ABD’de Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumuna (ICE) bağlı polislerin Minneapolis eyaletinde 7 Ocakta işlediği cinayet, Amerikalı emekçileri bir kez daha sokaklara döktü. Renee Nicole Good adlı 37 yaşında, 3 çocuk annesi bir kadın, sokak ortasında başından ve yüzünden kurşunlanarak katledildi. Good, arabasının içinde, silahsız halde ve ICE polisleriyle konuştuğu sırada 3 kurşunla katledildi. Bu durum ABD sokaklarını teslim alan ICE terörünün geldiği son noktayı gözler önüne seriyor.
Cinayetin ardından ICE yetkilileri ve Trump yönetiminin en tepe isimleri, Good’u “terörist” ilan etmekte gecikmediler. Sanki dünyanın en büyük suçuymuş gibi Good’un solcu olduğunu, orada bulunma amacının ICE’yi protesto etmek olduğunu tekrar edip durdular. Farklı açılardan çekilmiş videolar tam tersini göstermesine rağmen, Good’un yolu kapattığı, ICE görevlilerinin üzerine araba sürdüğü, hayatlarını riske attığı yalanıyla cinayeti haklı göstermeye çalıştılar. Katil ICE görevlisi Jonathan Ross’un geçtiğimiz Haziran ayında suçlu olduğu belirtilen bir göçmeni yakalamaya çalışırken yaralandığını, bu nedenle öfkeli olduğunu, bu sefer hayatını kurtarmak için hızlı refleks gösterdiğini söyleyerek katili aklama yarışına girdiler. Trump, ICE polisinin meşru müdafaada bulunduğunu söylerken Başkan Yardımcısı JD Vance, kadının görevlilere mukavemet ederek kendi trajik sonunu kendisinin hazırladığını söyledi. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem ise bunun bir iç terör olayı olduğunu ileri sürecek kadar ileri gitti. Cinayetle ilgili soruşturma henüz başlamışken girişilen bu savunmalar, bu pervasızlık, emekçilerdeki öfkeyi iyice büyüttü, büyütmeye devam ediyor.
Good, George Floyd’un 25 Mayıs 2020’de polis tarafından öldürüldüğü bölgenin bir kilometre yakınında öldürüldü. Floyd, onu yüzüstü yere yatıran ve dizleriyle boynuna bastıran polise defalarca “nefes alamıyorum” demiş, son sözleri bunlar olmuştu. Floyd’un katledilmesinin ardından bu sözler tüm ABD’de bir isyan çığlığına dönüşmüştü. ABD sokakları haftalarca “Siyahların Yaşamı Değerlidir” ve “Nefes Alamıyorum” sloganlarıyla yankılanmıştı. ABD halkı özgürlük istediğini, baskılara karşı mücadele edeceğini bu sözlerle haykırmıştı. Amerikalı emekçiler bugün meydanları “ICE Out For Good”, yani “ICE Sonsuza Kadar Defol” sloganlarıyla inletiyor. 7 Ocaktan bu yana bu sloganla binlerce ayrı bölgede çeşitli kitlesellik ve kapsamda eylem gerçekleştirildi. Başta Minneapolis olmak üzere Philadelphia, New York, Washington, Los Angeles, Houston ve Boston gibi kentlerde kalabalık gösteriler düzenlendi. Bu gösterilerde Trump yönetimine, otoriterleşmeye, faşizme, ICE terörüne yönelik öfkeli sloganlar yükseldi.
Gösteriler, eylemler devam ederken Trump yönetimi, eyaletlere daha çok ICE gücü göndermeye hazırlanıyor. Faşizan uygulamalara yönelik tepkiyi böylesi uygulamaları arttırarak bastırmayı planlıyor. Hatırlanacak olursa Trump, göreve gelir gelmez “yasadışı göçle mücadele” adı altında faşizan saldırıları arttırmış, pek çok eyalette tepeden tırnağa silahlı ICE güçlerini görevlendirmişti. ABD sokaklarında terör estiren, göçmenlerin yoğun yaşadığı mahallelere baskınlar düzenleyen ICE’ye yönelik halktan, eyalet valilerinden, mahkemelerden gelen tepkileri, itirazları yok saymıştı. Trump yönetiminin desteğini arkasına alan ICE polislerinin pek çok kez ölümle sonuçlanabilecek keyfi müdahalelerde bulunduğu tespit edilmişti. Dolayısıyla pek çok Amerikalı emekçi ICE terörü karşısında tepkisini sadece milyonlarca insanın katıldığı gösterilerle değil küçük çaplı sivil itaatsizlik eylemleriyle de ortaya koymaya başladı. ICE’nin arabaları durdurmasına, arama yapmasına, kontrollerine, gözaltına alma girişimlerine direnenlerin sayısı günden güne arttı. Bizzat katilin çektiği görüntüler, Good’un da ICE görevlilerinin uygulamalarını haklı bulmadığını ortaya koyuyor. Ama ortada ICE çetelerine karşı herhangi bir saldırı vb. olmadığı görülüyor. Buna rağmen Good’un defalarca kurşunlanarak öldürülmüş olması, öldürüldükten sonra ICE katillerinin savurduğu küfürler, çevrede bulunan bir doktorun yardım teklifinin reddedilmesi, cinayeti haklı göstermek için savrulan yalanlar, atılan iftiralar, cinayeti işleyenlerin zihniyetini ve politik amacını gözler önüne seriyor. Her ne pahasına olursa olsun kapitalist dünyanın hegemonu konumunu korumak isteyen, bu uğurda dümene Trump gibi cani bir megalomanı geçiren ABD burjuvazisi, içeride en ufak bir muhalefete tahammül edemiyor. Tüm baskı aygıtlarını hiçbir engele takılmadan ve sonuna kadar çalıştırmak istiyor.
Trump yönetimindeki ABD, emperyalist savaşı Ortadoğu’dan Latin Amerika ve Pasifik’e doğru genişletiyor. Bunun yanı sıra içeride işçi ve emekçilere yönelik azgın bir savaş yürütülüyor. Hem dışarda hem içerde militarist politikalara hız veriliyor. İsrail ile el ele Ortadoğu yeniden şekillendiriliyor. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılması gibi operasyonlar planlanıyor. Uzun yıllar demokrasinin kalesi olarak lanse edilen ülkede, ağır silahlarla donatılmış Trump beslemesi paramiliter faşist çeteler kol geziyor. Medya en aşağılık yalanları en kati gerçeklermiş gibi aralıksız servis ediyor. Tüm demokratik haklar ayaklar altına alınıp çiğneniyor, faşist baskılar tırmandırılıyor. İşçi ve emekçiler arasında son derece tehlikeli bir yapay kutuplaşma yaratılıyor, nefret körükleniyor, toplumsal atmosfer zehirleniyor. Ancak Amerikalı emekçiler her şeye rağmen oyuna gelmediklerini, kapitalizmin ve onun Trump gibi efendilerinin faşist zorbalıkları karşısında sessiz kalmayacaklarını eylemleriyle ortaya koyuyorlar. Otoriterleşmeye, baskılara, faşist saldırılara, ICE ve polis terörüne, Trump’ın yalanlarına karşı meydanlara çıkmaya devam ediyorlar.
ABD’de yaşananlar, işçi ve emekçiler için kapitalist sömürü ve zulüm düzeni altında dünyanın hiçbir yerinde huzur ve özgürlük olmadığını ortaya koyuyor. Böyle bir düzende nefes alabilmenin bile koşulu örgütlü mücadeledir.
link: Marksist Tutum, ABD’de ICE Terörüne Tepki Büyüyor, 12 Ocak 2026, https://marksist.net/node/8684
Yapay Zekâ Kapitalizmi Kurtarabilir mi?





