Navigation

Gündem

Tek Çare Örgütlenmektir!

İşçi sınıfının önüne her ne engel çıkarsa çıksın, hiçbir şekilde yılmadan, pes etmeden mücadeleyi sürdürmelidir! Kapitalist sistemin sonucu ortaya çıkan yeni bir salgınla karşı karşıyayız. Vahşi kapitalizm yalnızca sermayedarların kasasını doldurmak uğruna, hiçe sayarak yok ettiği doğa ve canlı yaşamını tehdit etmeye devam ediyor. Ve bunun bedelini de şu an yaşanan salgınla işçi sınıfına ödetmeye devam ediyor.

Önyargı Duvarının Yıkılışı

Bizleri çaresizliğe itmek istiyorlar. Fakat biz işçiler çaresiz değiliz. Biz işçileri evlere hapsettiler, dünyayı yarı-açık bir hapishaneye çevirdiler. 1 Mayıs’ta en gür sesimizle haklı taleplerimizi haykıracağımız, meydanlarda olacağımızı bildikleri için, bunun önünü kesmek için virüsü bahane ettiler. Geçmişe baktığımızda her zaman işçileri bastırmaya çalışmışlar, korkular yaratılmış, ama işçi sınıfı meydanları terk etmemiş.

1 Mayıs Ruhuyla Dayanışmamızı Büyütelim

Büyük kriz büyük fatura demektir. Soru bu faturayı kimin ödeyeceğidir. Dünyanın dört bir yanında egemenler faturayı işçi sınıfına kesmek için ellerinden geleni yapıyor. Bizi çok zorlu günler bekliyor. Öte yandan dünyanın farklı coğrafyalarında işçi ve emekçiler yavaş yavaş hakları için sokağa çıkmaya, işyerlerinde grevler yapmaya tekrardan başladılar.

Rejimin “Koronavirüsle Mücadele” Stratejisi

Koronavirüs salgınını “Allah’ın bir lütfu” olarak gören rejim, burjuvazinin nicedir iştahla beklediği “dönüşümleri” hayata geçirme fırsatı yakalamış durumda. Bu “dönüşümlere” rıza göstermeyenler baskı ve sindirme politikalarıyla, gözaltı furyasıyla karşı karşıya kalıyorlar. “Beni bu virüs öldürmez, beni senin bu düzenin öldürür” diyen tır şoförünün gözaltına alınması, “umre işi mahvetti, binlerce vaka var” diyen sağlık emekçisine zorla özür diletilmesi, “çocuklarım aç, evde nasıl kalalım?” diyen bir anneye “geber” yanıtının verilmesi, muhalif belediyelerin yardımlarının engellenmesi…

Dünyada Gençliğin Mücadelesi

Biz devrimci gençler, yaratılan korona paniğiyle dünya işçi sınıfının öfkesi ve eylemleri şimdilik bastırılmış görünse de, dünyadaki bu hareketlenmelerden ve tarihsel iyimserliğimizden umutla donanıyor, güzel günlerin geleceğine yürekten inanıyoruz. Ancak şunu da biliyoruz; güzel günler öyle kolayından gelmeyecek. Gençlik, örgütsüzlüğü öven bağımsız bir mücadele yerine, devrimci işçi sınıfının yolundan yürüdüğünde, onun enerjisi ve değişim isteği sosyalizm mücadelesinde taş üstüne taş koyacak, mücadelemizi ileri taşıyacaktır.

Ne Gördüğümüz Kadar Nasıl Baktığımız da Önemlidir

Barok tarzın ünlü ressamlarından Peter Paul Rubens 1610’larda yaptığı Cimon ve Pero tablosunda, elleri arkadan bağlı bir mahkûm ve göğüslerinden biri bu yaşlı adamın ağzında olan genç bir kadını resmetmiştir. Toplumların bazı değer yargılarıyla bakacak olursak, genç bir kadın bir mahkûmun hücresinde “ahlâka” aykırı bir davranış mı sergiliyor? Rubens’in ünlü tablosu toplumun ahlâkına aykırı olan bu davranış biçimine, bir eleştiri niteliğinde midir yoksa? Tabloyu biraz daha dikkatlice incelemeye çalışalım ve elbette kültürel önyargıları da bir kenara bırakalım. O zaman bakış açımızı da değiştirmiş oluruz.

Virüs Emekçiler İçin Çile, Kapitalistler İçin Nimet

Biz işçi ve emekçiler, işe gitmeden, para kazanmadan, kiramızı ödeyemeden kaç ay karantinada kalabiliriz? Zaten ekonomik kriz ortamı işçi sınıfının büyük bir çoğunluğunu işsizliğe, sefalet ücretlerine ve geçim problemine mahkûm etmişken bizler ne kadar kendimizi karantinada tutabiliriz? İktidar sahipleri her zaman olduğu gibi bir yandan üst perdeden konuşurken diğer yandan kendilerini topluma “düşünceli ve fedakâr” göstermeye bayılıyorlar.

Algılarımızla Oynuyorlar!

Bizler işçi sınıfının gençleri olarak yaratılan abartılı salgın gündemiyle egemenlerin asıl amaçlarının farkındayız. Bu sahte gündemle birlikte haklarımızın gasp edildiğini ve egemenlerin tutumlarının işçi sınıfının iyiliği için olmadığını biliyoruz. Güzel bir dünya için örgütlü mücadelenin gerekliliğine inanıyor ve işçi sınıfının gençleri olarak örgütleniyoruz, bilinçleniyoruz.

Aynı Denizin Dalgaları, Aynı Ağacın Yapraklarıyız

Yeni tip koronavirüs salgını, savaş ve göç dalgaları… Dünyanın her neresinde ortaya çıkarsa çıksın bunların olumsuz etkileri sınır tanımıyor, milliyet seçmiyor. Tüm dünyada işçi sınıfını, yoksul emekçileri vuruyor. Hangi ırktan, inançtan olursak olalım, hangi coğrafyada yaşarsak yaşayalım, bizler, aynı denizin dalgaları, aynı ağacın yaprakları, aynı bahçenin çiçekleriyiz, felâketler karşısında diğer ulusların işçileriyle dayanışma ve uluslararası mücadeleyi yükseltmeliyiz.

İnsanlığa Kâbusu Yaşatan Kapitalizm Yıkılmalıdır! 1 Mayıs Ruhuyla Mücadeleye!

İşçi ve emekçilerin eşi görülmedik ağırlıkta ve küresel ölçekte eşgüdümlü bir saldırı altında bulunduğu bugünlerde, bu saldırılara karşı koyabilmek için işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışması, her zamankinden büyük bir önem taşıyor. Bizler biliyoruz ki, insanlığa kâbusu yaşatan kapitalizmin yıkılmasının bir ölüm-kalım sorunu haline dönüştüğü gerçeği bu süreçte çok daha fazla emekçi tarafından görülür hale gelecektir.  Dünya meydanlarını aydınlatacak isyan ateşleri çok daha güçlü biçimde yeniden canlanacaktır.

Pandemi ve İşçiler

Evde kal! Gerekli olmadıkça dışarı çıkma! En etkili yol kaçınmak! Korona, Covid-19, enfekte, pandemi, salgın, aman dikkat virüslülerden kaçın! Herhalde bugünlerde en çok duyduğumuz kelimeler ve cümleler bunlar. Örgütsüz işçi ve emekçiler bu kasıtlı yaratılan paranoyayla oyalanıp bir sağa bir sola savrulurken arka tarafta patronların gemilerini yürüten hükümetler bilindik rollerini oynamaya devam ediyorlar.

Burjuvaziye “Büyük Bir Savaşın İçindeyiz” Dedirten Hakikat

Çıkışsızlık ve acz içindeki burjuvazi, çok daha ciddi salgın hastalıklarda bile tarihi boyunca böyle bir tutum takınmamışken, bugün milyarlarca insanı paniğe sürükleyerek küresel ölçekte bir kâbus senaryosunu hayata geçiriyor. Kapitalizm, kuburunun tıkanıklığını bir nebze de olsa açmak için Covid-19’a sarılırken yıkıcılıkta, gaddarlıkta ve yalancılıkta sınır tanımıyor. Sistemin küresel ölçekli bir çöküşle sarsıldığı bugünlerde burjuva güçler emperyalist savaşın daha çetin evrelerine hazırlık yapıyorlar. Bu kez Covid-19 perdesinde yürütülen psikolojik savaşın yanı sıra körüklenen milliyetçilik ve militarizm de bunun işaretidir.

Virüs Senin Hamurunda Var Ey Kapitalizm!

Kapitalizm çürüdükçe toplumsal ilişkileri çürütmeye, insanlığa, doğaya yıkım getirmeye devam ediyor. Ekonomik krizin dünyada kendini daha çok hissettirdiği ve üçüncü emperyalist paylaşım savaşının alevlerinin arttığı koşullarda yine bir salgın meydana geldi. 2019’un son günlerinde ortaya çıktığı söylenen yeni tip koronavirüs salgını yeryüzünde Antarktika hariç bütün kıtalara ulaşmış durumda. Yeni bir “Black Mirror” bölümü gibi hissedilen bu “filmde” kapitalizm emekçi sınıflara ücretsiz başrol vermiştir.

Ey Kapitalizm! Virüs Sensin, Öldürmek Senin Fıtratında Var!

2019 Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıktığı söylenen koronavirüs salgını, patlak veren büyük ekonomik krizin üstünü örtmek için fırsat olarak kullanılmaya çalışılıyor. Burjuvazinin medyası bütün dünyada öyle bir seferberlik başlattı ki, emekçi kitlelerin beyinleri felç edilmiş durumda. Medya, yerkürenin tamamında hiç olmadığı kadar büyük bir korku ve panik üretmeye devam ediyor. Tabii bu nedensiz değil.

Korona Günlerinde Kapitalizm Manzaraları

Koronavirüs salgınına karşı kapitalist sistemin temsilcileri ne öneriyor? Burada da sorunun cevabı sınıfsal konumumuza göre şekilleniyor. Tüm dünyada işçi ve emekçilere “başınızın çaresine kendiniz bakın” denirken, patronlara “bu krizde de arkanızdayız, sizin için kesenin ağzını sonuna kadar açtık” deniyor. Biz işçiler, emekçiler beslenmemize dikkat etmeli, temel temizlik ve hijyen kurallarına uymalı, olabildiğince evlerimizden çıkmamalıymışız! Öte yandan kiralarımızın, faturalarımızın, beslenme giderlerimizin nasıl karşılanacağı belli değil.

Sayfalar

Gündem beslemesine abone olun.

e-broşür ve e-kitaplarımız

Marksist Tutum
Kapitalizm insanlığa cehennemi yaşatıyor. Bir avuç kapitalistin saltanatı, gezegeni dolduran milyarlarca insanı, açlığın, yoksulluk ve yoksunluğun, işsizliğin, inanılmaz bir eşitsizlik ve adaletsizliğin, kanlı savaşların, zulüm ve işkencenin, dibi gelmez bir çürüme ve yabancılaşmanın pençesinde kıvrandırıyor.
Elif Çağlı
Büyük düşünür ve işçi sınıfının devrimci önderi Karl Marx’ın doğumunun üzerinden tam 200 yıl geçti. Aradan geçen yıllar içinde yaşanan devrim ve karşı-devrim deneyimleri, işçi hareketindeki yükseliş ve inişler, bu dalgalanmalara bağlı olarak Marksizme duyulan ilgideki ilerleme ve gerilemeler tarihe önemli kayıtlar olarak düşüldü. Ne var ki tüm yaşananların gözler önüne serdiği farklı yönlere karşın, günümüz de dahil olmak üzere, Karl Marx’ın dünya üzerinde dost ve düşman çevreler açısından muazzam bir etki yarattığı gerçeği değişmedi.
Elif Çağlı
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi. İçinden geçtiğimiz dönemde özellikle belirli bölgelerde art arda patlak veren emperyalist yeniden paylaşım savaşları, “artık savaşlar dönemi geride kaldı, dünya bir barış dönemine giriyor” diyen liberallerin ipliğini iyice pazara çıkarttı. Kapitalist Avrupa Birliği’nin giderek ulusal sınırları yok eden bir Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüşeceği iddiasının hepten inandırıcılığını yitirmesi bir yana, AB ekonomik bir birlik olarak bile parçalanmaya yüz tutmuş durumda.
Elif Çağlı
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi temel yanlışlardan biridir.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç makalesinden oluşan Düzenin Otoriterleşmesi broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Demokrasi ve Plütokrasi; Otoriterleşme ve İdeolojik Aygıtların Rolü; Faşist Tırmanışa Karşı Mücadeleye başlıklarını taşıyan bu makaleler, günümüzde kapitalizmin ve burjuva demokrasisinin çürümüşlüğünü, bu demokrasilerin bağrından otoriter rejimlerin doğuşunu ve ona karşı mücadelenin temel önemdeki yanlarını ele alıyor.
Elif Çağlı
Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Elif Çağlı
Devrim ve devrimci program anlayışı temelinde, Marksist hareketin tarihi içinde yaşanmış olan siyasal yaklaşım farklılıkları geçmişte kalmış konulardan ibaret değildir. Söz konusu saflaşmaların günümüze dek uzanan son derece önemli siyasal boyutları mevcuttur. Örneğin uzun yıllar boyunca dünya komünist hareketinin resmi temsilcisi olarak saltanat sürmüş bulunan Stalinizm, aslında Marksist sürekli devrim anlayışının inkârı üzerinde yükselen bir karaktere sahiptir. Bu bakımdan geçmişte Rus devrim sürecinde yaşanmış olan programatik ayrılıkların, bugünün benzer sorunlarına ışık tutan yönleriyle hatırlanmasında büyük yarar vardır.
Elif Çağlı
"İşçi sınıfının mücadele tarihi, yaşam çizgisini ölümüne dek devrimci temelde sürdürmeyi başaran olumlu örneklerin yanı sıra, tam bir soysuzlaşma anlamına gelen olumsuz örnekleri de içeriyor. Tarih gerçekten öğrenmek isteyenler için ibret vericidir."
Elif Çağlı, bu broşürde, reformist ve oportünist siyasal anlayışların kökeni ve günümüzdeki görünümlerini ele alıyor.
Elif Çağlı
"Devrim isteyen onun aracını da yaratmak zorundadır". Elif Çağlı, beş kapsamlı makalesinden oluşan bu derlemede, işçi sınıfının devrimci partisi sorununu ele alıyor. Sınıfın devrimci örgütlenmesinin hem yerel hem de enternasyonal düzlemde inşasında izlenmesi gereken yola ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Elif Çağlı'nın üç kapsamlı makalesinden oluşan Devrimci Marksizm broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. İdeolojik ve teorik mücadelenin önemini vurgulayan bu makaleler, sınıf hareketinden kopuk yaklaşımların nasıl bu alanda da Marksizm dışı eğilimlere yol açtığını sergilemekte ve böylelikle sınıf temelinde bir devrimciliğin belirleyici önemine dikkat çekmektedir. Teori ve pratiğin örgütlü birliği vurgusu bu açıdan sorunun özüne ışık tutmaktadır.
Elif Çağlı
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya’da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, “tek ülkede sosyalizm” tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Mehmet Sinan
Erdoğan’ın empoze etmeye çalıştığı, dincilikle milliyetçiliği kaynaştırmaya çalışan bir ideolojidir. Peki ama bunu neden yapıyor Erdoğan? Çünkü “dinci oylar” onu başkanlığa taşımaya henüz yetmiyor da ondan! O nedenle de şimdi Erdoğan, kafası Türkçülükle, milliyetçilikle bulandırılmış olan MHP seçmenlerinin oylarına göz dikmiş durumdadır. Dolayısıyla, Erdoğan’ın milliyetçi söylemlerinin dozunun giderek daha da artacağını şimdiden söyleyebiliriz. Onun süreç boyunca bir taktik olarak başvuracağı demokratlık gösterileri, büyük bir ihtimalle gene de bir parantez olarak kalacaktır!
Mehmet Sinan
Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Türk Solu ve Sınıf Devrimciliği broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Marksizm ve Türk Solunun İdeolojik Geleneği ve Proleter Sınıf Temelinden Yoksunluk! başlıklarını taşıyan bu makaleler, Türkiye sosyalist hareketinin doğuşu ve gelişimini ve ona damgasını basan temel siyasal-teorik eğilimleri sergiliyorlar. İdeolojik yanlışlarının yanısıra Türkiye sosyalist hareketinin işçi sınıfından kopuk oluşunu onun en önemli zaafı ve hatta hastalığı olarak değerlendiren Mehmet Sinan, hem bu durumun ideolojik-teorik-siyasal köklerini açıklığa kavuşturuyor hem de bu durumdan çıkış için tutulması gereken yola işaret ediyor.
Marksist Tutum
Elif Çağlı ve Mehmet Sinan'ın iki kapsamlı makalesinden oluşan Gelecek Sosyalizmindir broşürünü okuyucularımıza sunuyoruz. Manifesto'nun Sönmeyen Ateşi; Gelecek Sosyalizmindir başlıklarını taşıyan bu makaleler, Marksizmin doğuşunu ve kapitalizmin günümüze gelene kadarki serüvenini ele alıyor. Bu sömürü düzeninin insanlığa yaşattığı duruma ve ondan kurtuluşun temellerine ışık tutuyor.
Elif Çağlı
Kapitalizmin tarihsel krizine bağlı olarak dünya ölçeğinde yayılan otoriterleşme ve emperyalist savaş koşulları, işçi sınıfı devrimcilerinin önüne olağan dönemlere kıyasla çok daha ağır görevler koyuyor. Tarihin bu tür kesitleri, devrimci inanç ve iradenin, örgütsel bağlılığın sınandığı dönemlerdir. Böylesi dönemlerde, işçi sınıfının mücadele tarihindeki ilham verici örnekleri hatırlamak ve en zor koşullara meydan okuyarak devrimci yükseliş için hazırlanan önderlerden ders almak büyük bir önem kazanır. Bu bağlamda, işçi sınıfının devrimci önderi Lenin’in, onun en yakın mücadele yoldaşı Krupskaya’nın ve benzeri Bolşeviklerin devrime adanmış yaşamları unutulamaz ve unutulmamalıdır.
Elif Çağlı
"Marksizm, insanlık tarihini bilimsel temellerde çözümleyebilmenin de yolunu açan bir dünya görüşüdür. Bu yolda ilerleyebilmek için, onun insan toplumlarının gelişim sürecine dair sunduğu tarihsel ve diyalektik materyalist bakış açısını lâyıkıyla kavramak gerekiyor. Özetle, işçi sınıfının devrimci mücadele yolunu aydınlatabilmek, kapitalizmin reel durumunu anlamak ve toplumsal yaşama, tarihe dair çözümlemeler yapabilmek için Marksizm günümüzde de ihtiyaç duyulan en büyük düşünsel kaynağı oluşturuyor." Elif Çağlı, bu broşürde, Marksizmin doğaya ve topluma yaklaşımında kullandığı tarihsel ve diyalektik yöntemi ele alıyor.
Elif Çağlı
Devrimci mücadelenin sorunlarına az çok aşina olan herkes, işçi sınıfı içinde çalışma iddiasında olan tüm örgüt ve çevrelerin yaşamında “küçük-burjuvalık” sorununun önemli bir yer tuttuğunu bilecektir. Küçük-burjuva düşünce, siyasal eğilim ya da davranış örnekleri karşısında, bu örgütlerden kişilere yöneltilen eleştiriler hemen hemen ortak yönler içerir. Bu tip eleştirileri yönelten kişi ve çevreler de sıklıkla aynı hastalıklardan mustarip olsalar bile sonuç değişmez. Esasen bizzat bu durum da üzerinde durduğumuz sorunların önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla nereden bakarsak bakalım, ele aldığımız sorun gerçektir, ciddi bir sorundur ve etki alanı geniştir.
Elif Çağlı
Kelimenin gerçek anlamında anti-kapitalist bir gençlik hareketinin gelişebilmesi için, bugün sınıfsal ayrımları yansıtan ideolojik farklılıkların üzerinin örtülmesine değil, tam tersine ideolojik bir netleşmeye ihtiyaç var. Keskin devrimci görünen bir küçük-burjuva solculuğu öğrenci hareketindeki sekter tutumlarıyla kendini yalıtıp, izleyicisi olan genç insanları da kısa sürede yorgunlar kervanına dahil ediyor. Bu gerçekler karşısında öğrenci gençliğin tutarlı ve dinamik unsurlarının, burjuva ya da küçük-burjuva solculuğundan arınmaları bir zorunluluktur. Bu gençler, ancak ve ancak, dünyayı değiştirme potansiyeline sahip proletaryanın enternasyonalist devrimci çizgisini benimsemeleri durumunda güçlü ve kalıcı bir gençlik hareketi yaratabilirler.
Utku Kızılok
Bolşevik Parti’ye temel özelliklerini kazandıran ve işçi sınıfının iktidarı için çarpışmanın sorumluluğunu alarak tarihsel rolünü oynamasını sağlayan Lenin’dir. Tarihsel deneyim incelendiğinde görülecektir ki, Lenin olmasaydı Ekim Devrimi zafere ulaşamazdı. Diyalektik düşünmeyen darkafalılar, buradan yürüyerek parti ve önderlik sorununu lidere indirgediğimizi söyleyebilirler, ama gerçek böyle değildir. İşçi sınıfı ile onun komünist öncüleri, komünist öncüler ile bir bütün olarak parti, parti ile lider ya da liderlik arasında organik bir bağ, canlı ilişkiler ve etkileşim vardır.
Ezgi Şanlı
Binyıllardır kadına vurulan prangaların yükünü atmak, zincirleri kırmak, bu zincirlerin yara tutmuş, nasırlaşmış izlerini silmek, zincir vuranların karşısına dikilmek elbette kolay değildir. Ama tarihin en karanlık dönemleri bile ezilen sınıfların kadınlarının bu zorluklarla baş etmeyi göze almaktan kaçmadığı, erkeklerle birlikte sömürüsüz, eşitlikçi bir toplum için mücadele ettiği, dişe diş savaştığı örnekler barındırır. Köle ayaklanmalarının eli yabalı kadın savaşçıları, Osmanlı’ya başkaldırıp kılıçlarıyla ve yürekleriyle savaşan at sırtındaki Bedreddin’in yoldaşı hakikat bacıları, Avrupa’yı sarsan 1848 devrimlerinde, Paris Komünü’nde kadınların güçlendirdiği barikatlar birer gerçektir.
Ziya Egeli
Ziya Egeli'nin işçi sınıfı ve mücadelesini anlatan şiirlerinden yaptığımız bir derlemeyi e-kitap formatında okurlarımıza sunuyoruz. Biz / Yeni bir dünya kuracağız / Yeni / Yepyeni bir dünya / Yağmurlarda yıkanıp / Güneşte kuruyacağız / Göklerle dost / Yıldızlarla kardeş olacağız
Mary Harris Jones
İşçi sınıfı mücadele tarihinde haklı bir yer etmiş Jones Ana’nın mücadele deneyimleriyle dolu özyaşamöyküsü hiç şüphesiz dünya işçi sınıfı yazınının anlamlı bir parçasını oluşturmaktadır. O nedenle sadece tarihsel değil, günümüz kapitalizminin dayattığı koşullar açısından güncel bir anlamı da olan bu özyaşamöyküsünü Türkçeye kazandırmanın ve okuyucuya sunmanın Türkiye’deki işçi sınıfı yazınına ve mücadelesine bir katkı olacağını düşündük. 27 bölümden oluşan bu özyaşamöyküsünü parça parça yayınlıyoruz.