10 Ekim 2015’te DİSK, KESK, TMMOB ve TTB “Savaşa Hayır, Barış Hemen Şimdi” şiarıyla Ankara’da bir miting çağrısı yapmıştı. Türkiye’nin dört bir yanından, onlarca şehirden işçiler, emekçiler, emekçi kadınlar, analar, çocuklar, 7’den 70’e on binlerce insan barışa hasretlerini, demokrasi taleplerini haykırmak için, şarkıları, türküleri, halayları, sloganları, pankartları, bayraklarıyla Ankara’da tren garı önünde toplanmışlardı. Yürüyüşün başlaması beklenirken dostlar birbiriyle hasret gideriyor, sohbetler ediliyor, barış ve kardeşlik halayları çekiliyordu. Umudun, kardeşliğin, gelecek güzel günlere özlemin yükseltildiği meydan, aydınlık olan her şeye düşman kapitalist egemenlerin maşası iki IŞİD canisi tarafından kana bulandı. İki canlı bomba art arda kendilerini patlatarak 104 barış güvercininin canını aldı. O gün o alanda olan olmayan, demokrasi, barış, eşitlik, sömürüsüz bir dünya mücadelesi veren herkes bombaların patladığı andan itibaren katliamı gerçekte kimlerin ve neden yaptığını biliyordu. 10 yıl boyunca hem adliye koridorlarında hem de mücadele alanlarında, Türkiye emek ve demokrasi güçlerinin, 10 Ekim Ankara katliamında ve diğer katliamlarda hayatını kaybedenlerin yakınlarının, yaralananların yaşadıkları, mahkeme süreçlerinde ortaya çıkan gerçekler de bunun kanıtlarını ortaya serdi.
7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde HDP il binalarına saldırılar yapılmış, HDP’nin Diyarbakır mitingine bombalı saldırı düzenlenmişti. Yaratılan kaos ortamına rağmen seçimlerde AKP tarihi bir yenilgi almış, tek başına iktidar olabilecek oy oranına ulaşamamıştı. HDP ise yüzde 13’ü aşan oy oranıyla 80 milletvekili çıkarmıştı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde tüm provokasyonlara, seçim hilelerine, sandık başlarında uygulanan baskı ve zorbalığa rağmen sandığa gidip oy kullanan milyonlar, AKP iktidarının anti-demokratik uygulamalarına, ekonomik ve sosyal saldırılarına hayır demiş, barış talebini öne çıkarmış, değişim istediğini belirtmişti. Seçim sonuçlarını kabullenmeyen Erdoğan, bir hükümet darbesi yaparak ülkeyi yeniden seçime götürdü. 1 Kasımda yapılacak seçimlere kadar çatışma ve kaos yaratıldı, emekçi kitlelerde oluşan değişim isteği bastırılarak toplum “ne istiyorlarsa alsınlar, yeter ki yakamızı bıraksınlar” noktasına getirildi. Bu plan doğrultusunda önce 20 Temmuz 2015’te Suruç ve ardından 10 Ekim Ankara Gar katliamları yaşandı. Sonuçta 1 Kasım 2015’te yenilenen seçimlerde AKP oy oranını 49,5’e çıkardı.
TC tarihinin en kanlı katliamlarından biri olan 10 Ekim Ankara Gar katliamında hayatını kaybeden 104 barış karanfili, katliamın 10. yılında bir kez daha anıldı. Söyleşiler, paneller, belgesel gösterimleri, fotoğraf sergileri, şiir ve müzik dinletilerinin yanı sıra Ankara’dan İstanbul’a, İzmir’den Trabzon’a, Diyarbakır’dan Edirne’ye Türkiye genelinde onlarca ilde eylemler yapıldı. Gerçekleştirilen anma ve etkinliklerde dönemin siyasi atmosferi, katliamın nedenleri, katliamdan sonra geçen 10 yıl sürecinde siyasi iktidarın katliamın hesabını soranlara yaşattığı zulüm, mahkeme sürecinde ortaya çıkan gerçekler gündem yapılıyor. Hem 10 Ekim Ankara Gar katliamının hem de egemenlerin çıkarları uğruna yaşanan onlarca katliamın hesabının sorulacağının sözü veriliyor. Hayatını kaybedenlerin mezarları başında yapılan konuşmalarda barış karanfillerine uğruna canlarını verdikleri emek, barış ve demokrasi mücadelesinin devam ettirileceği sözü veriliyor.
Ankara’da KESK, DİSK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim Barış Derneğinin çağrısıyla Ulus Metro önünde bir araya gelen kitle Gar önüne yürüdü. Yürüyüş ve eylem sırasında “10 Ekim’i Unutma, Unutturma”, “Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak”, “Katil IŞİD, İşbirlikçi AKP”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Savaşa Hayır Barış Hemen Şimdi”, “Birleşe Birleşe Kazanacağız”, “Gün Gelecek Devran Dönecek AKP Halka Hesap Verecek” sloganları atıldı.
10 Ekim anıtı önünde yapılan eylemde 104 barış güvercini için saygı duruşunda bulunuldu ve ardından her birinin ismi okunarak “Yaşıyor!” diye haykırıldı. Basın açıklamasını 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü Mehtap Sakinci yaptı. Sakinci, katliamın ardından geride kalanlar için hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını söyleyerek “tam 10 yıldır içtiğimiz suyun, yediğimiz ekmeğin tadı aynı değil. Soluduğumuz hava ciğerlerimizi yakıyor” dedi. 10 Ekim katliamının can kaybı açısından en büyük katliam olmasının yanı sıra bundan önce yaşanan katliamlardan bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Sakinci, sözlerine şöyle devam etti: “Barış diye yollara dökülüp 10 yıl önce Ankara’ya gelen 104 insanın vicdanından da anlıyoruz ki 10 yıl önceki barış şiarı hâlâ çok güncel ve etkilidir. Bilinmesini isteriz ki bu ülkede barış, bu alanda yaşamını yitiren 104 insan için adalet gelmeden gerçek anlamda tesis edilmiş olmayacaktır.” Sakinci, insanlığa karşı suç kapsamında açılan kamu davasında mahkemenin beraat kararı vermesiyle davanın zaman aşımına uğratılmak istendiğini söyledi. Ayrıca sanıkların insanlığa karşı suç isnadından beraat etmelerinin, katliamda sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanmasının da engellenmesi için olduğunu belirtti. “Bu ülkede katliamların üzeri kapatılmaya çalışılsa da unutmuyoruz, unutturmuyoruz. Zalimlere cezasızlık öngörülse ve dahi boş sanık sandalyeleriyle yıllardır göstermelik açılan duruşmalara ve hukuka aykırı kararlara rağmen adalet istiyoruz. Gerçek adalet gelinceye kadar vazgeçmeden devam ediyoruz” dedi.
Katliamda hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik yaptığı konuşmada, 10 yıl sonra yapılan anmalarda alanların dolu olmasının, onlarca şehirde anma yapılıyor olmasının emek ve demokrasi güçlerinin bu davaya sahip çıkmasıyla mümkün olduğunu, bunun artarak devam etmesi gerektiğini, 10 Ekim katliamının hesabının sorulmaması halinde yeni katliamların önünün açılacağını belirtti.
Eylemde söz alan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, katliamın amacının emekçilerin hak arama mücadelesinin, barış isteğinin ve demokrasi talebinin bastırılması olduğunu belirtti. Çerkezoğlu 10 yıldır verilen adalet mücadelesine vurgu yaparak, bu katliamların hesabı sorulmadıkça çok daha karanlık dönemlerin önünün açılacağını dile getirdi.
KESK adına konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, konuşmasına 10 yıl önce eylem kararı aldıklarında nasıl bir süreçten geçildiğini hatırlatan şu sözlerle başladı: “10 yıl önce bu ülke tekrar kan gölüne döndürülmeye çalışılıyordu. Suruç’ta, Amed mitinginde patlama gerçekleştirilmişti. Sürekli birçok bölgeden bombalama haberleri ve istihbarat bilgileri gelmeye başlamıştı. Diğer taraftan bu coğrafyada yaşayan halklar açısından 40 yıldır süren çatışmalı sürecin bitebilme şansının oluştuğu çözüm süreci tartışmalarının sona erdirildiği bir dönemdeydik. Bizler biliyorduk ki barış savaşan taraflar arasında görüşülerek yürüse bile, barışın inşası emekçilerin, kadınların gençlerin, bölgede yaşayan halkların vereceği emekle olacaktı.” Barışa asıl olarak emekçilerin ihtiyacı olduğunu söyleyen Koçak, savaş politikalarının iktidarların otoritelerini güçlendirdiğini belirterek “tam da bu mesele üzerinden barış süreci tekmelenmeye başlamıştı” dedi. Koçak, konuşmasını “barış talebimiz ve ısrarımız, barış bu coğrafyaya gelinceye dek devam edecek” sözleriyle bitirdi.
TMMOB adına konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, katliamın hemen ardından devam eden saldırılara, dava sürecinde hiçbir kamu görevlisinin yargılanmamasına, 10 Ekim’in ardından “oylarımız arttı”, “kokteyl örgüt” açıklamaları yapanlara tepki gösterdi. Koramaz konuşmasının devamında şunları söyledi: “Ülkemiz neredeyse bir katliamlar ülkesi oldu. Ülkemizde yaşanan her katliamın arkasında; 10 Ekim, Suruç, 1 Mayıs 1977, Maraş, Çorum dâhil, açığa çıkmış ya da çıkartılmamış devlet ilişkileri olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu durum katliamlarla gerçek anlamda yüzleşilmemesinin yanı sıra toplumsal hafızamızda bir duygu birliği, bu katliamlara karşı bir bilinç oluşmasının da önünde engel teşkil ediyor. Gerçekleri bulandırmaya, gizlemeye, tahrif etmeye yönelik bilinçli bir devlet politikası yıllardır uygulanıyor. Bu nedenle bir toplumsal bilinç ve hafıza oluşturma görevi de bizim gibi o katliamların mağdurlarına düşüyor.”
TTB Merkez Konseyi II. Başkanı Dr. Pınar Saip, katliam öncesinde AKP’nin 7 Haziran seçimlerinde kaybetmesine ve devamında yaşanan siyasi gelişmelere vurgu yaparak “Biz bu sürecin sorumlularının farkındayız, umudumuzu koruyoruz. Bu ülkeye barış, demokrasi gelecek. Yine emek güçleri kazanacak” dedi.
Eylemde DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da bir konuşma yaptı. Bakırhan, dünyanın neresinde böyle bir katliam olsa bir yetkilinin, bir bakanın hesap vereceğini, istifa edeceğini, özür dileyeceğini fakat Türkiye’de bu ve benzeri katliamlarda bugüne kadar ihmali olanların, yol verenlerin, dolaylı ya da direkt olarak bu tür katliamların olmasını sağlayanların yargılanmadığını, hesap vermediğini söyledi. “Bir gün barış ve demokrasiye ulaştığımız zaman başta Gar katliamı olmak üzere Türkiye’de yaşanan bu ve benzeri katliamlarda sadece tetiği çeken katiller değil onların arkasında duran, yol açan, Antep’ten buraya kadar elini kolunu sallayarak gelmesini sağlayanlar kesinlikle yargılanacaktır” dedi. Bakırhan 10 Ekim Ankara Gar katliamının araştırılması için Mecliste defalarca komisyon kurulmasını önerdiklerini fakat bunun kabul edilmediğini hatırlattı.
Konuşmaların ardından 10 Ekim anıtına karanfiller bırakıldı. Kitle adalet talebini bir kez daha dillendirmek için Ankara Adalet Sarayına yürümek istedi. Yıllardır 10 Ekim anmalarında yaşanan zulüm yine değişmedi. Polis kitlenin yürümesine Valilik kararını gerekçe göstererek izin vermedi. Bir müddet sonra polis alanda bekleyen kitleye biber gazıyla saldırdı.
Avukat Komisyonu ve 10 Ekim Barış Derneğinden 10. Yıl Raporları
Katliamın 10. Yılında, 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu ve 10 Ekim Barış Derneği, geçen 10 yılda yaşananları anlattıkları birer rapor hazırladılar. Raporların özet sunumu 9 Ekimde Ankara’da yapılan basın açıklamasıyla kamuoyuyla paylaşıldı. Avukat Komisyonu adına sunum yapan Gülşen Kaya, soruşturma dosyasının davacı avukatlardan 8 ay boyunca saklandığını, Haziran 2016’da iddianame yazıldığında ise önlerine gelen 72 klasörlük, binlerce sayfalık dosyanın içinin boş olduğunu, yargı sürecinde iddianamede yazan çoğu şeyin çarpıtma olduğunun ve bazı şeylerin de saklandığının anlaşıldığını söyledi.
Kaya, İçişleri Bakanlığının Ankara Emniyeti hakkında hazırladığı bir raporunda, IŞİD’li canlı bombaların metropollerde kendini patlatarak eylem hazırlığı yaptığının, bu canlı bombaların kimler olabileceğinin bilindiğinin, katliamdan önce canlı bombaların telefonlarının dinlendiğinin, Adıyaman’dan gelen çeşitli istihbaratların dikkate alınmadığının, miting öncesinde rutin yol araması uygulamasının kaldırıldığının, toplanma alanı olan Gar için hiçbir güvenlik önlemi alınmadığının ve daha pek çok ihmalin göz önüne serildiğini, ancak bu raporda yer alan tespitlere rağmen, sorumlulukları ortaya çıkan Ankara Emniyet amirleri ile katliamın ardından alana gaz sıkan polis görevlileri hakkında hiçbir işlem yapılmadığını söyledi. Dava sürecinde kendi imkânlarıyla yaptıkları araştırmalarda katliamın sanıklarının yıllardır MİT tarafından izlenip dinlendiklerinin ortaya çıktığını fakat katliam öncesinde engellenmediklerini gördüklerini belirtti. İddianamede pek çok çarpıtma ve yalanı ortaya çıkarmalarına rağmen bunların araştırılmadığını, üstünün örtüldüğünü, mahkemenin iddianameye göre karar vermekte ısrarcı davrandığını söyledi. Bu yapılanlardaki amacın katliamı bir terör eylemi olarak gösterip suçu bazı IŞİD’lilere yükleyerek devletin katliamdaki sorumluluğunun üstünü örtmek olduğunu ifade etti. Sanıklardan Erman Ekinci hakkında Türkiye’de ilk olarak insanlığa karşı suç iddianamesinin yazıldığını söyleyen Kaya, insanlığa karşı suç olduğu kanunlarca da açık olan bu katliamda mahkemenin Erman Ekinci hakkında insanlığa karşı suçtan beraat kararı verdiğini, böylece IŞİD’i bu suçtan akladığını belirtti.
Kaya, katliamda en ufak ihmali olan her kademeden kamu görevlisi için mahkemenin çekindiği bütün suç duyurularını tek tek yaptıklarını, katliamı kendi siyasi hesaplarına koz olarak kullanmaya çalışanların araştırılıp bir kısmının tanık olarak dinlenilmesini de talep ettiklerini ifade etti. Katliamın gerçek sorumlularının ortaya çıkarılması için mücadeleye devam ettiklerini söyleyen Kaya, hazırladıkları raporun 10 yıllık bir mücadelenin raporu olmasının yanında bir hafıza belgesi olduğunu belirtti.
10 Ekim Barış Derneğinin hazırladığı rapor üzerine söz alan 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık da katliamda yakınlarını kaybeden ailelerin ve yaralıların 10 yıllık süreçte yaşadıklarını paylaştı. Kocabıyık, katliam gerçekleştikten hemen sonra başlayan insanlık dışı uygulamaların 10 yıl boyunca devam ettiğini söyledi. Polisin katliama karşı yapılan protestolara saldırdığını, protestolara katılanlara davalar açıldığını, cezalandırıldıklarını, bu protestolarda polise mukavemet ettiği gerekçesiyle tazminat ödemeye mahkûm edilenlerin olduğunu hatırlattı. Mahkeme heyetleri ailelere hakaret eden IŞİD’lileri görmezden gelirken, oğlunu kaybeden bir babanın “adalet istiyoruz” dediği için bir mahkeme başkanı tarafından “mahkemenin huzurunu bozduğu” gerekçesiyle dışarı atıldığını söyledi. Katliamda babasını kaybeden Çağlıyan Bozacı’ya babasının mezarı başında yaptığı konuşmadan dolayı “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla dava açıldığını ve cezalandırıldığını belirtti. Katliamın olduğu yere ancak 9 yıl sonra bir anıt yapılabildiğini hatırlattı.
Bütün bunların ailelerin verdiği mücadeleyi engellemek için yapıldığını söyleyen Kocabıyık, IŞİD’liler için “öfkeli gençler”, “biz bunların kimliklerini biliyoruz, ama suç işlemeden yakalayamıyoruz” diyen anlayışın hâlâ devam ettiğini, 500’den fazla müştekinin katliam sonrası yaralılara gaz sıkıldığını söylemesine karşın mahkemenin “Türk polisi gaz sıkmaz” anlayışında ısrarcı olduğunu belirtti. Ambulansların geç gelmesinin bir görevlinin kişisel niyetiyle açıklanamayacağını, ancak bir üst aklın işi olabileceğini, herkesin bildiği bir katliamın adım adım geldiğini, devlet kurumlarının buna ses çıkarmadığını ifade etti. Kürt sorunuyla ilgili devam eden “süreci” hatırlatarak “Bu 10 senenin hesabı verilmeden barışın, adaletin gerçekleşmeyeceği çok açıktır” dedi. Aileler ve yaralılar olarak 10 senenin hesabının verilmesini, kardeşlerin, anne babaların neden katledildiği sorusunun cevabını istediklerini söyleyen Kocabıyık, ancak o zaman acılarının biraz dineceğini, bir daha bu topraklarda katliamlar olmayacağını düşünebileceklerini belirtti.
link: Marksist Tutum, Ankara Gar Katliamının 10. Yılı: Acılar Taze, Öfke Daha da Büyük, 10 Ekim 2025, https://marksist.net/node/8615
İtalya’da Milyonlar Filistin için Ayakta!
Filistin Halkı Sadece Emekçilerin Umurunda!





