Navigation

Suphi Koray

12 Eylül Kalıntısı YÖK Kaldırılmalıdır

12 Eylül rejimi sona ermiş olsa da, 12 Eylül’ün yarattığı temel kurumlar hâlâ ayakta duruyor. Faşist darbenin tescilli kurumlarından YÖK bunlardan biri. YÖK, 6 Kasım 1981’de, 12 Eylül darbesinin ertesinde, yükseköğretim kurumlarını rejimin istediği biçimde şekillendirmek amacıyla kuruldu. 2547 nolu Yükseköğretim Kanunu’nda bugüne kadar yaklaşık iki yüz değişiklik yapılmış olsa da, YÖK yükseköğretimin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor hâlâ. Yasa değişiklikleri sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yapıldığı için üniversitelerdeki abluka dağıtılmış değil!

Paşa’dan İtiraflar: “Kıbrıs’ta Cami Yaktık”

İnternete düşen ses kayıtlarıyla, devletin, çıkarları doğrultusunda ne tür yöntemlere başvurduğu ortaya seriliyor. Bazen de bu yöntemlerin neler olduğunu bizzat üst düzey generallerin yaptıkları röportajlardan öğreniyoruz. İtiraf edilenler insanın kanını donduran türden. Ama yaptıkları pislikleri açıklarken bu düzenbaz katillerin yüzleri bile kızarmıyor. Kıbrıs’ta cami yaktıklarını itiraf eden Sabri Yirmibeşoğlu da bunlardan biri.

Beylerin, Efendilerin Laf Dalaşı ve “Memur”ların Alınganlıkları

Burjuvazi, işçi-memur ayrımı sayesinde, yürüttüğü saldırılara işçi sınıfının yekpare bir biçimde karşılık vermesine engel oluyor. Burjuvaziye karşı işçi sınıfı tüm kesimleriyle birlikte ortak bir mücadele yürütmelidir. Devlet memurları da artık işçi olduklarının farkına varmalılar. Kamu emekçileri için burjuvazinin it dalaşında veya laf dalaşında taraf olmak doğru bir sınıfsal tutum değildir. Doğru tutum işçi sınıfının mücadele saflarında yer almaktır.

Meksika Körfezi’nde Çevre Felâketi

20 Nisanda büyük bir çevre felâketi daha yazıldı kapitalizmin kara defterine. Meksika Körfezi’nde BP’ye ait petrol platformu patladıktan sonra okyanusun sularına gömüldü. Patlamada ölen 11 işçinin cesedi dahi bulunamadı. Sulara sızan petrol ise körfezdeki canlı hayatın büyük zarar görmesine sebep oldu. Okyanus sularının mavisi bir kez daha petrolün karasına büründü. Doğa bir kez daha kapitalistlerin pis elleriyle kirletildi. Elbet hep böyle gitmeyecek. Gün gelecek bu pis eller doğanın yakasından sökülüp atılacak!

Filistin Sorununun Tarihsel Arka Planı

Filistin sorunu sadece Filistin’le sınırlı değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyen karmaşık bir sorundur. Doğru bir değerlendirme yapabilmek için Filistin sorununun tarihsel arka planını yeniden hatırlamak gerekiyor. Filistin sorununun bir ucu da Yahudi sorununa çıktığı için, İsrail devletinin kuruluş sürecini de bilmek gerekiyor.

Artan Et Fiyatları ve İthal Et Tartışmaları

Son bir yılda et fiyatları aşırı bir artış gösterdi. Böylece zaten fiyatı bir işçi ailesinin bütçesini zorlayan etin işçi sofrasına uğrama ihtimali de nerdeyse sıfıra düştü. Et fiyatlarındaki “anormal” artışın sebepleri ve çözümü gündemin ana maddelerinin arasında zor da olsa kendine yer bulabildi. Bizzat başbakan, bir marketi teftiş ederken sosis fiyatlarına kızıp derhal indirilmesini salık veren Putin’e öykünerek olaya müdahale etti. “Ben vatandaşıma 30 liradan kıyma yedirmem” diyen Erdoğan gerekli çalışmaları başlatma talimatı verdi bakanlarına.

Futbol, Bahis, Şike ve Kapitalizm

Endüstriyel futbol devasa bir pazar olmasının yanı sıra burjuva ideolojisinin hâkimiyetine katkıda bulunan güçlü bir araçtır aynı zamanda. Endüstriyel kapitalist futbol kitlelerin afyonudur. Bahis oyunlarının yaygınlaşması futbolun bu uyuşturucu etkisini daha da artırmıştır. İşçiler, sınırlı boş vakitlerini endüstriyel futbola ayırırken, kapitalizmin iğrenç çarkları dönmeye devam eder. Zihinlerin uyuşturulup esir alınması sayesinde kapitalizm pisliklerini her yere bulaştırır. Hem bahiste, hem sahada kazanan burjuvazi olur. Nazım Usta’nın dediği gibi “kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim”!

Devletin “Derin” İşleri

Bugüne kadar açığa çıkmış olan resmi belgeler ve yaşanan olaylar, burjuva devletlerin kapitalizmin bekası adına yapmayacakları şeyin olmadığını gösteriyor. Üstelik ifşa olunmuş belgelerle açığa çıkmış olan sırlar buzdağının görünen ucudur sadece. Örneğin, NATO’ya bağlı tüm ülkelerde Gladyo denilen kontrgerilla örgütlenmeleri bulunmaktadır. Türkiye’de Seferberlik Tetkik Kurulu adı altında kurulan bu yapılanma daha sonra Özel Harp Dairesi adını almıştır. Bugünkü adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığıdır. İsimler değişse de bu yapılanmalar nice katliamların, cinayetlerin, provokasyonların ve darbelerin failidir.

Domuz Gribi A.Ş.

Domuz gribi ilk kez 2009 Nisanında Meksika’da görülmüş ve oradan tüm dünyaya yayılmıştı. Virüsten daha hızlı yayılan panik havası, paranoyak bir tablo yaratmıştı. Medyanın da desteğiyle domuz gribi kitlelerin en büyük korkusu haline getirilmeye çalışılmıştı. Virüs krizden, savaşlardan daha büyük bir tehlike, yeni bir “dış düşman” mahiyetine bürünmüştü adeta.

Sermayenin 2010 Bütçesi

işçi sınıfı sömürü düzenine karşı mücadele bayrağını yükseltmediği sürece devlet bütçelerinden burjuvaziye aslan payı, işçi sınıfına ise kırıntılar düşecektir. Çünkü burjuva devlet bütçe planlamasını yaparken, hizmetinde olduğu burjuva sınıfın çıkarlarını göz önünde bulundurur. İşçi sınıfına ayrılan paysa ancak onun örgütlülüğü ve bilinçli mücadelesi arttığı oranda artabilir. Tüm modern sınıf mücadelesi tarihi bunu açıkça göstermektedir.

40 Milyon Litre Süt Sokağa Döküldü

Eylül ayında Avrupalı çiftçiler süt fiyatlarının düşmesini gerekçe göstererek milyonlarca litre sütü tarlalara döktüler. Belçika’da üç milyon litre süt, Hollanda-Almanya sınırında ise 500 bin litre süt tarlalara döküldü. Üstelik bunlar Avrupa çapında 40 milyon litrelik süt dökme eyleminin bir parçasıydı sadece. Nitekim süt dökme eylemi Ekim ayında Belçika’da devam etti. AB’nin tarım politikalarını protesto eden çiftçiler yine binlerce litre sütü sokağa döktü.

Irkçılık ve Göçmenlere Karşı Artan Saldırılar

Emekçilerin yaşadığı toprakları terk ederek daha gelişmiş ülkelere göç etmesi kapitalizmin yarattığı koşulların kaçınılmaz sonucudur. 300 milyondan fazla insan daha iyi bir yaşam umuduyla göçmen olarak yaşamaktadır. Göçmen işçiler emperyalistler için hem ucuz işgücü kaynağı, hem de kapitalizmin kitlelerde yarattığı tepkinin kanalize edildiği bir hedef durumundalar.

Kriz Devam Ediyor

TÜİK ekonomiyle ilgili yeni verilerini geçtiğimiz ayın başında açıkladı. 2009 yılının ilk üç ayına ait olan istatistikler, ekonominin %13,8 oranında küçüldüğünü gösteriyor. 2008’in son çeyreğinde ise ekonomi %6,2 küçülmüştü.

İstanbul’daki Yıkımların Düşündürdükleri

Konut sorunu aslında seçimlerden bağımsız olarak işçi ve emekçilerin en önemli sorunlarından birisidir. Üstelik sadece Türkiye’ye has bir durum değildir bu. Kapitalizmin doğası gereği tüm dünyada emekçiler bu sorundan mustariptir. Rüyalar ülkesi ABD’de bile evsizlerin sayısı 2007’deki resmi rakamlarına göre 700 bin civarındadır. Bu rakamın derinleşen krizle birlikte çok daha arttığı muhakkaktır.

Sermaye Elini Suyumuzdan Çek!

Gölgesini satamadığı ağacı bile kesen kapitalizmin suyu da metalaştırmasının üzerinden yıllar geçti. Artık su bedava değil, havanın meta haline getirilmesine de az kaldı! Canlılığın ve uygarlığın kaynağı olan su, diğer doğal kaynaklar gibi kapitalizmin kurbanı oldu.

CHP’nin Türbanla Dansı

CHP de AKP de emekçi sınıfları temsil eden partiler değil, egemen sınıfların çıkarlarını takip eden partilerdir. Bu yüzden onların emekçi kadınların gerçek çıkarlarını ve dertlerini düşünmesi söz konusu değildir. Tüm sorunlarımızın çözümü mevcut düzenin yıkılmasından geçtiği gibi, kadın da ancak bu düzene karşı verdiği mücadele ile özgürleşebilir. İşçi sınıfının türban sorununda kurulan tuzağa dikkat etmesi gerekiyor; burjuvazinin bir kesiminin değirmenine su taşımak değil, örgütlü biçimde topuna karşı mücadele etmek gerekiyor.

Olimpiyatların Öteki Yüzü

Neredeyse bütün ülkelerin kendi topraklarında yapılması için can attığı 2008 Olimpiyatlarını düzenleme hakkını Çin’in başkenti Pekin kazanmıştı. Hatırlanacak olursa 2000 Olimpiyatlarının İstanbul’da düzenlenmesi için Türkiye de yoğun bir kampanya başlatmış, başarısız olunca sonraki olimpiyatlar için hazırlıklarına devam etmişti. Türkiye şimdi de 2016 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapabilmek için kollarını sıvamış durumda. Dört yılda bir düzenlenen olimpiyatların 2012 ev sahibi ise İngiltere olacak.

Duydunuz mu zengin olmuşuz!

Adını Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) olarak değiştiren Devlet İstatistik Enstitüsü, sadece adını değiştirmekle kalmadı, milli gelir hesaplama yöntemini de değiştirdi. AB’ye uyum kapsamında 2004 yılından beri sürdürülen çalışmaların sonuçları Mart ayı başında açıklandı.

Mavi Gözlü Komünist Dev

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin kültür-sanat alanında yarattığı karanlığın perdeleri yavaş yavaş yırtılmaya başlandı. Bilindiği üzere faşist darbe devrimci işçi hareketini silindir gibi ezmiş, sanattan politikaya yaşamın her alanını zapturapt altına almıştı.

Profesyonel Spor: Kitlelerin Afyonu, Kapitalistlerin Bacasız Fabrikası

Kapitalist sistemde burjuvazi bir yandan işçi sınıfını her gün sömürebildiği kadar sömürürken, diğer yandan ertesi gün sömürüyü nasıl arttırabileceğini, yani nasıl daha fazla kâr elde edebileceğini hesap etmeyi de ihmal etmez. Kapitalizm özü itibariyle kâra dayalı bir sistemdir ve kapitalistlerin bu düzen içerisinde gerçekleştirdikleri her faaliyetin temel amaç ve nedeni kâr etmektir. Bu sanatta da böyledir, sporda da, bilimde de! Kapitalistler gölgesini satamadıkları ağacı bile keserler! Kapitalizmde bilim daha fazla kâr elde edebilmek; spor şovenizm ve pasifizm yaratmak; sanat ise kitlelerin bilincini burjuva ideolojisiyle bulandırmak için kullanılır.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Gülhan Dildar
O, Türk edebiyatının ve sinemasının kilometre taşı… Kendi deyimiyle “Marksist-Leninist roman yazarı”… Yaşamının sonuna dek üretken, yüreğinde yaşam sevincini bir an olsun eksiltmeyen ateşli bir komünist aydın… Genç kuşaklara nefesi tükeninceye dek “örgütlenin” çağrısı yapan bir komünist çınar… Vedat Türkali… Tüm ölümlüler gibi günahları sevaplarıyla, zaaflarıyla, 97 yıllık yaşamı boyunca sosyalist mücadelenin bir neferi olmuş; ürettiği senaryoları, filmleri, tiyatro oyunları, romanları, şiirleriyle bugünün genç devrimci kuşaklarına muazzam bir miras bırakmıştır
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.