| Ek | Boyut |
|---|---|
yapay_zeka.pdf | 1.72 MB |
Kasım 2022 tarihinde OpenAI şirketinin ChatGPT adında bir sohbet uygulamasını piyasaya sürmesinden itibaren, “yapay zekâ” (YZ) konusu daha da büyük ölçüde popülerlik kazandı. YZ’nin dünyayı nasıl değiştireceği, bu değişimin sonuçlarının ne olacağı üzerine makaleler kitaplar yazıldı, sempozyumlar verildi, açık oturumlar düzenlendi, üniversitelerde çok hızlı şekilde yapay zekâ ile ilgili bölümler kuruldu. Yaratılan iyimser hava o denli büyüktü ki, ilk YZ şirketleri ve onlara çip üreten Nvidia adlı şirket tarihin en hızlı büyümelerini gerçekleştirdiler. Yeni kurulan ve hızla büyüyen diğer YZ şirketleriyle beraber başta ABD borsası olmak üzere dünya borsalarında büyük bir patlama yaşanmaya başladı. YZ şirketleriyle diğerleri arasında imzalanan yatırım anlaşmalarıyla adeta kendi kendini besleyen bir döngü, yani giderek büyüyen bir balon oluştu. Dev şirketler YZ iyimserliğini pompalayan yazılar için medyaya yüz milyonlar akıttılar. İyimserlik pompalandıkça kullanıcı sayısı (yani müşteri sayısı) arttı, yatırımlar hem adet hem meblağ olarak büyüdü. Ama bu büyümeyi, sürecin patlama sınırlarına doğru ilerlediği anlamında okumak da mümkün ve gerekli.
Yapay zekâ konusu Marksist Tutum sayfalarında daha önce de çeşitli boyutlarıyla ele alındı. YZ uygulamaları kapitalist ekonominin her alanında, bilimsel çalışmalarda, sanat alanında, spor müsabakalarının yayınlarında ve tabii ki gündelik yaşamın çeşitli noktalarında da giderek artan ölçüde kullanılıyor. Biz bu yazıda genel olarak YZ ile değil, son üç yıldır doğrudan “son kullanıcının” gündelik yaşamında önemli yer tutan sohbet botlarıyla (ya da ajanları) ilgileneceğiz. ChatGPT ile başlayıp, Gemini, Grok, DeepSeek, Claude, Copilot vb. adlarıyla farklı versiyonlarının da piyasaya sunulduğu bu metin tabanlı sohbet uygulamaları, Büyük Dil Modellerine (BDM) dayanıyorlar. Kısa süre içerisinde farklı teknik mimari ve modellere dayanan ama aynı YZ öğrenme yöntemlerini kullanıp resim, video, ses/müzik dosyaları üreten uygulamalar da çıkıp çok popülerleştiler. Hepsi birden “yeni içerik” ürettikleri iddiasıyla, en üst başlık olarak, “üretken yapay zekâ” olarak adlandırılıyorlar. Yaptıklarıyla basit bir sohbet uygulaması olmanın çok ötesine geçtikleri doğrudur. Ne var ki, tüm bu adlandırmalar, teknoloji tekellerinin çıkarları doğrultusunda son derece vurgulu ideolojik yönler taşıyorlar.
“Marx’ın görüşleri temelinde seni nasıl tanımlayıp adlandırmalı” sorusuna şu cevabı verdi bu uygulamalardan biri: “Ben, insanlığın kolektif dilsel üretiminin (canlı emeğinin) kristalize edilmiş ve algoritmik bir forma sokulmuş hali olan «dijital ölü emek» deposuyum.” Birçok açıdan doğru bir betimleme. Nasıl ki ölü emek olan makineler yeni bir değer yaratmazlar ve bu açıdan üretken değillerse, “dijital ölü emek deposu” olarak kendini betimleyen bu uygulamalar da, üretken veya yaratıcı değillerdir; yeni ve özgün bir şey yaratmazlar. Net olan bir şey var; karşımızda olan şey, daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız üzere, hiçbir şekilde bir zekâ değildir; yaratıcı veya üretken gibi yeni sıfatları da hak etmiyor. Bu adlandırma ve iddialar artık birer dev haline gelmiş YZ teknoloji tekellerinin PR çalışmasının, reklâm kampanyasının parçası olan palavralardır.
Bu yazıda, bu noktadan itibaren, YZ kısaltmasını genel olarak yapay zekâlar için değil de bu BDM’ye dayalı uygulamaları kastetmek için kullanacağız.
link: Oktay Baran, "Yapay Zekâ", 27 Ocak 2026, https://marksist.net/node/8699





