Navigation

Endonezya’nın İsyanı: “Geriye Tek Söz Kaldı: Kavga!”

“Felâketler yılı” olarak ilan edilen 2020’de yaşanan tüm gelişmeler, kapitalizmin çürüme çağında olduğunu ve esas felâket çanlarının kapitalizm için çaldığını bir kez daha tescilledi. Pandemi, ekonomik kriz, kitlesel işsizlik, dev orman yangınları, depremler ve daha da uzayıp giden felâketler zinciri, burjuva basında da çokça öne çıkartıldığı gibi “2020’nin laneti”ne bağlandı. Ancak insanlığın başındaki esas lanet olan kapitalizmin gittikçe keskinleşen çelişkilerine daha fazla katlanamayan işçi ve emekçiler, kapitalist sistemin bekçilerinin kitleleri körleştirme heveslerini kursağında bırakıyor. Koronavirüsü kullanarak işçi sınıfının büyüyen isyanını bastırma ve sindirme çalışmalarını pervasız ve ölçüsüz şekilde sürdüren egemenler, Amerika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Afrika’ya işçi ve emekçilerin ayağa kalkışını engelleyemiyor. Pandemi gerekçesiyle işçi sınıfına yönelik saldırıların arttığı ve bu saldırılara kitlesel eylemlerle cevap verildiği ülkelerden biri de Endonezya oldu. Başkan Joko Widodo’nun ülkede yaygın kullanılan ismiyle anılan Jokowi hükümeti, son yıllarda sermayenin çıkarları doğrultusunda ardı ardına yürürlüğe koymaya çalıştığı yasal düzenlemelere pandemi sürecinde yenilerini ekleyince, zaten ekonomik krizin yükünü fazlasıyla taşıyan Endonezyalı işçi ve emekçilerin biriken öfke ve isyanı meydanlara taştı.

Endonezya’da “Omnibus Yasası” adı verilen “çok amaçlı” torba yasa tasarısı, 5 Ekimde Meclisten geçerek yasalaşmıştı. Çalışma yaşamı, devlet arazilerinin kullanımı, tarım, madencilik, çevrenin korunması ve daha birçok konuyu içeren bu yasa, temelde işçilerin kazanılmış haklarına saldırı, sermaye sahiplerine ise büyük teşvikler niteliği taşıyor. Yasa, emeklilik dahil birçok sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak, işçilerin daha yoğun sömürülmesinin önünü açacak düzenlemeler içeriyor. Örneğin yasaya göre asgari ücret enflasyon ve yaşam maliyeti kriterleri dikkate alınmadan belirlenecek, yani işçilerin yaşamı sermaye sınıfının insafına bırakılacak. Yeni hükümlere göre işverenler işçileri ücret artışı olmaksızın fazla mesailere bırakabilecek, işçilerin belirsiz bir süre için geçici sözleşmelerle çalıştırılması yaygınlaşacak. İş güvenliğini ortadan kaldıran bu düzenleme işçi sınıfının yıllara yayılan mücadeleleri sonucunda elde ettiği hakları da ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Bunlardan biri de 1990’lı yıllarda kadın işçilerin ücret zammı ve daha iyi çalışma koşullarıyla birlikte talep ettikleri regl izniydi. Hükümet regl izniyle birlikte doğum, evlilik ve ücretli izin hakkına da göz dikmiş durumda.

Esasında 8 Ekimde Mecliste görüşülmesi planlanan dokuz yüz sayfalık tasarı, tek bir taslağı kamuoyu ile paylaşılmadan 5 Ekimde apar topar meclisten geçirilerek yasalaşmış ve böylelikle olası protestoların önü alınmaya çalışılmıştı. Ancak Jokowi hükümetinin bu manevrası amacına ulaşamadı ve zaten öfkesi birikmiş işçi, emekçi ve öğrenciler sokağa döküldü. Yasanın kabul edilmesinin ardından otuz iki işçi sendikasını temsil eden büyük sendika konfederasyonları, yasaya karşı ülke çapında üç günlük grev çağrısında bulundu. Ve ardından 6-8 Ekimde başta sanayi bölgeleri olmak üzere on binlerce işçi greve çıktı. Başkent Cakarta ve Karawang, Sukabumi, Bekasi, Tangerang gibi başta çeşitli sanayi bölgeleri olmak üzere Endonezya’nın neredeyse tüm şehirlerine yayılan protestolar, sağlık önlemleri gerekçe gösterilerek yasaklanmaya çalışıldı. Ancak tüm baskı ve yasaklara rağmen kitlesel protesto ve grev dalgaları Ekim ve Kasım ayı boyunca devam etti. Lise ve üniversite öğrencilerinin gösterilere kitlesel bir şekilde katılımı ise dikkat çekiciydi.

Yasaklamalara rağmen engellenemeyen hareketin gücünü kırmak için hükümet tarafından bir dizi “tedbir” alındı. Bunlardan biri de, Endonezya Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğünün, üniversite öğrencilerinin protestolara katılmasını engelleyen, öğretim üyelerinden ise torba yasayı desteklemelerini isteyen bir genelge yayınlamasıydı. Buna rağmen birçok öğretim üyesi ve akademisyen protestoları desteklemeye devam etti. Üniversite öğrencileri ise gelecekte iş bulma ihtimallerini ciddi ölçüde etkileyecek şekilde kara listeye alınmakla tehdit edilmelerine rağmen yüksek bir katılım oranıyla alanlarda yerini aldı. Polisin göz yaşartıcı gaz kullanarak, protestoculara, sağlık görevlilerine ve gazetecilere saldırarak müdahale ettiği gösterilerde birçok şehirde şiddetli çatışmalar yaşandı. Gösteriler boyunca 6 bini aşkın işçi ve öğrenci gözaltına alındı. Temsilciler Meclisi (DPR-Dewan Perwakilan Rakyat) ve Jokowi hükümetinin salgın koşullarını fırsata çevirerek tasarıyı yasalaştırmasına karşı yapılan gösterilerde dillendirilen sloganlar Endonezya halkının öfkesini karakterize ediyordu: “Covid Çabuk Öldürür, DPR Yavaşça Öldürür”, “Kahrolsun Jokowi”, “Yalancı Rejim! Hırsız Rejim!”…

Omnibus Yasasının öncesi ve sonrası

2019 Eylülünde yolsuzlukla mücadele kanununda ve ceza kanununda değişiklikler içeren yasa tasarılarının gündeme gelmesiyle benzer bir protesto dalgası yaşanmış, Endonezya halkı nezdinde saygın bir kurum olan Yolsuzluğu Ortadan Kaldırma Komisyonunun (KPK) yetkilerinin sınırlandırılmasını öngören tasarı isyan ateşinin fitilini yakmıştı. Kısa süre içerisinde toplumsal eşitsizliğe, işsizliğe, hayat pahalılığına karşı taleplerin ön plana çıktığı gösteriler Eylül ve Ekim ayı boyunca sürmüş, hükümet yasa tasarısının birçok maddesini geri çekmek zorunda kalmıştı. Endonezyalı emekçilerin 2019’daki bu isyanı Marksist Tutum sayfalarında daha önce değerlendirilmiş, tasarının gündemden düşmesi engellenemese de yeni ve daha büyük isyanların kapıda olduğu yazılmıştı. [1] Nitekim yaklaşık bir yıl sonra, eskisinden daha geniş ölçekli hak gaspları getiren Omnibus Yasasına karşı gerçekleştirilen son gösteriler, katılımı ve yoğunluğuyla 2019’taki isyan dalgasını aşan bir boyuta erişti. Üstelik de pandemi dönemindeki tüm engellemelere rağmen.

Endonezyalı egemenler, işçi ve emekçiler için esnek çalışmanın yaygınlaşması, çalışma saatlerinin uzaması, iş güvenliğinin azalması ve çeşitli sosyal hakların kaybı anlamına gelen Omnibus Yasasından önce de esnek çalışmayı yaygınlaştırmak ve ucuz işgücü piyasası oluşturmak için defalarca girişimde bulunmuştu. Bu girişimlerin birçoğu işçi hareketinin güçlü direnişiyle karşılaşmıştı. Özellikle 2009-2013 döneminde ulusal çapta düzenlenen protestolar, sanayi bölgelerinde yoğunlaşan gösteriler ve grevler, hükümetin ucuz işgücü piyasasını kolayca oluşturamayacağını gösterdi. Saldırılar işçilerin ve sendikaların direnciyle geri püskürtülse de sistematik saldırılarını devam ettiren egemenler, sermayenin önündeki taşları bir bir toplayıp işçi ve emekçilerin önüne attı. 2014’de “halkın adamı” ve “reformcu” pazarlamalarıyla iş başına gelen Jokowi, 2019 seçimlerinden de galip çıkarak 2024’e kadar sürecek ikinci dönemini de başkanlığın nimetlerinden sonuna kadar istifade edecek şekilde sürdürüyor. Son yıllarda dünyadaki otoriterleşme eğilimine denk düşecek şekilde politikalarını şekillendiren Jokowi hükümeti, “Reformasi”[2] döneminden kalan son hak kırıntılarına da göz dikerek sermeye sınıfının çıkarları doğrultusunda iktidarını güçlendiriyor. Söz konusu son yasa değişikliği ise mevcut İş ve Sosyal Güvenlik Kanununun işçi aleyhine olan maddelerinin kapsamının yine işçilerin aleyhine genişletilmesi ve yenilerinin eklenmesinden başka bir şey ifade etmiyor.

Omnibus Yasası, hükümet tarafından yabancı yatırımı teşvik ederek ekonomiyi canlandıracak, iş ve istihdam yaratacak, ekonomik krizin açtığı yaraları onarıp refah sağlayacak bir adım olarak pazarlansa da İş Kanunundaki bu yeni düzenlemelerin işçilere daha kötü çalışma ve yaşam koşulları getireceği açıktır. Omnibus Yasasının kabul edilmesinden kısa bir süre sonra hükümet tarafından işçi ücretlerinin gelecek yıl bir kuruş dahi artmayacağını belirten bir genelge yayınlaması da bunu doğruladı. Yasa, çalışma yaşamına dair işçi aleyhine düzenlemelerin yanı sıra kurumlar vergisinde indirimi, devlet arazilerini, su kaynaklarını, maden sahalarını şirketlere peşkeş çekecek düzenlemeleri de içeriyor. Endonezya Hukuk ve İnsan Hakları Bakanlığının verilerine göre yasa tasarısını meclisten geçiren DPR üyelerinin %55’i madencilik ve plantasyon şirketlerinde yönetim kurulu üyesi, girişimci ya da hisse senedi sahibi oligarklardan oluşuyor. Sadece bu veri bile Omnibus Yasasının işçi ve emekçilerin hayrına olmadığını, sermaye sınıfı ve iktidar çevresini ihya edeceğini ortaya seriyor. Benzer şekilde Endonezya’daki İngiliz Ticaret Odasının ülkedeki işgücünün çok maliyetli olduğunu, yasayla beraber ucuz işgücünden yararlanmak isteyen uluslararası şirketler için Endonezya’nın “Çin’e gerçek bir alternatif” olabileceğini açıkça ifade etmesi esas derdin ne olduğunu gösteriyor. Ekonomi Koordinasyon Bakanlığı ise yaptığı açıklamada Endonezya’daki asgari ücret standardının ve kıdem tazminatı maliyetinin komşu ülkelere göre daha yüksek olduğunu söyleyerek yabancı yatırımcılara dikensiz gül bahçesi sunacaklarını itiraf etmiş oluyor. Özetle Omnibus Yasası, Güneydoğu Asya’ya yönelik son yıllarda yatırımlarını arttıran küresel sermaye şirketlerini ülkeye çekmek için Endonezya’yı ucuz işgücü cennetine çevirecek yasal temeli güçlendirme adımıdır.

Dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi Endonezya’da, hükümetin Eylül ayında açıkladığı rakamlara göre salgın sürecinde 3 milyon 720 bin işçi işini kaybetti. Yılın ikinci çeyreğinde %5,3 küçülme yaşandığı açıklanırken, bunun 1997-1998 Asya krizinden bu yana ülkenin gördüğü en büyük düşüş olduğu kaydediliyor. Derinleşen kapitalist kriz Endonezya’da da etkisini gösterirken, çöküşten kurtuluş çabaları elbette işçi ve emekçilere bedel ödettirilerek gerçekleştiriliyor. Yeni pazar arayışları içindeki dev sermaye şirketleri için yatırım cenneti haline gelen Güney Asya, kölelik düzenini andıran çalışma şartlarıyla emekçiler için tam manasıyla cehenneme dönüşmüş durumda. Daha fazla yabancı yatırımcı çekmek için kolları sıvayan Endonezya hükümetinin yaptığı son yasal düzenlemeler, büyük sermaye şirketlerinin iştahını arttırmaya yetti. Örneğin ABD’li otomobil üreticisi Tesla, potansiyel yatırımlarını görüşmek üzere önümüzdeki ay Endonezya’ya heyetler göndermeye hazırlanıyor. Elektrikli araç üretiminin artmasıyla birlikte nikel gibi madenlere olan talepteki artış, üreticileri ucuz hammadde arayışına yönlendiriyor. Zengin nikel rezervlerine sahip olan Endonezya, elektrikli araç üretiminin başını çeken Tesla için bir yatırım cenneti. Amazon, Google gibi diğer sermaye devleri de Endonezya’ya akın eden yatırımcılardan.

Endonezyalı egemenler, ekonomik saldırılarıyla işçi ve emekçilerin belini doğrultmasına izin vermezken, siyasi saldırılarıyla da işçi sınıfının bağımsız sınıf mücadelesinin önünü kesmek için her türlü yola başvuruyorlar. 1960’larda anti-komünist katliamlarla komünist hareketi ezen, yükselen sınıf mücadelesini kanla sindiren Endonezyalı egemenlerin muradı, biat eden bir toplum, düzene başkaldırmayan bir gençlik yetiştirmekti. Sınıf hareketi, 1960’lardan bu yana sürekli kan kaybetmişse de 2019’da ve 2020’nin son aylarında patlak veren isyanlar gidişatın değiştiğini gösteriyor. Endonezya’yı bir yangın yerine çeviren protestolar şimdilik geri çekilse de Endonezya halkının tepkisi ve öfkesi dinmiş değil. Yangın şimdilik sönmüş görünse de işçi sınıfının ve gençliğin bağrında yanan ateş hâlâ sıcak. Endonezya meydanlarında isyanın sembolüne dönüşen şu sözler, işçilerin, emekçilerin ve öğrencilerin geleceklerini egemenlerin eline bırakmaya niyetli olmadığını gösteriyor: “Geriye tek söz kaldı: Kavga!”[3]


[1]      Ayrıntılı okuma için bakınız: Ezgi Şanlı, İsyan Dalgasının Endonezya Halkası, marksist.com

[2]      1998’te grevler, protestolar ve yüzlerce insanın öldürüldüğü çatışmalar sonucunda Suharto diktatörlüğü devrilmiş, ardından “Reformasi” süreci başlamıştı. Diktatörlüğün devrilmesi ve demokratik reformların hayata geçirilmesi Endonezyalı işçi ve emekçiler için büyük bir kazanım olsa da esas olarak kitleleri yatıştırmak için başlatılan “Reformasi” süreci genel hatlarıyla bir burjuva demokratik reform süreciydi. Bkz: Ezgi Şanlı, İsyan Dalgasının Endonezya Halkası.

[3]      Endonezyalı şair Wiji Thukul’a ait bir dize. 1997-1998 arasında Suharto rejimine karşı isyanların yükseldiği dönemde, Endonezya ordusu tarafından kaçırılıp öldürülen demokrasi yanlısı aktivistlerden biri. Ailesi ve yoldaşları hâlâ nerede olduğunu bulmak için mücadelelerini sürdürüyor. İktidardaki rejimi eleştiren, işçileri ve emekçileri mücadeleye çağıran birçok şiiri bugün Endonezya meydanlarında işçiler, emekçiler ve öğrenciler tarafından dillendiriliyor.