Navigation

Levent Toprak

ABD Bütçe Krizi Kapitalizmin İflasına İşaret Ediyor

Geçtiğimiz haftalarda ABD’de “devletin kepenk kapatması” olarak adlandırılan bir kriz yaşandı. Kerim devlet anlayışıyla yoğrulmuş Türkiye’de bu durum biraz şaşkınlıkla karşılansa da, aynı özel şirketlerde olduğu gibi devletin bazı birimlerinin kepenkleri gerçekten kapatıldı, hizmete son verildi ve çalışanlar zorunlu ücretsiz izne çıkarıldılar. Hükümete Kongre tarafından tahsis edilmiş olan para suyunu çekmişti ve Kongre ek tahsisat çıkarmıyordu.

AKP’nin Saldırgan Politikaları ve Yoğunlaşan Çelişkiler

İçinden geçmekte olduğumuz aylar yeni bir siyasal hareketlilik döneminin de başlangıcı anlamına geliyor. Başta Kürt sorunu olmak üzere çeşitli siyasal-toplumsal sorunlara ilişkin yeni gelişmeler ve süreçler bu mevsime odaklanmış durumda. Bir düzeyde bakıldığında bu durum siyasi takvimle ilgili görünmektedir. Zira birbiri ardına önemli seçimlerin gerçekleşeceği 2014 yılına gelinirken bir anlamda siyaset arenasında son düzlüğe girilmektedir. Tüm siyasi güçler buna uygun olarak mevzilenmekte ve deyim yerindeyse ısınma hareketleri yapmaktadır.

Sandık, Darbe ve Burjuva Demokrasisi

Türkiye’de rejimin otoriterleşme yönündeki eğilimi istikrarlı biçimde sürüyor. Bir yandan “demokratikleşme paketi” açılacağı söylenerek mavi boncuk dağıtılırken, diğer yandan demokratik hak ve özgürlükler alanının daraltılması yönünde uygulamalar, girişimler ve devlet terörü hız kazanıyor. Öteden beri süren ve özellikle 12 Eylül faşizmi tarafından güçlendirilen anadilde eğitim yasağı ya da yüzde 10’luk seçim barajı gibi temel nitelikte baskı ve yasaklamalar AKP tarafından ısrarla sahiplenilip korunurken, şimdilerde, savcı kararı olmaksızın polise gözaltı yetkisi veren düzenlemelerde örnekleri görülen yeni baskı uygulamaları birbiri ardına gündeme getirilmekte.

Dünyanın Çivisi Çıktı

Son birkaç yılda dünya üzerinde birçok ülkede kitlesel isyanlar, halk hareketleri yaşandı. Bunlar, nedenleri, somut talepleri, kitleselliği, yaygınlığı, sınıfsal bileşimi vb. açılardan ülkeden ülkeye farklılıklar gösterse de, çeşitli kesimleriyle halk kitlelerinin hoşnutsuzluk içinde olduğunu ve bunu sokağa dökülerek ifade etme noktasına gelmiş olduklarını ortaya koymaktadır. 2000’li yılların başından bu yana yaşanan dönemi düşünecek olursak, bu durum daha da belirgin bir nitelik kazanmaktadır.

Dış Borç ve IMF Meselesi

IMF gibi konuları kapitalist sistemin bütününü gölgeleyecek şekilde öne çıkarmak, sonunda dönüp dolaşıp kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelecektir. Böylece koz diye bellediğiniz şey bir bakarsınız ki düzenin elinde size karşı bir koz olmuş. Bir gün bir burjuva hükümet gelip Arjantin’de olduğu gibi moratoryum ilan edip ödemiyorum dediğinde, işçi kitlelerini ideolojik olarak düzene bağlayan bağlara kendi elinizle yeni bir ilmek eklemiş olursunuz. Aynı minvalde ilave etmek gerekir ki, son tahlilde kapitalist düzeni muhafaza etmek anlamına gelecek “ekonomik bağımsızlık” benzeri talepler yerine, proleter dünya devrimini ve işçi iktidarını somutlayan uluslararası işçi konseyleri birliğini savunmak doğrusudur.

1 Mayıs 2013’e Dair

Türkiye genelinde yaygın 1 Mayıs kutlamaları yapıldıysa da, en büyük mitingin yapılması beklenen İstanbul’da kutlamalara devlet izin vermedi. Son üç yıldır birleşik ve kitlesel miting hedefine uygun olarak yapılan İstanbul mitingleri genel bir yükseliş trendini ortaya koyuyordu ve iktidar sahipleri bu gidişattan rahatsızdılar. Her ne kadar sendikalar ve işçi sınıfı hareketi genelde örgütsüz olsa da, bu mütevazı yükseliş ve moral kazanma sürecinin de kendi başına olumlu bir yanı vardı.

Yeni Bir Dönemin Eşiğinde

Yeni bir dönemin eşiğindeyiz. İşçi sınıfı Kürt halkına yönelik haksız savaşın sona ermesini, barışın gelmesini ve ezilen Kürt halkının ulusal demokratik özlemlerinin giderilmesini tümüyle desteklemelidir. Bu Türk ve Kürt emekçiler arasında kardeşliğin ve birliğin tesisi açısından temel önemdedir. Ancak bu süreçte Türkiye burjuvazisi tarafından Ortadoğu’da yeni savaşlar ve kan banyoları için bir zemin yaratılmak istenmesi olasılığına karşı da, mücadeleye hazırlıklı ve uyanık olmalıyız. Barışa ve Kürt halkının ulusal demokratik özlemleri doğrultusunda çözümlere evet, burjuvazinin emperyalist maceralarına hayır!

Kürt Sorununda Yeni Müzakere Süreci

Her halükârda devrimci işçi sınıfına düşen görev, Kürt halkının haklı ulusal özlemlerinin karşılanması için mücadele etmek, düzeni özgürlükçü bir çözüme zorlamaktır. Bu bakımdan müzakere sürecinin mümkün olduğunca aleni biçimde sürmesini, yeni anayasada Kürt halkının temel taleplerinin (anadil, özyönetim hakkı, anayasal güvence) yer almasını, operasyonlara derhal son verilmesini, tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmasını, aşağılayıcı ve şoven yaklaşımlara derhal son verilmesini, terör yasalarının derhal lağvedilmesini talep etmek gereklidir.

Türkiye İşçi Sınıfını Zorlu Mücadeleler Bekliyor

Türkiye işçi sınıfı burjuva egemenlerin birçok cephede yürüttüğü açık ya da örtülü bir savaşa maruzdur ve dünya çapında içinde bulunulan genel kriz ve savaş konjonktürü düşünüldüğünde bu durum önümüzdeki dönemde devam edecektir. Bir yanda ekonomik-sosyal saldırıları göğüslemek için mücadeleyi yükseltme zorunluluğu varken, diğer yanda bu cephedeki sorunların hiç de kopuk olmadığı savaş politikalarına karşı mücadele gereği bulunmaktadır.

Suriye’de Kanlı Açmazlar

Türkiye işçi sınıfına düşen işte tam da böylesi tehlikeli bir ortamda, militarizme ve emperyalist savaşa karşı mücadeleyi yükseltmeye çalışmak olmalıdır. Geniş ölçekte kitleler bir Suriye savaşına ikna olmuş değillerdir ve bu böylesi bir mücadelenin olanakları bakımından olumlu bir faktördür. Daha önce Irak savaşı sırasında Türkiye’de savaşa karşı belirgin bir seferberlik oluşmuştu. Benzer bir mücadele yükseltmek yine mümkün ve gereklidir.

Kürt Sorununda Açmaz Sürüyor

Ulusal baskı ve onun yarattığı acılardan da, emperyalist plan ve tezgâhlardan da kurtulmanın yolu soruna gerçek bir çözüm sağlanmasından geçiyor. Tarihsel deneyimlerin gösterdiği ve devrimci işçi sınıfının da yüz elli yılı aşkın mücadele tarihinde programına yazmış olduğu tek tutarlı çözüm ise ezilen ulusa kendi kaderini tayin hakkının verilmesidir. Bugünün Türkiye’sindeki mevcut şartlarda ilk yapılacaklar ise, Kürt hareketinin çeşitli temsilcilerinin uzun zamandır dile getirdikleri Kürt halkının anadilde eğitim, özerklik, anayasal vatandaşlık gibi haklı demokratik taleplerinin yerine getirilmesi ve bu temsilcilerin muhatap alınarak barışçı bir çözümün yolunun açılmasıdır.

Anti-Kapitalist Müslümanlar ve Sol

İslamcıların şimdiye kadar üzerinde etkili olduğu emekçi kesimler arasında sosyalist fikirlere karşı geleneksel bazı önyargılar olduğu malûmdur. Her ne kadar doğru ve özenli yaklaşımlarla bunları aşmak genel olarak mümkünse de, bunun kitlesel ölçekte başarılması son derece zordur. Elbette nesnel koşulların elverişliliği ölçüsünde bunun zorluk derecesi de değişiklik gösterecektir. Bu noktada İslami çevrelerin içinden gelen demokrat ve eşitlikçi unsurların sözkonusu önyargıların aşılması sürecine önemli bir katkı yapma potansiyelleri vardır. O nedenle sosyalistlerin bu hareketi şu ana kadar ki varoluşuyla bir tehdit bir tehlike olarak görmeleri doğru bir tutum olmaz. Aksine bu gelişme, mevcut somutluğu içinde dikkatlice incelenecek olursa, sosyalist hareket için zeminin daha da elverişli hale gelmesine yardımcı olabilecek türde bir gelişmedir.

Darbe Soruşturmaları ve Devrimci Tutum

28 Şubat yargılamalarının 12 Eylül’le hesaplaşma gündemini karartmasına asla izin verilmemesi gerektiğidir. AKP’nin sürece böylesi bir yön vermeye çalıştığı açıktır ve buna direnilmelidir. Madalyonun öbür yüzünde ise, 28 Şubat’ta bir olumluluk gören kesimlerin 28 Şubat yargılamalarına karşı aldığı tutuma düşülmemesi zorunluluğu vardır. Ne yazık ki bu kesimler CHP ve Kemalistlerle sınırlı değildir. Sosyalist kimliğe sahip kimi çevreler de bu yanlış tutumu benimsemişlerdir. Bu tutum devletçi, tepeden “aydınlanmacı” yaklaşımlarla karakterize olan bir küçük-burjuva sosyalizmini ifade etmektedir. Bu anlayışın işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarıyla bir ilgisi yoktur.

“Dindar Nesil” mi, İtaatkâr İşçiler mi?

Türkiye’de devletin milliyetçi ve dindar nesiller yetiştirme sevdası hiç eksik olmamıştır. Kemalist tek parti diktatörlüğü döneminin belli bir kesitinde dinin etkisini kırmaya dönük olarak tepeden inmeci bazı baskıcı politikalar izlendiyse de, çok geçmeden bunun işe yaramadığı, hatta ters teptiği görülmüştür. O nedenle Kemalistler de dahil olmak üzere egemen sınıfın tamamı bir şekilde topluma devlet yoluyla din verme konusunda mutabık olmuştur. Hepsi devletin burnunun dinin içinde olmasını şevkle savunmuşlardır. Aralarındaki fark sadece dinin içeriğinin belirlenmesinde olmuştur.

Sosyalizm Asıl Şimdi /2

Günümüzde sosyalizme yönelecek yeni kuşakların da Marksizmin hilekâr bir inkârı olan Stalinizmle ya da bir bataklık olan reformizmle değil, aslıyla, yani devrimci Marksizmle buluşmaları önem taşıyor. Dünyanın dört bir yanında patlak veren yeni toplumsal mücadeleler bunu özellikle yakıcı bir görev haline getiriyor. Bu konudaki eksiklik büyük devrimci fırsatların heba olmasına yol açabilir ve aslına bakılacak olursa son yıllarda başlayan yeni sınıf mücadelesi dalgası içinde daha şimdiden bunun örnekleri yaşanmaktadır.

Sosyalizm Asıl Şimdi

Şimdilerde Taraf gazetesi sütunlarında bir sosyalizm tartışması patlak vermiş bulunuyor. Geçmişin hızlı Maocu “sosyalistlerinden” Halil Berktay, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle komünizmin tarihsel olarak bittiğini, çökenin sosyalizmin karikatürü değil ta kendisi olduğunu, bir daha başka sosyalizm olmayacağını, insanlığın özgürlük ve sosyal adalet gibi ideallerinin bu kadar komple ve katastrofik bir çöküşten sonra artık bu ad ve kavramlarla ete kemiğe büründürülemeyeceğini ileri sürdü.

AKP Baskı Politikalarına Sarılıyor

AKP’nin statükocu ve darbeci Kemalist güçlere yönelik hamle ve baskıları ile Kürtlere, işçilere ve sosyalistlere yönelik baskılarını aynı kefeye koymak bir başka sorunlu eğilimdir. Anılan burjuva kesimlere bir tür ilericilik vehmeden bir anlayışın sakat yaklaşımı söz konudur burada. Oysa devrimciler bu ayrımı kesin bir biçimde yapmalıdırlar. AKP her şeyi aynı çuvala koymaya çalışsa da, devrimciler buna ısrarla karşı durmalıdır. Bu baskıları aynı çerçeveye yerleştirmek, AKP ile aynı ipte dans etmektir ve bu devrimci sosyalistlerin işi olamaz. Sol maskeli kimi Ergenekoncular bunu yapmaya çalışarak arada Ergenekoncuları da mağdur ve mazlum konumuna sokmaya çalışıyorlar. Bu tuzağa asla düşülmemelidir.

Yüzde 99’un Öfkesi ya da Yeni Alâmetler

%99 olmanın bilincinde olmak, yani toplumun büyük çoğunluğunun küçük bir azınlık karşısında çıkarları ortak bir bütün oluşturduğunu fark etmek önemli bir şey. Bunun sınıfsal ayrım çizgilerinin varlığının popülarize edilmiş bir anlatımı olduğu açık. Ancak işçi sınıfı açısından asıl odaklanılması gereken nokta şurasıdır: örgütsüz ve perspektiften yoksun bir kitle %99 bile olsa, o küçücük görünen %1’in karşısında güçsüz, dermansız kalabiliyor.

“İkinci Cumhuriyet” Tartışmaları

Her yıl olduğu gibi bu Ekim ayında da Türkiye’de cumhuriyetin kuruluş yıldönümü kutlamalara sahne olacak ve burjuva cumhuriyet 88 yaşına girmiş olacak. İşçi sınıfı ve diğer yoksul emekçiler için, komünistler için, Kürtler için, gayrimüslimler için, her türlü mezalimle, katliamlar, işkenceler, zindanlar, sürgünler, açlık, yoksulluk ve mahrumiyetlerle dolu 88 yıl geride bırakılmış olacak. Tam da bu sebeplerle olsa gerek, ne denli şaşaalı olursa olsun, diğer birçok resmi kutlamalar gibi 29 Ekim kutlamaları da onca zorlamalara rağmen geniş yoksul emekçi kitlelerde pek ilham uyandırmıyor, yankı bulmuyor.

Savaş Tamtamları Çalarken

Düzen cephesi Kürt sorununda bir kez daha savaş kartını masaya sürmüş bulunuyor. Savaş çığırtkanlığı dört bir yanı sarmış durumda. Başta başbakan olmak üzere düzen sözcülerinin ağzından kan damlıyor. Kemalisti, muhafazakârı, İslamcısı, liberaliyle burjuva medyanın neredeyse tamamı hızla savaş arabasına atlamış vaziyette. İdmanlı oldukları şovenist nefret zehrini kusma işini tüm şevkleriyle yerine getiriyorlar.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.