Dünya işçi hareketinin en etkili metinlerinden biri olan Komünist Manifesto’nun yazılışının üzerinden 179 yıl geçti. İşçi sınıfının büyük önderleri Karl Marx ve Freidrich Engels’in 1847 yılında kaleme aldıkları eser, geçen zamana rağmen etkisini ve güncelliğini korumaktadır. Komünist düşüncenin ve hedeflerin billurlaşarak kâğıda döküldüğü Manifesto, birçok dile çevrilmiş, farklı coğrafyalarda yayımlanmış ve işçi hareketinin en önemli kaynakçası haline gelmiştir. Komünist Manifesto’nun temel yaklaşımı ve devrimci özü geçerliliğini hep korumuştur.
Kapitalist sistem, üretim araçlarını ve teknolojiyi geliştirirken bir tarafta muazzam bir zenginlik diğer tarafta ise yoksulluk üretir. Bu çelişkinin kökeni üretim araçlarının özel mülkiyetinde yatmaktadır. Servet, toplumun küçük bir kesiminin, patronlar sınıfının elinde yoğunlaşırken, büyük emekçi kitleler mülksüzleşir. Tarihsel gelişimi içinde kapitalizm kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını da büyütür. Marx ve Engels Komünist Manifesto’nun girişinde “Günümüze kadarki bütün toplumların tarihi sınıf savaşımları tarihidir” der. Nerede sömürü varsa orada sömürüye karşı savaş verenler de olacaktır. Ancak bu savaş uzun soluklu, yenilgiler ve zaferlerle dolu bir savaştır.
Bugün geldiği düzeyde kapitalizm dünyamızı yok oluşa sürüklerken işçi sınıfının mücadelesi yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı kalamaz. Mücadelemiz burjuva düzende çeşitli iyileştirmeler sağlama mücadelesi olamaz. Elif Çağlı, Komünist Manifesto’nun 160. yılında yazdığı “Manifestonun Sönmeyen Ateşi” makalesinde “Kapitalizmin reformlar yoluyla ıslah edilmesi veya kapitalizm altında daha iyi bir dünya yaratılması asla mümkün değildir. Kapitalizmden kurtuluş devrimi gerektirir. Komünist Manifesto, işçi sınıfını bu tarihsel eyleme çağıran ve bu devrimci eyleminde ona yol gösteren mücadele programıdır” demişti.
İnsanlığı ve dünyamızı kapitalizmin esaretinden kurtaracak güç işçi sınıfıdır. Ancak işçi sınıfı öncüsü ve mücadele programı olmadan bunu başaramaz. İşçiler, sınıf olarak örgütlendikçe politik bir parti olarak da örgütlenmek zorundadır. “İşçilerin devrimci mücadelede ihtiyaç duydukları parti, işin gerçeğinde burjuva işçi partileri anlamına gelen reformist sosyalist veya sosyal demokrat tipte sol partiler olamaz. Manifesto aslında genel içeriği itibarıyla işçi sınıfının devrimci örgütlenme sorununa dikkat çekmiştir. Proletaryanın kapitalist sömürü düzenine son verebilmesi için, işçi sınıfının burjuva ve küçük-burjuva solundan bağımsız tarzda örgütlenmiş devrimci önder bir partiye ihtiyacı vardır.”[*]
Komünist Manifesto, kapitalist düzenin işleyişini, çelişkilerini ve tarihsel sınırlarını çözümleyen bir yapıya sahiptir. Yalnızca 19. yüzyılın koşullarını açıklamaz, devrimci özü ve bilimsel yöntemi sayesinde, işçi sınıfına bilinçli ve örgütlü mücadele çağrısını bugün de sürdürmektedir. Günümüz dünyasını anlamak için de güçlü bir teorik çerçeve sunar. İşçi ve emekçi kitleler kapitalizm altında yoğun bir ideolojik ve politik bombardıman altındadır. Kitle hareketleri devrimci öncüsü olmadığında kolayca burjuva siyasetin veya basit çözümlerin peşine düşebilir. Devrimci sınıf örgütlülüğü güçlendiğinde, kitleler de gerçekleri anlamaya ve mücadeleye katılmaya başlarlar.
Bugün dünyanın dört bir yanında işçi ve emekçiler kitlesel eylemlerle emperyalist savaşlara, işçi düşmanı politikalara, yoksulluğa ve yolsuzluklara karşı mücadele veriyor. Verilen bu mücadelelerin başarıya ulaşması için işçi sınıfının emperyalist güçlerin yalanlarına inanmadan, reformist hayallere kapılmadan hareket etmesi gerekir. Her kıtada işçi ve emekçiler, giderek ortaklaşan taleplerle meydanlardalar. Geçtiğimiz seneler içinde diktatörler deviren çeşitli eylemler yaşandı ama bu ayaklanmalar devrimci dönüşümlerle sonuçlanamadı. Çünkü en büyük eksiklik bu ayaklanmaları yönlendirecek, emekçi kitlelere yön verecek devrimci önderliğin yokluğuydu. Devrimci Marksizm bizlere böyle bir önderliğin tarihsel önemini ve mücadele yöntemini anlatır.
İşçi sınıfının devrimci yol haritası Komünist Manifesto, insanlığın kurtuluşunun emperyalist-kapitalist güçlere karşı dünya işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle mümkün olacağını vurgular. Geçmişten bugüne işçi sınıfının öfkesi, rüzgârı arkasına almış bir yangın gibi büyüyor. Bu ateş, karanlıkları yırtacak, yarınlarımızı aydınlığa çıkaracak! Yeter ki işçi sınıfı örgütlenerek mücadele etsin, öncüsüyle birlikte savaşa hazır olsun. Manifesto’nun son sözlerinde dendiği gibi: “Varsın egemen sınıflar komünist devrim korkusuyla titresinler. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. Kazanacakları bir dünya var. Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşin!”
link: Ankara'dan MT okuru genç bir işçi, “Sönmeyen Ateş” , 21 Şubat 2026, https://marksist.net/node/8707
Münih Güvenlik Konferansı: “Yıkım Altında” ABD-AB Gerilimi
Kapitalizm Suyu Yok Ediyor





