Metal işçileri olarak zorlu bir MESS grup toplu iş sözleşmesi sürecinden geçtik. Metal sektöründe yetkili işçi sendikaları ile MESS arasında görüşmeler, MESS’in düşük zam dayatması nedeniyle tıkandı ve sendikalar grev kararını ilan etti. MESS, ilk altı ay için önerdiği %18’lik zam oranının asla üzerine çıkmayacağını söylüyor ve üç yıllık sözleşme ısrarından geri adım atmıyordu. Tamamlayıcı sağlık sigortasının kaldırılması, ikramiyelerin fiilen çalışılan günler üzerinden hesaplanması gibi dayatmalar da söz konusuydu. Fakat üç işçi konfederasyonunun da fabrikalarda eylemler başlatması ve grev kararı almasının ardından MESS teklifini değiştirmek zorunda kaldı ve nihayetinde sözleşme ilk altı ay için %28’le bağıtlandı. Diğer dayatmalar da geri çekildi. Fakat enflasyonun reel ücretlerimizi hızla erittiği, açlık sınırının 30 bin, yoksulluk sınırının 100 bin lirayı aştığı bir ortamda yapılan bu artış, geçmiş yıllardaki kayıplarımızı karşılamadığı gibi, önümüzdeki dönem için de bize biraz olsun nefes aldırabilecek bir oranın son derece altındadır.
Biz işçiler son yılların en ağır yoksullaşma dalgasıyla karşı karşıyayız. Ev kirasından temel gıda harcamalarına varıncaya dek en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. Toplu iş sözleşmesi taslağına yansıttığımız gibi, ekonomik ve sosyal haklarımızın, koşullarımızın düzelmesi için mücadele ediyoruz. Fakat patron örgütü MESS, en temel haklarımızı geriye götüren yeni saldırı maddeleriyle dayatmalarına devam ediyor, işçilere sopa gösteriyor. Ekonomik kriz olduğunu, kârlarının düştüğünü, rekabet edemediklerini, metal işçilerinin ücretlerinin ortalama ücretlerden yüksek olduğunu, bu durumun sürdürülemez olduğunu ileri sürüyor. İşçi çıkarmamak, fabrikalarını kapatmamak, çarklarını durdurmamak için işçi sendikalarından, işçilerden düşük zammı kabul etmelerini istiyor. MESS’e bağlı patronlar her ne kadar “kâr edemiyoruz” deseler de gerçek bunun tam tersi. MESS’in bu bilindik tutumu yeni değil, her dönem benzer açıklamalar yapıyor ve sürecin kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde ilerlemesi için genel algıyı belirlemeye çalışıyor. Ama bu sefer bu yöntemlerini daha da ileri taşıdılar. Sözleşmeden çok önce, sözde enflasyonla mücadelenin başlatıldığı, Orta Vadeli Programın açıklandığı, kamu işçilerinin çerçeve protokolünün belirlendiği süreçlerden itibaren iktidar, patron sendikaları, MESS ve patronlar işçilerin psikolojisini oluşturmaya çalıştılar. Ücretlere yapılan zamların enflasyonu yükselttiğini iddia ettiler ve pek çok işçi ve emekçiyi de buna inandırdılar. “Yüksek zam beklemeyin, ücretler ödenemez, işçi çıkarılır!” algısını yaydılar. Böylece metal işçilerini resmi enflasyonun bile altında bir zam oranına ikna etmeye çalıştılar ve bunda büyük ölçüde başarılı da oldular.
Biz örgütlü ve sınıf bilinçli metal işçileri bu duruma şaşırmıyoruz. Çok iyi biliyoruz ki MESS süreci demek sadece bir pazarlık, bir toplu sözleşme süreci demek değildir. MESS demek yalnızca ekonomik ve sosyal haklar sorunu demek değildir. MESS, patronlar sınıfının yıllar yılı işçi sınıfını alt etmek için kullandığı, deneyim biriktirmiş bir örgüttür. Türkiye işçi sınıfının tarihine baktığımızda bu örgütün nasıl ve kime karşı ortaya çıktığını, işçi sınıfına yönelik saldırılarını daha iyi görürüz.
Türkiye’de 1950’lerden itibaren sanayinin gelişmesiyle birlikte metal işçileri de sendikal örgütlenmeye girişiyordu. O yıllarda Maden-İş gibi mücadeleci bir sendika kuruldu ve güçlenmeye başladı. Fabrikalarda mücadeleci sendikaların söz sahibi olmasını engellemek için patronlar kendi sınıf tarihlerinden dersler çıkararak işçi sınıfının bu sendikal örgütlülüğünü kırmaya giriştiler. İşçi hareketi yavaş yavaş gelişiyor, güçleniyordu. İşçi sınıfının mücadelesini durdurmak isteyen patronlar 1959’un sonlarında MESS’i kurdu. Ama Maden-İş’in işçi sınıfı içinde yürüttüğü sendikal mücadele büyüyor ve tüm fabrikaları etkiliyordu. Yüzünü Maden-İş’e dönen işçiler bir yandan ekonomik haklar alırken diğer yandan siyasal mücadelenin de önemini görmeye başlıyordu. O dönemde sınıf mücadelesine güç vermeye çalışan sosyalistler, mücadeleci sendikacılar, patronlar sınıfına karşı verilecek mücadelenin sadece sendikal alan ile sınırlı olmayacağının farkındaydı. MESS ile Maden-İş arasında yapılan ilk toplu iş sözleşmesinin en önemli kavga konusu ücret zammından ziyade sendikal varlık meselesiydi. İlk yapılan toplu iş sözleşmesi bu tartışma üzerinden grevle sonuçlandı.
MESS, sıradan bir patron sendikası olmaktan ziyade devletiyle, tüm kurumlarıyla örgütlü olan bir sınıfın, sermaye sınıfının bir parçasıdır. Dolayısıyla hem metal işkolundaki işçilerin hem de Türkiye işçi sınıfının haklarının belirlenmesi noktasında MESS ile işçi sendikaları arasında yapılan sözleşmeler belirleyicidir. Bu anlamıyla patronlarla yapılan en büyük toplu iş sözleşmelerinden biridir. Burada elde edilen haklar işçi sınıfının hanesine, gasp edilen haklar ise patronlar sınıfının hanesine yazılacağı için sınıf kavgasının keskinleştiği bir toplu iş sözleşmesidir.
İşçi sınıfının MESS’e karşı vereceği mücadele bu bakımdan hem ekonomik hem de siyasal alana giriyor. Gerçek anlamda MESS’e karşı verilen kavga patronların tüm örgütlerine karşı verilecek kavgadır. MESS sendikalarla yürüttüğü toplu iş sözleşmesine kendi sınıf çıkarları temelinde yaklaşıyor. Hem ülkede genel ücret ve sosyal haklar meselesinde bir ortalamayı yaratıyor hem de sendikal mücadelenin sınıf temelinde güçlenmesinin önüne geçmek için çalışıyor. Sendikaların hareket alanının daralması ve uzlaşmacı anlayıştan çıkılamaması için ideolojik, politik hamleler yürütüyor. Bugün işçi sendikalarının patronlar karşısında sınıfın çıkarlarının doğrultusunda hareket edememesinin ana nedeni uzlaşmacı bir tutumun hâkim olmasıdır. 2025-27 toplu iş sözleşmesi sürecini genel anlamda MESS’in yürüttüğü bu politikanın belirlediğini söyleyebiliriz. Patronların argümanlarını bugün sendikacılar söyler hale gelmiş durumda. Sendikacılar fabrikalarda işlerin durduğunu, ekonominin kötü olduğunu, fabrikaların varlık ile yokluk arasında bulunduğunu, işimizi kaybetmemek için talepleri aşağı çekmek gerektiğini anlatıp duruyorlar.
Bizler sosyalist metal işçileri olarak MESS’e karşı gerçek bir mücadele yürütebilmenin ve kazanabilmenin yolunun işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarlarını başa almaktan geçtiğini söylüyoruz. Sendikal mücadelenin doğru temelde yürütülmesi ve anlamlı bir kavga verilebilmesi için başta sendikalar ve iş yasası olmak üzere tüm anti-demokratik yasaların değiştirilmesi için mücadele etmek şarttır. Dahası tepemizdeki faşist rejime karşı hak ve özgürlüklerimiz için mücadele etmek de en başta bilinçli işçilerin görevidir. Siyasal sorunlara sırtını dönmüş, sınıfın çıkarlarını savunan sosyalistlerle araya mesafe koyan bir sendikal anlayış istese de sermayenin tuzaklarına düşmekten kurtulamaz. Sendikalar patronlar sınıfına karşı verdiğimiz mücadelede önemli dayanaklarımızdan biridir. Sosyalist metal işçileri olarak fabrikalardan başlayarak sendikalarımızı sınıf eksenli bir mücadeleye çekmek için çalışıyoruz. İşyerlerimizde, sendikalarımızda işçi arkadaşlarımızı bilinçlendirmeye, örgütlemeye, işçi sınıfının birliğini ve mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.
link: Gebze’den bir grup metal işçisi, MESS Sözleşmesi Bağlandı, Mücadele Devam Edecek, 24 Ocak 2026, https://marksist.net/node/8692
Örgütlü Mücadelenin Pusulası: Lenin!
HTŞ İktidarının Bir Yılı ve Kürtlere Dayatılan Teslimiyet





