ülkelerinki ise azalıyor. Örneğin IMF’nin açıkladığı verilere göre İngiltere’nin 2014 yılı kişi başına düşen milli geliri 45.729 dolar iken, SAGP’ye göre 39.826 dolara düşüyor. Hindistan’da ise 1608 dolardan 5808 dolara çıkıyor. Türkiye’ninki ise görüldüğü üzere iki katına çıkıyor. İşte size “daha sağlıklı ve daha doğru” bir tablo!

Aslında kişi başına düşen milli gelirin 10 bin doların üstüne çıkmış olması da AKP’nin bir başka şark kurnazlığının sonucuydu. AB’ye uyum kapsamında sürdürülen çalışmaların sonuçları 2008 Martında açıklandığında benzer bir dümenle karşılaşılmıştı: “Açıklanan yeni rakamlara göre, Türkiye’nin 2006 yılı gayrisafi yurtiçi hasılası birden bire %31,6 artarak 576,3 milyar YTL’den 758,3 milyar YTL’ye çıkmış oldu. Böylece 2006 yılı için daha önce 5480 dolar olarak açıklanan kişi başına milli gelir ise yaklaşık 7500 dolara çıktı. Güya 2100 dolar daha zenginmişiz de haberimiz yokmuş! Üstelik TÜİK’in en son açıklamasına göre, 2007 yılına ait kişi başına milli gelir de 9333 dolara çıkmış.” (Suphi Koray, Duydunuz mu Zengin Olmuşuz!, MT, Nisan 2008)

Diğer yöntemlerin yanı sıra SAGP’ye göre milli gelir hesaplama yöntemi on yıllardır burjuva iktisatçılarının kullandığı bir yöntem. IMF ve DB gibi emperyalist kurumlar da SAGP’ye göre hesaplamalar yapıyorlar. Ancak hem cari fiyatlara göre milli gelir rakamları hem de SAGP’ye göre rakamları açıklıyorlar. İki ülkenin SAGP’ye göre milli gelirlerini karşılaştırmak veya bir ülkenin farklı yıllardaki SAGP’ye göre milli gelirlerini karşılaştırmak ekonomik gidişat hakkında bir fikir verebilir. Ama aynı ülkenin iki yılını ekonomik olarak değerlendirmek için farklı yöntemlerle ulaşılan değerler üzerinden mukayese etmek sahtekârlıktan başka bir şey değildir. AKP’nin yaptığı da budur. Nitekim, açıklanan Orta Vadeli Programda sadece SAGP’ye göre hesaplanan milli gelir açıklandı. Cari fiyatlara göre hesaplama yapılmış olsaydı kişi başına düşen milli gelir 9 bin dolarlara düşmüş olacaktı. AKP hükümeti aklınca iki rakamı birden vermeyerek bir önceki programda açıklanan hedefle bir karşılaştırma yapılmasını engellemeye çalışıyor. Elbette mızrak çuvala sığmıyor.

Aslında AKP de bunun yabancı sermaye akışına olumlu bir katkısı olmayacağını, uluslararası kredilendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu AKP’nin bildirimlerine göre yapmayacağını biliyor. Türkiye’nin kredi notları halen durağan ve negatif. Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Orta Vadeli Programın açıklanmasından sonra risklerin devam ettiğini, notunu değiştirmeyeceğini açıkladı. Moody’s de geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gelişen beş ülke arasında dış risklere karşı en hassas ekonomiye sahip ülke olduğunu duyurdu. Ancak AKP o kadar sıkışmış durumda ki, seçim arifesinde kendi tabanını daha diri tutmak, iktidara yeniden talip olurken ihtiyaç duyulan propagandif başarı argümanlarını sağlamak için böyle bir değişikliğe gitti.

AKP’nin 13 yıllık iktidarının çimentosu “ekonomik istikrar”dı. Türkiye ekonomisi 2008-2009’da sarsılmış olsa da küresel krizin o dalgası dünyanın birçok ülkesine göre daha az sancıyla atlatıldı. Hatta bir dönem Çin’den sonra dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi konumuna yükseldi. Ancak gerçekliğin pek çok yönünü göz ardı ederek bununla böbürlenen AKP, boyundan büyük işlere girişti. Ortadoğu politikalarında ABD ile ters düştü. Başta Suriye konusunda olmak üzere, dış politikada başarısızlıklar peş peşe geldi. Kürt sorununda “çözüm sürecinden” tekrar savaş sürecine geçildi. Tüm bunların sonucunda hem ekonomik hem de siyasi istikrar bozuldu. AKP, düşüşünü engellemek için adeta çırpınıyor. Gazete manşetleriyle, çarpıtma ve kurgu haberlerle, karalamalarla, açık yalanlarla büyük bir algı operasyonu yürütülüyor. Bütün çabaya rağmen, bu propaganda yöntemlerinin eskisi kadar işe yaradığını söylemek çok zor.

AKP’nin rakamlarla oynaması iktisadın bir bilim dalı değil burjuvazinin ideolojisi olduğunu bir kez daha gösteriyor:

“… burjuva iktisat öğretileri bir bilim olmaktan çıkmış ve burjuva ideologlar tarafından kılıktan kılığa sokulan bir politik iktisat, kapitalist ekonominin ideolojisi haline gelmiştir. O nedenle bu gerçeklikten hareketle Marksizm burjuva iktisadın bir bilim dalı olmayıp burjuvazinin ideolojisi olduğunu, politik iktisat olduğunu gözler önüne serer. Marx’ın kapitalist ekonomi üzerine tüm çözümlemeleri, bu politik iktisadın eleştirisidir. Bu politik iktisatta gerçeklik burjuva ideolojisinin hizmetinde ters yüz edilmiştir, ileri sürülen tahliller olanı değil sermaye sınıfının olmasını istediklerini gösterir. O yüzden Marx’ın politik iktisat eleştirisi sözde burjuva iktisat biliminin aldatıcı nesnelliğini ortaya koyar ve onun temel çelişkilerine dikkat çeker.” (Elif Çağlı, Marksizmin Aydınlattığı Gerçekler/3, MT, Mayıs 2013)

Durum son derece açıktır. Zaten başlı başına bir aldatmacadan başka bir şey olmayan kişi başına düşen milli gelirin hesaplama yönteminin değiştirilerek iki katına çıkarılmasının AKP’yi kurtarması mümkün değildir. Kişi başına düşen gerçek milli gelire bakarsak, bıraktık 19 bin doları, 9 bin doların bile büyük bir kandırmaca olduğunu görürüz. Kişi başına 9 bin dolarlık bir yıllık gelir demek, 4 kişilik bir ailenin yıllık gelirinin 36 bin dolar, yani yaklaşık 108 bin lira olması demektir. Oysa çoğunluğu asgari ücret veya biraz üzerinde ücretle geçinmeye çalışan işçilerin evine, iki kişi çalışsa bile yılda ancak 24 bin lira girmektedir. Elbette hiçbir matematik oyunuyla silinemeyecek bu gerçekler emekçi kitlelerin öfkesini büyütmekte, AKP’nin sonunu hazırlamaktadır.