Navigation

Zehra Aras

Hükümetin Master Planı

Davutoğlu, 5 Şubatta, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde, 10 ana başlıktan oluşan ve “Master Plan” olarak anılan “Terörle Mücadele Eylem Planı”nı açıkladı. Bu planın, Kürt ulusal hareketinin en güçlü olduğu Kürt il ve ilçelerinde yürürlüğe konulan Çöktürme Harekât Planını psikolojik, sosyal, kültürel, idari ve ekonomik önlemlerle destekleyerek başarıya ulaştırmayı hedeflediği anlaşılıyor. Çöktürme harekâtının, kuşatılan kentler, ablukaya alınan mahalleler, sokağa çıkma yasaklarıyla açlığa ve susuzluğa mahkûm edilen yüz binlerce Kürdün göçe zorlanması, bombardımanlarla yakılıp yıkılan ilçelerde insanların katledilmesi, yakılan, parçalanan cenazelerin haftalarca ortada bırakılması anlamına geldiğine aylardır şahit oluyoruz. Egemenler tüm zalimliklerini sergileyerek Kürt halkına diz çöktürmekte kararlı olduğunu gösteriyorlar.

İşçi Sınıfı ve Güvensizlik

Yaşama biçiminin düşünme biçimini belirlediğini biliyoruz. Komünistler işçi sınıfının örgütsüzlüğünün ve güvensizliğinin aşılabileceğini bilirler. Bugüne değin yaşanan yüzlerce örnek bize, işyerlerinde işçilerin beklenmeyen anlarda harekete geçebildiklerini, o güne kadar biriktirdikleri tepkileri patlamalı biçimde dışa vurabildiklerini ve “bu işyerinde kimseye güvenilmez” diyen işçilerin mücadele içinde birbirlerine sıkı sıkıya kenetlenecek kadar güven duyar hale geldiğini gösteriyor. Mücadele işçileri birleştirdiği gibi, kendi gücünün de farkına varmasını sağlıyor. Güvensizliği alt edecek başka bir sihirli formül de yok!

Riyakâr İktidar ve Kadınlarımızın Yüzleri

Türkiye’de ne kadar mutlu yaşadıklarını, AKP döneminde köşeyi dönmüş arsız bir burjuva azınlığa değil de emekçi sınıfların kadınlarına, milyonlarca yoksul kadına sorarsanız, onların yüzüne bakarsanız Türkiye’nin gerçek resmini görürsünüz. Uzayan iş saatleri ve ağır çalışma koşulları altında ezilen, emeği sömürülen milyonlarca kadının yorgun yüzlerine bakın.

Ne Yapmadı ki Bu Devlet Bize!

Türkçülük ideolojisiyle devleti yöneten egemenlerin, bu topraklarda halklara ettiği zulmün haddi hesabı yoktur. Osmanlı’nın son yıllarında iktidar koltuğuna oturan, Türkçülük ideolojisini benimsemiş İttihatçı paşalar, ülke topraklarını genişletme hayalleriyle 1914’te ülkeyi savaş felâketine sürüklemişlerdi. Anadolu’da tek kimlikli bir ulus yaratmayı hedefleyen Türkçülük ideolojisi, Türk olmayan tüm kimlikleri yok saymayı, asimile etmeyi, Türk kimliğini benimsemeyeni de yok etmeyi hedefledi.

Hiroşima ve Nagazaki’yi Anarken

Japonya’nın savaş uçağı filosu tükenmiş, Japon donanması son rezervlerini de kaybetmiş durumdaydı. ABD hava akınları, Tokyo’yu harap eden yangın bombalarıyla yapılan saldırılar, Japonya’nın direncini yok etmişti. Japonya henüz resmen teslim olmamıştı ancak teslim olmanın eşiğindeydi. Savaşı kaybettiğini gören Japon egemen sınıfı, siyasi çözüm arayışındaydı. O halde ABD 6 Ağustosta Hiroşima’ya, 9 Ağustosta Nagazaki’ye atom bombalarını neden atmıştı?

AKP’nin Nükleer Sevdası

AKP hükümeti ile Japon hükümeti arasındaki Sinop’ta nükleer santral yapımını öngören anlaşmayı onaylayan yasa, Nisan ayı başında Meclis’te kabul edildi. Cumhurbaşkanı da yasayı hemen onayladı. Aynı günlerde Mersin’e yaptırılması planlanan Akkuyu nükleer santralinin deniz hidroteknik yapılarının projelendirilmesi ve inşası ihalesi Cengiz İnşaat’a verildi. Akkuyu Nükleer A.Ş., Cengiz İnşaat’a verilen ihalenin değerini açıklamadı. Akkuyu’ya yapılmak istenen santralin 7 yılda tamamlanacağı ve maliyetinin 22 milyar dolar olacağı öngörülüyor. Santralin 4800 MW elektrik üretme kapasitesinin olacağı ve –şayet nükleer kazalarla kesintiye uğramazsa– 60 yıl ömrü olacağı açıklanıyor.

Bonapartlaşan “Başkan Baba” ve 8 Mart

Her gün 400 milletvekili talep eden, cumhurbaşkanlığı yetkilerinin sınırlarını takmayan (kurallar ya da kanunlar O’nun için geçerli değil), twitterdan karikatür paylaşanları yıllarca hapis cezasıyla yargılatan, Soma’da ölen madenci yakınlarına bile tekme tokat girişen, kendisine yönelen eleştirilere öfkelenip saldırganlaşan, sözleri ve tavırlarında kibirli, dünyaya tepeden bakan, öfkeli megaloman bir kişilik ortaya çıkmıştır. Megalomani sıradan insanlar arasında büyük bir risk değildir, ama devletin tepesine çıktığında, başta emekçiler olmak üzere tüm ülke için bir risk haline gelir. Tarih bunun trajik örnekleriyle doludur.

Akdeniz’in Karanlık Sularında Umut Tekneleri

Savaştan ve sefaletten kaçarak yaşama tutunmaya çalışan yoksul emekçiler, umutlarıyla birlikte Akdeniz’in sularına gömülüyor. Kapitalist dünya düzeni ayakta kaldığı sürece emperyalist savaşlar, iç çatışmalar, canından ve yerinden yurdundan edilen milyonlar üretmeye devam edecek. Akdeniz’de çırpınarak can veren on binlerce insan da kapitalizmin kurbanları arasındadır.

Sermayenin Talebi: Annelik “Kariyeri”

Burjuva egemenliği her dönemde, kadınların yaşam biçimini ve sosyal hayattaki misyonunu kendi çıkarları doğrultusunda belirliyor. Sermaye düzeninde emekçi kadınlar için özgürlük yok! İşçi sınıfının kadınları örgütlü mücadeleye katıldıkları ölçüde düzenin zincirleri kırılacak, kadınlar özgürleşme yolunda yürümenin onurunu taşıyacak!

Suriyeli Göçmenler Bu Dünyaya Fazla Geldi!

Suriyeli halkların hayatta kalma savaşı, göç ettikleri topraklarda da son bulmuyor. Milyonlarca Suriyelinin sığındığı ülkelerde yaşam her açıdan eziyet haline geliyor. Ucuz ve ağır işçilik, taciz, tecavüz, aşağılanma, ırkçı saldırganlığa maruz kalma, sürgün, yoksul Suriyelilere yaşamı zindan ediyor.

Zeytinin Maden Lobisiyle İmtihanı

Manisa’daki bir eylemde 70 yaşında bir köylü vali yardımcısına şunları söylüyor: “Askere çağırdınız geldik. Vergi istediniz verdik. Elektriği 3 gün ödemesem kesersiniz. Madem siz devletsiniz. Şimdi bize sahip çıkmayacaksınız da ne zaman çıkıvereceksiniz?” Mücadele süreçleri köylülere, kendilerine sermaye devletinin sahip çıkmayacağını öğretecektir. Örgütlü işçi sınıfının devrimci mücadelesi güçlendiğinde köylülük, işçi sınıfı nezdinde gerçek müttefikine kavuşacaktır.

Kapanan Madenler ve Maden İşçisinin Mücadele Yolu

Maliyetleri arttığı için artık devam edemeyeceklerini söyleyip madenleri kapatan patronlar muhasebe defterlerini işçilerin denetimine açmalıdır. O defterler açılsın ki işçiler bugüne değin ne kadar sömürüldüklerini, sırtlarından ne kadar para kazanıldığını, işçi ücretleri 2 asgari ücret seviyesine çıkarıldığında patronların sömürüsünün ne ölçüde azaldığını hesaplayabilsin!

Kuraklık, Aşırı Yağış ve Hortumlar Neyin Alâmetleri?

Küresel iklim değişikliğinin sonuçları son aylarda İstanbul’da da etkisini göstermeye başladı. İstanbul ve Marmara’da çıkan fırtınalarda hortumlar oluştu. 2 Ağustosta İstanbul’da ortaya çıkan hortumlar herkesi şaşırttı. Bir yandan sağanak yağışlar sellere neden olurken, öte yandan İstanbul’un su kaynaklarının azalması ve kuraklık söz konusu. Çelişkili gibi gözüken bu meteorolojik olaylara biraz daha ayrıntılı bakmak gerekiyor.

Sokak Ortasında İşkence Teknolojileri

Son yıllarda dünyanın her yerinde meydanlar ve sokaklar mobese kameraları ile gözlem altına alındı. Telefonlardan e-posta yazışmalarına ve sosyal medyaya kadar insanlar arasındaki iletişim, devletlerin istihbarat teşkilatları tarafından izleniyor. Bu izlemeler için yazılımlar geliştiriliyor, insanlar arası iletişim kayıt altına alınıyor. “Özel hayatın dokunulmazlığı” gibi en temel demokratik ilkeler fiiliyatta çoktan çöpe atılmış durumda.

İşçiden Çalınan Ömür

Saltanatının ilelebet süreceğini zanneden burjuvazi yanılıyor. Bu sömürücü sınıfın bencilliğinden, şımarıklığından, ahlâksızlığından, sahtekârlığından, sömürüsünden, zulmünden nefret eden devrimci işçilerin sayısı artıyor. Dünya işçi sınıfının devrimci mücadelesi sayesinde, yoksullara ömür biçmeye kalkanlar kendileri için biçilen “ömrü” yaşayacaklar!

Seçimlere Yansıyan Erkek Egemen Zihniyet

Kapitalizm erkek egemen zihniyeti ve cinsiyet ayrımcılığını her alanda yeniden üretiyor. 30 Mart yerel seçimlerinde de bu durum düzen partileri cephesinde tüm çıplaklığıyla açığa çıktı. Burjuva feministler siyasette kadınlara daha fazla yer verilmesi için kampanyalar düzenlemelerine rağmen bu çabalar düzen partileri cephesinde yine karşılık bulmadı. Halbuki sosyalist mücadelede ve ezilen halkların mücadelesinde kadınlar çok daha fazla öne çıkıyorlar. Bunu son seçimlerde de bir kez daha gördük.

Büyümez Ölü Çocuklar

Gezi direnişinin yaşandığı Haziran günlerinde, evinden bakkaldan ekmek almaya giderken polisin attığı gaz bombası kapsülüyle komaya giren ve 269 gün boyunca yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Berkin Elvan 11 Martta hayatını kaybetti. Berkin’in cenazesi kaldırıldıktan birkaç gün sonra devlet güçleri benzer bir saldırıyı bu kez Silvan’da gerçekleştirdi. İlkokul 3. sınıf öğrencisi 10 yaşındaki Mehmet Ezer, polisin attığı gaz bombası fişeğiyle başından vuruldu.

Alevi Emekçilerin CHP Yanılgısı ve Seçimler

Gazi katliamının üzerinden 19 yıl geçti. 12 Mart 1995’te kontrgerilla eliyle tertiplenen bu saldırıda 22 Alevi emekçi katledildi, yüzlercesi yaralandı. Bu katliam sonrasında her zaman olduğu gibi tetikçi katiller korundu. Şehirden şehre sürülen davalar tiyatroya dönüştürüldü. Gazi katliamı, bu topraklarda hüküm süren zalim burjuva devletin Alevilere yönelik kanlı provokasyonlarından sadece bir tanesiydi. Egemenlerin Alevilere yönelik kirli tezgâhlarını, bunların siyasi sonuçlarını ve düzen partilerinin ikiyüzlü politikalarını ele almaksızın Alevi kitlelerin ruh halini ve düşürüldükleri siyasi tuzakları anlamak mümkün değildir.

Roboski Katliamı “Kaçınılmaz Hata”ymış!

Kürt halkına dönük zulmün simgelerinden biri olan Roboski katliamının üzerinden iki yıl geçti. Yitirdikleri evlatlarının parçalarını bile bir araya toplayamayan yoksul Kürt analarına, acıların en büyüğü reva görüldü. Katliamın sorumlularının ortaya çıkarılması için devletin mahkemelerinde çile çeken aileler, bir kez daha yıkıldı. Nice katliamın altına imza atan devlet, diğerlerinde olduğu gibi Roboski’de de kendini akladı. Genelkurmay Askeri Savcılığı, çoğu çocuk 34 silahsız sivilin uçaklarla bombalanarak hunharca katledildiği Roboski katliamı soruşturmasında, takipsizlik kararı verdi.

Eurosur: Göçmenlere Yeni Sur

Ne dünyamız ne de insanoğlu kapitalist devletlerin kendi egemenlik alanlarını belirlemek üzere çizdikleri sınırlarla var olmadı. Sınıfların ortaya çıkmasıyla birlikte devletler var oldu, sınırlar çizildi. Son yüzyıl içerisinde de insanların seyahat ve göç etme özgürlükleri önce pasaportla, daha sonraları da vize ile sınırlandı. Üretici güçlerin gelişimi, sınıfların ve sınırların olmadığı sosyalist bir dünyanın kurulmasını zorunlu kılıyor. İnsanoğlu eninde sonunda ulus-devletin deli gömleğini parçalayacak, kapitalizmi tüm rezillikleriyle beraber geride bırakacaktır.

Sayfalar

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.