Son yıllarda Türkiye’de eğitim alanında bilimsel yaklaşımlar daha fazla dışlanırken dinci ve gerici dayatma ve uygulamalara hız verildi. Yıllardır “dindar ve kindar” diye tabir ettiği itaatkâr ve kanaatkâr bir nesil yetiştirme ısrarındaki rejim, eğitim sistemine yönelik çeşitli icraatlarıyla, dizginlerini bir türlü tam manasıyla eline geçiremediği gençliği ehlileştirmenin ve dört koldan kıskaca almanın yol ve yöntemlerini arıyor. Tek cinsiyetli okul projeleri de bunlardan biri!
1997 yılında baskıcı ve dayatmacı 28 Şubat kararlarıyla ilkokul ve ortaokullar birleştirilerek sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçilmiş, böylece kız ve erkek öğrencilerin ayrı okuduğu okulların ortaokul kısımları da kapatılmıştı. AKP 2014 yılında bu uygulamada değişiklik yaparak ortaokullarda karma eğitim zorunluluğunu kaldırdı. 4+4+4 eğitim modeliyle başlatılan bu uygulama, rövanşist bir anlayışla pıtrak gibi çoğaltılan imam hatip ortaokullarıyla daha da yaygınlaştırıldı. Buna son dönemlerde mesleki düzeydeki tek cinsiyetli ortaokulların açılması da eklendi. Bu formatta mesleki eğitim veren ilk ortaokul (Konya’da Gazi Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin ortaokul kısmı), MEB’in pilot projesi kapsamında 2024-2025 eğitim yılında açıldı. “Yoğun talepler” üzerine açıldığı söylenen bu okula ilk yılında sadece 25 öğrenci kayıt yaptırdı. Mesleki ve teknik eğitim verme iddiasıyla açılan bu okulun beşinci ve altıncı sınıflarında ortaokul müfredatı görecek olan öğrencilerin yedinci ve sekizinci sınıflarda hangi yönde mesleki eğitim alacakları ise henüz belli değil! Ankara’nın Çankaya ilçesinde de Dikmen Nevzat Ayaz Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesinde açılması planlanan kız ortaokuluna kayıt yaptırılmayınca okul açılamadı. Kız meslek ortaokullarına ilgi bu durumdayken, MEB Bakanı Yusuf Tekin, “kamuoyu bizi bu konuda eleştiriyor ama Türkiye’nin toplumsal realitesi de var. Ortaöğretime kız çocuklarını karma eğitim anlamında dahil etmek istemeyenlere biz, kız çocuklarının eğitime erişmesi açısından farklı seçenekler sunmak zorundayız” diyerek yıllardır kız okullarına daha fazla ihtiyaç olduğunu iddia ediyor.
Karma eğitimde “İslami hassasiyetlerden” kaynaklı olarak kızların okula gönderilmediği ve bu gerekçeyle kız okullarının açılması gerektiğini ileri sürenlere, bizzat MEB’in verileri ortaokul seviyesinde kız ve erkeklerin okullaşmasında bir fark olmadığını göstererek yanıt veriyor aslında. 2024-2025 eğitim yılında ortaokul düzeyinde erkek çocukların okullaşma oranı yüzde 91,4 iken kız çocuklarınki yüzde 91,5 idi. 2023-2024 eğitim yılında ise ortaokul çağındaki çocuklar arasında 44.472 erkek, 41.798 kız çocuğu eğitimin dışında kaldı.[1] Kız çocuklarının eğitimdeki durumu buyken “dini hassasiyetleri dikkate alma” bahanesiyle açılan imam hatip okullarında da rejimin hevesi kursağında kalıyor! Öğrencilerin imam hatip (İH) okullarına gitmeleri için yapılan her türlü dayatmaya veya cazip hale getirecek yönlendirmelere rağmen hem ortaokul hem lise düzeyinde istenilen seviyede talep yaratılamıyor. Mahallelerde düz okullar İH’lere dönüştürülerek adrese dayalı kayıtlarda öğrenciler için seçenekler azaltılıyor. Kayıt döneminde yerleştirilemeyenler ve il dışı nakillerle gelen öğrenciler MEB’in nakil komisyonlarınca diğer okullarda “kontenjan oluşuncaya” kadar öncelikle İH’lere kaydedilerek buralara adım atmaları sağlanıyor ve öğrenci mevcudu şişirilmiş oluyor! İlkokul safhası bittiğinde, yoksul aileler, kimi öğretmenler ve idareciler tarafından İH’lerin çeşitli “fırsatlarıyla” tanıştırılıyor, çocukların buralara gönderilmesi sağlanıyor. İH’ler, kayıt sırasındaki çeşitli kampanyalar (kimi okullarda çeyrek altın verilmesi gibi), tarikatlar, vakıflar üzerinden öğrencilere öğle yemeği verilmesi, çeşitli vesilelerle ailelere yapılan maddi yardımlarla (sadakalar) yoksul aileler için cazip hale getirilmek isteniyor!
Türkiye’de son yıllarda İH okullarının sayısında büyük bir sıçrama oldu. 2014-2015 eğitim yılında 1597 İH ortaokulu varken, bu sayı 2022-2023’te 3432’ye yükseldi. Buna rağmen İH ortaokullarının öğrenci sayısında düşüş var. 2019-2020 eğitim yılında İH ortaokullarında okuyan öğrenci sayısı toplam öğrenci sayısının yüzde 16,3’ünden 2022-2023 eğitim yılında yüzde 14’üne düştü. İH liselerinde de durum ortaokullardakinden çok farklı değil. 2014-2015 eğitim yılında Türkiye genelinde 1017 İH lisesi varken, 2022-2023 eğitim yılında bu sayı 1714’e çıkarıldı. Ancak artan okul sayısına rağmen, öğrenci sayısı düşüş göstermeye başladı. 2020-2021 yılında 568 bin 179 olan öğrenci sayısı 2023-2024 eğitim yılında 480 bin 484’e geriledi.[2] Anadolu liselerinin büyük çoğunluğunda sınıf mevcutları 40’ın üzerinde olmasına rağmen İH liselerinin ancak yüzde 12’sinde 30’dan fazla öğrenci olması da toplumun bu dini okullara yeterince ilgi duymadığını gösteriyor. Ama realite bu denerek İH liseleri azaltılmıyor, aksine daha fazla okul açılıyor! Kimi bölgelerde İH okullarının sayısı diğer okul türlerini geçmeye başladı. Zaten İH dışındaki okulların müfredatlarına da giderek dini içerikler tıkıştırılıyor, MEB’in vakıf ve derneklerle yaptığı protokollerle Anadolu/meslek liselerindeki eğitimin içeriği giderek daha fazla dincileştiriyor. Ortaokul ve liselerde derslerin içeriği kadar okul kültürü de giderek İH’leştiriliyor. ÇEDES projeleriyle öğrenciler, imamlar ve müftülerle buluşturuluyor. “Değerler Eğitimi” adı altında çeşitli dini içerikli etkinlikler yaptırılıyor. Rehber öğretmen atanmayan okula “manevi danışman” adı altında din görevlileri yerleştiriliyor. Bazı okullarda kız ve erkek öğrencilerin sınıflarda yan yana oturmaması, kantin sırasında yan yana beklememesi, serviste şoförün yanındaki koltuğa oturmaması isteniyor. Kimi okullarda yapılan toplantı ve seminerlere kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı katılmaları sağlanıyor. Üstlerinden destur alan birçok okul yöneticisi rejimin küçük kopyaları olarak uç örnekler sergilemekte birbiriyle yarışıyor!
Yandaş uzmanlara göre karma eğitim tüm kötülüklerin anası!
Rejim hangi alana müdahale edecekse, önce küçük adımlar atarak gündem yaratıyor, tartışmaların seyrini takip ediyor, nabız yokluyor, tepkileri ölçüyor. Reaksiyon fazla olursa bir müddet ortamın soğumasını bekliyor. Yandaş medyada verilen marjinal haberler ve olaylarla, karşıt görüşler sapkın/terörist/darbeci ilan edilerek düşmanlaştırılıyor. Sosyal medya ve troller aracılığı ile de muhafazakâr taban bilenmeye çalışılıyor. Gerçek dışı argümanlarla, sahte araştırmalarla toplum “aydınlatılıyor”! Daha sonra toplumun küçük bir kesiminde var olan veya yaratılan talepler, dini hassasiyetlerin fitili yakılarak, çoğunluk istiyor denerek tüm topluma dayatılıyor. Eğitim konusunda da “bilim insanı”, “uzman”, “gazeteci” sıfatıyla birçok rejim beslemesi, toplumu rejimin istediği yönde oluşturmak için canhıraş çalışıyor. Karma eğitimde yaşanan sorunların gerçek kaynağının yanından bile geçilmeden, sözde “bilimsel” araştırma ve “verilerle” karma eğitimin “kötülükleri” sıralanıyor! Eğitim sisteminde bizzat siyasi iktidar eliyle yaratılan sorunların (ideolojik hedefler, plansızlık, bütçeden eğitime yeterli kaynak ayrılmaması, yeni okul binaları yapılmaması ve dolayısıyla kontrolden çıkan okul ve sınıf mevcutları, yeterli öğretmen ataması yapılmaması, bencilliğin, bireyciliğin körüklenmesi...) sonuçları doğrudan karma eğitim modeline bağlanıyor.
Son yıllarda karma eğitimin çeşitli yönlerden “zararları” üzerine hazırlanan “Karma Eğitim Tartışmalarına Pedagojik ve Bilimsel Bakış” Çalıştay Raporu[3] gibi birçok rapor yayınlanıyor. Tek cinsiyetli eğitim savunucularına göre, yapılan birçok “araştırma” karma eğitimin, özellikle teknik alanlarda kız öğrencilerin başarısını olumsuz etkilediğini, erkeklerin de genel eğitim seviyesini düşürdüğünü ortaya koyuyormuş! 6-18 yaş aralığındaki kızların erkeklere nazaran fiziksel ve zihinsel yönden daha çabuk gelişmesinin erkekler açısından dezavantaj teşkil etmesi ve kız ve erkeklerin farklı öğrenme, farklı düşünme ve farklı davranma gerçeği nedeniyle karma eğitim adaletten uzak bir eğitim modeliymiş! Akademik açıdan bu duruma rağmen karma eğitimde kızlar, erkek hegemonyasında yaşamaya zorlanmaktaymış! Bu sözde bilimsel raporlarda, ABD, Avustralya ve Avrupa’nın birçok ülkesinde karma eğitimde yaşanan çeşitli sorunlardan örnekler sunularak, kız öğrencilerin tek cinsiyetli okullarla kıyaslandığında giderek artan oranda cinsel tacize, tecavüze ve zorbalığa maruz kaldığı söyleniyor. Bu konuda yaşanan sorunlar neredeyse en ince detayına kadar belirtiliyor (tarikat yurtlarına yatılı olarak teslim edilen çocukların yetişkin “eğitmenler” tarafından uğradıkları ve cezasız kalan tecavüzlere dair tek bir satıra yer verilmiyor elbette!). Adeta karma eğitimin suç yuvası olduğu propagandası olarak hazırlanmış raporlarda bu durumun önüne geçebilme imkânının çok zayıf olduğu anlatılıyor. Bu raporlarla tek cinsiyetli eğitimin “faydaları” ve “başarıları” gelişmiş kapitalist ülkelerdeki örnekler (çoğu varlıklı ailelerin çocuklarının akademik başarı odaklı gönderildiği, bünyesinde nitelikli öğretmenleri barındıran seçkin okullar) eşliğinde sayıla sayıla bitmiyor! Kız ve erkek öğrencilerin daha terbiyeli ve disiplinli oldukları, müfredata daha fazla ilgi gösterdikleri, cinsiyetten kaynaklanan birtakım dikkat dağıtıcı uyarılara daha az maruz kaldıkları için derslerde akademik olarak daha başarılı oldukları gerekçesiyle tek cinsiyetli eğitim veren okulların gerekliliğinden bahsediliyor. Hak ve özgürlüklerde Batı’yı referans gösterenleri “Batı aşığı” olarak aşağılayan ama işine gelen noktalarda Batı’yı örnek gösteren bu zihniyet, karma eğitimin artık çağ dışı, pedagojik bir yanılgı ve neredeyse tüm kötülüklerin anası olduğunu ileri sürüyor!
Özünde bütün burjuva iktidarların eğitim sistemi yoluyla elde etmek istediği “başarı” işçi ve emekçi çocuklarını hayattan, sosyal yaşamın gereklerinden ve en önemlisi sınıfından kopuk, eleştirmeyen, sorgulamayan, itaatkâr, kanaatkâr, egemenlerin emrine amade bireyler yapma başarısıdır! Erdoğan rejimi ve onun destekçileri, özellikle “dindar” kesimin çocuklarının kendilerine dayatılan “kulluk” görevlerini ve ikiyüzlü dinci yaşamı protesto edercesine deizmi, ateizmi, agnostisizmi açıktan sahiplenmeye başlamalarını, bazılarının kendilerine yaratılan dar sınırları parçalarcasına bugüne kadar gizli saklı, korku içinde yaşadıkları cinsel kimliklerini açık etmelerini hazmedemiyor. Kendi çocuklarının korku duvarlarını yıkmalarından ürken rejim beslemelerinin “kurtar bizi reis” çağrılarına eğitim alanında yaratılan yeni “çitlerle” yanıt verilmeye çalışılıyor!
Sınıflara bölünmüş kapitalist toplumda, sermaye sınıfı, emekçileri yapay temellerde (din, dil, milliyet, mezhep, cinsiyet...) bin bir parçaya bölerek birbirine düşmanlaştırmakta, birleşip güçlenmelerini engellemekte, bunun üzerinden egemenliğini devam ettirmektedir. Kadınıyla, erkeğiyle işçi sınıfını ortak sorunlara ve ortak düşmana karşı mücadele etmek için birleşmesi gerektiği düşüncesinden yoksun bırakmak istemektedir. Kapitalizmin ve burjuva siyasi iktidarların yarattığı sorunları cinsiyet farklılığının yarattığı sorunlara bağlamakta, iki cinsi birbirine düşman hale getirmeye çalışmaktadır. Bu sebeple kız ve erkek öğrencilerin küçük yaşlardan itibaren bir arada okutulması, karşı cinsle sağlıklı bir iletişim alanı kurarak sosyalleşmesi, karşılıklı birbirlerinin sınırlarını tanıması, birbirini anlaması, aynı sınıfın evlatları olduklarının okul çağlarından itibaren bilince çıkarılması önemlidir.
Türkiye’de gençleri dar bir cendereye sokmayı hedefleyen tek cinsiyetli eğitim modelinin giderek yaygınlaştırılacak olmasına itiraz ederken, sorunu sadece “laikliğe” ve “demokratik yaşama” dönük bir müdahale şeklinde tarif etmek eksik ve sorunludur. Rejim sorunların din/laiklik eksenine sıkıştırılmasından pek rahatsızlık duymamakta, aksine sınıfsal sorunun dikkatlerden kaçırılmasına yarayan bu daraltıcı yaklaşımları yeğlemektedir. Oysa bu politikalarla asıl olarak sermayenin emrinde itaatkâr kölelere çevrilmiş uysal emekçiler yetiştirmek hedeflenmektedir. Rejim sermayeyi palazlandırmak için yürüttüğü ekonomi politikalarıyla geniş emekçi kitleleri sefalete sürükleyerek, faşist baskı politikalarıyla gençlerin, yaşlıların, kadınların umutlarını karartarak ülkeyi bir çalışma kampı haline getirmiştir. Toplumdaki her türlü hak mücadelesini bastırdığı gibi çeşitli alanlarda kadın haklarına dönük saldırıları da tırmandırmıştır. Kadınların sesini kısmaya, sosyal açıdan kolunu kanadını kırmaya, daha pasif, sinik, ezik hale getirmeye, böylelikle iktidara ve onun biçimlendirmeye çalıştığı ailenin reisine koşulsuz boyun eğmesini sağlamaya çalışmaktadır. Rejim, kadın olmanın, erkeklerden uzak kalmayı ve namahremliği kabul etmeyi gerektirdiğini söylüyor, kadına asli görev olarak kocasına hizmet etmeyi ve çocuk doğurmayı dayatıyor. Mümkünse kadını eve hapsetmek istiyor! İşin aslı bir nevi zihin hapishanesine çevirdiği eğitim kurumlarıyla tüm toplumu sürekli dizayn ediyor! İşçi sınıfının bu cendereden kurtulmasının tek bir yolu var, o da sermaye iktidarının her türlü biçiminden bir an önce kurtulmak!
link: Aylin Dinç, Rejimin İdeal Eğitim Modeli: Tek Cinsiyetli Eğitim, 11 Aralık 2025, https://marksist.net/node/8666
Çocuk Ölümlerine “Hayır” Demek Suç!
Yaygınlaşan Gıda Zehirlenmelerinin Sorumlusu Mevcut Rejimdir





