Navigation

Covid-19 mu, Kapitalizmin Krizi mi?

Aşı Savaşları

Bir yandan mütemadiyen insanlığın çok büyük bir tehdit ile karşı karşıya olduğu ilan ediliyor, diğer yandan yasaklar ve kısıtlamalar getirilip maske, “sosyal mesafe” vb. ile çözüm bireylerin sırtına yükleniyor. Gerçekte burjuvazi koronavirüsü kapitalizmin tarihsel krizinden çıkış bileti olarak kullanmak istiyor. Koronavirüs aşısı çalışmaları ile ilgili gelişmeler ve tartışmalar da burjuvazinin insanlığı değil kapitalizmi kurtarmaya çalıştığını ortaya koyuyor.

“Büyük Reset”

Birçoklarının olduğu gibi Büyük Resetçilerin de görmediği şeylerden birisi kapitalizmin tarihsel bir sistem krizi içinde olduğu ve bunun bir parçası olarak zaten bir savaş konjonktüründen geçmekte olduğudur. Üçüncü Dünya Savaşı sonuçlanmamıştır, yürürlüktedir. Savaş tamamlanıp galipler ve mağluplar netleşmedikçe kapitalizm altında küresel bir mutabakat oluşmasının zemini yoktur. Nitekim aslında Schwab da pandemi öncesinde zaten büyümekte olan köklü sorunların pandemiyle daha da şiddetlendiğini söyleyerek aslında gidişatın mevcut niteliğini saptamış oluyor.

Yaşlılarımızın Ölüm Nedeni Koronavirüs Değil Kapitalist Çürümüşlüktür

Gündeme oturduğu Aralık 2019’dan bu yana koronavirüs salgınında ölenlerin çok büyük çoğunluğunu 70 yaş üzerindeki insanlar oluşturdu. Özellikle Avrupa’da ölenlerin ciddi bir kısmı huzurevleri ve bakım evlerinde kalan yaşlılardı. Salgın gündeme girer girmez tuzukuru sınıfların yaşlıları özel doktorları ve hemşirelerini yanlarına alıp Yeni Zelanda gibi ücra yerlerdeki lüks sığınaklarına koşmuşlardı. Oysa emekçi kitleler kaçacak bir yerleri olmadığı gibi salgının tepeye tırmandığı söylenen zamanlarda bile eğer hâlâ işlerini kaybetmedilerse gece gündüz çalışmaya devam ettiler.

Virüsün Ardına Saklanan Kapitalizmin Gerçekliği

Bir salgın vardır var olmasına ama bu salgının örtüsü altında ondan çok daha büyük, çok daha önemli süreçler işlemektedir. Bir savaş vardır, tekeller ve burjuva devletler arasında dünya ölçeğinde gırtlak gırtlağa bir rekabet vardır ve emekçi kitleler düzenin ağır saldırısı altındadır. Kitleler de 2000’li yıllarla birlikte tarihsel krizi içinde debelenen kapitalizmin ağır saldırıları karşısında seslerini çeşitli biçimlerde yükseltmeye başlamışlardır. Kapitalizmin efendileri açısından sistemin geldiği tıkanma noktası kendi başına önemli endişe konusuyken, bu tıkanmanın çeşitli sonuçlarının bir ürünü olarak kitle mücadeleleri de özel endişe kaynağıdır.

Toplumsal Eşitsizlik Büyüyor, Kapitalizm Temellerinden Sarsılıyor

Kapitalizmin yapısal çelişkilerinin yarattığı açmaz onu hiçbir virüsün kurtaramayacağı bir tarihsel krize sürüklemiş bulunuyor. Kapitalizm artık hararetli gelişmeler sergileyebildiği gençlik çağlarında değil. Bir yandan bir türlü atlatılamayan ve sonuçları giderek ağırlaşan bir ekonomik kriz yaşanırken diğer taraftan toplumsal eşitsizlik katlanarak büyüyor. Nitekim Covid-19 salgınını bahane ederek salgının tüm insanlığın ortak sorunu olduğu, herkesi eşitlediği masallarının anlatıldığı karantina günlerinde tüm dünyada zenginlerin serveti katlanarak artmaya devam ederken milyarlarca insan daha büyük bir sefaletin içine sürüklendi.

Burjuvazinin “Yeni Normali” ve Yükselen Faşizm

Bilindiği gibi 2020’nin ilk aylarına dek onlarca ülkeye yayılan isyan dalgası, burjuvazinin bilinçli bir şekilde yarattığı “pandemi” depremiyle söndürüldü. Ne var ki, bu halk isyanlarının zeminini döşeyen nesnel koşulların ortadan kalkmak bir yana, patlak veren yeni ekonomik krizle birlikte çok daha can yakıcı hale geldiği açıktır. Zaten egemenlerin son süreçte baskı önlemlerini arttırıp faşizm silahını yağlamalarının nedeni tam da bu değil midir? Onlar emekçileri koronayla, göçmen düşmanlığıyla, kriz karşısındaki çaresizlik algısıyla felç etmeye ve faşizmin kucağına itmeye çalışarak sömürü sistemlerinin bekasını sağlamak istiyorlar.

Asıl Tehlikeye Karşı Mücadeleye

Koronavirüs tamtamları belki de burjuvazinin bile hayal edemeyeceği kadar yankı uyandırdı. Toplumsal bir varlık olan insan, eşi görülmemiş bir şekilde, kendi iradesini kullandığını düşünerek evine çekildi. Kapitalizmin derin sarsıntılar yaşadığı bir dönemde burjuvazi sopa kullanmadan, sadece insanların psikolojilerine saldırarak dünyayı sus pus etmeyi başardı. Evet, bu onlar açısından bir başarıdır. Çünkü sadece sınıf bilinçsiz yığınları değil, aynı zamanda kendilerine sosyalist diyen ve kapitalizme karşı savaştıklarını söyleyenleri de manipülasyonunun bir parçası haline getirmeyi başarmıştır burjuvazi.

“Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak!”

Umutlu olmak elbette oturduğun yerde hayaller kurup göklerden mucizelerin gelmesini beklemek değildir. Umut, edilgen bir bekleyişi değil eyleme geçmeyi, gerçekçi bir iradeyle ısrarcı bir çabayı anlatır. Bugünlerde üstümüze insafsızca boca edilen korkunun karşısında akılla ve dirençle durabilmeyi, toplumsal kurtuluş için mücadeleyi sürdürmenin olmazsa olmaz gıdasını çıkınımızda bulundurmayı ifade eder.

Dünya Sağlık Örgütü Tarafsız mıdır?

Burjuvazinin salgın korkusunu küreselleştirerek emekçileri mücadele meydanlarından çekip, evlerine kapatmayı başarmasına aracılık etmiş DSÖ gibi yapıların kutsanmasına, niyet ne olursa olsun izin vermemek gerekir. Toplumlara deli gömleği giydirip, elini kolunu bağlayan sermaye sınıfı kitlelerin algısını manipüle ederek işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırı başlatmıştır. Evlerine kapanmak zorunda bırakılan ve sözde sağlık gerekçesiyle meşrulaştırılan yasaklamalarla yalnızlaştırılan insanlar kendisine yapılanlar karşısında savunmasız bırakılmıştır.

Koronavirüs ve Sınıfsal Yaklaşımlar

Koronavirüs üzerinden yaratılan korku atmosferi genel olarak tüm toplumu etkilemiş olsa da sınıfsal yaklaşımların farklılığına baktığımızda bu gerçeğin koronavirüs vesilesiyle bir kez daha doğrulandığını görüyoruz. Nitekim küçük-burjuva kesimlerle işçi sınıfı arasında, işçi sınıfının “evde kalamayan” kesimleri ile “evde kalabilen” kesimleri arasında bu süreçte çok bariz farklılıklar görmek mümkün.

Sağlık mı, Özgürlük mü: Buridan’ın Eşeği Olmayacağız!

İnsanlardan sağlıkları ile özel hayatları ve özgürlükleri arasında bir seçim yapmalarını istemek başlı başına bir sorundur. İnsanları böylesi bir ikileme sokmak demek zaten çoğunluğun sağlık tercihinde bulunacağı açık olduğundan, gönüllü bir şekilde özgürlüklerinden vazgeçmelerini sağlamak demektir. Hayır, bu ikilemi kabullenmek, iki seçenekten birini seçmek zorunda değiliz. Her ikisini de istemeliyiz ve her ikisinin de bir arada mümkün olduğunu bilmeliyiz.

Virüse Karşı Savaş mı, Topluma Karşı Savaş mı?

Çıkış şekli her ne olursa olsun Covid-19 hastalığı ve takip eden salgın dünyanın egemenleri içindeki bir kesim tarafından belirli bir doğrultuda kullanılmaktadır. Nedir bu doğrultu? Toplumları korku ve paniğe sürükleyerek, normal zamanlarda hayata geçirilmesi pek mümkün olmayan düzenlemeleri hayata geçirmek ya da bunu kolaylaştıran şartları oluşturmak. Normal zamanlarda hayata geçirilmesi pek mümkün olmayan düzenlemelerin anlamı, esas olarak toplumların ezici çoğunluğunu oluşturan sömürülen ve ezilen emekçilere kabul ettirilmesi zor olan, onların gönüllü olarak razı olmayacakları düzenlemelerdir.

Orban Koronavirüs Bahanesiyle Otoriterliği Arttırıyor

Pek çok ülkede egemenler koronavirüse tüm kötülüklerin anası olma anlamını yükleyip korku ve paniği körüklerken bir yandan da otoriter yönetimlerini güçlendirecek adımlar atıyorlar. Olağanüstü hal uygulamaları, toplumsal yaşamı altüst eden düzenlemeler, kısıtlamalar, polis devleti dayatmaları pek çok ülkede hayata geçiriliyor. Macaristan’da Victor Orban’ın hayata geçirmeye çalıştığı düzenlemeler buna örnektir. Orban da “koronavirüse karşı etkin bir mücadele vermek” bahanesiyle, otoriter yetkilerini bir adım daha ileri götürmüş durumdadır.

Rejimin “Koronavirüsle Mücadele” Stratejisi

Koronavirüs salgınını “Allah’ın bir lütfu” olarak gören rejim, burjuvazinin nicedir iştahla beklediği “dönüşümleri” hayata geçirme fırsatı yakalamış durumda. Bu “dönüşümlere” rıza göstermeyenler baskı ve sindirme politikalarıyla, gözaltı furyasıyla karşı karşıya kalıyorlar. “Beni bu virüs öldürmez, beni senin bu düzenin öldürür” diyen tır şoförünün gözaltına alınması, “umre işi mahvetti, binlerce vaka var” diyen sağlık emekçisine zorla özür diletilmesi, “çocuklarım aç, evde nasıl kalalım?” diyen bir anneye “geber” yanıtının verilmesi, muhalif belediyelerin yardımlarının engellenmesi…

Burjuvaziye “Büyük Bir Savaşın İçindeyiz” Dedirten Hakikat

Çıkışsızlık ve acz içindeki burjuvazi, çok daha ciddi salgın hastalıklarda bile tarihi boyunca böyle bir tutum takınmamışken, bugün milyarlarca insanı paniğe sürükleyerek küresel ölçekte bir kâbus senaryosunu hayata geçiriyor. Kapitalizm, kuburunun tıkanıklığını bir nebze de olsa açmak için Covid-19’a sarılırken yıkıcılıkta, gaddarlıkta ve yalancılıkta sınır tanımıyor. Sistemin küresel ölçekli bir çöküşle sarsıldığı bugünlerde burjuva güçler emperyalist savaşın daha çetin evrelerine hazırlık yapıyorlar. Bu kez Covid-19 perdesinde yürütülen psikolojik savaşın yanı sıra körüklenen milliyetçilik ve militarizm de bunun işaretidir.

Sayfalar

Covid-19 mu, Kapitalizmin Krizi mi? beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.