Navigation

Levent Toprak

“İkinci Cumhuriyet” Tartışmaları

Her yıl olduğu gibi bu Ekim ayında da Türkiye’de cumhuriyetin kuruluş yıldönümü kutlamalara sahne olacak ve burjuva cumhuriyet 88 yaşına girmiş olacak. İşçi sınıfı ve diğer yoksul emekçiler için, komünistler için, Kürtler için, gayrimüslimler için, her türlü mezalimle, katliamlar, işkenceler, zindanlar, sürgünler, açlık, yoksulluk ve mahrumiyetlerle dolu 88 yıl geride bırakılmış olacak. Tam da bu sebeplerle olsa gerek, ne denli şaşaalı olursa olsun, diğer birçok resmi kutlamalar gibi 29 Ekim kutlamaları da onca zorlamalara rağmen geniş yoksul emekçi kitlelerde pek ilham uyandırmıyor, yankı bulmuyor.

Savaş Tamtamları Çalarken

Düzen cephesi Kürt sorununda bir kez daha savaş kartını masaya sürmüş bulunuyor. Savaş çığırtkanlığı dört bir yanı sarmış durumda. Başta başbakan olmak üzere düzen sözcülerinin ağzından kan damlıyor. Kemalisti, muhafazakârı, İslamcısı, liberaliyle burjuva medyanın neredeyse tamamı hızla savaş arabasına atlamış vaziyette. İdmanlı oldukları şovenist nefret zehrini kusma işini tüm şevkleriyle yerine getiriyorlar.

Kürt Halkının Yükselen Mücadelesi ve Düzenin Çözümsüzlüğü

Egemenler Kürt halkının tümüyle haklı demokratik taleplerini karşılamamak uğruna, talepleri en aza indirtmek uğruna, yeni anayasa çalışmalarında Kürt halkının beklentilerini düşürmek uğruna, ille de boyun eğdirmek, gözdağı vermek ve “bir şey verirsem elimi öpeceksin” despotluğu uğruna, ülkeyi kan gölüne çevirebilecek son derece tehlikeli bir oyun oynuyorlar. Sınıf bilinçli işçilerin görevi bu oyunu bozmak için var güçleriyle çaba harcamak, şovenist kışkırtmalara karşı işçi sınıfı saflarında enternasyonalist mücadele bayrağını yükseltmek, şayet yapılacaksa yeni anayasa sürecinde işçi sınıfını doğrudan ilgilendiren ekonomik-sosyal-demokratik taleplerin yanı sıra Kürt halkının demokratik talepleri için de kararlı bir mücadele vermektir.

12 Haziran Seçimleri ve İşçi Sınıfının Mücadele Gündemi

2011 genel seçimleri işçi sınıfı açısından nesnel ve öznel olarak çok sayıda olumsuz faktörün hâkim olduğu bir atmosferde gerçekleşti. İşçi sınıfının genel örgütsüzlüğü olarak özetlenebilecek bu şartlarda sermayenin güçlü partisi AKP yüzde 50 oy oranıyla diğer düzen partilerine ezici bir fark attı. Bu hiç şüphesiz sermayenin zaferidir. Ancak bu hususun yanı sıra işçi sınıfı açısından özellikle önemli olan bir başka çarpıcı sonuç da var. Kürt hareketinin ve Türkiye sosyalist hareketinin şovenist olmayan kesimlerinin büyük bölümünün oluşturduğu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku, önüne çıkarılan her türlü engele, baskı ve provokasyonlara rağmen 36 vekillik kazanarak büyük bir başarı elde etmiştir.

Bin Ladin'in Ardındaki Gerçek

Tarihin akışının hızlandığı bir dönemden geçiyoruz. 2011 yılı bu açıdan şimdiden tarihe geçmeye aday. Yılın ilk günlerinden itibaren Arap ülkelerinde birbiri ardına gerçekleşen halk isyanlarına, yıkılan diktatörlere ve iç savaşlara tanık oluyoruz. Bu gelişmeler zincirine en son eklenen halkalardan biri de, şeytani güçlere sahipmiş gibi gösterilen ve “yeryüzünün en tehlikeli adamı” gibi sunulan Usame Bin Ladin’in Amerikan ordusunun bir operasyonuyla Pakistan topraklarında öldürülmesi oldu.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da Reform Süreçleri

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerini saran kitle ayaklanmaları ve bu temelde işleyen değişim süreci devam ediyor. Dünya ekonomisi ve siyaseti açısından son derece hassas ve önemli bir bölge olan bu bölgede yaşananların doğru bir perspektifle ele alınması Marksistler açısından özellikle önem taşımaktadır. Zira hangi perspektiften bakılacak olursa olsun tarihsel olarak önemli bir dönüm noktasından geçildiği ve bu dalganın kısa vadedeki sonuçlarından bağımsız olarak bölgede yeni bir dönemin açıldığı açıktır.

Kitle Ayaklanmalarında İlk Evre Tamamlanırken

Tunus’la başlayıp Mısır’la devam eden ve Kuzey Afrika’yı ve Ortadoğu coğrafyasını saran halk ayaklanmaları süreci, Mısır’da Mübarek’in devrilmesiyle yeni bir evreye girmiş bulunuyor. Mübarek’in devrilmesiyle Mısır’da ortaya çıkan durumu elbette dikkatlice ele almak gerekiyor. Ama diğer Arap halklarının gözünden bakıldığında Mısır’da milyonların seferber olduğu süreç ve sonunda Mübarek’in çekilmesi olgusunun başlı başına önemli bir esin kaynağı olduğu açıktır. Özellikle Yemen, Bahreyn ve Libya’da kitle hareketinin sergilediği yeni yükselişler bunu gösteriyor. Bu kitlesel isyan dalgasının kısa vadedeki sonuçları ne olursa olsun bu coğrafyada yeni bir dönemin açıldığı ve bu dönemde işlerin eskisi gibi yürütülemeyeceği açıktır. Önümüzdeki dönemde bu bölgede yaşanacak toplumsal-siyasal mücadeleler ve bu ülkelerde nasıl rejimler tesis olacağı, burjuva siyaset dünyasının olduğu kadar devrimcilerin de ilgi odağında olacaktır.

Eğreti Çalışma ve Artan Sömürü

İşsizliğin, yoksulluğun, toplumsal eşitsizliğin dünya genelinde arttığı bu süreçte, işlerin hızla artan bir bölümü eğreti işler haline gelmiştir. Bu süreç halen de tüm hızıyla yol almaktadır. Gelinen noktada, eğreti iş ya da eğreti çalışma kavramı da, gerçekliğine uygun olarak, gitgide daha yaygın bir kullanım kazanmaktadır. Türkiye burjuvazisinin bugünlerde meclisten geçirmeye hazırlandığı torba yasa tasarısının içindeki bazı düzenlemeler ve diğer bazı yasal hazırlıklar da bu kapsamdadır.

AKP Nedir, İşçi Sınıfının Bakışı Ne Olmalıdır?

AKP’nin işçilere, Kürtlere, Alevilere, öğrencilere, gecekondu sakinlerine, siyasi tutsaklara reva gördüğü muamele, onların taleplerine karşı gösterdiği tahammülsüzlük gibi olgular, demokratik hak ve özgürlükler alanında onun güdük demokratlığını teşhir etmek için fazlasıyla meşru ve güçlü bir zemin sunmaktadır. Diğer yandan işsizlik, yoksulluk, sefalet, eşitsizlik, sosyal güvencesizlik, ağır çalışma koşulları gibi çok daha derin sorunlar da tüm patlayıcı potansiyeliyle yerli yerinde durmaktadır. Dolayısıyla emekçi kitleleri AKP yanılsamasından kurtarmak ve bunu yaparken de onları faşistlerin ya da Kemalistlerin kucağına atmamak mümkündür. Yeter ki, doğru bir siyasal perspektif geliştirilebilsin ve proleter sınıf temelinde örgütlü bir çalışma yürütmede kararlı olunsun.

Sosyalist Harekette Ayrışma ve Tarihsel Kökleri

Gerçekler dünyasıyla bağını koparmamış herkesin görebileceği açık bir iflas tablosu mevcut iken, söz konusu sosyalist kesimler hâlâ başlarını kuma gömmeyi ve solda referandum sürecinin açığa çıkardığı derin yarılmayı kendi çıkarlarına yorumlamayı başarabilmektedirler. Örneğin, referandum dolayısıyla solda önemli ve “hayırlı bir ayrışma” yaşandığı ve bu ayrışma netleştirilip pekiştirildiği ölçüde sosyalist solun yeniden dirilişi için bir fırsat yaratılacağı tezi işlenmeye başlanmıştır. Buna göre referandum tablosundan Türkiye için bir “sosyalist çıkış” imkânı doğmuştur. Solda yaşanan ayrışmanın devrimci Marksizm temelinde yeni bir diriliş ve toparlanma için tarihsel bir fırsat anlamına gelebileceği doğrudur, ama bu ayrışmayı geleneksel sosyalist hareketin statükocu temellerde birleşmesi sayesinde toplumda bir sol şahlanış yaratacağı şeklinde yorumlamak tam bir siyasal bönlüktür.

Ekim Devrimi ve Devrimci Parti

İnsanlık tarihinin en heyecan verici hadiselerinden biri olan Ekim Devrimi engin deneyimlerle doludur. Ancak bugün tüm insanlığın yaşadığı yakıcı, can alıcı sorunlar bağlamında özellikle odaklanılması gereken nokta Ekim Devriminin farkını doğuran halkayı belirginleştirmektir. Bu nokta Ekim Devrimiyle bağlantılı tüm temel siyasal sorunların gelip düğümlendiği noktadır ki, o da, açıklamaya çalışacağımız üzere, işçi sınıfının devrimci siyasal örgütlenmesi yani devrimci partisi sorunudur.

Kürt Sorunundan Kaçış Yok!

Bugünlerde yeniden canlandırılmaya çalışılıyor görünen “açılım” süreci fiiliyatta nasıl ilerlerse ilerlesin, devrimci işçilere düşen görev, bir yandan ısrarla ilkesel olarak UKKTH’yi ileri sürmek, bir yandan da onu somut süreçle bütünleyici biçimde demokratik talepleri ileri sürerek demokratik çözüm yolunu sonuna kadar zorlamaktır.

Referanduma Doğru: İşçi Sınıfının Tutumu

12 Eylülde yapılacak anayasa değişikliği referandumu dolayısıyla kıran kırana bir siyasi rekabet ve politizasyon süreci yaşanıyor. Bu sürecin bir parçasını da, emekçi sınıfların çıkarlarının savunucusu olma iddiasındaki sosyalist solda yaşanan hararetli tartışmalar oluşturmakta. Bu tartışmalarda gelinen noktaya bakıldığında, sosyalist solun büyük bölümünün “hayır” ve “boykot” tutumlarında öbekleştiği, küçük bir kesiminin de “evet” tutumunu benimsediği görülüyor. Boykot tutumunda olanların da, aslında, AKP’ye darbe vurulması adına, sonucun “hayır” çıkmasını arzuladıklarını hesaba kattığımızda, toplam olarak sosyalist solun çok büyük bölümünün gerçekte bu referandumdan “hayır” sonucunun çıkmasından yana olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu durum sosyalist hareketin büyük ölçüde burjuvazinin statükocu kesiminin gerici siyasal çizgisine sürüklenmesi anlamına gelmekte ve uzun yıllardır yaşadığı kriz ve gerileme sürecinde de yeni bir aşamayı işaretlemektedir.

Egemenlerin Kırmızı Kitapları

“Kırmızı Kitap” ya da “gizli anayasa” gibi adlarla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) geçtiğimiz günlerde bir kez daha gündeme geldi. Her ne kadar bu konu referandum ve Kürt sorunundaki yakıcı gelişmeler arasında bir parça geri planda kalsa da, ele alınması gereken önemli yönler barındırmaktadır. Dahası MGSB gündemin bu yakıcı başlıklarıyla da çok yönden alâkalıdır.

Emperyalist Arzular Test Sahasında

Enternasyonalist komünistler AKP’nin izlediği Ortadoğu siyasetinin emperyalist özüne karşı çıkarlar. Bu emperyalist çıkarcı öz nedeniyle onun asla gerçekte ezilen halkların davasının destekçisi olmayacağını teşhir ederler. Bu noktada, Kürt halkına ve ulusal hareketine reva gördüğü baskıcı muamele ortadayken Filistin halkının davasına sahip çıkar görünmesinin riyakârlığını özellikle öne çıkarırlar. Bu temelde Ortadoğu’nun mazlum iki halkı olan Filistin ve Kürt halklarına özgürlük şiarını yükseltmek ve her iki halkla enternasyonalist dayanışmayı vurgulamak son derece önemlidir.

Baykal’a Derin Darbe, Statükoculuğa Hayat Öpücüğü!

Burjuvazinin AKP karşısında konumlanan kesimlerinin başlatmış olduğu bu yeni seferberlik sürecinin emekçi kitleler açısından anlamı, kitlelerin bir yandan kabartılmakta olan şovenizm dalgasıyla sersemletilmeye, diğer yandan da bir sürü gibi Kılıçdaroğlu’nun peşine koşulmaya çalışılacak olmasıdır. Kılıçdaroğlu işçi-emekçi-yoksul dostu “sol” bir söylemle kendini pazarlamaya şimdiden başlamıştır. Bu kocaman bir aldatmacadır. O nedenle bilinçli öncü işçiler sınıf kardeşlerinin Kılıçdaroğlu zokasını yutmamaları için var güçleriyle çaba harcamalıdırlar.

Kırgızistan’da Halk Ayaklanması

Geçtiğimiz haftalarda (6-8 Nisan) Kırgızistan’da gerçekleşen kitlesel protestolar hükümetin devrilmesiyle sonuçlanan bir halk ayaklanmasına dönüştü. Hükümetin birkaç gün içinde hızla gelişen protesto gösterilerini kanla bastırmaya kalkışması, bir yandan 100 kadar kişinin ölmesine ve 1000 kadar kişinin de yaralanmasına yol açarken, diğer yandan kitle hareketini kamçılayarak hükümetin yıkılışını ve devlet binalarının kitlelerce işgalini beraberinde getirdi.

Anayasa Paketi ve Statükocu Hezeyanlar

Hükümetin yeni anayasa değişikliği paketini gündeme getirmesiyle birlikte egemen sınıf içi çatışma bir kez daha kriz noktasına gelmiş durumda. Hükümetin geri adım atmaması halinde 2007’deki gerilimli seçim ve referandum sürecine benzer bir durumun oluşacağını tahmin etmek zor değil. AKP’nin yüksek yargıya ilişkin öngörülen düzenlemelerde geri adım atmaması halinde, aşağı yukarı tüm olasılıkların ülkenin bir seçim düzlemine girmesi anlamına geldiğini de görmek gerekiyor.

Yeni Yükselen Emperyalist Güçler

E7 ülkeleri ve orta boy bir dizi ülkeye artık mazlum gözüyle bakılamaz. Bunların E7 türü öne çıkan ve yeni bir kategori oluşturan kesimi ise artık esasen emperyalistleşmiş ülkelerdir. Onlar geleneksel büyük emperyalist güçlerle emeğin küresel sömürüsünden daha fazla pay almak isteyen ve küresel güç mücadelesinin ringinde boy gösteren yeni güçlerdir. Bunları geri kalmış ya da geri bıraktırılmış, emperyalizmin boynu bükük kuklalarıymış gibi göstermeye çalışan görüşlerin gerçeklerle, bilimle ve devrimcilikle alâkası olamaz. Bugünlerde Türkiye’de bazı devrimci çevrelerin yaşadığı ağır kriz de bunu çarpıcı biçimde göstermektedir.

Marksizm Açısından İlericilik

Marksizmin ilericilik anlayışının sonuna kadar tutarlı özgürlükçü yönünü bir kez daha vurgulamak isteriz. Sözde ilerleme adına, tepeden inmeci, halk düşmanı yöntemlere asla prim verilemez. Burjuva demokrasisinin bile gerisinde kalan, Bonapartist, vesayetçi anlayışlara, sırf din karşıtı ve Amerika karşıtı bir söylem tutturuyorlar diye ilericilik payesini bol keseden dağıtamayız. Türkiye’deki kapıkulu sosyalizmi akımının bu tür manipülasyonlarına karşı net bir ideolojik-politik tutum gösterilmelidir. Kendine açıkça “orducu sosyalist” diyenlerin (Yalçın Küçük gibi) olduğu bir ülkede bunların sol saflarda itibar görmemesi gerekir. Bu da her şeyden önce proleter devrimci sınıf temelinde durmakla ve teorik netlikle mümkündür.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.