Kapitalizm bir yapay zekâ çılgınlığı içinde. Bin bir çeşit yapay zekâ uygulaması hızla toplumsal hayatın çeşitli alanlarına nüfuz etmeye başladı. Öğrencilerin ödevlerinden tutun, fal bakıcılığına, mimari tasarımdan tutun psikolojik danışmanlığa, tıbbi danışmanlıktan egzersiz programlarına, yazılımdan bilimsel araştırmaya, yemek tarifinden müzik üretimine alabildiğine geniş bir çeşitlilik içinde bu durumu gözlemlemek mümkün. Sonuçları henüz tüm boyutlarıyla ortaya çıkmış olmasa da ortada ciddi bir sorunun olduğuna şüphe bulunmuyor.
Yapay zekâ konusunun güncel bir boyutunu da trilyon dolarlarla ifade edilen bir yatırım ve spekülasyon dalgası oluşturuyor. Yani ekonomi alanında da bir yapay zekâ isterisi yaşanıyor. Bu öylesine etkili bir dalga ki dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD ekonomisini son dönemde ayakta tutanın bu alandaki yatırımlar ve spekülasyon olduğuna dair güçlü belirtiler var. Ama daha da ötesi, açık terimlerle formüle edilmese de yapay zekâ temelinde “yenilenecek olan” kapitalizmin tarihsel tıkanıklığı aşarak yeni bir yükseliş çağına gireceği beklentileri mevcut. Bu beklentiler daha ziyade bilimkurgu filmlerindeki teknolojik toplum tasavvurlarına dayanıyor denebilir. Gitgide kavramsal bir çerçeveye doğru da yol alan bu tasavvurlar çerçevesinde artık evrimsel bir canlı olarak insanın aşılıp “insan-ötesine” (post-human, trans-human) geçiş ve mekânsal olarak da dünyanın aşılıp gezegenlerin üretim ve yaşam alanları haline getirildiği kurgular yapılıyor. Elon Musk, Peter Thiel gibi teknoloji baronlarının bu tür düşünceleri ileri sürüp savundukları biliniyor.
Ancak biz bu yazıda ekonomik alandaki gelişmelere odaklanacağız. Buradaki çılgınlık kapitalizm tarihinde zaman zaman görülen, belli sektörlere, belli tip hisse senetlerine vs. üşüşme halini anlatıyor. Adeta yeni bir altına hücum çılgınlığı yaşanıyor. Teknoloji baronları genel olarak bu esrik ruh halini alabildiğine körüklerken daha aklı başında olduğu düşünülen sermaye ideologları bile bu havaya kendi katkılarını yapmaktan geri durmadılar. Örneğin The Economist dergisi çok değil bundan birkaç ay önceki (Temmuz) başyazısında, verimlilikte YZ temelli atılımlarla yüzde 20 ve ötesi büyüme rakamlarına ulaşma ihtimalini tartışarak, borsanın bu öngörüleri teyit eder göründüğünü ileri sürüyordu.
Rockefeller International’ın başkanı Ruchir Sharma ABD ekonomisinin barındırdığı risklere rağmen büyük şirketlere ve yatırımcılara hâkim olan bu havayı teyit ediyor: “ABD ekonomisine dönük tehditler yükselse de –yüksek gümrük tarifelerinden göçmen akışının durmasına, kurumların erozyonuna, yükselen borca ve yapışkan enflasyona– büyük şirketler ve yatırımcılar istiflerini bozmamış görünüyorlar. Yapay zekânın tüm güçlükleri aşabilecek denli büyük bir güç olduğuna artan ölçüde güven duyuyorlar.”
Birkaç veriyle bu alanda dönen sermayenin büyüklüğü hakkında fikir vermeye çalışalım. Örneğin Financial Times’a göre en büyük teknoloji tekellerinden dördü olan Microsoft, Alphabet (Google), Amazon ve Meta daha önce 2025 yılı içinde 300 milyar dolardan fazla sermaye yatırımı yapmayı planladıklarını açıklamışlardı. Diğer şirketler-devletler de dâhil edilerek sadece bu yıl içinde neredeyse tümüyle yapay zekâ için yapılmakta olan veri merkezlerine 475 milyar dolar harcanacağı öngörülüyordu. Bu rakam 2024 yılındakinin yüzde 42 daha fazlasına denk düşüyor. Veri merkezleri konusunun tüm bu çılgınlık içinde özel bir yer tuttuğu görülüyor. Mevcut Yapay Zekâ teknolojisinin çok büyük bir işlem gücüne ve veri depolama kapasitesine ihtiyaç duyduğu biliniyor. Bu yarışta öne geçmek isteyenler de bu işlem gücü ve depolama kapasitesi için gitgide daha büyük ve masraflı veri merkezleri inşa etmeye yöneliyorlar. YZ işlemleri için seferber edilen işlemciler şimdiye kadar var olan “geleneksel” veri merkezleri için gerekenden 10 kat daha fazla güç harcıyor. Bu yolun verimliliği konusunda soru işaretleri doğmuş olsa da treni kaçırmama telaşıyla kimse geri adım atmaya cesaret edemiyor. Çin’in geliştirdiği YZ uygulaması DeepSeek’in çok daha az işlem gücüyle eşdeğer performans verebildiğinin ortaya çıkması bu gidişatı bir an için sorgulatır gibi görünse de gidişat değişmiş değil.
Yeni nesil veri merkezlerinin inşası için yapılacak harcamaların 2030’a kadar 1 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor. Bu yatırımların maliyetleri konusunda fikir vermesi için IBM CEO’sunun söylediklerini aktarabiliriz. “Bugünün maliyetleriyle konuşursak, 1 gigawatt’lık bir veri merkezini doldurmak yaklaşık 80 milyar dolar tutuyor. Bir şirket 20-30 GW taahhüt ederse bu 1,5 trilyon dolar capex [yatırım maliyeti] demek. Dünya genelinde büyük teknoloji şirketlerinin projelerinin toplam taahhüdü yaklaşık 100 GW gibi görünüyor. Bu da 8 trilyon dolar capex eder.”
Bu dev yatırım furyası diğer sektörleri de belli ölçülerde rüzgârına alıyor. Bu etkinin en güçlü yaşandığı ülke olarak ABD örnek verilebilir. Yapılan tahmini hesaplamalar ABD ekonomisindeki son dönem büyüme artışının yüzde 40’ının bu YZ furyasından geldiğini tespit ediyor. Borsadaki hisseler bağlamında bakıldığında ABD’deki hisse yükselişlerinin yüzde 80’inin YZ şirketlerinden geldiği görülüyor. Yabancılar 2025’in sadece ikinci çeyreğinde ABD’li şirketlerin hisselerine 290 milyar dolar akıtmışlar.
Ancak bu cümbüş halinin ne ölçüde hayra alamet olduğuna dair soru işaretleri de yükselmeye başladı. Bu konuda yapılan değerlendirmelerin sıklığının arttığını söylemek mümkün. Yukarıda sermayenin daha aklıselim bir sözcüsü görünümünde olan The Economist dergisinin bile furyaya benzin dökercesine değerlendirme yaptığını örnek olarak vermiştik. Ama aynı The Economist o değerlendirmesinden haftalar sonra takla atarak tam tersi anlamlara gelecek yorumlar yapmak zorunda kalmıştır. Gene öne çıkarılan bir yazısının başlığını şöyle atabilmiştir: “Ya 3 trilyon dolarlık yatırım boom’u sarpa sararsa?” Başlıkta bu soruyu soranlar yazıda, “teknoloji başarılı olsa bile donuna kadar kaybedecek çok kişi olacaktır” diyor. Ve ekliyor, “eğer bu yatırım boom’u başarılı olmazsa ekonomik ve finansal sancı çok hızlı ve ağır olacak”. Bu değerlendirmeyle büyük bir kumar oynandığına ve teknoloji sektörünün çok büyük bir çöküşün kıyısında olabileceğine işaret edilmiş olunuyor. Yorumun sonunda vurgulanan kasvetli sonuç da aslında tüm dünya ekonomisinin oldukça kırılgan bir durumda olduğu anlamına geliyor.
YZ yatırımlarının geleceği konusunda kaygılı yorumların ta en tepelerden geldiğine dair başka örneklerden de bahsetmek yerinde olur. YZ konusunda başı çeken şirketlerden biri olan Google’un bağlı olduğu ana şirket Alphabet’in patronu Sundar Pichai de, aynı ihtimal konusunda düşüncesi sorulduğunda, mevcut YZ boom’unda “irrasyonel öğeler” olduğunu kabul ederek, balonun patlaması durumunda “sanırım biz de dahil hiçbir şirket bundan bağışık olmayacaktır” demiştir. Gene yukarıda yüksek yatırım maliyetlerinden dem vuran sözlerini aktardığımız IBM CEO’su o sözlerinin devamını şöyle getiriyordu: “Bu yatırımın geri dönmesi mümkün değil; çünkü 8 trilyon dolar capex, sadece faizi ödemek için yılda yaklaşık 800 milyar dolar kâr gerektirir.”
Aslına bakılacak olursa sorun sadece geleceğe dönük beklentilerin spekülatif olarak sorgulanmasından ibaret değil. Şu ana kadar yapılmış olan dev yatırımlar ne yeterli ciro ne de yeterli kâr getirmiştir. Tüm hesaplama ve kestirimler gelirlerin beklenenden çok az olduğunu, temelde yatırımın zarar yazarak ilerlediğini gösteriyor. Umutlar YZ kullanımının artışına, paralı hizmetlerin yaygınlaşmasına bağlanmış durumda. Şu anda en ünlü örnek olan ChatGPT’nin bile paralı kullanıcılarının oranı yüzde 3 düzeylerinde. Çöküş olasılığını bir kenara koyarak, sadece buradan hareketle, önümüzdeki dönemde parasız hizmetlerin kapsamının ve kalitesinin daraltılıp, paralı hizmetlerin kapsamının genişletilmesinin beklenebileceğini söyleyebiliriz.
Şirketlerin hisselerinin borsa değerlerindeki yükselişler o şirketlerin ille de gerçek değerlerindeki yükselişi yansıtmazlar. Şirketlerin varlıklarının gerçek değeri ile hisselerinin borsadaki toplam değeri arasındaki fark belirli seviyeleri geçerse balon oluşumunun göstergesi sayılır. Bu ikisinin oranı bu bakımdan açıklayıcıdır. Borsa fiyatının gerçek değere oranının 3 kata kadar çıkması “normal” kabul edilirken, 5’ten fazla olması spekülatif bir aşırılığa işaret sayılıyor. Örneğin dot-com balonu sırasında birçok teknoloji şirketi için bu oran 10’un bile üzerindeydi. Ekonomideki durumu göstermek üzere ortaya konan bir başka ölçü de kısa dönemsel dalgalanmaların etkisini asgariye indirmek üzere oluşturulmuş CAPE Oranı. Bu oran şirketin borsadaki değerinin onun cirosuna oranı olarak tarif ediliyor (kısa dönem dalgalanmaların etkisini bertaraf etmek için 10 yıllık bir dilimde enflasyona göre düzeltilmiş ortalama cirolar veri alınıyor). Tarihsel olarak bu oran 10 ilâ 20 arasında değişiyor. Aşağıda en büyük 500 şirketin ortalaması alınarak oluşturulmuş tarihsel grafiğe bakıldığında çok çarpıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz:
Ne ile sonuçlanacağını bilmediğimiz 2025 yılını şimdilik bir kenara bırakacak olursak, grafikte 1929, 1999, 2008 yıllarındaki keskin pikler dikkat çekiyor. 1929’da büyük krizin patladığı anın hemen öncesinde oran 30’a fırlamış. 1999’da dot-com balonu patlamadan az önce ibre 44’ü, 2008’de ise 27’yi vurmuş. Bu yıllar 1900’lerden itibaren kapitalizmin tarihindeki en büyük ekonomik krizlere denk geliyor.[1] Ve manidar biçimde benzer bir pikin 2025 yılı için de yükseldiğini görüyoruz grafikte. (Grafikte 2025 için oran 35 gözükse de bu sayı sonbahar başlarını yansıtıyor. Aralık başı itibariyle bu sayı 40’a yükselmiş durumda.) Bir yapay zekâ balonunu açıkça ortaya koyuyor bu veriler. Yapay zekâya bel bağlamış görünen kapitalistlerin beklentilerine uygun olarak ciroların ve kârların yeni dönemde yükselmesiyle bu şişkinliğin altı dolacak mı yoksa önceki büyük balonlardaki gibi yeni bir çöküş mü olacak? Bunu göreceğiz. Ama şimdilik şu hususları hatırda tutmakta fayda var. Yapay zekâ bir yandan işsizliği arttırmasıyla, bir yandan da işsizlik tehdidi temelinde ücretleri aşağı doğru bastırmasıyla emekçi kitlelerin satın alma gücünü düşürme yönünde bir etki yaratıyor. Örneğin ABD ekonomisi kâğıt üstünde büyüyor olmasına, nüfus artıyor olmasına (ve Trump’ın onca tantanasına) rağmen, enflasyondan arındırıldığında son 4 yıldır perakende satışları aynı seviyede. Yani ABD’li emekçilerin satın alma gücü en iyimser yorumla yerinde sayıyor. Bu şartlarda o beklenen cirolar ve kârlar nasıl yapılacak? Bu bağlamda, sermayenin organik bileşiminde yeni bir artış anlamına gelen yapay zekânın kapitalizmin büyük tarihsel eğilimi olan kâr oranlarının düşme eğilimini daha da güçlendireceğini söylemekte beis bulunmuyor.
1990’lı yıllarda dünyayı kasıp kavuran bir “bilişim çağı” furyası vardı. İnternetin, kişisel bilgisayarların, yeni yeni başlayan cep telefonlarının vb. yarattığı atmosfer de “yeni bir çağa giriliyor”, “kapitalizm kendine yeni bir yükseliş çağı açıyor” iddialarının havada uçuşmasına yol açmıştı. SSCB’nin çöküşü ve yeni alanların küresel kapitalizme açılmasının verdiği iştah ve sosyalizme karşı güya ideolojik galibiyetin özgüveniyle de beslenen bu rüzgârda kapitalizmin artık krizlerden de kurtulacağı palavraları pompalandı. Bugünküne benzer şekilde teknoloji şirketlerinin değerleri yükseliyor, hisseler göklerde uçuyordu.
Ancak tarihte defalarca olduğu gibi 1990’lardaki dot-com rumuzlu furyanın sonu gürültülü bir balon patlaması oldu. 1995’ten zirve noktası olan 2000 yılının Mart ayına kadar Nasdaq endeksi şişerek yüzde 600 yükselmişti. Fakat balonun patlayışıyla tepetaklak aşağı yuvarlanan endeks, keskin zikzaklar içinde, takip eden 2,5 yıl içinde beşte birine düştü. Çoğu yeni yetme yaldızlı internet şirketleri olmak üzere birçoğu battı, başka birçok dev şirket de değerlerinin önemli bölümünü kaybetti, keza birçok el değiştirmeler oldu.
Yeni teknolojilerin kapitalizmin yeni bir atılım dönemini başlatacağı iddialarının burjuvazinin boş bir propagandası düzeyinde kalmaya mahkûm olduğuna dikkat çeken Elif Çağlı, 2003 tarihli Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum broşüründe şunları söylemektedir:
“Çünkü kapitalizmin gençlik yıllarında gözlemlenen parlak gelişme dönemleri, birbirini karşılıklı olarak etkileyen çeşitli yenilikler sayesinde pek çok sektörde zincirleme biçimde kaydedilen sıçramalara, bu gelişmelerin dünyadaki bakir alanlara taşınmasına, yeni pazarların çok büyük ölçeklerde yaratılmasına bağlıydı. Keza geçmiş dönemlerde gerçekleşen teknolojik devrimler, emek-yoğun eski teknolojilerin yerini emek-zamandan büyük tasarruflar sağlayan yeni üretim tekniklerinin alması sayesinde artı-değer üretimini muazzam ölçeklerde arttırıcı özelliklere sahipti. Kapitalizm bu türden bir gelişme potansiyeli taşıdığı gençlik dönemlerini çoktan geride bırakmıştır. Günümüzde metaların üretimi için gerekli emek-zamanı daha da kısaltacak teknik buluşlar gerçekleşse bile, bunların seri halde ve çok yaygın biçimde uygulamaya sokulması kapitalist üretim tarzının karakteriyle hiç mi hiç bağdaşmamaktadır.” [2]
Tarihsel tıkanıklık
Yukarıda verdiğimiz grafikte, tarihsel bakımdan çok daha çarpıcı bir gerçek var: 125 yıllık bir dönemi kapsayan grafikte toplam dört sivri pik var ve bunun üçü son 25 yılın içinde! Bunun ne anlama geldiğini açıklamak için, Elif Çağlı’nın esasen 2000’li yıllarla birlikte, “kapitalist sistemin artık tarihsel bir gerileme ve durgunluk eğilimi içine girmiş”[3] olduğuna dair yaptığı tespiti hatırlatmalıyız. 2008 krizinin, “artık yeni bir aşamaya yükselme şansı bulunmayan emperyalist kapitalizmin adeta kendi içinde sıkışmaya başlayan bir sisteme dönüştüğünün ipuçlarını sergilediğini” vurgulayan Çağlı, “özellikle gelişkin kapitalist ülkelerde olgunlaşmaya başlayan ve kapitalizmin tarihsel açmazına dönüşen (…) sıkışma halinin”[4] oluştuğunu dile getirir.
Bunun bir sistem krizi olduğunu vurgulayarak şöyle devam eder: “Günümüzde patlak veren sistem krizi, üretici güçlerin artık insanlığa kapitalizm altında hizmet edemeyeceğinin iyice olgunlaşmış bir ilanıdır. Köhnemiş kapitalizm insan soyunun ve doğanın çıkarlarına tamamen aykırı bir niteliğe bürünmüştür. Giderek araları sıklaşan ve süresi uzayan ölümcül krizler içinde kıvranan kapitalizmin tarihsel bir geleceği yoktur.”[5]
Bu bağlamda kapitalizmin tarihsel eğiliminin ne yönde olduğunu şöyle tespit ediyor Çağlı: “(…) tarihsel eğilim, kapitalist işleyişin sıkışma momentlerini sona erdirecek ve ekonomiyi anlamlı bir canlanma temelinde yeni bir dengeye kavuşturacak potansiyellerin giderek azalması yönündedir.”[6]
İnsanlık tarihinde bu yeni dönem kapitalizm açısından bir çıkmazı temsil etmektedir: “Küresel kapitalizm ve bu temelden yükselen kapitalist ilişkiler, bizzat emperyalist kapitalizmin iyice olgunlaşmış ve dolayısıyla da köhnemiş halidir. Artık kapitalizmin geçmişte olduğu şekilde büyük bir yapısal dönüşüm yaşayarak sistem krizini atlatabilme, bir başka üst aşamaya yükselerek feraha çıkma benzeri bir şansı yoktur. Olup olabileceğiyle kapitalist sistem işte budur, bundan öte ve farklı bir başka kapitalizm olmayacaktır.”[7]
Böylece son 125 yılın 4 büyük balonundan 3’ünün en son 25 yıl içine sığmasının ne anlama geldiğini anlıyoruz. Bir daha söyleyelim. Kapitalizm kabaca 2000 dönemeciyle birlikte açıkça tarihsel bir sistem krizi içine girmiştir, tıkanıklık, gerileme ve çürüme ile karakterize olmaktadır. Son 25 yılda kendini gösteren büyük balon ve çöküşler büyük bir gerileyişin, bir tıkanmanın somutlanışıdır. O nedenle artık krizler kapitalizmin tüm tarihi boyunca olağan dönemlerde ortaya çıkan krizlerle karıştırılmamalıdır. Krizdir bu da nicesi gibi gelip geçer diye bakmak konuya yüzeysel yaklaşmak olur. Yeni dönemin krizleri kapitalizmin tarihsel tıkanıklığının arka planı üzerinde gerçekleşmektedir. Bunu hiçbir surette akıldan çıkarmamak gerekiyor.
Keza, Elif Çağlı’nın önemle vurguladığı gibi kapitalizme can suyu olan kredi mekanizmasının etkinliği hayli azalmıştır.[8] Kapitalizmin ömrünü uzatan kredi mekanizması da aşınmış ve zayıflamıştır. Şirketlerin de hane halkının da devletlerin de borçları tarihsel zirve noktalarına ulaşmıştır. Pandemi öncesindeki dönemde, tam da kârlı yatırım olanakları daraldığı için sermaye üretken yatırıma pek heveslenmiyor ve bu nedenle kredi faizleri yerlerde sürünüyordu. Kârlılıkta yaşanan tıkanma kredi iştahını da kesiyordu. Bu kredi mekanizmasının etkinliğinin aşınmasının çarpıcı bir somutlanışıydı. Pandemi sonrası devletler trilyonlarca dolar hacminde para basıp şirketleri yüzdürmeye uğraştığı için bu dönemde kaçınılmaz olarak büyük bir enflasyon dalgası yükseldi. Bu enflasyonist ortam artı-değer üretimi anlamına gelecek üretken yatırımlara olan isteği frenleyen yeni bir etmen oldu. Bu kez kendi yarattıkları enflasyon belasını def etmek, piyasadaki para fazlalığını emmek için faizler yükseltildi. Bu da yeni yatırım iştahını baltaladı. Sonuç olarak, para sel gibi akmış olmasına rağmen, özellikle 2008’den beri büyüme, yatırım ve emek üretkenliği artışları düşmektedir.
İşte yapay zekâ “mucizesi” bir nevi bu tıkanıklıktan çıkış ümidi olarak son birkaç yıldır sahneye çıkmış durumda. Bütün bahisler onun üzerine oynanıyor, herkes ziyafetten geri kalmamak için tepişe tepişe trene atlamaya uğraşıyor. Ancak yukarıda anlatmaya çalıştığımız üzere, YZ yatırımlarının gelecekte büyük kârlar getireceği beklentisiyle akan paralar dev bir balonu şişirmekte.
Oysa tüm bu YZ furyası ve propagandasına rağmen dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan emekçi kitlelerin yoksulluğundaki derinleşme devam ediyor. İşsizlik artıyor, eşitsizlik artıyor, emekçi kitlelerin yaşam koşulları zorlaşıyor. Dünyanın her yerinde kitlelerin isyan etme eğilimleri göstermesi bir tesadüf olabilir mi? Tüm bunlar hayatımıza başta akıllı telefonlar olmak üzere bilumum “akıllı” teknolojiler girmişken oldu. Elif Çağlı, ta 2000’lerin başlarında, “yürürlükte olan ekonomik sistemin tarihsel olarak derinleşen çelişkilerine ve yaşlanmışlığına rağmen salt teknolojinin bu olumsuzlukları yok edebileceği vehmine kapılmayı” eleştirerek, “teknolojinin tek başına insanlığın gidişatını belirleyemeyeceğini” vurguluyordu. Bu akıllı teknolojiler refah, özgürlük, dünya işleri üzerinde emekçi kitlelere daha fazla söz hakkı vs. getirmedi. Aksine bu gelişmeler bu temel alanların hepsinde ve daha nice başka alanda tersi yönde sonuçlar doğurdu. Refah değil yoksullaşma var, özgürlük değil genel bir otoriterleşme ve tahakküm eğilimi var vb… Şimdi o teknolojilerin getirmediği refah ve mutluluğu, bunların bir devamı olan YZ’nin getireceğini düşünmenin bir dayanağı var mıdır?
Diğer taraftan, Çağlı’nın satırlarından da anlaşılacağı üzere, teknolojik atılımlar ancak belirli şartlar altında kapitalizmin de atılımlar yapmasına bir zemin hazırlar. Yükseliş dönemlerinin kapitalizmi ile tarihsel sistem krizi dönemindeki kapitalizmin durumu farklıdır. Kapitalizm artık ihtiyarlamıştır ve hastalıklıdır. Bu şartlarda ortaya çıkan teknolojik yeniliklerin insanlığın genel ilerlemesi açısından yeni ufuklar açması mümkün değildir.
Yapay zekâ ve robotların kapitalizmi kurtarmaktan ziyade onun varlığını daha anlamsız ve imkânsız hale getirecek bir değişim yaratabileceğinden söz edilebilir ancak. Zira kapitalizm artı-değer üretimi demektir ve makineler artı-değer yaratmazlar. Artı-değer üretimine dayanmayan bir kapitalizm düşünülemez. Canlı emek üretimin dışına itildiği ve yerine makineler geçtiği ölçüde artı-değer üretiminin temeli daralır. Bu bir yandan da işsizlik ve ücret baskısı dolayısıyla işçi sınıfının satın alma kapasitesini daralttığından üretilen artı-değerin realize edilmesi sorununu büyütür. Özetle bir eksik tüketim sorunu da gitgide daha kronik hal alır. Bu da kapitalizmin açmazının bir başka yönden ifadesidir. Tüm bunları topladığımızda, yapay zekânın bırakalım kapitalizmi kurtarmayı, onun krizini daha da derinleştireceği görülmektedir.
[1] Bu grafiğin ve CAPE oranının sadece büyük borsa balonlarını içeren krizleri açığa vurduğunun altını çizmek gerekiyor. Belirtmeye gerek yok ki, tüm ekonomik krizler bir borsa balonu şeklinde tezahür etmezler. Örneğin 2020’de de çok büyük bir kriz yaşandı ama böylesi bir borsa balonu söz konusu değildi.
[3] Elif Çağlı, Kapitalizmin Hâl ve Gidişatı, 2008, https://marksist.net/elif-cagli/kapitalizmin-hal-ve-gidisati
[4] Elif Çağlı, Dünyanın Üzerinde Bir Heyula Dolaşıyor, 2008, https://marksist.net/elif-cagli/dunyanin-uzerinde-bir-heyula-dolasiyor
[5] Elif Çağlı, age
[6] Elif Çağlı, Kızıl Kanatlı Rosa/6, 2009, https://marksist.net/elif-cagli/kizil-kanatli-rosa-6
[7] Elif Çağlı, Kapitalizm Çıkmazda, 2012, https://marksist.net/elif-cagli/kapitalizm-cikmazda
[8] Bkz. Elif Çağlı, Kapitalizm Çıkmazda
link: Levent Toprak, Yapay Zekâ Kapitalizmi Kurtarabilir mi?, 14 Ocak 2026, https://marksist.net/node/8685
ABD’de ICE Terörüne Tepki Büyüyor
“Dudaklar Ölür Ama Sözler Yaşar” ve Daima Yaşayacaklar





