“Kapitalist sistemin çürümüşlüğü ve onun insanlığın yeni kuşaklarına umut vermeyen köhnemiş hali ortadadır. Kapitalizm insan toplumunun gelişimi ve esenliği açısından akıldışı bir gidişat sergiliyor.”[1]Bu akıldışı gidişatın sonuçları, bugün kendini yaşamın her alanında, en keskin biçimde ortaya koyuyor. Burjuva siyaset alanı ise kapitalizmin bu evresiyle uyumlu biçimde, oligarşik yönetim uygulamalarının büsbütün pekişmesiyle karakterize oluyor, burjuva düzenin tam bir plütokrasiye dönüştüğü olanca çıplaklığıyla görülüyor. Trump ABD’sinde yaşananlar, bu gerçeğin en çarpıcı örneğini oluşturuyor. Elif Çağlı, Şubat 2025’te kaleme aldığı bir makalesinde bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “ABD’nin geldiği son durumun en çarpıcı biçimde gözler önüne serdiği üzere, burjuva demokrasisi ileri kapitalist ülkelerde bile çoktandır aşınmış ve burjuva yönetimler bir zenginler kulübü hegemonyasına, plütokrasi diye adlandırabileceğimiz oligarşik bir egemenlik biçimine bürünmüştür.”[2]Son aylarda ABD’nin tüm eyaletlerinde gerçekleşen kitlesel eylemler, tüm meydanlarında yükselen sloganlar, işçi ve emekçilerin kendilerini yok sayan bu oligarşik egemenliğe verdikleri tepkinin bir ifadesidir.
Küresel kapitalizmin hegemon gücü ABD örneğine bu bağlamda daha yakından bakalım. Araştırmalara göre 2021 yılında ABD’de 1370 olan dolar milyarderi sayısı, 2024’te neredeyse yarı yarıya artarak 1990’a ulaştı. ABD’deki en zengin 19 ailenin toplam serveti, 2024 yılında 1 trilyon dolara ulaşarak İsviçre ekonomisinin büyüklüğünü geride bıraktı. Sadece Elon Musk’ın serveti 420 milyar doları aştı. 1980’lerden bu yana gelir dağılımı eşitsizliği giderek derinleşirken, özellikle 2020 krizi sonrası uçurum iyice büyüdü. Milyarderlerin serveti %70 oranında arttı. Bugün gelinen noktada, en zengin binde 1’lik kesim toplam zenginliğin %15’ine sahipken, en yoksul %50 toplam zenginliğin sadece %2,5’ine sahiptir. Bu oranın 1990’ların başında %4’e yakın olduğunu hatırlatalım.
Resmi rakamlara göre ABD’de 38 milyon yoksul var. ABD nüfusunun 340 milyon olduğu hesaba katıldığında, hileli resmi rakamlara göre bile nüfusun yüzde 10’undan fazlası yoksul! Yine resmi rakamlara göre ülkede 37 milyon insanın herhangi bir sağlık sigortası bulunmuyor. 41 milyon insanın sağlık sigortası sağlık ve bakım hizmetlerini yeterli biçimde karşılamıyor. Bu sayılar yoksul sayısının gerçekte 38 milyonun üzerinde ve artma eğiliminde olduğunu anlatıyor.
Öte yandan ülkede 2024’te evsizlerin oranı yüzde 18’lik bir artışla rekor seviyeye ulaştı, 2025’in ilk yarısında, yükselen kiralarla birlikte daha da artarak tahminlere göre 1 milyonu aştı. Ancak bu sayı geçici de olsa ailesinin ya da arkadaşlarının yanında kalan, çadırlarda, derme çatma konteynırlarda kalan ya da kiraya ayıracak parası olmadığı için arabasında yaşayan insanların tümünü kapsamıyor, sadece verili bir gecede sokakta olan ortalama insan sayısını ifade ediyor. Kimi kent merkezlerinde çadırlardan, arabalardan oluşan kamplar, bir anlamda küçük “mahalleler” bulunuyor. Evsiz sayısındaki artışın başlıca nedenleri arasında konut fiyatlarında ve kiralarda görülen astronomik artış, yükselen enflasyon, ücretlerin dondurulması ya da enflasyonun çok altında zam yapılması, sağlık giderlerinin karşılanamaması nedeniyle oluşan borçlar ve sistematik ırkçılık var. Bu tablo “fırsatlar ülkesi” ABD’nin sadece egemenlere fırsatlar sunduğunu, on milyonlarca emekçiyi ise büyüyen yoksulluk çukuruna attığını bir kez daha ortaya koyuyor.
Hal böyleyken hatırlanacağı üzere Trump, büyük emlak, inşaat, teknoloji, petrol, silah, nükleer, maden, tarım tekellerini arkasına alarak, Joe Biden’ın döneminde biriken sorunları kullanarak, demagojinin “bu kadar da olmaz” dedirten örneklerini sergileyerek, emekçilere sahte vaatlerde bulunarak Ocak 2025’te ikinci kez göreve geldi. Gelir gelmez de dünyanın en zengin kişileri listesinde en tepede olan Elon Musk’ı hükümette görevlendireceğini açıkladı. Musk’ın liderliğinde Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE) kuruldu. Federal hükümetin harcamalarını azaltmak, verimliliği arttırmak ve bürokrasiyi modernize etmek amacıyla kurulduğu açıklanan bu departmanın ilk hedefi, on binlerce insanı işten çıkarmak, zaten son derece yetersiz olan kamu hizmetlerini kısıtlamak, “yapısal reform, modernizasyon, verimlilik ihtiyacı” gerekçesiyle Medicaid ve Medicare[3] adı verilen sağlık ve sosyal hizmet uygulamalarını hedefe koymak oldu. DOGE kapsamında pek çok kurum kapatıldı. Savunma departmanı hariç tüm hükümet departmanlarında işten çıkarmalar oldu. Mesela sağlık ve sosyal yardım alanında, eğitim ve ulaşım hizmetlerinde, ormanların korunmasında çalışan on binlerce kişi işten atıldı. Öyle ki kimi alanlarda deneyimli çalışanlar kalmadığı için hizmetler felç oldu, işten atılanların bir kısmı geri alınmak zorunda kalındı… İşçilerden, emekçilerden, emeklilerden, engellilerden, engelli yakınlarından esirgenen kaynaklar, şımarık ultra zenginlerin şatafatına, Trump’ı parlatan propaganda çarklarına, göçmenlere karşı yürütülen nefret kampanyalarına, teknoloji devlerinin Çin ile rekabetini güçlendirmeye, militarizme, emperyalist savaşın, İsrail’in Gazze, Lübnan, Suriye ve İran’da yürüttüğü savaşın finansmanına akıtıldı.
Bu denli keskin çelişkilerin ve saldırıların tepki doğurmaması, sonuç yaratmaması düşünülemez. Nitekim Nisan ayından bu yana ABD’de yaygın, kitlesel eylemler gerçekleşiyor. 5 Nisanda ABD’nin tüm eyaletlerinde 1200 ayrı yerde “Elini Çek!” eylemleri yapıldı. Milyonlarca insan Trump’ı ve kısa bir süre öncesine kadar “başarılı teknoloji girişimcisi”, “dünyanın en yenilikçi insanı”, “filantropist” gibi daha pek çok sıfat sıralanarak gençlere rol model olarak sunulan Elon Musk’ı protesto etmek için meydanlara döküldü. Milyonların “demokrasiden, haklarımızdan, göçmenlerden elini çek” diye haykırdığı bu protestoları, kimi önemli sendikalar da aralarında olmak üzere 100’den fazla örgüt, grup ve topluluk örgütledi. Talepler de tıpkı katılımcılar gibi, çeşitlilik gösteriyordu. Eylemlere katılanlar Musk’ın DOGE’sinin kaldırılmasını, sosyal güvenlik sisteminin ve ağlarının güçlendirilmesini, Medicaid, Medicare gibi uygulamaların emekçiler lehine düzenlenmesini, sağlık hizmetlerine eşit erişimin sağlanmasını, işten çıkarmaların sona erdirilmesini, işçi haklarına yönelik saldırıların durdurulmasını, sendikal özgürlüklerin tanınmasını, milyarderlerin, zenginlerin hükümet politikalarını yönlendirme gücünün sınırlandırılmasını, yolsuzlukların sonlandırılmasını, göçmenler, trans bireyler ve diğer dezavantajlı, kırılgan gruplara yönelik saldırıların, polisin siyahlara yönelik şiddetinin, Ortadoğu’da yürüyen emperyalist savaşın durdurulmasını vb. istediler. Dahası Kanada, Meksika, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerde de emekçiler “Elini Çek!” eylemlerine destek vermek, tepkilerini ortaya koymak için alanlara çıktılar. 19 Nisanda da aynı şekilde Amerika’nın dört bir yanında binlerce meydanda kitlesel eylemler yapıldı.
Kimi burjuva yorumcular, kitlenin homojen, hareketin net bir hedefinin olmadığını, bu nedenle kitleselliğine ve yaygınlığına rağmen “Elini Çek!” protestolarının başarısızlığa mahkûm olduğunu, Trump’ı durduramayacağını dile getirdiler. Bu yorumları yapanların başarı kriterleri, haklı olup olmadıkları bir yana, gerçekte olan şuydu: Kapitalist sistemin hegemon gücü ABD’de milyonlar, aslında çürüyen kapitalizme, onun yarattığı yıkıma, dünyayı cehenneme çeviren zenginler kulübüne karşı durmak için yürüyor, başka bir dünya ve yaşam arzuladıklarını gösteriyor, böyle bir dünya için mücadeleye hazır oldukları sinyalini veriyorlardı. Nitekim ABD’li emekçiler, “daha yolun başındayız” der gibi ilerleyen haftalarda kitlesel eylem ve protestolarını devam ettirdiler. Sosyal medya hesabında aldığı kararları, imzaladığı anlaşmaları duyurup “Yaşasın Kral” paylaşımları yaparak övünen, bu sözleri çevresine topladığı çıkar grupları tarafından coşkuyla karşılanan Trump’a karşı, “Krala hayır!” diye haykırdılar.
Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu ICE’nin, 6 Haziranda, Los Angeles’ta göçmenlerin yoğun olduğu işçi sınıfı mahallelerine baskınlar düzenlemesi, göçmenleri tutuklaması ülke genelinde bir protesto dalgası yarattı. Eylemler günlerce sürdü. Trump, emekçilerin tepkisini bastırmak için 4 binin üzerinde Ulusal Muhafızı ve 700 deniz piyadesini Los Angeles’a yığdı, bunlar uzun namlulu silahlar, zırhlı araçlar, biber gazı ve ses bombalarıyla protestoculara saldırdı. Ama protestocular “Asıl Düşman Göçmenler Değil, Milyarderler” diye haykırmaya devam ettiler. 14 Haziranda ABD genelinde düzenlenen 2100 ayrı gösteriye 5 milyon insan katıldı. Bu gösterilerde Amerikan Otomobil İşçileri Sendikası (UAW), Amerika Öğretmenler Federasyonu (AFT), Uluslararası Hizmet Çalışanları Sendikası (SEIU), Amerika İletişim İşçileri (CWA), Amerikan Posta İşçileri Sendikası (APWU), Amerika Birleşik Elektrik, Radyo ve Makine İşçileri Sendikası (UE) gibi sendikalar da yer aldı. ABD’nin 50 eyaletinin yanı sıra, Porto Riko gibi ABD’ye bağlı bölgelerde ve ABD dışında pek çok ülkede de protestolar gerçekleşti.
Eylemler için 14 Haziran tarihinin seçilmesinin nedeni aynı gün Trump’ın Washington DC’de ABD ordusunun 250. yılı vesilesiyle düzenlenen geçit törenine ev sahipliği yapacak olmasıydı. Protestolar üzerine “kendimi kral gibi hissetmiyorum” diyen Trump, protestocuları, üzerlerine çok büyük kuvvetler göndermekle tehdit etmekten, geçit töreninde kral gibi davranmaktan geri durmadı. 7 bin askerin katıldığı bu geçit töreni, ABD’de onyıllardır görülmemiş bir manzaraydı ve tüm ritüelleriyle militarizmin, ABD emperyalizminin bir güzellemesiydi, Trump’ın güç gösterisiydi. Tam da bu nedenle protesto eylemlerinde bir kez daha “tüm iktidar halka”, “tüm iktidar işçi sınıfına” sloganları yükseldi. Otoriterleşmeye, faşizan uygulamalara, demokratik hakların yok sayılmasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. ABD’li emekçiler, 4 Temmuz Bağımsızlık Gününde “Özgür Amerika” sloganıyla bir kez daha sokaklara döküldüler, “Krala hayır” eylemlerinin ikinci dalgasını yükselttiler. Egemenliği elinde tutan zenginler kulübüne, onların yüz milyonların hayatını cehenneme çeviren şımarıklığına, özellikle 2020 krizinden bu yana daha da artan yoksullaşmaya, baskılara, ABD’nin yürüttüğü emperyalist savaşa tepkilerini yeniden ortaya koydular.
Öte yandan Amerika Demokratik Sosyalistleri DSA’nın[4] üyesi Zohran Mamdani’nin 2025 New York Belediye Başkanlığı seçimleri için Demokrat Partinin adayı olarak seçilmesi de emekçilerin yükselen tepkisinin ve mücadelesinin bir ifadesi ve sonucudur. Uganda doğumlu, ABD vatandaşlığını henüz 2018’de almış Müslüman bir göçmen olan, sosyalist kimliğini ve görüşlerini açıkça savunan, Filistin davasına sahip çıkarak İsrail’in ırkçı politikaları karşısında açıkça anti-Siyonist bir tutum alan Mamdani, tüm engelleri aşarak ön seçimleri kazandı ve DP’nin adayı olarak belirlendi. Seçilmesi halinde uygulayacağı politikaları anlattığında egemenleri öfkeyle hop oturtup hop kaldıran, keskin bir kara propaganda ile karşı karşıya olan Mamdani için sonuç ne olursa olsun, söylemlerinin New Yorklu emekçilerde karşılık bulması, DP’nin tüm uğraşlarına rağmen bu adaylığı engelleyememesi önemlidir. Kapitalist sistemin başını çeken Amerika’da, “dünya finans kapitalinin başkenti”, “Tel Aviv’den sonra en çok Yahudi’nin yaşadığı kent” olan New York’ta yaşanan bu gelişme de %99’un tekellere, ABD müesses nizamına, zenginler kulübüne, Demokrat Partinin elitlerine tepkisinin bir dışavurumudur.
Oysa ABD egemenleri ve ikiyüzlü medya, bu sonucu “beklenmedik”, “şaşkınlık verici”, “sürpriz” olarak değerlendiriyorlar. Elon Musklar, dünyayı da uzayı da kontrolü altına almaya çalışırken, yapay zekâ teknolojileriyle en tehlikeli silahları üretirken; Trumplar, İsrail’le el ele Ortadoğu’yu cehenneme döndürürken; Jeff Bezoslar ağır çalışma koşulları nedeniyle sendikalaşmak isteyen işçilerine ağır baskılarla, işten atmalarla karşılık verip Venedik’te üç gün üç gece süren düğünlerle evlenirken; kendilerine yönelik tepkinin sonuçlarını “şaşkınlık verici” buluyorlar! Emekçilere kiraların dondurulacağını, gıda ürünlerinin üreticiden tüketiciye ulaştırılacağı mağazalar açılacağını, günlük 15 dolar olan asgari ücretin 30 dolara çıkarılacağını, toplu taşımanın, kreşlerin bedava olacağını vaat eden Mamdani’nin nasıl olup da seçildiğine anlam veremiyorlar! İki ayrı sınıf, iki ayrı dünya!
“İnsanlığı kapitalist düzenin yaktığı cehennem ateşlerinden kurtarabilecek yegâne güç işçi sınıfının örgütlü gücüdür. Bu zalim sömürü düzenine ancak işçi ve emekçi kitlelerin aktif mücadelesi son verecektir.”[5] İşçi ve emekçilerin ülkeden ülkeye yayılan kitlesel protestoları, isyanları, bu aktif mücadelenin ilk idmanları, ısınma turlarıdır. Zorunlu olan, bu mücadeleyi kapitalizmi yıkacak bir devrime ulaştıracak öncü örgütlü gücü yaratmak için çaba sarf etmektir.
[1] Elif Çağlı, Demokrasi ve Plütokrasi, 28 Haziran 2014, https://marksist.net/node/3475
[2] Elif Çağlı, Bu Pisliği Ancak Devrim Temizler, 20 Şubat 2025, https://marksist.net/node/8449
[3] Medicaid, düşük gelirli bireyler ve aileler, yaşlılar, engelliler, çocuklar ve hamile kadınlar için sağlık hizmetlerini karşılamayı amaçlayan program. Federal ve eyalet hükümetleri tarafından ortaklaşa finanse edilir ve yönetilir. Medicare, genellikle 65 yaş ve üzerindeki bireyler, böbrek yetmezliği gibi özel sağlık sorunlarına sahip kişiler için sağlık sigortası sağlayan program. Tamamen federal hükümetler tarafından yönetilir.
[4] 1982’de Demokratik Sosyalist Örgütlenme Komitesi (DSOC) ve Yeni Amerikan Hareketinin (NAM) birleşmesiyle kurulan, Demokrat Parti tabanındaki muhaliflerden, demokrat ve sosyalist çevre ve insanlardan oluşan, Bernie Sanders’ın 2016’daki başkanlık kampanyasından bu yana güçlenmeye devam eden çatı koalisyon.
[5] Elif Çağlı, age
link: Ezgi Şanlı, ABD’de Milyonlar Plütokrasiye Karşı Sokakta, 7 Temmuz 2025, https://marksist.net/node/8549
Maden ve Enerji Şirketleri Zeytinliklere de Göz Dikti
Türkiye Yangın Yeri, Rejimin Saldırıları Artıyor





