Navigation

Sistem Krizi ve 3. Dünya Savaşı

Barış Bir Devrim Sorunudur

Emperyalizm çağında nasıl ki büyük güçlerin kozlarını paylaştıkları savaşlar emperyalist savaşlarsa, onların çıkarlarını koruyan ve garanti altına alan bir barış da ancak emperyalist bir barıştır. Gerçek şu ki, emperyalist kapitalist sistem egemenliğini sürdürdüğü sürece, sözde barış dönemleri gerçekte emperyalist savaşlar arasında verilen geçici bir ateşkes döneminden başka bir şey değildirler.

Tehlikenin Ortasında…

Emperyalist savaşın yaygınlaşma tehlikesini küçümseyen, Irak savaşını ABD’de Bush takımının iktidarıyla sınırlı bir “çılgınlık” olarak yorumlayan siyasal yaklaşımlar, dünya proletaryasının devrimci mücadelesini yönetemez ve güçlendiremezler. Savaş cehenneminin alevleri kendilerinden uzakta diye, Üçüncü Dünya Savaşının beklenmeyeceği yolunda görüşler geliştirenler, can yakan gerçeklerden köşe bucak kaçtıklarını sergilemişlerdir.

Olağanüstü Rejimlerin Temelleri Döşeniyor

AB’ye girmek için, AB burjuvazisinin bastırmasıyla demokrasi makyajı yapmak zorunda kalan Türk egemen sınıfı, şimdi AB ülkelerini de saran gericilik dalgasıyla birlikte, zaten akmış olan makyajını rahatça temizlemeye girişebiliyor. Boşuna söylenmemiş: Haydan gelen huya gider! Bütün bu gerici saldırılar, kalıcı demokratik kazanımların ve özgürlüklerin ancak işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle elde edilebileceğini ve yalnızca bir işçi iktidarı altında garantiye alınabileceğini bir kez daha kanıtlamaktadır.

Medeniyetler Çatışması mı, Emperyalist Saldırganlık mı?

Gerici “medeniyetler çatışması” safsatasının geniş halk kitleleri nezdinde kabul görmesi büyük bir tehlikedir ve emperyalistlerin (ve onların ekmeğine yağ süren radikal İslamcıların) yapmak istedikleri budur. En başta da işaret ettiğimiz gibi bununla insanlık “medeniyet” denilen çizgiler üzerinden bölünerek birbirine düşürülmeye ve yeni kan banyolarına sürüklenmeye çalışılmaktadır. Bu emperyalist bir kapandır. Binbir türlü provokasyon ve komployla gerçeklik kazandırılmaya çalışılan bu safsataya karşı dünya işçi sınıfının proletarya enternasyonalizmi bayrağını öne çıkarması yegâne çıkış yoludur.

1 Eylül Yaklaşırken: Barış Hayalleri ve Solun Unuttukları

“Gerçek düşman kendi evinde” şiarıyla emperyalist savaşı işçi sınıfının iktidarı almak için yürüteceği bir iç savaşa çevirme politikasını izleyen Bolşevizmin yaklaşımı şu tespitten yola çıkıyordu: Hele emperyalizm çağında hiçbir siyasal kavram sınıfsal bir sıfat olmaksızın bir anlam ifade etmez. Vatan, devlet, demokrasi, özgürlük, şiddet, savaş ve barış. Peki ama hangi sınıfın?

“Terör”ün Ardına Gizlenen Gerçekler

Masum insanların ne “terör” sopasıyla korkutulmaya ne de “terörü lanetliyoruz” masallarıyla uyutulmaya ihtiyacı var. Onların yegâne ihtiyacı, onları sömürüp açlığa ve yoksulluğa mahkûm eden, onlara olmadık acıları yaşatan ve kapitalist savaş makinalarıyla üzerlerine ölüm kusan bu vahşi düzenden kurtulmaktır.

“Büyük Ortadoğu” ya da Genişletilmiş Emperyalist Paylaşım

Emekçi yığınların bu kan ve barut atmosferinde ayağa kalkması ezilen ulusların emekçi kitlelerinin hareketinin proletaryanın mücadelesiyle birleşmesi “Büyük Ortadoğu”yu bir devrimci buhran sürecine itecektir. “Büyük Ortadoğu” sonuna kadar devrim, karşı-devrim anaforuna çekilecektir. Böyle bir gelişme döneminde ise ya proletarya başında bir devrimci önderlik bularak devrimi başarıya ulaştıracak veya karşı-devrim başarı kazanarak proletaryanın devrimci hareketini ezecektir. Karşı-devrimin gelişimi ve başarılı olması toplumsal hareketin ezilmesi, ezilen ulusların boynuna vurulan boyunduruğun sıkıştırılması ile sonuçlanacak ve koyu bir gericilik dönemi başlayacaktır. Sınıf mücadelesi basıncından kurtulan emperyalistler kapitalizmin krizini çözmek için savaşı daha da genişleteceklerdir. Kapitalizm bir dönem için yeniden soluklanma ortamı bulacaktır. Şurası açıktır ki dünya tarihi yeni bir döneme girmiştir ve genişletilmiş emperyalist paylaşım olan “Büyük Ortadoğu Projesi” ancak proletaryanın devrimci iktidarıyla parçalanabilir.

Emperyalist Paylaşım Kavgası Yayılıyor

ABD emperyalizmi Ortadoğu’da henüz istediği ölçüde istikrarı sağlayamamıştır, ama en azından bu bölgeyi tüm dünyanın gözünde kendi nüfuz alanı olarak tescil etmeyi başarmıştır. Ancak ABD emperyalizminin politikaları Ortadoğu ile sınırlı olmadığı ve hatta paylaşım kavgasının cereyan ettiği asıl coğrafyanın Avrasya olduğu hatırlanırsa, Irak işgali üzerinden Ortadoğu’da elde ettiği kısmi başarı, dünya ölçeğinde yaşanan emperyalist kapışmanın sonuçlanması için yeterli değildir. ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki kısmi-geçici başarısı, onun emperyalist piramidin tepesindekini yerini biraz daha sağlamlaştırmasını sağlamış, fakat aynı zamanda diğer emperyalist güçlerle arasındaki çekişmeyi de kızıştırmıştır. ABD emperyalizminin aktif, müdahaleci ve son derece saldırgan politikası sayesinde ilerleme kaydetmesi, diğer rakiplerinin de onunla aynı metotları kullanmasını kaçınılmaz hale getirmektedir. Böylece de emperyalist güçler arasındaki kapışma hem daha geniş bir coğrafyaya yayılma eğilimi göstermekte hem de artık mazide kalan “barışçıl” dönemin politikaları bir bütün olarak yerini saldırgan tutumlara terk etmektedir.

İstanbul'daki Saldırıların Ardında Yatan Gerçekler

El-Kaide tarafından üstlenilen ya da onun yaptığı söylenen bombalı saldırılar zincirine İstanbul’da gerçekleşen patlamalar da katıldı. 15 Kasım günü iki sinagoga yönelik saldırıda 25 kişi öldü, 300’e yakın insan yaralandı. Aradan yalnızca beş gün geçmişti ki bu kez Taksim’de Britanya Başkonsolosluğu ve Levent’te HSBC Bankası önünde patlayan bombalar 30 insanın ölümüne, 400’den fazlasının da yaralanmasına yol açtı. Olayların ardından çeşitli ülkelerin yetkilileri, her zaman olduğu gibi demeçler verdiler, terörü lanetleme adına adeta birbirleriyle yarıştılar. Egemen güçlerin yaratmak istediği toz duman bulutu içinde çeşitli yorumlar birbirine karıştı. Fakat hepsinde ortak olan yön, emperyalist ve kapitalist devlet temsilcilerinin bu olayları fırsat bilerek kendi icatları olan bir düşmanın, “uluslararası terör”ün ardına sığınıp hep birlikte masumu oynamaya çalışmalarıydı.

Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum

"Kapitalist sistemin II. Dünya Savaşı sonrasından 21. yüzyıl başlangıcına dek uzanan dönemi, tüm iniş ve çıkışlarına rağmen ekonomik yaşamda genel bir canlılık sergiledi. Derin krizlerin ve nice insanın yaşamını yok eden iki büyük dünya savaşının ardından gelen bu canlılık dönemi, "kapitalist üretim sürecinin önemli ölçüde karakter değiştirdiği" yolundaki görüşlerin de yaygınlık kazanmasına yol açacaktı. Zamane iktisatçıları, kapitalist sistemin artık krizlerini atlatabilecek yetkinliğe ulaştığını ve sistemin eski dönemin özelliklerine benzemeyen yeni bir tarihsel döneme girdiğini şişinerek ilân ediyorlardı. Burjuva iktisatçıların ekonomik yükseliş dönemi boyunca kapitalist sistemi tahkim edici ideolojik çıkarsamalar yapmalarında ve kapitalizmin artık ölümsüz bir çağa girdiği mavalını okumalarında garipsenecek bir yan yoktu. Tuhaf olan, bir zamanlar Marksist geçinen kişilerin de neredeyse burjuva iktisatçıların kuyruğundan sürüklenircesine bu propagandadan etkilenmeleriydi."

Emperyalist Paylaşım Savaşı Devam Ediyor

Emperyalist savaş baronlarının, bugün Ortadoğu’da yürüttükleri huruç harekâtında iki sefer arasındaki savaş molası bizi şaşırtmasın, rehavete sürüklemesin. Böylesi savaş araları, emperyalist savaşların gerçek karşıtlarıyla sözde muhaliflerin ayırdedilmesini sağlayan test dönemleridir. Emperyalist-kapitalist sisteme kökten karşı çıkmaksızın ne gerçek bir sosyalist, ne gerçek bir barış yanlısı ve hatta ne de gerçek bir çevre dostu olunabilir. İnsanlığı yıkıma ve gezegenimizi felâkete doğru sürükleyen bu sistemden kurtulabilmek için, dönem dönem parlayıp sönen istikrarsız küçük-burjuva bir muhalifliğe değil, her koşul altında diri ve mücadeleci olmayı becerebilen örgütlü militan bir işçi hareketine ihtiyaç var. Sıcak savaş dönemlerini olduğu kadar, savaş molalarını da emperyalist sisteme karşı mücadelenin yükseltilmesi bilinciyle değerlendiren enternasyonalist komünist tutumu tüm dünyada güçlendirmek için ileri!

Emperyalist Savaşa ve Kapitalizme Karşı Görev Başına!

Devrimci fikirlerle donanmış örgütlü işçilere, işçi-emekçi kitlelerin aydınlatılmasında, sınıfın anti-kapitalist mücadelesinin yükseltilmesinde büyük görevler düşüyor. Yoksul insanların yaşamını mahveden kapitalist düzene karşı kitlelerin bilinçlendirilmesi için, her bir somut talep militan bir mücadele silahı düzeyine yükseltilebilmelidir. … Kapitalist silah harcamalarına hayır! Kamusal fonlar işçi-emekçi semtlerine, okullara, hastanelere ve emeklilere tahsis edilmeli! İşçi sınıfının denetimi ve demokratik yönetimi altında kamulaştırılmış planlı ekonomi!

Savaş Tamtamları Çalınırken

Burnumuzun dibinde işçi ve emekçilerin birbirlerine kırdırılacağı bir emperyalist savaşın tamtamları çalınırken, Türkiye de alt-emperyalist hesaplarla bu savaşa müdahil olmaya hazırlanıyor. Elif Çağlı bu yazısında bir yandan Türkiye'nin şu anda içinde bulunduğu politik atmosferi irdeleyerek yaklaşan savaşa dikkat çekiyor. Öte yandan, işçi sınıfı öncü ve örgütlü gücüyle siyaset sahnesinde yer almadıkça, reel politikanın çeşitli burjuva çevreler arasındaki siyasal çekişmelerden ibaret olmaya devam edeceğini vurguluyor.

Emperyalist Savaş Rüzgarları

Savaş, emperyalist sistemin anarşik doğasından kaynaklanan ve tekrar edip duran bir olgu olarak kendini gösteriyor. Bu bağlamda küçük-burjuva pasifistlerinin genel olarak “savaşa hayır” demeleri, savaşın insanlığı yok edecek bir gerçeklik oluşunu ortadan kaldırmıyor, engellemiyor. Savaş, emperyalist güçlerin dünyayı yeniden paylaşmasından kaynaklanıyorsa, onu durdurmanın yolu, emperyalist savaşı burjuva düzene karşı bir savaşa çevirmekten, işçi sınıfının mücadelesini kapitalist sistemin temellerine yöneltmekten geçiyor.

Berlin Duvarının Yıkılmasından 11 Eylül’e

Rayından Çıkan Emperyalist Dengeler

Berlin Duvarının yıkılması, ardından Doğu Avrupa’daki bürokratik yapıların çökmesi, dünyadaki dengelerin hızlı bir değişim sürecine girdiğinin habercisiydi. Kısa bir süre sonra, bürokratik rejimlerin merkezi ve hegemon gücü olan SSCB’nin de çökmesiyle birlikte, dünyadaki politik dengeler altüst oluyordu. Emperyalist ideologların deyişiyle, artık “yeni bir dünya düzeni”yle karşı karşıyaydık. Ancak bu hiç de iddia edildiği gibi, “sınıf mücadelesinin sona erdiği” ve neoliberalizmin kendi bayrağını ebedi bir şekilde göndere çektiği bir dünya olmayacaktı.

Sayfalar

Sistem Krizi ve 3. Dünya Savaşı beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.