Navigation

Serhat Koldaş

Kapitalizmin Krizi Derinleşiyor, Tekelleşme Artıyor

Dünya tarihinin bugüne kadarki rakamsal olarak en büyük “şirket birleşmeleri” dönemi yaşanıyor. Birleşmeler, nadiren şirketlerin sermayelerini ve yönetimlerini birleştirmeleri, genelde ve esas olarak ise birinin diğerini satın alarak yutması biçiminde gerçekleşiyor. 2015 yılında küresel tekellerin aralarındaki birleşmelerle, birleştirdikleri sermaye hacmi 5 trilyon doları aştı. Dünya ekonomik krizinin “finans krizi” biçiminde göründüğü 2008 yılının arifesinde, yani 2007 yılında da şirket birleşmeleri muazzam düzeyde artarak 4,6 trilyon dolarlık bir hacme ulaşmıştı. 2015 yılında şirket birleşmelerinde rekor rakamlara ulaşılması, tekelleşmenin vardığı düzey ve varsıl-yoksul uçurumunun büyümesi vb., kapitalist sistemin yaşadığı tarihsel krizin yansımalarıdır.

Arjantin Seçimleri Üzerine

Devrimci bir örgütlülükten yoksun durumdaki işçiler ve köylüler sosyal harcamalara son vererek emekçileri daha da yoksullaştıracak, zenginleri daha zengin edecek, küresel sermayeye hizmette kusur etmemeyi vadeden, grevlerde işyerleri önüne kurulan barikatlar için “bir çeşit gasptır, yasaları uygulayacağız, yapanların başı belaya girecek” diyerek işçi mücadelesine duyduğu nefreti dillendiren bir adaya oy verdiler. Görüldüğü gibi, burjuva sol iktidarların yarattığı hayal kırıklıklarının sonucu, Venezuela’da olduğu gibi Arjantin’de de ağır olmuştur. Bu sonuçların tekrar tekrar yaşanmaması, işçi sınıfının yükselen mücadelesinin reformist sol düzen partilerinin çıkmaz sokaklarında heba olmaması için devrimci seçeneğin inşa edilmesine ihtiyaç var.

3. Dünya Savaşı Tespitleri ve Elif Çağlı

ABD’nin Irak işgaline hazırlandığı 2002 yılında ve ABD’nin 2003’deki Irak işgalini takip eden süreçte kaleme aldığı makalelerde Elif Çağlı, 1990’larda iki kutuplu dünya koşullarının sona ermesiyle birlikte emperyalist sistemin yeni bir paylaşım kavgasına tutuştuğunu açıklıyordu. ABD’nin 2. Dünya Savaşı sonunda elde ettiği hegemonik pozisyonu aynı güçle sürdüremediği, pozisyonunu korumak üzere, terörle mücadele gerekçesini ileri sürerek bir dizi savaşa giriştiğini açıklıyordu. 2003’de Avrupa şehirlerinde ve İstanbul’da El Kaide’nin gerçekleştirdiği bombalı saldırıların ardından yaptığı analizlerde bu saldırılara “terör saldırıları” denilerek geçilemeyeceğini, bu saldırıların emperyalist paylaşım savaşı sürecinden ayrı değerlendirilemeyeceğini açıklıyor; bu tür patlamaların emperyalist paylaşım savaşının giderek daha yaygın hale gelecek bir yöntemi olacağını öngörüyordu. 11 Eylül ile başlayan ve 2003’deki sansasyonel bombalamalarla devam eden saldırılar üzerine Elif Çağlı’nın yaptığı değerlendirme ve öngörüleri tarih haklı çıkarmıştır.

Mülteci Şantajıyla Kurulan Merkel-Erdoğan Kirli İttifakı

Suriye iç savaşının ve Suriyeli mültecilerin yıllardır yaşadıkları insanlık dramının başta gelen sorumlularından olan AB ülkeleri ve Türkiye, mülteci sorununu kirli bir pazarlığın daha konusu haline getirdiler. Almanya Şansölyesi Merkel’in 1 Kasım seçimlerinin arifesinde gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti ve Merkel-Erdoğan arasındaki mide bulandırıcı pazarlıklar, kapitalist dünyanın riyakârlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Erdoğan’ın Savaş Tezgâhı

Savaş ortamında baskın bir seçime giderek zafer kazanmayı planlayan Erdoğan ve AKP çok riskli bir kumar oynuyor. Savaş oyunlarıyla sivil siyaset alanına bir çeşit darbe yapan Erdoğan, fiili bir başkanlığı gayrimeşru bir biçimde yürütüyor. Bir çeşit hükümet darbesiyle inisiyatifi ele alan Erdoğan’ın bu yolda belli bir süre gitmesi mümkün olsa da, yapılan kirli planların başarıya ulaşması zor gözüküyor.

İran’la Batı Arasındaki Nükleer Görüşmeler

İran ile 5+1 ülkeleri (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi olan ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında, İran’ın nükleer programı üzerine uzun süredir devam eden görüşmelerde, taraflar, ön anlaşmaya varıldığını Nisan ayı başında açıkladılar. İran’ın nükleer programı 12 yıldır ABD ile İran arasındaki çekişmenin ana kaynağı durumundaydı.

Erdoğan-Ordu Uzlaşması ve Tehlikeli Provokasyon Süreci

Bugüne değin AKP’ye dokuz seçim kazandıran dinamikler tersine işlemeye başlamıştır. Erdoğan bu çöküş sürecine son vermek üzere riskli bir politik manevraya girişiyor. Ordu ile kurmaya çalıştığı ittifak üzerinden Kürtlerle savaşı canlandırarak, şovenizmi körükleyerek ve belki de 7 Haziran seçimlerinin olağan koşullarda yapılmasını engelleyerek koltuğunu korumanın hesabını yapıyor. Yaptığı açıklamalarla Kürtleri kışkırtmaya çalışmasının, ateşkes sürecini askeri operasyonlarla imha etmeye girişmesinin sebebi budur.

Cizre: AKP, Polis, Hizbullah, Cemaat ve Ötesi

6-8 Ekim öncesinde başlayan kışkırtmalar, 6-8 Ekimde gerçekleşen çatışmalar ve 27 Aralıktaki Cizre provokasyonu, PKK ile Hüda-Par arasında savaş çıkarmaya yönelikti. Tutmayınca, polis saldırılarıyla Kürt kitleleri terörize edilmeye çalışıldı. Ancak Kürt halkının ve siyasetçilerinin basiretli tutumu bu oyunları da boşa çıkardı. AKP bir yandan suçu “paralelciler”e, öte yandan PKK içerisindeki “barış istemeyen provokatörlere (!)” yıkıp kendisini sıyırmaya çalışıyor. Başbakan Davutoğlu Kürt illerine gidip Kürtçe birkaç kelime söyleyip “keşke zamanım olsa da Kürtçe öğrenebilsem” diyerek şirin görünmeye çabalıyor.

Gülencilere Operasyon: Kayıkçı Dövüşünün Yeni Perdesi

bugün yaşananları basın özgürlüğüne saldırı olarak lanse etmek ne denli ikiyüzlülükse, bir otoriterleşme sürecinin yaşandığı ve demokratik hakların gasp edilmekte olduğu da o denli gerçektir. AKP, Gülencilere karşı operasyonu bahane ederek, Gezi eylemcilerinden Kürt hareketine kadar, kendisine karşı tehlike olarak gördüğü her tür muhalefeti darbecilik çuvalına tıkıştırmaya çalışıyor. Darbeciliğe karşı “milli iradeyi” savunma bahanesi ile giderek saldırganlaşıyor, otoriterleşiyor. Erdoğan Bonapartlaşma yolunda ısrarla ilerliyor. Bu gidişatı durdurmak ve tüm bu pisliği tarihin çöp tenekesine göndermek için işçi sınıfının devrimci mücadelesini yükseltmekten başka bir yol bulunmuyor.

IŞİD’in Kobanê Saldırısı ve AKP’nin Rojava Düşmanlığı

Katliamcı IŞİD çeteleri ile AKP hükümetinin zalim planları, emperyalist güçlerin teşviki ya da göz yumması ile hayata geçebilir. Rojava’daki fiili özerklik, IŞİD’in kıyımları ve Türkiye’nin “tampon bölge” planlarıyla boğulabilir. İşçi sınıfına düşen görev, savaşa ve Kürt halkının ezilmesine karşı mücadele bayrağını yükseltmektir.

İsrail-Filistin Arasında “Kalıcı Ateşkes” mi?

Mısır’ın arabuluculuğunda Kahire’de devam eden görüşmeler, 26 Ağustosta İsrail ile Filistin arasında “kalıcı ateşkes” için anlaşmaya varıldığına dair açıklamayla sonuçlandı. İsrail’in 8 Temmuzda başlattığı savaşın Gazze için faturası ağır oldu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, önemli bir kısmı kadın ve çocuklardan oluşan çoğu sivil 2 bin 143 Filistinli yaşamını yitirdi, 11 bine yakını yaralandı, 100 bin kişi evsiz kaldı. Savaş boyunca Gazze’de evlerini terk etmek zorunda kalarak BM’nin kontrolündeki okullara sığınan yüz binlerce insan ateşkesin ardından evlerine dönmeye başladı. Ancak 100 bin insanın evlerinin yerinde şimdi enkaz yığını var.

İsrail Yine Katlediyor

Batı Şeria’daki Gush Etzion yerleşim biriminde üç Yahudi yerleşimci gencin Hamas tarafından öldürüldüğünü iddia ve bahane eden İsrail, 8 Tem­muzda Gazze’ye denizden ve havadan füze ve bomba yağdırmaya başladı. İsrail’in “Koruyucu Hat Operasyonu” adını verdiği bu katliam, 17 Temmuzdan bu yana kara harekâtı ile devam ediyor.

Dünya Kupası Protestoları ve Brezilya’da “Sol” Hükümetin Cibilliyeti

Brezilya’da düzenlenen 2014 Dünya Kupası, grevler ve protesto gösterileri eşliğinde başladı. Bu Dünya Kupası, sadece kupaya katılan ülke takımlarının ve futbolcuların performansları, atılan goller, maçlarda alınan sürpriz sonuçlar ya da kupanın final maçıyla anılmayacak. Brezilya işçi sınıfının ve yoksul kitlelerin gerçekleştirdikleri grevler ve protesto gösterileri kupaya damgasını vurmuştur. Bu protestolar, işçi ve emekçilerin öncelikleri ve çıkarlarıyla egemen sınıfın öncelik ve çıkarlarının uzlaşmaz bir karşıtlık içinde olduğunu net bir biçimde ortaya koymuştur.

Sefalet ve Savaşlar Turistik Metaya Nasıl Çevrilir?

Putin’in Rusya’sı; Yunanistan ve euronun krizi; Mandela’nın mirası; savaştan bağımsızlığa Kosova; Bosna ve Sırbistan; Londra ve finansal kriz; dünyanın en yalıtık ülkesi Kuzey Kore; Gürcistan: Özgürlük rüyasının sonu; Kuzey İrlanda: barışa giden yol; büyüyen ve değişen Çin; İsrail ve Filistin; bağımsızlık yolunda İskoçya; Erdoğan ve Anadolu Kaplanları; devrimden sonra Libya… Sıralanan bu başlıklar politik makale başlıkları değil. Bunlar turistik turların isimleri.

Mısır’da Askeri Diktatörlüğün Kanlı Yüzü

Mısır’da askeri darbe yönetimi, Müslüman Kardeşler örgütünün liderlerinden Muhammed Badie’nin de aralarında bulunduğu 683 kişiye daha idam cezası verdi. Mahkeme idamlar için geçtiğimiz yıl Ağustos ayında, Minya eyaletindeki bir karakola düzenlenen saldırıda bir polisin öldürülmesini gerekçe gösterdi. Minya’daki karakol saldırısı, 14 Ağustosta Kahire’de yüzlerce Muhammed Mursi yanlısı göstericinin polis tarafından katledildiği gün yaşanmıştı.

TC’nin Sahte Laikliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı

Kemalist rejim 3 Mart 1924’te Şeriye ve Evkaf Vekaleti yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nı (DİB) kurmuştu. Geçtiğimiz günlerde 90. yılını geride bırakan bu kurum, devletin din ile ilişkisinin ve sahte laiklik anlayışının en önemli göstergelerinden biri olarak üzerinde durulmayı hak ediyor.

Otoriterleşme Süreci ve Sözde Demokrasi Paketleri

İşçi sınıfı ve tüm emekçi kitleler, içerisinden geçtiğimiz dönemde demokratik hak ve özgürlüklerin ancak fiili durumlar yaratarak, rejime dayatarak, yani söke söke kopararak elde edilebildiğini görmeli, egemenlerin iç kapışmalarına taraf olmadan kendi sınıf çıkarları doğrultusunda demokratik hak ve özgürlüklerin korunması ve ilerletilmesi mücadelesini yükseltmelidir.

Otoriterleşen İktidarın “Baş Belâsı” İnternet

Hükümet 17 Aralık operasyonlarının yarattığı politik krizi aşmak üzere otoriterleşme yönünde adımlar atmaya devam ediyor. Yargı ve emniyete yönelik operasyonlarla iktidar kavgasını kendi lehine çözmeye çalışan AKP, art arda patlatılan yolsuzluk dosyalarının ve kirli ilişkileri deşifre eden ses kayıtlarının internette dolaşmasını önlemenin de yollarını döşüyor.

Dershane Kavgasının Perdeleyemediği İktidar Çekişmesi

Gülen Cemaati ile Erdoğan ekibi arasında uzun süredir devam eden çekişme, Erdoğan’ın Cemaat’e büyük bir darbe vurmak üzere gündeme getirdiği dershaneleri kapatma meselesiyle birlikte, kamuoyu önünde yürüyen açık bir savaşa dönüştü. Bu çatışma, bulutsuz bir havada birden bire başlayan bir sağanak yağış değil elbette. Daha önce sürekli bastırılan, geçici olarak yatıştırılan ve alttan alta yürüyen bir çekişme söz konusuydu. Ve nihayetinde, hükümetin izlediği iç ve dış siyaset, bu iki burjuva kesimin yakın zamana kadar devam eden ittifakını sarstı ve kurulan siyasi dengeleri sürdürülemez hale getirdi.

Otoriterleşme Süreci İlerliyor, Polisin Yetkileri Artıyor

AKP hükümeti polisin yetkilerini daha da arttırmak için yeni bir yasa paketi hazırladı. Hazırlanan yeni paket, “önleme gözaltısı” adı altında polisin insanları herhangi bir sebebe dayanmaksızın keyfi olarak gözaltına almasını yasallaştırıyor. Yani polis, hiçbir suçu olmadığı halde sadece suç işleme ihtimali ya da eyleme katılma potansiyeli taşıdığına inandığı kişileri sorgusuz sualsiz gözaltına alabilecek ve 24 saate kadar nezarette tutabilecek. 24 saatlik gözaltı süresi polisin talebi ve hâkimin kararıyla uzatılabilecek.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.