Navigation

Pandemi Günleri: Milyarderlere Fırsat, Milyarlara Yoksulluk!

Barındırdığı akıl almaz çelişkilerle nefes alamayacak boyuta gelen ve tarihsel miadını dolduran kapitalist sistem ecel terleri döküyor. Ölmeye yazgılı kapitalizm, içinde bulunduğu tarihsel sistem krizinden bir çıkış yolu bulmak ve krizin asıl sebeplerini kitlelerin görmesinin önüne geçmek için koronavirüs şalına sarılmıştı. Fakat gelinen noktada durum öyle bir hal aldı ki, bu şal artık kapitalizmin ürettiği devasa çelişkileri gizleyemez oldu. Dünya genelinde 400 milyondan fazla insan işini kaybetti, çok daha fazlası ise açlık ve yoksulluk tehlikesiyle yüz yüze kaldı. Dünyanın birçok ülkesinde sağlık sistemi iflas etti. “Pandemi krizi” diye gösterilen tarihsel sistem krizinin şiddeti dünyayı sarsıyor. Pandemi günleri, burjuvazinin tepesindekiler için varoluşsal sancılarına çare aramak üzere yoğun mesai harcadıkları bir sürece dönüşürken, bu süreci fırsat belleyip işçi ve emekçilerin kanını sinekten yağ çıkarırcasına emenler rekor kâr patlamaları gerçekleştiriyor. Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam, Eylül ayında açıkladığı “Güç, Kâr ve Pandemi”[1] başlıklı raporu ile pandemi sürecinde dünyanın en büyük tekellerinin katlanan kârları ile bunun paralelinde artış gösteren yoksulluğu ve büyüyen eşitsizliği ele alıyor. Rapor malûmun ilamı olsa da rakamlar ve detaylar çok daha fazlasını anlatıyor.

Küresel ölçekteki ekonomik krizin, ABD, Brezilya ve Avrupa’daki et işleme tesislerindeki işçilerden Batı Afrika’daki küçük ölçekli çiftçilere, Güneydoğu Asya’daki tekstil işçilerinden Latin Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki işçileri en sert şekilde vurduğunu, bu darbeden en çok etkilenenlerin ise özellikle kadın ve göçmen işçiler olduğunu belirterek giriş yapıyor rapor. Sosyal koruma sistemi kapsamına girmeyen ve devlet yardım fonlarından yararlanamayan milyonlarca kayıt dışı işçi de kapitalist krizden çarpıcı bir şekilde nasibini alıyor. Birçok sektörde krizden doğrudan etkilenen kadın işçilerin küresel işgücünün %40’a yakınını, iş kayıplarının ise %54’ünü oluşturduğu tahmin ediliyor. Pandemi sürecinde dünya çapında milyonlarca işçinin işini kaybettiğini, yarım milyar insanın yoksulluğa sürükleneceğini, hastalığın kendisinden kaynaklanan ölümlerden ziyade açlıktan ölen insan sayısının daha fazla olacağını söyleyen rapor, krizin yükünü dünya işçilerinin taşıdığına vurgu yapıyor. Ancak işçiler ve küçük işletmelerin hayatta kalmak için mücadele ettiği bugünlerde uçurumun öte yakasında acı çekmeyenlerin de olduğuna dikkat çekiyor: Krizin bedelini taşıyanların sırtından elde ettikleri kazançla büyük kârlar elde eden bir avuç asalak!

Pandemi kime yaradı?

Ekonomik krizin estirdiği şiddetli rüzgârdan birçok sektör etkilenmiş, özellikle hizmet sektörüne bağlı pek çok küçük işletme bir daha açılmamak üzere kapanmış, adeta tarihsel bir tasfiye yaşanmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) açıkladığı rakamlara göre yaklaşık 436 milyon işletmenin “tehdit altında” olduğu tahmin ediliyor. ILO’nun 8 ülkede yaptığı yakın tarihli bir ankete göre KOBİ’lerin %70’i faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kaldı. Yalnızca Brezilya’da pandeminin ilanının ardından iki hafta içinde yarım milyondan fazla küçük işletme kapatıldı. Kriz yalnızca işçi sınıfını vurmuyor. Büyük balığın küçük balığı yuttuğunun resmedildiği günlerden geçiyoruz. Krizi fırsata çevirip rekabeti körükleyenler, zayıfları yutup güçlenen büyükler, sermaye içinde büyük denge değişimleri yaratıyor. Pandemi sürecinin kazananları “yeni dünya düzeni” ile uyumlu sektörler olurken, “vadesi dolanlar” bir kenara çekiliyor. Korona sürecinde sağlık hizmetine yönelik talep, uzaktan çalışmaya geçiş, online alışverişteki sıçramalı artış, teknoloji, ilaç ve tüketim odaklı sektörleri adeta şahlandırdı. Özellikle bilgisayar ve cep telefonları yazılım ve donanımı ya da internet tabanlı faaliyet yürüten teknoloji şirketlerinin cirolarında büyük sıçramalar yaşandı.

Oxfam, bu yılın başlarında Microsoft, Johnson&Johnson, Pfizer ve Visa da dâhil olmak üzere ABD’nin en kârlı şirketlerinden 17’sinin 2020’den önceki senelere kıyasla neredeyse 85 milyar dolar daha fazla kâr elde etmesinin beklendiğini yayınlamıştı. Oxfam’ın son raporuna göre dünya devi 32 şirketin 2020’de önceki dört yılın ortalamasından 109 milyar dolar daha fazla kazanması bekleniyor. Dört büyük teknoloji şirketinin (Google, Apple, Facebook ve Amazon) önceki yıllardaki tarihsel kârlarının da üzerinde, neredeyse 27 milyar dolar daha fazla kâr edeceği tahmin ediliyor. Kâr yarışını açık ara önde götüren Microsoft’un ise tek başına önceki yıllara göre neredeyse 19 milyar dolar daha fazla kazanç elde etmesi bekleniyor. Aslan payı yine en büyüklere gidiyor!

Aslan sürüsünün başını çekenlerden biri olan Amazon, servet ve gelir eşitsizliğini de simgeleyen şirketlerden biri. Salgın döneminde net kârda %95’lik bir artış sağlayan Amazon 6,4 milyar dolar daha fazla kâr elde etmiş oldu. Amazon, 2020 Temmuz itibarıyla 876.000 tam ve yarı zamanlı çalışan işçi sayısıyla özel sektör alanında dünyanın en büyük şirketlerinden biridir. Yaklaşık 200 milyar dolar servetiyle dünyanın en zengin adamı, Amazon’un kurucusu ve CEO’su Jeff Bezos’un kişisel serveti 18 Mart ile 17 Haziran 2020 tarihleri arasında 8 milyar dolar arttı! Peki ne pahasına? Amazon’un düşük ücretler ve ağır çalışma koşulları altında çalışan yüz binlerce işçisinin çalışma koşullarının daha da ağırlaşması pahasına! Hatırlayacak olursak iklim grevine katılan ve iklim krizinde patronlarının da doğrudan katkıları olduğuna dikkat çeken Amazon işçileri Bezos tarafından işten çıkarılmakla tehdit edilmişti. Pandemi sürecinde de çalışma koşullarını iyileştirmek isteyen depo işçilerinin örgütlenme faaliyetleri engellemeye çalışıldı. Rakamlar gösteriyor ki pandemi sürecinin tek kazanan tarafı patronlar sınıfıdır! Oxfam’ın pandeminin Amazon’a nasıl yaradığını göstermek için yaptığı hesaplama, aradaki büyüyen uçurumu ortaya seriyor: Jeff Bezos, 870.000 işçinin her birine 105.000 dolar ikramiye ödese dahi yine de pandeminin başladığı Mart ayındaki zenginliğini koruyacaktı! Ne var ki Amazon işçilerinin payına, düşük ücretler, yıpratıcı vardiyalar ve gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle 20 bin işçinin koronavirüse yakalanması düşmüştür.

Reel ekonomi durma noktasına geliyor, kapitalist ekonomiler tarihsel çöküşler yaşıyor. “Neredeyse tüm büyük kapitalist ekonomiler, çeyreklik dönemler itibarıyla bir önceki yılla karşılaştırıldığında devasa küçülmeler yaşadılar. Örneğin, bu yılın ikinci çeyreğinde (Nisan-Mayıs-Haziran ayları), ABD ekonomisi %9, Japon ekonomisi %10, Hindistan %24, İngiltere %22, AB %12 kadar küçüldü, Çin ekonomisi de ilk çeyrekte %10 küçülmüştü. Dünya ekonomisi tarihinde bu denli kısa süre zarfında ve bu denli küreselleşmiş bir başka ekonomik çöküş bulunmuyor.”[2] Bu tarihsel çöküşe rağmen piyasa değerlerini arttıran ve kârlarını katlayan ilaç ve teknoloji devlerinin yükselişinin bir sırrı da karşılıksız basılan trilyonlarca paralar. Pandemi sürecinde hükümetlerin şirketlere dağıttığı toplam paranın 30 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Birleşik Krallık hükümeti, kimya sektörünün devleri BASF ve Bayer’e 1,6 milyar sterlin verirken, Covid-19 aşısı geliştirmek için desteklenen ABD’li ilaç devlerine de (Johnson&Johnson, Merck ve Pfizer) Ocak ayından bu yana 16 milyar dolar aktarıldı.

Ekonomik çöküşün tüm dünyada sarsıcı bir şekilde hissedildiği bu dönemde piyasalar küçülürken, büyük şirketlerin hisse senetlerine sahip olan küçük bir azınlık temettü (kâr payı) ödemeleriyle servetlerini arttırıyor. Oxfam, raporunda ABD’nin en zengin %10’unun ABD merkezli tüm hisse senetlerinin %89’una sahip olduğuna dikkat çekilirken, dünyadaki tüm ülkelerde hisse senetlerinin çoğunun küresel nüfusun %1’lik kısmını oluşturan küçük bir azınlığın elinde toplandığını söylüyor. Rapor, 2016 ile 2019 yılları arasında dünyanın en kârlı şirketlerinden 59’unun hissedarlarına neredeyse 2 trilyon dolar temettü ödemesi yaptığını vurguluyor. Bir tarafta zenginlik yoğunlaşıyor, öte tarafta yoksulluk yaygınlaşıyor!

Artan kârların bedelini kim ödüyor?

Tüm dünyada felâket çanları çalıp insanlığın tehlike altında olduğunu ilan eden egemenler, sıra hastalığa karşı önlemlere gelince maske ve “sosyal mesafe” diyerek çözümü bireysel çabalara indirgediler. İşçi sağlığını ve güvenliğini yalnızca maliyet olarak gören patronlar sınıfı, pandemi sürecinde de bu maliyetleri minimum düzeye indirerek işçilerin hayatlarını yok saydılar. Çok sayıda Covid-19 vakası görülen Peru, Kongo ve Guatemala’daki maden havzalarında çalışan binlerce maden işçisinin iş sağlığı ve güvenliği için hiçbir önlem alınmadı. 2022 Dünya Kupası’nın düzenleneceği Katar’da ağır çalışma koşulları ve aşırı kalabalık barınma şartları altında çalışan göçmen işçilerin sağlık hizmetine erişim hakkı olmadığı gibi paylarına maaş gecikmeleri ve işten çıkarmalar düştü! Dünyanın dört bir yanındaki et işleme tesislerinde düşük ücretler, tehlikeli çalışma koşulları altında çalışan ve hiçbir sosyal hakka sahip olmayan –çoğunluğu göçmen olan– işçiler için enfeksiyon riski yüksek olmasına rağmen hiçbir önlem alınmadı. ABD’nin Maryland eyaletinde koronavirüsten ölen bir işçinin eşi şöyle söylüyor: “Para kazanmak için işçilere ihtiyacı var ama insanların hayatlarını umursamıyorlar. Tavuk fabrikası hâlâ çalışıyor, hâlâ para kazanıyor… Eğer kocamın sağlığını önemseselerdi, ateşi olduğunu ona haber verselerdi kocam şimdi yaşıyor olacaktı…

Küresel ölçekteki büyük işletmelerin, dev tekellerin kârları işçilerin işlerini kaybetmeleri, yoksullaşmaları, yaşamlarını yitirmeleri pahasına büyüyor. Kârın bedelini dünya işçi sınıfı ödüyor. Kapanan fabrikaların, iş yapamayan sektörlerin acı reçetesi de yine işçilere yazılıyor. Hindistan’da, Bangladeş’te hazır giyim sektörünün önde gelen markalarının tedarikçisi olan firmalar, siparişlerin iptal olması gerekçesine dayanarak binlerce işçiyi kapı önüne koydu. Sömürünün ve işçi hakları ihlallerinin tavan yaptığı bu fabrikalar, pandemi döneminde de bedeli işçilere ödetti. Ancak öte yandan dünyanın en büyük 10 hazır giyim şirketi kendi hissedarlarına 21 milyar dolar kâr payı dağıttı!

Covid-19, hazır giyim fabrikalarında sendikal faaliyet yürüten işçileri işten çıkarmanın da bahanesi haline geldi. Myanmar’da Mango, Primark gibi büyük markalara çalışan fabrikalarda yüzlerce sendika üyesi işçi işten çıkarıldı. Hindistan’da H&M tedarikçisi olan bir fabrikada sendikal faaliyetleri engellemek amacıyla 1200 işçinin işine son verildi. Oxfam’ın raporuna göre, Bangladeş’te sadece tekstil sektöründe bu krizden 2,2 milyon kadar işçi etkilendi. Milyonlarca işçinin işini kaybetmesi açlık tehlikesinin de baş göstermesi demek. Bangladeşli bir işçi hakları aktivisti durumu şöyle anlatıyor: “Fabrikalar ve markalar sorumluluk almazsa bu işçiler bu virüsten ölmezlerse açlıktan ölecekler ... [Markalardan] hayır işleri istemiyoruz, işçilerimize maaşlarını ödemelerini istiyoruz. Böylece işçiler yiyecek satın alabilir ve kendilerini besleyebilirler. Bir başka örnek ise Hindistan’da çay plantasyonlarında çalışan işçiler. Pandemi sürecinde çoğu kadınlardan oluşan yüzlerce işçi ücretsiz izne çıkarıldı. Fakat aynı zamanda Hindistan’ın en büyük çay şirketleri (örneğin Unilever Hindustan), kârlarını ya arttırdılar ya da maliyetlerini düşürerek kâr marjlarını korudular.

Kapitalizm çıkmaz bir sokakta! Girdiği çıkmaz sokağın duvarına dayanmak üzere olan sistem, yeni yollar deneyerek çıkış yolu bulmaya çalışsa da manevra kabiliyeti artık zayıflamıştır. Her hamlesi ile daha büyük yıkımlar doğuran kapitalizmi, Oxfam’ın raporunda belirttiği “safiyane” yöntemler de kurtaramayacak. Yeni vergi düzenlemeleri ve yaptırımlar, “adil olmayan temettü ödemelerine” koyulacak engeller gibi sistem içi tedbirler çürümüş sisteme deva olamaz. Zenginlik bir avuç milyarderin elinde toplanıyor, milyarlarca işçi ve emekçi yoksulluğa ve açlığa sürükleniyor. Kapitalizmin yapısal çelişkilerinden kaynaklanan ve gittikçe katlanılmaz boyutlara varan toplumsal eşitsizlik kitleleri nefessiz bırakıyor. Dünya işçi sınıfının rahat bir nefes alması ise, tıknefes olan kapitalizmi mezara gömmekle mümkün.


[2] Oktay Baran, Sınırlarına Dayanan Kapitalist Balon, marksist.com

sonraki yazı ...
Kavgayı Dokumak