Geçtiğimiz Mart ayında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından büyük bir toplumsal tepki eylemlerle kendini dışa vurdu. Rejimin uyguladığı politikalardan dolayı tarihinin en büyük yoksullaşmasını yaşayan, ardı arkası gelmeyen baskı, yasak ve zorbalıklara maruz kalan işçi ve emekçiler, yıllardır bu rejime karşı biriktirmiş olduğu öfke ve nefreti bu hukuksuz tutuklanmanın gerçekleştirilmesiyle meydanlara taşıdı. Bu kitlesel eylemlerde İstanbul Üniversitesinde öğrencilerin polis barikatlarını yıkıp aşması önemli bir etkide bulundu. Maçka Parkında onlarca farklı üniversiteden bir araya gelmiş ve sayısı on binleri aşmış üniversiteliler, Türkiye’de uzun zamandır görülmemiş bir kitlesel bir tepkiyi ortaya koydu.
Gerek üniversite kampüslerinde gerek meydanlarda bir araya gelerek dayanışma ağı oluşturan üniversite gençliği, aslında uzun yıllardır politikadan uzak tutulan kampüslere, okullara apayrı bir canlılık getirdi. 1 Mayıs’ta öğrencilerin üniversitelerinin pankartı arkasında kalabalık kortejlerle alanlara çıkması da bu canlılığın ifadesiydi. Bu siyasi hava, üniversite öğrencilerini sol/sosyalist fikirlerle bir araya getirdi. Sosyalist fikirleri anlama ve öğrenme merakı yaratmış oldu. Kampüslerde örgütlenme ihtiyacı artmış, bu doğrultuda çeşitli faaliyetler başlamış oldu.
Bu arada rejim, bir araya gelmiş öğrenci kitlesini dağıtmak ve kurulan dayanışma ağlarını bozmak üzere zor aygıtlarına başvurdu, yüzlerce genci gözaltına aldı ve polis şiddetine maruz bıraktı. Uzatılan bayram tatilleri, öğrenci ailelerinin korkutulması, öğrencilerin tehdit edilmesi ve uzatılan mahkeme süreçleriyle hareketi bastırmaya çalıştı. Öğrenciler aslında henüz bir sonuca varmamış fakat geri çekilmiş bir hareketle yaz tatiline girmiş oldular.
Eylül ayında okulların açılmasıyla rejim, üniversitelerdeki hareketin tekrardan alevlenmesine engel olabilecek her yola başvurdu. Örneğin öğrencilerin bir araya geldiği, çeşitli faaliyetler ve siyasi tartışmalar yürüttüğü öğrenci kulüpleri kapatıldı veya askıya alındı. Ardından İstanbul Valiliği üniversitelere “Güvenlik Tedbiri” başlıklı bir genelde göndererek sol grupların kampüslerdeki siyasal faaliyetlerini hedef aldı. Diğer kentlerde de benzer şeyler yapıldı. Öğrencilerin bir araya gelebileceği ve birlik olabileceği her alanı kısıtlamak ve engellemek üzere baskılar arttırıldı. Bütün bu yapılanlardan anlıyoruz ki siyasi rejim, yükselen gençlik hareketini baltalamak ve önünü almak istiyor. Keza bazı üniversitelerde siyasi eğilimi olan öğrenci kulüpleri kapatılarak her türlü faaliyeti sonlandırılmışken, İl Emniyet Müdürlüğüne kampüslerde stant açtırıldı. Son örneği Hacettepe Üniversitesinde görüldüğü gibi, sadece polisler değil eli palalı Ülkücü faşistler de organize bir şekilde solcu öğrencilerin üstüne salınıyor.
Biz üniversite öğrencileri olarak görüyoruz ki, üniversitelerdeki hareket gözüktüğünün aksine biten veya sönümlenen bir hareket değil; aksine kampüslere getirdiği politik canlanmayla birlikte güçlü ve potansiyeli olan bir hareket. Kampüslerde yıllardır özlemini çektiğimiz, yokluğunu aradığımız o hareketin rüzgârları şu an kampüslerimizde dolaşıyor. Rejimin bütün zorbalığını kullanması ve ardı arkası gelmeyen saldırıları, bizlere çok şey anlatıyor. Gençliğin yılmayan dinamizminin, doğru yere, yani işçi sınıfının mücadele saflarına aktarılması büyük önem taşıyor. Bugün sokaklara akma, meydanları doldurma isteğiyle dolu binlerce genç, doğru bir temelde örgütlendiğinde, işçi sınıfının saflarında mücadele ettiğinde ancak gerçek dönüştürücü gücüne kavuşabilir. Emekçi gençlik olarak, sınıfımızın saflarında birleşerek mücadelemizi büyütmeliyiz.
link: İstanbul’dan MT okuru üniversite öğrencileri, Rejim Baskı ve Yasaklarla Üniversiteleri de Hedef Alıyor, 29 Ekim 2025, https://marksist.net/node/8628
Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana”sından
Marx’ın Kapital’ini Okumak, III. Cilt /27





