Siyasi iktidar uyguladığı politikalarla mesleki eğitim adı altında çocuk işçiliği yaygınlaştırıyor. Çocuklar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor. İSİG Meclisine göre 2025 yılında en az 85 çocuk çalışırken öldü, bunların 17’si MESEM’li çırak ve stajyerlerdi. Bu ölümler ne sermayenin ne de iktidarın umurunda. Ama sermaye sınıfının kâr hırsına kurban giden onlarca çocuğun hesabını sormak için bir araya gelen ve protesto haklarını kullanan gençler, sorgusuz sualsiz bir çırpıda tutuklanıp içeri atılıyor. Milli Eğitim Bakanlığı 2 Aralıkta “Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi” adıyla bir çalıştay düzenlemiş, bu sırada Türkiye İşçi Partili öğrenciler toplantı salonu önünde bir protesto eylemi gerçekleştirmişlerdi. “Çocukların Kanı Elinizde” yazılı pankart ve MESEM programı adı altında çalışırken yaşamını yitirmiş çocukların fotoğrafları eşliğinde yaptıkları konuşmalarda “Ağalar, paşalar, patronlar ve bakanlar yan yana gelmişler çocukları nasıl daha iyi sömürürüz diye plan yapıyorlar” diyerek tepkilerini dile getirmişlerdi. Eylemde polis saldırısına uğrayarak apar topar gözaltına alınan 17 öğrenciden 16’sı tutuklandı.
Çocukların iş cinayetlerinde ölmesine tepki gösterenler anında “cezalandırılıyor”, peki bu çocukların ölümünden sorumlu olanlar? Onlar aynı hızda cezalandırılıyor mu? Tabii ki hayır. Ne işyerleri denetlenip, sağlıklı bir çalışma ortamı olup olmadığı araştırılıyor ne de yaşam ve güvenlikli çalışma hakkı korunuyor. Geriye çocuğunu kaybetmenin vermiş olduğu acıyla hayatını sürdürmeye çalışan yüzlerce yoksul işçi ailesi kalıyor. Patronlar ve iktidar sahipleri kendilerini suçlu görüp sorumluluk almıyor. İşte tam burada sistemin ikiyüzlü politikaları ve algı operasyonları devreye giriyor. Siyasi iktidar bir yandan eğitim güzellemeleri yaparak bu alanda ne kadar ileri düzeye ulaşıldığını ve ne kadar büyük bir gelişim gösterildiğini söylerken, diğer yandan da patronlar sınıfına göz kırpıyor. Onların işlerini kolaylaştırıcı “devlet katkısı” adı altında çeşitli teşvik ve ödeneklerle güvencesiz çalıştırmanın ve çocuk sömürüsünün önünü açıyor. MESEM’li çocukların ölümlerinden hiç bahsetmeyen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, projenin “mevzuata uygun” olduğunu söylüyor. Arkasına iktidar desteğini de alan patronlar da çocuk işçilerin canı üzerinden kâr hesaplamaları yapmaya ve zenginliklerine zenginlik katmaya devam ediyor. Bu yaşananlara seyirci kalmayıp ses çıkarmak isteyen emekçi ve öğrenci gençlere ise tahammül edemeyerek geleceklerini ellerinden almaya ve seslerini boğmaya çalışıyorlar.
2016’da Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında uygulanmaya başlanan meslek edindirme programları, Mili Eğitim Bakanlığına bağlı olarak sözde “örgün eğitim” kapsamına alındı. Bu uygulamada öğrenciler, haftanın 4 günü işyerlerinde “pratik eğitim” alıyor, kalan 1 gündeyse okulda “teorik eğitim” alıyorlar. Ortaokul mezunlarının başvurabildiği MESEM programlarını tamamlayanlara hem lise diploması hem de ustalık belgesi veriliyor. Dışarıdan bakıldığında MESEM, hem diploma sağlayan hem de öğrencilere meslek kazandıran bir program gibi gözükse de, çocuk işçilerin sömürüsü üzerine kurulmuş ve patronların zenginliklerine zenginlik katan, tamamen sermaye sınıfının yararı için oluşturulan bir programdır. Çocuk işçiler MESEM aracılığıyla gittikleri fabrikalarda, atölyelerde, işyerlerinde günde 10-12 saat, haftanın bazen 4 bazen de 6 günü çalıştırılıyor, hiçbir sosyal haktan yararlanmalarına izin verilmiyor ve sendikalı olamıyorlar. Bu işyerlerinde çocuklar, programın kâğıt üzerinde gösterdiği gibi “öğrenci” veya “stajyer” olarak değil adeta köle olarak çalıştırılıyorlar. Bir işçinin sahip olduğu hiçbir hakka sahip olmayan, asgari ücretin yalnızca üçte birini alabilen, emeklilik sigortaları başlatılmayan, can güvenlikleri dikkate alınmayan, şiddete, tacize ve mobbinge uğrayan çocuklar, MESEM adı altında sınırsız bir şekilde sömürülüyor. Kâğıt üzerinde eğitim olarak 1 gün okullarına giden öğrenciler düzgün eğitim almıyorlar, aksine okula gitmeleri gereken günlerde bile uzun saatler çalışıyorlar.
MESEM gerçekte çocukların meslek liselerinde amacına uygun eğitim alabilmelerine değil, sermaye sınıfının çıkarlarına ve kârına hizmet eden bir programdır. Okullarda edinilen teorik bilgilerin işyerlerinde pratik olarak öğretilmesi gerçek bir mesleki eğitim olabilecekken MESEM çocukların iş cinayetlerine kurban edildiği bir programdır. Üstelik bu çocukların ücretleri İşsizlik Fonundan karşılanmaktadır! Bütün bunlar yetmezmiş gibi, doymak bilmeyen patronlar sınıfı, şimdi de bu programı ortaokullarda oluşturmak istiyor. Bunun anlamı çocuk işçi sömürüsünün artmasıdır, çocuk işçi cinayetlerinin daha da yaygınlaşmasıdır.
İşte bu karanlık tabloya isyan eden, “artık yeter, durun!” diyerek bu zalim düzenin karşısına dikilen emekçi gençler rejimin sopasıyla karşı karşıya kalıyorlar. Zor kullanılarak bastırılıp, sindirilmeye, kontrol altına alınmaya çalışılıyorlar. Fakat biz genç işçiler ve öğrenciler olarak bizlere aktarılan tarihsel deneyimlerden biliyoruz ki, bir yerde zulüm ve baskı varsa mutlaka buna karşı direnecek birileri de vardır. Bizler, insanlığı her geçen gün daha da derin bir karanlığa iten kapitalist sistemden ve onun yarattığı tüm sorunlardan kurtulmak için sınıfımızın saflarında mücadele etmek gerektiğini biliyoruz. Bunun için tüm baskılara rağmen bir araya geliyor ve mücadelemize dört elle sarılıyoruz.
link: İstanbul’dan MT okuru bir grup genç, Çocuk Ölümlerine “Hayır” Demek Suç!, 9 Aralık 2025, https://marksist.net/node/8665
Kirli Kapitalizmde Temiz Teknoloji mi?
Rejimin İdeal Eğitim Modeli: Tek Cinsiyetli Eğitim





