Navigation

Ezgi Şanlı

Mücadele Etmeyen Bedelini Öder

Örgütsüz kitleler, gündelik yaşamlarına devam ederken kapitalizmin sistematik ideolojik saldırıları altında olduklarını, gerçekleri göremediklerini, sahip oldukları fikirlerin aslında ait oldukları sınıfın çıkarlarını yansıtan fikirler olmadığını fark etmezler bile. Tıpkı bir sürü gibi nereye yönlendirilirlerse oraya doğru hareket ederler. Sürünün bir parçası olduklarını, köle olduklarını anlamazlar. Toplumda baskın olan görüşleri, değer yargılarını sahiplenir ve kendilerinin öz fikirleri zannederler. Bu fikirleri, değer yargılarını sorgulamak, sürünün dışına çıkmak korkutucudur ve köklü bir altüst oluş yaşanmadan mümkün olmaz. Örgütsüz kitlelerin kendiliğinden kapitalizm felâketini anlamlandırmasını, tehlikenin büyüklüğünü ve yıkıcılığını fark etmesini, direnç göstermesini beklemek beyhude olur.

Alevilerin Talepleri ve Diyanet’in Kırmızıçizgileri

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez geçtiğimiz günlerde temsil ettiği resmi devlet ideolojisinin Alevilere ve Alevilerin ibadethaneleri olan cemevlerine bakışını yansıtan bir açıklama yaptı. Görmez’in çelişkilerle, tutarsızlıklarla ve Sünni devletin kibriyle bezeli açıklaması devletin Alevisi olmayacaklarını defalarca dile getiren Alevilerin ve tutarlı demokratların haklı tepkisini çekti.

Sarayın Muhtarları

Cumhurbaşkanlığına seçildiği günden bu yana fiilen başkan gibi hareket eden Erdoğan, muhtarları sarayında toplamaya devam ediyor. 27 Ocak-23 Aralık tarihleri arasındaki yaklaşık bir yılda Erdoğan muhtarlarla tam 17 kez buluştu. Erdoğan, 2015 yılı başında astronomik paralar harcanarak inşa edilen Ak Saray’a yönelik tepkiler karşısında, Sarayın “milletin evi” olduğunu söyleyip, bunun bir göstergesi olarak muhtarları 2 bin kişilik gruplar halinde Ak Saray’da toplayacağını açıklamıştı. Ancak elbette niyet sarayın kapılarını millete açmak değil, tersine muhtarlar aracılığıyla her mahalleye hatta her eve girmektir. Bonapartlaşan Erdoğan, düzenli olarak toplayıp nutuk attığı muhtarları, toplumu kontrol altında tutmanın bir aracı olarak kullanmaya çalışmaktadır. Türkiye’de 53 bin muhtarın olduğu ve muhtarların görevleri düşünüldüğünde Erdoğan’ın bu toplantılara neden bu denli önem verdiği daha iyi anlaşılacaktır.

Kapitalizm Çıkmazda, İnsanlık “Depresyonda”

Kapitalizm insanlığın çok büyük bir bölüğü için mutsuzluk ve çıkışsızlık üretmeye devam ediyor. Kapitalizmin temel dayanak noktası olan insanın insan üzerindeki sömürüsü nedeniyle milyarlarca insan bu dünyada gün yüzü görmüyor. Yaşamın, doğanın, birlikteliğin tadını çıkarmak şöyle dursun, dünya yüzündeki yüz milyonlarca insan için yaşam sadece katlanılması gereken zorlukların ve acıların bir geçidi gibi. Toplumun, ezenler ve ezilenler, zenginler ve yoksullar, yani patronlar ve işçiler olarak yarılması insanlığın başına her türlü belâyı sarmaya devam ediyor. Kapitalizmin içinde debelenip durduğu yapısal kriz ve bunun bir sonucu olarak kendine özgü yöntemlerle giderek yayılan Üçüncü Dünya Savaşı bu güvensizlik ve mutsuzluğu daha da arttırıyor. Yüz milyonlarca insan, kapitalizmin yarattığı karanlığın, kasvetin doğrudan etkisi altında depresyonla boğuşuyor.

Büyüyen İşsizlik Rakamları ve İşsizlik Sigortası

Sayısı milyonları bulan işsizlerin sorunlarını işsizlik sigortası ile telafi etmek elbette mümkün değildir. Ancak iş güvencesinin yok edildiği Türkiye’de işsizlik sigortası hakkının korunup geliştirilmesi büyük önem taşıyor. İşsizlik fonunun yağmalanması karşısında sessizliğini bozarak mücadeleye girişen işçi sınıfı, yarının daha büyük mücadeleleri için de idmanlı olacaktır. İşsizlik sigortası fonunun kaderi de, işçilerin kendi elleriyle yarattığı zenginliklerden ve kaynaklardan daha fazla pay alması da, verilecek mücadelenin gücüne ve kararlılığına bağlıdır. Elbette işsizliğin ve onun kaynağı olan kapitalizmin kurutulabilmesi de…

Suriyeli Mülteciler ve Vatan Savunusu

Suriye’de savaş cephelerinde efsaneler, mertlik, yiğitlik patlamaları değil bomba patlamaları gerçekleşiyor. Sivillerin yaşadığı yerler de dâhil olmak üzere tüm bir coğrafya savaşın mekânı oluyor. Binlerce kilometre ötede basılan bir düğme ile füzeler insanların üzerine yağıyor. Biyolojik, kimyasal, nükleer silahlar taş üstünde taş, toprak üstünde can bırakmıyor. Tüm bunlar olup biterken örgütsüz yoksul kitleler için vatan savunmak mümkün olmuyor! Gerçekler ortadadır ve bu koşullarda savaş cehennemi içine atılan örgütsüz emekçilere vatan savunusu adı altında o savaşlarda can vermeyi öğütlemenin hiçbir mantığı yoktur. Emekçilerin sınıf cephesini yaratacak kadar örgütlü olmamalarının vebali, hayatta kalmak için başka ülkelere sığınmak zorunda kalan insanlara yüklemek insafsızlıktan başka bir anlama gelmiyor.

Bu Devletin Emekçilere Yaptıkları

Bugünlerde yükseltilen savaş çığlıkları, asker ve polis cenazelerinde tabutların kürsü gibi kullanılmasına varan kirli propaganda yöntemleri işçilerin zihinlerine bir kez daha çörekleniyor. Türk işçilerin önünde dizginsiz sömürü ve kirli savaşın kurbanı olmak ya da hangi kimlikten olursa olsun tüm işçilerle kardeşleşip asıl düşman olan patronlar sınıfına karşı birlikte mücadele etmek seçenekleri duruyor. Türk işçilerin, devletin Kürt işçilere ve Kürt halkına “ne yaptığını” anlaması, bu nedenle hayati önem taşıyor.

Savaş Politikaları, Milliyetçilik ve İşçi Sınıfı

Sınıfın gündelik mücadeleleri ne kadar militan olursa olsun hiçbir zaman işçileri sınıf bilincine taşıyacak doğrudan bir yol sunmuyor. İşçi sınıfının o yolu yürümesi sınıf devrimcilerinin kararlı, sabırlı ve istikrarlı çabasına bağlıdır. Gündelik hayatın akışı içerisinde, tıpkı bugünkü gibi, işçi ve emekçilerin ruh halinde negatif yönde değişiklik yaratan dönemeç noktaları her zaman oldu ve olacak. Bu dönemeç noktalarında sınıf devrimcilerine sabırlı davranmak düşüyor.

Metal İşçilerinin Mücadelesi ve Burjuva Medyanın Tıyneti

Mücadeleci metal işçileri, sermayenin emrindeki medyanın yapısını ve işlevini sorgulamak, sınıf kardeşlerine seslerini duyurmak, mücadelelerini anlatmak, güven ve güç vermek, onları bu mücadeleye katılmaya çağırmak zorundadır. Ancak bunlar bugünden yarına, kolayına başarılacak işler değildir. Her şeyin başı burjuvazinin yalan bombardımanını etkisiz hale getirmek ve mücadeleyi büyütme olanaklarını yaratmak üzere örgütlenmektir. Metal işçileri, onları sınıf bilinciyle ve mücadelenin sınanmış, doğru yöntemleriyle buluşturacak sınıf devrimcilerinin sesine kulak vermelidir.

Asgari Ücret, Azami Sınıf Çıkarları

Şıracının şahidi bozacı misali AKP’nin ve patronların imdadına yerli ve yabancı ekonomistler, akademisyenler, gazeteciler, hatta sendikacılar yetişmeye çalışıyor. Asgari ücreti arttırma vaatlerinin iyi fikir olmadığını ve gerçekleşmesi halinde Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebileceğini iddia ediyorlar. Türkiye’nin pazarları daralacak, ihracat duracak, fabrikalar kapanacak, işsizlik artacakmış. Bütçe açık verecek, borçlar artacak, kriz derinleşecekmiş. Metal işçilerinin üretimi durdurması da bir o kadar tehlikeliymiş.

Soma’yı Unutmadık, Unutturmayacağız!

İşçi ailelerinin hesap sorma bilinci geliştirmesi, işçi sınıfının mücadelesini de geliştirecektir. Bu nedenle sanıkların beraat ettirilmeleri engellenmeli, en ağır şekilde cezalandırılmaları sağlanmalıdır. Devlet kurumlarının dava kapsamına alınması ve bu davanın sonucu pek çok açıdan çok önemlidir. Ancak başta maden işçileri olmak üzere işçi sınıfı tüm bunları ancak güçlü bağlarla birbirine kenetlendiğinde başarabilir. Soma katliamı bir kez daha ortaya koyuyor ki, işçilerin kanını kömürün siyahına bulayarak servetler büyüten patronların sömürü düzenini yıkmak için, işçi sınıfının örgütlenmekten başka çaresi yoktur.

İşçiye Kara Delik, Patronlara Cömertlik

AKP hükümeti Nisan ayı başında yeni bir teşvik paketi açıkladı. 11 maddeden oluşan ve “İstihdam, Sanayi Yatırımı ve Üretimi Destekleme Paketi” adını taşıyan bu paketle AKP hükümeti patronlara büyük kıyaklar yapmayı ve işçilerin paralarıyla oluşturulan fonları sermayeye peşkeş çekmeyi sürdürüyor. Sıra işçilere kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti vermeye, işçileri uygun yaşta emekli etmeye, emeklilik maaşını, işçi ücretlerini yükseltmeye, işsizlik maaşını işsizlere vermeye ve diğer sosyal harcamalara geldiğinde kaynak sıkıntısından, kara deliklerden bahseden AKP hükümeti, patronlara sınırsız bir cömertlik sergiliyor.

12 Eylül Anayasasına da Başkanlık Sistemine de Hayır!

Erdoğan’ın asıl derdi başkanlık sistemine cevaz verecek bir anayasal düzenlemenin yapılmasıdır. Bu amaçla mevcut anayasayı değiştirmek gerektiğinden bahsetmekte, bu niyetini meşrulaştırmak için de mevcut anayasayı eleştirmektedir. 12 Eylül Anayasasının tüm kurumlarıyla birlikte lağvedilmesi elbette işçi sınıfının talebidir. Ama bunu yapacak olan, darbenin nimetlerinden yararlanarak işçi sınıfına kan kusturanlar değildir. Demokratik hak ve özgürlükleri geliştirecek olan yalnızca işçi sınıfının mücadelesidir.

Erdoğan’ın “Hız” Tutkusu

Malûm, “başkan babalık” arzusu yerine gelirse, Erdoğan neredeyse sultanlık yetkileriyle donatılmış bir başkan olacak. Arzuladığı “Türk tipi” başkanlık sisteminde, Erdoğan’ın denetlenmesi neredeyse imkânsız olacak. Böylece hakikaten çok hızlı kararlar ve uygulamalar birbirini izleyecek. İşçi sınıfına yönelik saldırıları ve anti-demokratik yasaları arka arkaya çıkaran ve süratle uygulayan AKP’nin ve Erdoğan’ın daha da hızlanmasının anlamının daha çok saldırı, daha çok keyfilik, daha çok denetimsizlik olduğu açıktır.

Emekçi Kadınlar 8 Mart’ın Başkaldırı Ruhuyla Mücadeleye

8 Mart, emekçi kadınların ezilmişliğe karşı uluslararası bir mücadele günüdür. İşçi sınıfının hafızasında, sömürüye karşı mücadelesinde bir kaldıraç işlevi gören ve sonraki kuşaklara onurla aktarılan tarihsel kesitlerin simgelendiği günlerden biridir 8 Mart. Ve 8 Mart’ın ruhuna uygun bir mücadeleye atılmak işçi kadınlar için her zamankinden daha büyük bir ihtiyaçtır. Egemenler, 8 Mart’ın zengin-yoksul, patron-işçi tüm kadınların günü olduğunu iddia ediyorlar. Sadece kadınlara hediye ve çiçek verilen bir gün olsun, özü unutulsun diye uğraşıyorlar. Ama bu çaba boşunadır.

Rakamlarla Yoksulluk ve AKP’nin “Sosyal” Politikaları

Ne AKP’nin ne de herhangi bir düzen partisinin dağıttığı yardımlar kapitalizmin yarattığı yoksulluğa derman olabilir. Geniş kitleleri yoksulluğun pençesine iten ve o pençelerde acı içinde kıvrandıran kapitalizmdir. Sosyal yardımlar kitlelerin öfkesini bir süre için dizginleyebilir. Örgütlenmenin ve ayağa kalkmanın önünde bir müddet engel gibi durabilir. Fakat hiçbir mekanizma kitlelerin sınıf kinini bastıramaz. Yoksul kitlelerin öfkesinin patlamalı olarak ortaya çıkmasına mani olamaz. AKP de tıpkı diğer düzen güçleri gibi bu öfkeden nasibini alacaktır.

Meksika Aynasında Çürüyen Kapitalizm

Ayotzinapa katliamının gizlenemez bir biçimde yeniden ortaya çıkardığı bir gerçek, iki ayrı sınıf için iki ayrı Meksika olduğu gerçeğidir. Sermayenin “büyüyen Meksika”sı ve yoksulların kanını emen çürümüş kapitalist Meksika! Kitleler, sermayenin Meksika’sından bıkıp usandıklarını, başka bir Meksika istediklerini isyanlarıyla ortaya koydular. Onlar başka bir Meksika istiyorlar, onlar başka bir dünya istiyorlar. Bu dünyayı yaratmak üzere verilecek savaş için olgunlaşıyor, ustalaşıyorlar.

Ekonomide Yapısal Dönüşüm: İşçiye Ölüm, Doğaya Yıkım!

Elbette teknolojinin gelişmesine, doğal kaynakların kullanılmasına, enerjinin kolay elde edilebilir ve ucuz olmasına kimsenin bir itirazı olamaz. Ancak gezegenin dengesini bozan, canlı türlerinin yaşam hakkını elinden alan, gıda kaynaklarını kurutan, işgücünü yıkıma uğratan, akıldışı bir planlamaya dayanan, insanlığın sonunu hazırlayan bir enerji üretimine itirazsız kalmak da insanlığa aykırıdır. Dünya geri dönülmez bir biçimde sermaye eliyle yaratılan küresel iklim değişikliğinin, kirlenmenin ve yıkımın etkilerine maruz kalırken, sermayenin bildiğini okuması canilikten, kan emicilikten başka bir şey değildir.

Doğu Türkistan Sorunu Alevlenirken

Çin devletinin uygulamaları Uygur halkı ile Çin halkı arasına nefret ve düşmanlık tohumları ekmekte ve hakların kardeşliğinin önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Bu nedenle Uygur sorununun çözülmesi Çin işçi sınıfı açısından da önem taşımaktadır. Bu sorunun köklü bir şekilde çözülmesi için Uygur halkının kendi kaderini tayin hakkı, bağımsızlık da dahil olmak üzere kayıtsız şartsız tanınmalı ve demokratik talepleri karşılanmalıdır.

Ebola: Irkçılık ve Devlet Terörü İçin Yeni Bahane

Dünya neredeyse her sene yeni ve korkunç bir salgın hastalık paniği ile sarsılıyor. AIDS, SARS, kuş gribi, domuz gribi gibi salgınların ardından dünyanın yeni korkusu ebola. Şubat ayından bu yana eboladan ölen insanların sayısı 1500’e yaklaştı. İlk kez 1970’li yıllarda görülen, o tarihten bu yana zaman zaman salgın haline gelen ve ölümlere neden olan ebola, bu defa öncekilerden daha çok can aldı.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden oluşan ikinci kitabını e-broşür formatında okurlarımıza sunuyoruz. Sorarım sana;/ Terleye terleye, / Üşüye üşüye, / Kan ter içinde kala kala, / Umudun umutsuzluğa karışa karışa, / Günlerin haftalara, haftaların aylara, / Ayların yıllara dönüşe dönüşe, / Bütün sinirlerin gerilerek / Hangi işi bitirdin bugüne dek? / Milim milim / Santim santim ilerleyerek / Halı dokur gibi yani mesela… / Halı dokur gibi sabırla.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.