Navigation

Ezgi Şanlı

Emperyalizm Yeni Hiroşimalar Hazırlıyor

İkinci Dünya Savaşı sırasında iki Japon kenti olan Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombaları atıldı. Dünya o güne kadar böyle bir toplu katliam, böyle güçlü bir imha silahı, böyle bir cehennem görmemişti. On binlerce insanı bir anda yok eden böyle bir ateş ve duman bulutu da görmemişti. İnsanların üzerine yağan siyah, koyu kıvamlı bir yağmur da görmemişti, parlak bir yaz gününün radyasyon yüklü bulutlarla karanlığa döndüğünü de.

12 Eylül Davası Sonuçlandı, 12 Eylül’ün Hesabı Sorulmayı Bekliyor!

Marksist Tutum sayfalarında 12 Eylül’ün hesabının kapanmadığı defalarca yazıldı. Bu gerçek değişmiş değildir. Aradan geçen 34 yıl, işçi sınıfının içinde bulunduğu örgütsüzlük ve dağınıklık, kapitalist sömürü düzeninin 1980’den bu yana bu topraklardaki görece istikrarı, burjuvaziye rahat bir soluk aldırdı. Ancak bu soluğun kesileceği, kapitalist sınıfın yaptıklarının sonsuza kadar yanına kâr kalmayacağı açıktır. İşçi sınıfı, büyük önderi Marx’ın “tarih sınıf savaşımları tarihidir” diyerek ortaya koyduğu gerçeğin dipdiri bir tarafı olmaya devam ediyor. İşçi sınıfı bu savaşta öne çıkmak için güç biriktirmeye devam ediyor. İşçi sınıfının tarihsel görevlerine odaklananlar 12 Eylül’ün hesabının gerçek anlamda sorulacağına dair inançlarını ve mücadelelerini büyütmeye devam ediyorlar.

Tayland’da 12. Askeri Darbe

Güney Asya ülkesi Tayland’da, ordu tarafından 20 Mayısta sıkıyönetim ilan edildi ve ardından 22 Mayısta ordunun yönetime el koyduğu açıklandı. Böylelikle 1932 yılında doğmuş Taylandlılar, bu ülkedeki 12. askeri darbeyi görmüş oldular. Sonuca ulaşmamış darbe girişimlerini de hesaba kattığımızda Tayland’ı bir “darbeler ülkesi” olarak adlandırmak hiç de yanlış olmayacaktır. Adı iki gün sonra konmuş olsa da Genelkurmay Başkanı Prayut Çan-oça tarafından ilan edilen 20 Mayıs darbesi, 2006’dan bu yana giderek şiddetlenen burjuva çatışmanın bir sonucudur. Bu darbe Tayland’da burjuva güçler arasındaki kapışmada yeni bir evreye girildiğini göstermektedir.

Emekçi Kadınlar Mücadelede Öne!

Hayatın güzelliklerini tüm yönleriyle yaşamak insanlar için tarifsiz bir mutluluk olabilirdi. Oysa dünyadaki pek çok insan için hayat hiç de olması gerektiği gibi mutluluk içerisinde sürmüyor. Milyarlarca insan için hayat, katlanılması, zorluklarıyla boğuşulması gereken ve ıstırap içinde geçen bir zaman diliminden başka bir şey ifade etmiyor. Milyarlarca insan sınıfsal konumu, etnik kimliği ve cinsiyeti nedeniyle eziliyor, acı çekiyor.

Kapitalizm Kadına Şiddeti Körüklüyor

Kadına yönelik şiddetin giderek yaygınlaştığı dünyada ve Türkiye’de, 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü”, bu yıl da çeşitli kadın örgütlerinin ve sosyalist çevrelerin eylemlerinin yanı sıra kadınlara uygulanan şiddet haberleriyle de gündemdeydi. Çeşitli eylemlerin yapıldığı hafta boyunca, basına pek çok dehşet verici vaka yansıdı. 25 Kasım tarihinin mücadele günü olarak seçilmesine vesile olan Mirabel Kardeşler’in katledilmesi gibi…

Hasta Tutsaklar Üzerinde Devlet Terörü

Sınıflı toplumlarda devlet egemen sınıfın devletidir. Hukuku ve neyin suç olup olmadığını belirleyen de egemen sınıfın kendisidir. Sömürü düzenine ve bunun koruyucusu olan devlete muhalefet edenler, başkaldıranlar, bu nedenle en ağır şekilde cezalandırılırlar. Türkiye’de cezaevlerinin durumu bu gerçeğin altını kalınca çizmekte; egemenlerin, başkaldıran ezilenlere duydukları sınıfsal kini yansıtmaktadır. Cezaevlerinden gelen ölüm, taciz, tecavüz, işkence haberlerinin ardı arkası kesilmemektedir. Hasta tutsaklara yapılan muamele de başlıbaşına bir işkence haline getirilmiştir.

“Kaybedenler Kaybedecek!”

Kaybedenlerin kaybetmesi için insanın insanı sömürmesi demek olan kapitalizm yok edilmelidir. Kapitalizm evrenin geçmişinde kaybolmadan insan gibi yaşamak mümkün olamaz. Kapitalizm yok olmadan gelecek de, dünya da insanlık da kurtulamaz. Kayıplarımız acılarımızdır, isyanımızdır. Kendisiyle beraber tüm ezilenleri kurtaracak olan işçi sınıfı, kayıplarının hesabını acılarından kuvvet devşirerek soracaktır.

Kamu Emekçilerine 657 Saldırısı

Kamu sendikaları, grev hakkı için, idarecilerin baskılarına son vermek için, yeni işçi alımı yapılmamasının neden olduğu iş yükünü reddetmek için, her işyerine kreş hakkı için ve saldırılara dur demek için, kamu emekçilerini işçi sınıfının diğer kesimleriyle birlikte mücadeleyi yükseltmek üzere harekete geçirmelidir. Kamu emekçileri “devlet memuru” değil, işçi sınıfının neferleridir. Bu bilinçle donanan ve buna uygun biçimde örgütlenen kamu emekçileri, işçi sınıfının mücadelesine ivme ve güç katacaktır.

Sendikalar ve Yetki Krizi

2 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin ürünü olan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu adı altında birleştirildi. 7 Kasım 2012’de yürürlüğe giren yeni kanun, AKP hükümetinin patron örgütleri ile aylarca sürdürdüğü görüşme ve tartışmaların bir sonucu olarak ortaya çıktı. Sendikaların kritik talepleri tamamen göz ardı edilirken patron örgütlerinin tüm itirazları dikkatle dinlendi, bu doğrultuda gerekli düzenlemeler yapıldı.

Ekonomik Kriz Büyüyor, İşçi Sınıfının Öfkesi de!

Sendikal örgütlülükten mahrum edilen, ücretli köleliği iliklerine kadar yaşayan, taşeronluğa ve esnek çalışmaya mahkûm edilen, işyerlerinde uzuvları ve hayatları biçilen işçiler, eylemlerle 2008’e göre daha güçlü bir mücadele iradesine sahip olduklarını ortaya koyuyorlar. Kitleler, umut bağladıkları AKP’nin ve sermaye partilerinin gerçek yüzünü görmeye başlıyorlar. Elbette sürecin nasıl ilerleyeceğini zaman gösterecektir. Ancak besbelli ki tarihin çok özel bir kesitinden geçiyoruz. Dünyadaki çalkantının bizim kıyılarımıza vurmaması imkânsızdır. İşçi sınıfı üzerindeki ölü toprağını atmaya hazırlandığını belli ediyor, nabız hızlanıyor.

2013 Bütçesi, Emperyalist Ataklar ve İşçi Sınıfı

2013 yılında işçilerin, yoksulların ve emek örgütlerinin talepleri yine yok sayılıyor. 2013 bütçesi de önceki bütçeler gibi sermaye devletinin bütçesidir. Sermaye devleti yıkılmadıkça bu devletin bütçesi temelde egemen sınıfın çıkarlarının ağır bastığı bir bütçe olacaktır. Ancak bu böyledir diye bütçe konusunda işçilerin elini kolunu bağlayıp devlet yıkılana kadar oturması söz konusu olamaz. Bütçeler işçi sınıfının kendi yarattığı değerden daha fazla pay alabilmesi, genel olarak yaşama ve çalışma koşullarını düzeltebilmesi, mücadele koşullarını daha elverişli hale getirebilmesi için bir mücadele alanıdır.

Yetki Krizi Sendikal Hareketin Krizidir

2012 yılının başından bu yana sendikaların işkolu yetkileri açıklanmıyor. Toplu iş sözleşmesi görüşmeleri başlatılamayan yüzlerce işyerindeki yüz binlerce işçi, sendikalarının işkolunda yetkili olup olmadığının açıklanmasını ve toplu iş sözleşmesi imzalamayı bekliyor. Sendikalı ve toplu iş sözleşmesine tâbi olarak çalışan işçiler, aşılamayan yetki krizi nedeniyle Şubat ayından beri ücret zammı almadan çalışmaya devam ediyorlar.

Asıl Düşman Kim?

Türk ve Kürt halklarının düşmanlıktan bir çıkarı yoktur. Hangi ulustan olursa olsun, hangi sınırlara hapsedilmiş olursa olsun işçiler kardeştir. Kaderleri birdir ve birbirine bağlıdır. Dünyanın egemenlerinin zulmü altında aynı acıları çekerler. Hangi dili konuşsalar, acının ortak dilini paylaşırlar. Patronların kâr hırsı yüzünden çıkardıkları savaşlarda, hep aynı gerekçe ile birbirlerine düşürülürler: Vatanı savunmak! Oysa patronlar dünyanın hiçbir yerinde işçilere insanca ve özgürce yaşama şansı tanımazlar. Patronlar işçilere yaşanacak bir vatan, yaşanacak bir dünya bırakmazlar.

Kürtajı Yasaklamak Cinayettir

Kadının kendi bedeni üzerindeki sorgulanamaz bir tasarrufu ve hakkı olan kürtaja, gerçek katiller tarafından engel konulmasına izin vermemelidir işçi kadınlar. Kendi adına konuşabilmek için kendi adına savaşmak zorundaki bir sınıfın evlâtları olan ve o sınıfın evlâtlarını doğuran kadınlar, işçi sınıfının kahırlı kadınları, erkek egemen kapitalist sisteme, sınıfsal, ulusal, cinsel her türlü sömürüye karşı mücadelede yerlerini aldıkça kendi adlarına konuşanları susturacak ve kendileri konuşacaklar.

Çin: Dünyanın Atölyesinde Neler Oluyor?

Kapitalizmin derin krizi tüm dünyayı etkisi altına almışken ve işçi sınıfı milyonlar halinde sokaklara dökülürken, Çin’in bu sarsıntıdan muaf kalması düşünülemez. Bu sarsıntılar, bürokrattan bozma yeniyetme kapitalistleri derin bir korkuya sürüklüyor. Sarsıntıların sistemi yok edecek bir tsunamiye dönüşme ihtimali Çinli egemenlerin korkulu rüyası iken, işçilerin örgütlü bir biçimde dünyayı sarsacak bir eylemliliğe atılması, gerçek sosyalizmi var etmek isteyenlerin umududur.

Dört Mevsimlik Dram

Mevsim dönüşleri çoğu insan için yeni başlangıçlar ifade eder, çoğu insana heyecan verir. Yaz gelirken denizi, güneşi, tatili, kış gelirken beyazlara bürünen dünyayı sevinçle karşılayanlar olur. Sonbahar renkleriyle mest eder. İlkbahar doğadaki canlanmadır, insandaki umuttur. Ama mevsimlik işçiler için mevsim dönüşleri yeniden yollara düşmek demektir. Yeni gelen mevsim bir öncekinin çilesine eklenecek yeni çilelerin, bitip tükenmek bilmeyen bir göçebelik ve çalışmanın habercisidir.

Kapitalizmde Emekçi Kadın Olmak

Kapitalist sınıfın kadınlarıyla emekçi sınıfın kadınlarının sorunları bir ve aynı değildir. Kapitalist sınıfın kadınları, işçi sınıfının yaşadıklarından, kadınıyla, erkeğiyle tüm bireylerinin hayatının cehenneme dönmesinden, kapitalist sınıfın erkekleri kadar sorumludurlar. Bu nedenle kapitalist sınıfın, en az erkekleri kadar gaddar ve sömürücü olan kadınları konumuzun dışındadır. Onların aksine işçi sınıfının kadınları açısından yaşam, çifte ezilmişlik altında geçirilen yıllardan başka bir şey değildir. Hem ait oldukları sınıfın hem de kadın olmanın getirdiği çifte ezilmişlikle baş etmek zorundadırlar işçi kadınlar.

Sağlıkta Sağlıksız Dönüşüm

İşçi sınıfının sağlık konusundaki talebi herkese parasız ve nitelikli sağlık hizmetidir. Ancak AKP hükümetinin cilalayarak sunduğu Genel Sağlık Sigortası milyonlarca yoksul işçi ve emekçinin derdine derman olamaz. Sağlık parayla alınıp satılabilen bir meta olduğu müddetçe herkes için sağlık anlamına gelecek bir sistem de olamaz. Bu nedenle tüm toplumu kapsayan, ücretsiz, kaliteli, kolay ulaşılabilir sağlık hizmeti talebi işçilerin yükseltmesi gereken acil bir mücadele hedefi olmalıdır.

Türk-İş Genel Kurulunun Aynasında Sendikal Bürokrasi

İşçilerin sendikal bürokrasiye karşı taban örgütlülüklerine dayanan güçlü mücadelesi olmadan, sendikaların tepesinde gerçekleşecek değişikliklerin fazlaca bir önemi yoktur. Tabanın işçi sınıfının genel çıkarları çerçevesinde harekete geçirilmediği hiçbir muhalefet hareketi, militan sınıf sendikacılığının hayata geçirilmesine katkı sağlamayacaktır. Bugün işçi sınıfının mücadelesinin canlandırılması ve sermayenin pervasız saldırılarının püskürtülebilmesi için işçileri sendikaların tabanında örgütleyebilecek bilinçli ve militan işçilere, bu işçilere kılavuzluk edecek deneyimli sınıf örgütlerine muazzam ölçüde ihtiyaç vardır.

11. Yılında 19 Aralık Katliamı

19 Aralık 2000 tarihi, Türkiye burjuvazisinin en kanlı katliamlarından birine işaret ediyor. Devlet, o tarihte 20 cezaevine birden saldırı düzenlemiş, siyasi tutsakların saldırılara direnmesi üzerine operasyon günlerce sürdürülmüş, dört duvar arasına hapsedilen devrimcilerin üstüne kurşunlar, kimyasal gazlar, bombalar yağdırılmıştı. Saldırıda 30 siyasi tutsak katledilmiş, sağ kalanlarsa F tipi cezaevlerine nakledilmişti.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.