Navigation

Ekim’den Bugüne, Geçmişten Geleceğe

   Bir asır öncesinden seslendi biri: 
   “İki sınıf var” dedi 
   “Biri proletarya, öteki burjuvazi!”
   Biri suyun dibindekiler, 
   Suyun başını tutanlarsa ötekisi. 
   
   “İki sınıf var” dedi Petrograd’ın kavgaya tutuşan işçileri
   “Biri proletarya, öteki burjuvazi” 
   Cahillerdi, kabaydı elleri
   Fakat ürkek değildi artık gözleri.
   Suyun yüzüne çıktı diptekiler şimdi.
   
   Tarihin çağrısına kulak verdi; 
   Kül rengi fabrikaların açlığa ve yoksulluğa tok, 
   Ekmeğe ve özgürlüğe aç işçileri
   Volga’nın, Neva’nın
   Kanı deli akan oğulları ve kızları.
   
   Gün müydü, asır mıydı?
   Sorarsan Çara, sorarsan burjuvaya; 
   Bir günde yıkılmıştı dünya başlarına,
   Dün zincirden başka her şeyin sahipleri,
   Gelip çattığında o gün; 
   Zincirlerinden kurtulanların ayakları altında. 
   
   Sorarsan dev Putilov’un işçisine; 
   Zaman anlamını yitirmişti
   Günler asırlara bedeldi. 
   Metali yoğuran yorgun elleri
   Kışın ortasında göğü maviye boyayan elleri
   Karanlığı yırtıp şafağı doğuran elleri
   Dünyayı sarsan günlerin mühendisiydi.
   
   Sarsılıyor tahtlar ve saraylar
   Sarsılıyor Rusya, 
   Ve dünya 
   Öyle parlak, öyle berrak bir ışık görmedi.
   Devrim orkestrasının neferleri
   Bir daha öyle bir şarkı söylemedi! 
   
   Daha söylenmedi yarım kalan şarkının eksik dizeleri!
   Daha vazgeçmedi parlamaktan Ekim’in güneşi!
   Kurumadı nehirler, su akmaktan usanmadı.
   Yorulmadı meydanlar insan selini kucaklamaktan.
   Geçmiş geleceğe verdiği sözü unutmadı!
   
   Şimdi uzak zamanlardan usulca fısıldıyor İrina:
   “Bir vardı bir yoktu
   İnsanın elemden, tabiatın kederden kıvrandığı zamanlar yok oldu
   Demir ve çelik; bir çift gözün üstüne örtülen mazgal değil artık
   Kurşunun ve barutun yuvalandığı sığınak değil.
   Toprak ve su; asırlardır içtiği kandan arındı
   Yer ve gök; özgürlüğün tadına vardı.
   Tutsaklık; yalnızca bir eski zaman hikâyesi.”
   
   Ah İrina! İrina Ah!
   Sesinde özgürlüğün resmi, sesinde bir bayram şenliği var.
   Yüzyılların dinmiş hasreti, telaşsız sabahlar var. 
   Yollara düştük İrina!
   Yüzyıllardır yürüyoruz soluksuz
   Bir bahar ayında Paris sokaklarını yakan 
   17’nin kışında Rusya’yı ısıtan ateşin çocuklarıyız.
   Bir artıyor bir azalıyor kervanımız
   Fakat yürüyoruz; aralıksız!
   Erişmeye az kaldı zamanına.	
   Yürüyoruz!