Navigation

Levent Toprak

Ekonomide “Yerli ve Milli” Hüsran

Türkiye ekonomisinin krizi derinleşiyor ve çelişkiler birçok yönde katlanarak iç içe geçip birbirinin üzerine ekleniyor. Gelinen noktada Türkiye kapitalizminin görünümü dünya krizinin doğurduğu genel kötüleşmenin ötesine geçen bir duruma işaret ediyor. Tümüyle makyajlı resmi veriler esas alındığında bile “geniş tanımlı” olarak formüle edilen işsizlik oranı %30 düzeyinde

“Büyük Reset”

Birçoklarının olduğu gibi Büyük Resetçilerin de görmediği şeylerden birisi kapitalizmin tarihsel bir sistem krizi içinde olduğu ve bunun bir parçası olarak zaten bir savaş konjonktüründen geçmekte olduğudur. Üçüncü Dünya Savaşı sonuçlanmamıştır, yürürlüktedir. Savaş tamamlanıp galipler ve mağluplar netleşmedikçe kapitalizm altında küresel bir mutabakat oluşmasının zemini yoktur. Nitekim aslında Schwab da pandemi öncesinde zaten büyümekte olan köklü sorunların pandemiyle daha da şiddetlendiğini söyleyerek aslında gidişatın mevcut niteliğini saptamış oluyor.

Virüsün Ardına Saklanan Kapitalizmin Gerçekliği

Bir salgın vardır var olmasına ama bu salgının örtüsü altında ondan çok daha büyük, çok daha önemli süreçler işlemektedir. Bir savaş vardır, tekeller ve burjuva devletler arasında dünya ölçeğinde gırtlak gırtlağa bir rekabet vardır ve emekçi kitleler düzenin ağır saldırısı altındadır. Kitleler de 2000’li yıllarla birlikte tarihsel krizi içinde debelenen kapitalizmin ağır saldırıları karşısında seslerini çeşitli biçimlerde yükseltmeye başlamışlardır. Kapitalizmin efendileri açısından sistemin geldiği tıkanma noktası kendi başına önemli endişe konusuyken, bu tıkanmanın çeşitli sonuçlarının bir ürünü olarak kitle mücadeleleri de özel endişe kaynağıdır.

Virüse Karşı Savaş mı, Topluma Karşı Savaş mı?

Çıkış şekli her ne olursa olsun Covid-19 hastalığı ve takip eden salgın dünyanın egemenleri içindeki bir kesim tarafından belirli bir doğrultuda kullanılmaktadır. Nedir bu doğrultu? Toplumları korku ve paniğe sürükleyerek, normal zamanlarda hayata geçirilmesi pek mümkün olmayan düzenlemeleri hayata geçirmek ya da bunu kolaylaştıran şartları oluşturmak. Normal zamanlarda hayata geçirilmesi pek mümkün olmayan düzenlemelerin anlamı, esas olarak toplumların ezici çoğunluğunu oluşturan sömürülen ve ezilen emekçilere kabul ettirilmesi zor olan, onların gönüllü olarak razı olmayacakları düzenlemelerdir.

Koronavirüs Salgını ve Kapitalizm

Dünya yeni bir virüs salgınıyla karşı karşıya. Koronavirüs ailesinin yeni açığa çıkan bir üyesi olarak tanımlanan ve son güncellemeyle SARS-CoV-2 olarak adlandırılan virüs özellikle yayılma hızının yüksekliğiyle dünya ölçeğinde bir endişe yaratmış durumda. İlk kez Aralık ayında görülen virüsün aldığı canların sayısı her geçen gün artıyor. Çin’de ortaya çıkan salgın kısa sürede onlarca başka ülkeye yayılmış durumda. Vaka sayısı da büyük bir hızla artıyor. Yeni virüsün öldürücülüğü son 15-20 yıl içinde patlak veren diğer koronavirüs salgınlarındakine nazaran hayli az olsa da yarattığı etki çok daha büyük oldu.

Elazığ Depreminin Aynasında

İşin aslı Elazığ depreminin sadece son örneğini oluşturduğu gerçeklik şudur ki, her vesileyle daha da gün yüzüne çıkan tek adam rejiminin olağanüstü baskıcı karakteri ve çürümüşlüğü, büyük depremler türü toplum hayatını sarsan önemli şoklarda daha da belirgin bir hal almaktadır. Daha önce görülmemiş biçimde Türkiye’nin dört bir yanında fay hatlarının eşzamanlı olarak hareketlenmesi, bazı uzmanların da dikkat çektiği gibi önümüzdeki yakın dönemde yeni ve büyük depremlerin yaşanacak olması anlamına geliyor olabilir.

Çıkmazdaki Kapitalizmin Kent Yağması

Başta bir temel ihtiyaç olarak barınmayı güvence altına alma sorunu olmak üzere, yaşam alanı olarak kentsel çevreye sahip çıkmak işçi sınıfının mücadelesinin tartışmasız bir parçasıdır. Sağlıklı, nitelikli, güvenli konutlar, yeterli fiziksel ve sosyal donatılara sahip, doğayla uyumlu yaşam alanları işçi sınıfının hiç kuşkusuz gündemidir. Bugünlerde kendisini çok daha yakıcı biçimde gösteren deprem tehlikesi karşısında bu gündem daha da önem kazanmıştır. İstanbul ve Marmara bölgesi bağlamında Kanal İstanbul projesi de benzer tehlikeler barındıran bir talan projesi olarak bu gündemi büyütmektedir.

Brexit Kapanında

12 Aralık seçimleriyle ilgili belki de en önemli sonuçlardan birisi, İngiltere gibi emperyalist-kapitalist sistemin ana kalelerinden olan bir ülkede, teorik çerçevesi itibariyle ılımlı bir reform programı ve bunu temel alan geniş bir siyasal hareketin bile günümüz kapitalizminin somut şartlarında sistem tarafından nasıl da bir ölüm-kalım meselesi gibi muamele gördüğünün çarpıcı biçimde ortaya konmasıdır. Bu durum hem kapitalist sistemin günümüzde içinde olduğu derin tarihsel krizin bir kanıtını sunuyor hem de mütevazı reformlar için bile ne denli sert ve örgütlü mücadeleler vermek gerektiğini gösteriyor.

İngiltere: Seçimden Fazlası

Bugün İngiltere’de işlerin geldiği nokta 12 Aralıktaki seçimin sıradan bir seçim olmanın ötesine geçtiğine işaret ediyor. Bu seçimler bir yandan İngiliz kapitalizmi açısından önemli bir kavşak noktasına gelindiğini bir yandan da emekçilerin uzun yıllardır biriken sıkıntılarının yüzeye vurmaya başladığı bir noktaya gelindiğini gösteriyor. Tam da bu nedenle ülkede uzun zamandır görülmemiş ölçüde bir politizasyon ve kutuplaşma yaşanıyor. Yüksek tansiyon altında partiler adeta seferberlik yürütüyorlar. İşçi Partisini yıpratmak için terör saldırısı kılığında müdahaleler yapılırken, yine daha önce pek görülmemiş biçimde sermaye temsilcilerinden dinsel cemaat önderlerine kadar geniş bir yelpaze doğrudan siyasete müdahalelerde bulunuyor.

Artan İntiharlar Neyi Gösteriyor?

Peuchet, kapitalist toplumun insanı öğüten yabancılaştırıcı doğasını mahkûm ederken Marx’ın da gözünden kaçmayan şu sözleri sarf eder: “Bu nasıl bir toplum, insan milyonların ortasında en derin yalnızlığı yaşıyor; hiç kimse farkına varmadan dayanılmaz kendini öldürme arzusuyla kahrolabiliyor? Bu toplum toplum değildir, Rousseau’nun dediği gibi, vahşi hayvanların yaşadığı bir çöldür.” İşte tam da bu nedenle sınıf devrimcileri olarak diyoruz ki, milyonların içinde yalnız değilsin! Çare örgütlü mücadelede.

Talanın ve Krizin Faturası Kime?

IMF heyetinin ziyareti ile ilgili hararetli tartışmaların sürdüğü sırada iktidar damat aracılığıyla Yeni Ekonomi Programını (YEP) ilan etti. Çeşitli iktisatçıların da eleştirdiği gibi, sahte umutlar yaymayı amaçladığı anlaşılan, gerçeklerden uzak ve çelişkili pembe tablolar bir kenara bırakılırsa, iktidarın bu programda ortaya koyduğu çeşitli yaklaşım ve hedeflerin IMF’nin tam da ziyaretin hemen akabinde hazırladığı ön rapordaki hususlarla önemli benzerlikler taşıdığı açıktır.

İngiliz Kapitalizminin Sancısı

Brexit’in getireceği yeni sorunlar aslında AB konusunda sosyalist çevrelerin geniş bir bölümünde de hâkim olan milliyetçi yaklaşımların yeni bir sınaması da olacaktır. AB konusunda çeşitli ülkelerdeki sosyalistler çoğunlukla AB’ye katılmamayı ya da AB’den çıkmayı ilerici ya da sosyalist bir politika adına savundular. Bu pozisyonlar aslında çoğu durumda devletçi, ulusalcı, reformist hastalıkların dışa vurumuydu.

Rejimin Yumuşayacağı Hayalleri

Asıl olarak AKP ve rejim cenahından bazı unsurların inisiyatifiyle, kısmen de kimi muhalefet çevrelerinin köpürtmesiyle, Erdoğan’ın seçim sonuçlarının ardından “ders çıkararak” bir “açılım” başlatabileceği, bir yumuşama sürecinin başlayabileceği, “yönetim sisteminde” değişiklik yapılacağı, AKP’nin “kuruluş felsefesine”, “fabrika ayarlarına” dönebileceği vb. tezler ortaya atıldı.

Kimlik Siyasetleri mi, Sınıf Siyaseti mi?

İşçi sınıfı hareketi tüm büyük toplumsal sorunların gerçek çözüm olanaklarını kendi bağrında taşıyan biricik gerçek adrestir. 8 Mart gibi evrensel bir günü feministlerin değil sosyalist işçi hareketinin yaratmış olması da, keza Türkiye’de tüm toplumsal sorunların mağdurlarının, olanca çeşitlilikleri içinde kendilerini ifade etmek için işçi sınıfının 1 Mayıs’ını kendilerine platform olarak görmeleri de bunu göstermektedir. Kimlik siyasetleri tek yanlılıklarını, verimsizliklerini, kısıtlılıklarını ve kimi durumlarda gerici roller oynayabildiklerini fazlasıyla göstermişlerdir.

Emperyalist Merkezlerde Kara Propaganda Manzaraları

Şunu bilelim, bir yandan emperyalist güçler arasındaki hegemonya mücadelesi, bunun bir sonucu olarak yürümekte olan üçüncü dünya savaşı bir yandan da kapitalizmin yaşadığı tarihsel krizin bir başka görünümü olan geniş emekçi yığınların çalışma ve yaşam koşullarının gitgide ağırlaşması; düzenin her iki bağlamda da olağanüstü, anti-demokratik, baskıcı, bel altı, karanlık yöntemlere daha fazla başvurmasını getirmektedir. Tersinden söyleyecek olursak, bu yöntemlerin daha fazla kullanılıyor olması sistemin krizinin bir sonucudur.

Emperyalizm Batılı Güçlerden mi İbaret?

Çin’in emperyalist bir güç olduğunu görmemek kimi şablonlardan kurtulamamanın bir eseridir. Çin’in geçirdiği aşamaların ve geldiği noktanın öngörülememesi ve anlaşılamaması, Çin’de geçmişte sözümona sosyalist bir devrim olduğunu ve bu devrimin kazanımlarının bir biçimde yaşadığını sanmakla, gerçek sınıfsal içeriğine bakılmaksızın devlet mülkiyetinde keramet bulmakla mümkün olmuştur.

Kapitalist Sistemin Sancısı

Davos’un ışıltılı bir gösteri gibi dünyaya empoze edildiği o şaşaalı yıllar çoktan geride kaldı. O yıllarda Davos umutlu ve iyimser bir perspektif içinde dünyanın gidişatına yön verecek gündemleri ortaya koyan, bunları dünyaya tartıştırmayı amaçlayan emperyalist güçlerin başını çektiği bir burjuva oluşumdu. Şimdi ise gündem belirleme ve iyimserlik tersine dönmüş durumda.

Lenin’e Dair - Tarihte Bireyin Rolü

Ekim Devriminin lideri ve devrimci Marksizmin 20. yüzyıldaki en büyük temsilcisi Lenin, gerek teorik gerekse pratik açıdan ardında paha biçilmez bir devrimci miras bırakarak 21 Ocak 1924’te hayata gözlerini yumdu. Levent Toprak’ın Ocak 2007 tarihli yazısını, Lenin’in ölüm yıldönümü vesilesiyle yeniden yayınlıyoruz.

Latin Amerika Dersleri

Latin Amerika tecrübesi bir kez daha kapitalizmin yarım yamalak önlemlerle, reformlarla, birtakım ulusal kalkınmacı ya da bölgeselci reçetelerle alt edilemeyeceğini de göstermiştir. Kapitalist canavarın önü gerçek anlamda alınmaz, yani kapitalizm hem ulusal ölçekte hem küresel ölçekte yıkılmazsa, o canavar eninde sonunda sizi pençesine alır.

Sri Lanka’da Burjuva Kapışmanın Gösterdikleri

Güney Asya’nın ucunda 20 milyonluk nüfusuyla orta boy bir ada ülkesi olan Sri Lanka’da son haftalarda yaşanan politik kriz günümüz dünyasının gidişatının bazı ana eğilimleri hakkında önemli ipuçları veriyor, hatta denebilir ki boyundan büyük anlamlar içeriyor.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.