Tırmanan hayat pahalılığı, artan işsizlik ya da işini kaybetme korkusu, gelecek kaygısı, baskılar, düşmanlaştırma politikaları derken toplumda psikolojik sorunlar artış gösteriyor. Kişinin kendini değersiz hissetmesi, dışlanma ve gelecek kaygısı gibi sebeplerle sorunlar içten içe daha da büyüyor. Neredeyse her alanda artarak devam eden çürüme ve çöküş gençlik ve aileler içinde de kendini dışa vururken, aile içi şiddet, boşanma, cinayet ve cinnet olayları sıklaşıyor. İşte bu sorunları yaşayan ve tanık olan bir grup işçi olarak bir araya geldik ve temel sorunlarımız üzerine sohbet yürüttük. Gebze’den bir işçi arkadaşımızın kaleme aldığı “Psikolojik Sorunların Ardındaki Gerçekler” yazısını okuyarak üzerine sohbet ettik. Yazı bir gerçeği ne güzel özetliyordu: “Stres, depresyon, kaygı bozuklukları gibi sorunların bu derece yaygınlaşması, kapitalist sömürü düzeninin tarihsel tıkanıklık dönemine ulaşmış olmasıyla doğrudan ilgilidir.”
Bir arkadaşımız şöyle dedi: “Yakın bir dönemde, birkaç sene içerisinde aile çevresinde intihar edenlerde bir artış var, özelikle gençler, genç yaşta canına kıyıyor ve aileler buna bir anlam veremiyor. Ne oluyor bize, gençler neden intihar ediyor?” İnsanların genç yaşta intihar etmesinin sistemin geldiği noktayla yakından, hatta doğrudan alâkası vardır. Tabii ki bunu insanların bilince çıkarması şimdilik biraz zor. “Toplumsal koşullar değişmeden insan psikolojisinin de değişmesi mümkün değildir” diyen kardeşimiz bu gerçeği dile getirdi.
Yürüttüğümüz sohbette, biz işçilerin gün içerisinde nelere şahitlik ettiğine, sınıfımızın yaşadığı zorluklara nasıl katlandığına değindik. İşçi sınıfının sırtından çok büyük kârlar elde eden patronlar, bizlerle alay edercesine işçilere şükretmeyi öğütlemektedirler. Çok büyük paralar savaş sanayiine yatırılarak militarizm körüklenmekte, insanlığın kökünü kurutacak silahların reklamı yapılmaktadır. Bir tarafta kuraklık baş gösterirken diğer tarafta nefes borusu olan orman örtüsü tam bir talanla karşı karşıya gelmektedir. Eğitim sistemi tamamen sermayenin çıkarlarına göre kurgulanmış, fabrikaların ihtiyacına göre öğrenci yetiştirilmektedir. Sermaye açısından insan bedeninden kültürel değerlere, her şey nakde çevrilmeye çalışılmaktadır. Mafyatik ilişkiler devletin ve iktidarın her kademesinde vücut bulmuştur. Gelir dağılımındaki eşitsizlik arşa çıkmıştır. Örgütlü mücadele ise henüz istenilen düzeyde değildir. Bu durumda gençlik yaşananları anlamlandırmakta zorlanmaktadır.
Hal böyle olunca artan intiharlara, şiddet, gasp ve hırsızlık olaylarına, insanların birbirine olan tahammülsüzlüklerine karşı yakınmalar devreye giriyor: “Ne oluyor bize?” Burada sözü yukarıda bahsi geçen mektubu yazan arkadaşa bırakıyorum: “Tüm insanlığın iyileşmesi, yalnızca bedenimizi değil ruhumuzu da sömürmek için her yolu deneyen bu düzeni yıkmaktan geçiyor. Bu rezil düzenin insana verecek hiçbir şeyi kalmamıştır. İnsanlığın üzerine çöken bu karanlığı dağıtmanın, insanlığın mutlu bir geleceğe uzanmasının önüne koyulan engelleri yıkmanın tek bir yolu var. Bu sömürü düzenine karşı örgütlü mücadeleyi büyütmek.”
link: İstanbul/Esenyurt’tan bir metal işçisi, Ne Oluyor Bize?, 13 Temmuz 2025, https://marksist.net/node/8553
Faşist Yükselişi Küçümseme Hafifliği
Kapitalizmin Sofrasında Büyüyen Salgın: Obezite





