Navigation

Suphi Koray

2012 ABD Seçimleri

ABD, dünya çapındaki ekonomik ve siyasal çalkantılar eşliğinde 6 Kasımda yeni başkanını seçecek. Son iki yılda Arap coğrafyasında yaşanan ayaklanmalar, Müslümanlara hakaret içeren film provokasyonu sebebiyle yapılan ABD karşıtı gösteriler ve ekonomik krizin ABD halkını ittiği işsizlik ve yoksulluk, seçim yarışında öne çıkan konular. Ancak ABD halkı için şu anda en önemli sorun ekonomik durum.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Cemevleri ve TC’nin Laikliği

Anayasanın 2. maddesinde “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tarif edilen TC’nin, ne kadar laik, ne kadar demokratik, ne kadar sosyal bir devlet olduğunu 90 yıllık tarihinden uygulamalı olarak görüyoruz. Son olarak Yargıtay Temmuz ayında aldığı “tarihi” kararla, “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olan Cumhuriyetin Alevilere karşı tutumunun çarpıcı bir örneğine daha imza atmış oldu. Bu karara göre cemevleri ibadethane olarak kabul edilemez!

Olimpiyat Hazırlığı mı, Savaş Hazırlığı mı?

Olimpiyatlar vesilesiyle bir kez daha görülüyor ki, bu oyunlar burjuvazi için büyük bir kâr kapısı olmanın da ötesinde, ekonomik, siyasi ve ideolojik hedeflerini hayata geçirmek için uygun bir ortam yaratma aracıdır aynı zamanda. “Spor barış, dostluk ve kardeşliktir” lafı kapitalist dünyada “spor savaş, rekabet ve kalleşliktir”den başka bir manaya gelmez. “Barış, dostluk ve kardeşliğin” dünyaya gelebilmesi için, kapitalist sistemin bu dünyadan def edilmesi gerekiyor.

Dünya Ekonomik Forumu İstanbul’daydı

Dünya Ekonomik Forumunun “Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrasya - Dönüşüm İçindeki Bölgeleri Birleştirme” konulu toplantısı 4-6 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı. Dünya Ekonomik Forumunun çalışmaları her sene başlarında Davos’ta yapılan zirve ile biliniyor daha çok. Davos’ta uluslararası sermayenin sözcüleri dünyanın ekonomik ve politik durumu hakkında değerlendirmeler yaparlar ve bu doğrultuda kararlar alınır. Ancak forumun çalışmaları sadece Davos Zirvesi ile sınırlı değil. Sermayenin çıkarları doğrultusunda farklı bölgelerde bölgesel toplantılar da yapılıyor. Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrasya olmak üzere geniş bir coğrafyayı kapsayan İstanbul toplantısı da bunlardan bir tanesiydi.

Sağlıkta Kalitesiz Hizmet ve Şiddet

Kuru bir “hekime şiddete son” anlayışıyla hastanelerdeki şiddet olaylarının önüne geçilemez. Evvelâ hastanelerdeki çalışma koşullarının ve sağlık hizmetinin iyileştirilmesi gerekiyor. Sağlık kâr politikalarına emanet edildiği sürece bu sadece bir temenniden ibaret kalır. Sağlık gibi önemli bir hususun kâr politikalarının kurbanı olmaması için sağlık emekçileri ve diğer işçiler “sağlıkta dönüşüm” saldırılarına karşı birlikte hareket etmelidirler.

Roboski’den KCK’ye Hükümetin Kürt Politikası

Biliyoruz ki, bu katliamın sorumlusu devlet ve onun başındaki AKP hükümetidir. Hükümetin Kürt politikasında girmiş olduğu rotaya bakınca her şey açık seçik gözüküyor. Sorumluların bulunması için çok büyük araştırmalar yapılmasına gerek yoktur. “Literatürde varsa” diyerek Dersim katliamı için yarım ağızla özür diliyor Başbakan, ama kendi hükümetinin sorumlu olduğu bir katliamda bunu bile yapmıyor.

Kıdem Tazminatı Nedir, Nasıl Kazanılmıştır?

İşçiler için hayat-memat meselesi olan kıdem tazminatı, patronlar sınıfı tarafından "istihdam maliyeti" olarak görülüyor. İşçiyi istediği gibi işten atmak isteyen patronlar, kıdem tazminatının kaldırılmasını istiyorlar. İlk aşama olarak da kıdem tazminatının bir fona devredilmesini planlıyorlar.

Baskı Politikaları Öğrencileri de Hedef Alıyor

Örgütlenmek ne suçtur, ne de burjuva yasalarına göre suç sayılsa bile kötülenecek bir şeydir. Örgütlülük işçi sınıfı hareketinin ve gençlik hareketinin en büyük gücü ve silahıdır. Bu anlamda örgütlenmenin önünde çok büyük engel oluşturan “anti-terör” yasalarına karşı mücadele etmek önemlidir. Örgütlü bir işçi sınıfı hareketi olmadığı için, güçlü bir öğrenci hareketi de ortaya çıkmıyor. Bu yüzden öncelikli görev örgütlenmenin önündeki bütün engellerin kaldırılması için mücadeleyi yükseltmek, her alanda işçi sınıfının örgütlülüğünü güçlendirmektir.

Burjuvazi “Terörle Mücadele” Adı Altında Saldırıyor

Hedef, başta devrimci işçi sınıfı olmak üzere her türlü düzen veya rejim karşıtı örgütlü hareketlerdir. “Terörle mücadele” yasasının varlığı işçi sınıfının örgütlenme ve mücadelesinin önünde büyük bir engeldir. Burjuvazi daha da şiddetlenecek olan sınıf mücadelesine hazırlanmakta, işçi sınıfının kolunu kanadını kırarak güçlü bir pozisyon elde etmeye çalışmaktadır. TMY ve benzeri yasaların kaldırılması için işçi sınıfının mücadele etmesi ve burjuvazinin saldırılarına karşı hazırlık yapması, örgütlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde “terörle mücadele” adı altında tüm dünyada emperyalist sistemin terörü daha da yoğunlaşacaktır.

KCK Operasyonlarının Aynasında Kürt Sorunu

Kürt sorununda ibre saldırılar, baskılar yönünde ilerlemeye devam ediyor. Şovenist hezeyan Çukurca baskınından sonra tam gaz tırmandırılıyor. Başta sınır bölgelerinde olmak üzere Kürt illerinde askeri operasyonlar sürerken, birçok yerde ise faşist çeteler polis eşliğinde BDP binalarına ve Kürtlere saldırıyorlar. Öcalan üç ayı aşkın bir süredir avukatlarıyla görüştürülmüyor. Medya Kürtlere karşı 90’lı yılları aratmayacak bir dil kullanıyor.

Kaddafi Sonrası Libya Üzerine Pazarlıklar

Dikkati çeken önemli noktalardan biri Türkiye’nin de emperyalist paylaşım pazarlıkları içerisinde etkin bir rol oynamaya çalışmasıdır. Türkiye sosyalist solunun bir kesimi tarafından Türkiye bağımlı, yeni-sömürge ya da yarı-sömürge bir ülke olarak görülse de, gerçekliğin bununla yakından uzaktan ilgisinin olmadığını Arap coğrafyasında Türkiye’nin attığı adımlar ve izlediği politika çok net bir biçimde göstermektedir. Çin’den sonra dünyanın en çok büyüyen ikinci ekonomisi pozisyonunda olan Türkiye, olanca iştahıyla hinterlandında söz sahibi olmaya ve emperyal niyetlerini hayata geçirmeye çalışmaktadır.

12 Eylül’ün Hesabını Soralım!

Kapitalist sistem derin bir krizin içerisinde yuvarlanırken, dünyanın dört bir yanında işçi ve emekçiler sokaklara iniyor, kitlesel gösteriler düzenliyor, genel greve gidiyorlar. Ancak Türkiye’de işçi sınıfının kendisine karşı yürütülen saldırılara gerekli cevabı verebildiğini söylemek zor. Bunun en önemli sebeplerinden birisi hiç kuşkusuz 12 Eylül faşist rejiminin işçi sınıfı hareketine ve örgütlülüğüne vurduğu ağır darbedir. Öyle ki, üzerinden 31 sene geçmiş olmasına rağmen işçi sınıfı ölü toprağını hâlâ üstünden atamamıştır.

TKP’nin Kararname Sosyalizmi

TKP’nin sosyalizm ve devrim anlayışını beyazperdeye yansıtan Devrimden Sonra filmi, bu konulardaki sakat anlayışlarını da gözler önüne seriyor. Film Türkiye’de gerçekleşen devrimden sonra geçen 8 öyküden oluşuyor. Eğitim, sağlık, kamulaştırma, toprak sorunu, konut sorunu, emperyalist devletlerle ilişkiler gibi konular çeşitli öyküler üzerinden anlatılıyor. Hepsinden de buram buram TKP’nin sosyalizm ve devrim anlayışının çarpıklığı akıyor.

Büyük Birader İşbaşında

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından 22 Ağustosta devreye gireceği belirtilen internet filtreleme sistemi, seçim, Kürt sorunu ve Arap coğrafyasında yaşanan gelişmelere rağmen yoğun gündemde kendine yer bulabildi. BTK’nın adını “Güvenli İnternet Hizmeti” koyduğu uygulama azımsanmayacak bir tepkiye yol açtı. Başta İstanbul olmak üzere çeşitli illerde internete sansür yürüyüşlerle protesto edildi.

"Öğrenci Andı" ve Irkçı Uygulamalar

İlköğretim öğrencilerinin her gün sıraya dizilerek okumak zorunda kaldıkları “Öğrenci Andı” ile ilgili tartışmalar son birkaç yılda giderek yoğunlaşmıştı. Özellikle geçen seneden beri bu ırkçı andın kaldırılması için çeşitli eylemler yapılmakta.

Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri

İnsan Hakları Derneği (İHD) 2010 insan hakları raporunu açıkladı. Raporun 137 sayfa olması bile Türkiye’de hak ihlalleri tablosunun ne kadar karanlık olduğunu göstermeye yetiyor. AB üyeliği doğrultusunda yapılan değişiklikler vesilesiyle “demokratikleşen” Türkiye’nin insan hakları karnesi, hem Türkiye açısından alınması gereken çok yolun olduğunu hem de burjuva demokrasisinin sınırlarının ne kadar dar olduğunu gösteriyor. Çok açık ki, burjuva demokrasisinin sınırları ancak işçi sınıfının mücadelesiyle genişleyebilir. Aksi takdirde insan hakları sadece kâğıt üstünde kalan yasa maddelerinden başka bir anlam taşımaz.

“Bağımsız Yargı” İftiharla Sunar: Pınar Selek Davası

1998 yılında Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamada 7 kişi ölmüş, 127 kişi ise yaralanmıştı. Bu olayın üstüne mal bulmuş mağribi gibi atlayan devlet, tam bir yargılama karikatürü sahneye koydu. Olayla hiçbir alâkası olmadığı halde “Mısır Çarşısı faili” olarak yargılanmaya başlayan Pınar Selek yıllarca hapiste kaldı. Üstelik aleyhinde hiçbir delil olmamasına rağmen! Patlamanın bombadan kaynaklanmadığı birçok raporla kanıtlanmış olduğu için Mısır Çarşısı olayını bir bombalama eylemi olarak adlandırmak bile doğru değil. Yargının ne kadar “bağımsız”, ne kadar “tarafsız”, ne kadar “adil” olduğunun en güzel örneklerinden biridir Pınar Selek davası!

Demokratik Özerklik Tartışmaları Üzerine

Görünen o ki düzen cephesi Kürtlerin taleplerini bastırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır. CHP, Kürt sorununa dair ağzında bir iki şey gevelemeye devam edecek ama statükocu çizgisini koruyacaktır. AKP de her şeyi seçimden sonraya atarak oyalama taktiğini devam ettirecek, milliyetçi oyları kaybetmemek için “tekçi söyleme” devam edecek, Kürt oylarını kaybetmemek için onlara da bir iki güzel laf edecektir. Liberaller ise hırsızın hiç suçu yokmuş gibi ev sahibini eleştirmeye devam edecekler. Tablo gösteriyor ki Kürt halkına tek tutarlı ve samimi destek yine devrimci işçi sınıfından gelebilir ancak.

Hakikatleri Araştırma Komisyonuna Dair

Kürt sorununda gelgitler devam ediyor. Referandum öncesinde PKK’nin ateşkes kararı alması ve sonrasında ateşkes süresini uzatmasıyla birlikte, Kürt sorununun çözümü için yeniden ılımlı bir hava esmişti. Gerek iç konjonktür gerekse dış konjonktür, devleti Öcalan ile görüşme trafiğini sürdürmeye zorlamıştı. Kürt hareketinin ulaştığı düzey burjuvaziye artık bu sorunu çözmesini dayatıyor. Buna karşın hem AKP’nin niyetsizliği, tutarsızlığı ve korkaklığı, hem de statükocu güçlerin provokasyonları (Hakkâri provokasyonu gibi) havanın yeniden bozulmasına sebep oldu. Kürtlerin en temel talepleri dahi şiddetle eleştiriliyor. Anadilde eğitim, operasyonların durdurulması, demokratik özerklik taleplerini AKP’sinden CHP’sine hiçbir düzen partisinin bünyesi kaldıramıyor.

Kurtuluş Mikro Kredide Değil Sınıf Mücadelesinde

Mikro kredinin mucidi sayılan Bangladeşli Muhammed Yunus 2006’da Nobel Barış Ödülüne layık görülmüştü. Sözde yoksulluğa çözüm olarak sunulan sisteme göre, verilen düşük meblağlı kredilerle yoksullar kendi işlerini kuracaklar ve yoksulluğa elveda diyeceklerdi. Yoksulluğun kaynağının kapitalizm olduğunu bilenler açısından mikro kredinin yoksulluğa ancak mikro düzeyde bir çözüm bulabileceği, gerisinin makro yalanlardan ibaret olduğu açıktı.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.