İsrail’in 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısını gerekçe göstererek Gazze’de başlattığı soykırım savaşının üzerinden iki yılı aşkın bir zaman geçti. Artık Gazze denince, bir atom bombası düşmüş gibi yerle bir olmuş binaların molozları, kilometreler boyunca uzanan gri bir enkaz yığını ve üzerinde aç, susuz, umudunu kaybetmiş çocuk manzaraları geliyor gözümüzün önüne! 2 milyon civarındaki insanıyla ölüm-kalım mücadelesi veren, 70 bini aşkın ölüsü, 100 bini aşkın yaralısı, soğuktan donarak ölen çocuklarıyla, tüm dünyanın gözü önünde soykırım yaşatılan Gazze enkaza dönmüş durumda! Yıkıntıların arasında hayatta kalmaya çalışan insan manzaralarıyla distopya filmlerini aratmayan görüntüleri bizim içimizi yakarken, içlerinde insanlık kırıntısı taşımayan kapitalistler kendi elleriyle yarattıkları bu yıkıntıları bir rant alanına dönüştürmenin planlarıyla uğraşıyorlar. Her fırsatta da arsızca Gazze’ye ilişkin planlarını pazarlayarak içinde bulunduğumuz kapitalist sistemin tüm acımasızlığını ve sermaye sınıfının vicdansızlığını ortaya koyuyorlar.
Hegemonya savaşında üstünlüğü elinden kaptırmak istemeyen ABD, yıllardır Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdi. İsrail’le yürüttüğü emperyalist işbirliği çerçevesinde Filistin yaşanmaz hale getirildi. Donald Trump, 2024 seçim kampanyası sırasında Gazze’ye saldırıları hızla durdurma vaadinde bulunmuştu. ABD başkanı olduktan sonra ise çok hızlı bir dönüşle yeni planlarından, bölgenin ranta açılmasından bahsetmeye başladı. Yemin töreninden iki gün sonra Oval Ofis’te bir dizi Başkanlık kararnamesi imzalarken gazetecilere şöyle demişti Trump: “Gazze’nin resmine baktım, devasa bir yıkım alanı gibi. Farklı bir şekilde yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Gazze olağanüstü bir yer... deniz kıyısında, en güzel hava koşullarında. Her şey güzel. Bununla bazı güzel şeyler yapılabilir.” Aradan bir ay bile geçmeden niyetini kendi tarzına uygun yollarla ortaya koyacaktı! 2025 Şubatında 42 günlük ateşkesin sona ermesine günler kala ve yeni bir ateşkes aşamasına girilmesi bekleniyorken Trump’ın sosyal medya hesabından (Donald Trump Truth Social) Gazze’ye ilişkin niyetlerini açık açık ortaya koyduğu bir video[1] paylaşıldı. Yapay zekâ ile yapılmış bu tuhaf video, sözleri çok tanıdık bir şarkıyla başlıyordu: “Donald sizi özgürleştirmek için geliyor. Denize ışık getiriyor. Artık daha fazla tünel yok, daha fazla korku yok. Trump sonunda Gazze’de. Ne kadar parlak değil mi? Altın bir gelecek! O İsa’yı temsil ediyor. Gazze’yi bir numara yapacak.” Video bu şarkı sözleriyle devam ederken görüntülerde Gazze’nin mezarlığa dönmüş enkazları arasında, ABD askerleri bir çocuğun başını okşuyor. Ekrana “Yıl 2025” ve “Sırada ne var?” yazıları ve ardından Trump’ın hayallerini kurduğu Gazze görüntüleri geliyor: Gazzeliler tünellerden çıkarken uzaklarda, sahilde Las Vegas gibi bir kent göklere uzanıyor. Trump ve Netanyahu, Dubai tarzı bir tatil köyünde güneşlenirken, Elon Musk sanki Gazze’de açlık çekmiş olan kendisiymiş gibi habire bir şeyler tıkınıyor ve Gazze sokaklarında narsizmin doruklarındaki bakışlarıyla yürürken üzerine banknotlar yağıyor. Gazze’nin içi Trump’ın hayallerindeki gibi kumarhane ve eğlence merkezine dönmüş durumda. Gazze merkezinde Trump’ın dev bir altın heykeli geliyor ekrana. Başka yerlerde de Trump’ın altından biblo heykelcikleri görünüyor. Neredeyse her sahnede Elon Musk mutluluk içinde görünüyor. Trump videonun sonunda da yatırımcılara mesajlarını veriyor: “Olağanüstü bir şey yapma fırsatımız var... Ortadoğu’nun Riviera’sı... muhteşem olabilir.” Trump’ın ağzından hiç düşmeyen bu “olağanüstü” kelimesi artık bu sistemden “olağan” şeyler beklenilmemesi gerektiğini anlatan kilit kelime gibi!
Trump bu projenin prezantasyonunu aylardır yapıyor, gerçekleştirmek istedikleri yağma projesine yatırımcılar ve özellikle Arap dünyasından ortaklar arıyor. Mayıs ayında Katar’da sermaye gruplarına yaptığı bir toplantıda Gazze Şeridi’ni ele geçirme arzusunu yineleyerek, “Gazze uzun yıllardır ölüm ve yıkım bölgesi oldu. İnsanlar çöken binaların enkazları altında yaşıyor, bu kabul edilemez. Gerekirse, Amerika Birleşik Devletleri’nin orayı ele geçirmesinden gurur duyardım. Alsın ve burayı Özgürlük bölgesi yapsın. Gazze üzerinde çok çalışıyoruz. Gazze için çok iyi olduğunu düşündüğüm fikirlerim var... Ve bakarsanız, havadan çekilmiş fotoğraflarında neredeyse hiç bina ayakta kalmamış durumda. Ortada hiçbir bina yok. İnsanlar çöken binaların enkazının altında yaşıyor, bu kabul edilemez bir durum”[2] diyerek timsah gözyaşları dökmüştü. Nitekim geçtiğimiz Aralık ayında Trump’ın bu “Gazzelileri özgürleştirmek” için düşündüğü “fikirlerle dolu” projesi medyaya tanıtılmaya başlandı ve projeyle ilgili ayrıntılı bir broşür yayınlandı. Kendi gibi emlakçı olan ve Arap ülkelerinde çeşitli yatırımları bulunan damadı Jared Kushner, 32 sayfalık sunumla tanıttığı “Project Sunrise” (Gündoğumu Projesi) planını, güneşi karartılan Gazze’yi bir gayrimenkul projesi olarak yatırımcı aradığı ülkelere sunuyor. Bu planın sunulduğu ülkelerin başında Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar yer alıyor. Plana göre 10 yıllık süreçte 112,1 milyar dolarlık bir harcama öngörülüyor. ABD bu rakamın yaklaşık 60 milyar dolarlık kısmına hibe ve borç garantisi veriyor. Onuncu yılından itibaren Gazze sahil şeridinin yüzde 70’inin ticarileşmesi hedefleniyor. 55 milyar doların üzerinde uzun vadeli yatırım getirisi bekleniyor.
Dört aşamalı olarak planlanan inşaat süreci güneyden kuzeye doğru ilerleyecek. Trump yönetimi savaşla yerle bir edilmiş, üzerinde adeta ölümü bekleyen insanlarıyla bir mezarlığa dönen Gazze’yi lüks sahil kentleri ve yüksek teknoloji altyapısıyla, yeniden inşa ederek bir turizm, eğlence ve ticarethaneye dönüştürmeyi hedefliyor. Bu plan Gazze’nin sahil şeridinde 500 bin kişinin yerleşebileceği konutlar, gökdelenler, lüks resortlar, yapay zekâ destekli akıllı şebekeler ve yüksek hızlı tren hatlarıyla yatırımcıların iştahını kabartacak bir proje koyuyor ortaya. Söz konusu projede, Gazze’nin çevresine bir otoban ve tramvay hattı yapılması da yer alıyor. Manidar bir şekilde, bu otobana Trump’ın damadı Kushner’le çok yakın ilişkileri olan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın onuruna, “MBS Otoyolu”, Gazze’nin merkezinden geçen modern bir kuzey-güney otoyoluna da Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid el Nahyan’ın adının verilmesi planlanıyor. Bütün bu hazırlıklarla Trump, Gazze Şeridi’ni bir “Ortadoğu Riviera’sı” haline getirmek, Filistinliler için yarattıkları cehennemi, sermaye için bir “cennete” dönüştürmek istiyor. Nitekim Ortadoğu ülkelerini de bu rant planının bir parçası haline getirerek kendi safında hizalamak istiyor. Projenin hayata geçirilmesi için Hamas’ın tamamen silahsızlandırılması, direnişin tasfiye edilmesi, tünellerin imha edilmesi ve Gazze’nin “güvenli” hale getirilmesini şart koşuyor ABD.
Emperyalist güçler ne zaman özgürlükten bahsetseler özgürlük namına bir kırıntı bırakmıyorlar! Milyonlarca insanın katledilmesine yol açan bir sürecin kapısını sonuna kadar açıyorlar! Ölüm, yıkım ve felâketlerin ardı arkası kesilmiyor! Gazzelilere artık korku ve tünel olmayacağını söyleyen Trump’ın kastettiği şey de tam olarak bu! Gazze’de Gazzeliler olmayacak, kalana da yaşama şansı tanınmayacak! İsrail de 7 Ekimden bu yana aynı şeyi yapıyor, terörizmi ortadan kaldırma gerekçesiyle Filistinlilerin hayatını paramparça ediyor, topraklarından koparıp atmak için her yolu deniyor. Tıpkı bölgeye ulaşabilen insani yardımları iyice kısıtladığı yetmiyormuş gibi, gıda kuyruklarında bekleyen insanların üstüne bomba atarak ölümle, açlıkla terbiye edip göçe zorladığı gibi! İsrail ve ABD Gazzelilerin “geçici olarak” taşınması gerektiğini dillerinden düşürmüyor. Daha Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz iki hafta sonra Netanyahu ile Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Trump, Gazze’yi “ölüm ve yıkımın sembolü” olan bir cehennem çukuruna benzetmiş ve insanların gidecek başka yerleri olmadığı için oraya dönmek zorunda kaldıklarını söylemişti. Gazze’de yaşayan Filistinlilerin “insani kalplere” ve “büyük zenginliğe” sahip komşu ülkelere taşınması gerektiğini belirtmişti. Daha önce Ürdün, Mısır ve diğer Arap devletlerinin Filistinlileri kabul etmesi çağrısında bulunarak Filistinlilerin çeşitli bölgelere dağıtılabileceğini söylemişti.
Netanyahu da boş durmuyor, göçe zorladığı Gazzelileri almaları için birçok ülkeyle görüşüyor. Ancak bunlar Libya, Etiyopya, Güney Sudan, Endonezya ve Somaliland gibi çoğu kendi içlerindeki çatışma ve krizlerle boğuşan ülkeler. Filistinli mültecilerin bir kısmının yaşadığı Arap ülkelerinden ne Ürdün, ne Mısır, ne de Körfez ülkeleri ayrıca Gazze nüfusunu ağırlamaya yanaşıyor. Trump’ın öncelikli hedefi Gazze’de zorunlu tahliyeye uymayarak kalmaya devam edenlerin –o zamana kadar hâlâ hayatta kalırlarsa– kovularak başka ülkelere gönderilmesi veya inşa sırasında bölgenin içindeki kısıtlı bölgelere yerleştirilmesi. İsrail 18-60 yaş arasındaki Filistinli erkeklerin Hamas’la bağlantılı olduklarını iddia edip Gazze’ye geri dönemeyeceklerini söyleyerek, gönderilenlerin akıbetlerinin ne olacağı konusuna ışık tutuyor! Gazzelilerin başka ülkelere gönderilmesiyle, bölge uluslararası yatırımcıların yağmasına devredilecek, 10 yıl boyunca ABD tarafından yönetilen bir mütevelli heyetine teslim edilecek.
Trump’ın Gazze Şeridi’nin kontrolünü ele geçirerek Filistinlilerin komşu ülkelere yerleşeceğini söylediğinde, İsrail doğal olarak bu planları alkışladı. Diğer emperyalist güçler ve bölge devletleri ise Filistin’de iki devletli çözümden, Gazzelilerin haklarından, zorla göç ettirilmenin bölgeyi istikrarsız hale getireceğinden vb. bahseden eleştirilerde bulunsalar da nihayetinde güçlü bir karşı koyuş sergilemediler. Neredeyse tüm kapitalist devletler İsrail’in Filistin halkına uyguladığı soykırım karşısında ikiyüzlü bir tutum aldılar; sözde İsrail’i kınar gibi yaparken onunla ticareti sürdürdüler, hatta savaş malzemeleri satmaktan bile geri durmadılar. Buna Türkiye de dahildir ve belki de en büyük ikiyüzlü Erdoğan’dır. Nitekim Trump’ın “kabul edilemez” denilen emperyalist yağma planı içinde yer almak ve pay kapmak için yarışanların başında Erdoğan gelmektedir. Trump’ın “Barış Kurulu” adı altında oluşturduğu yağmayı meşrulaştırma kurulu içinde Türkiye’nin de yer almasını büyük bir memnuniyetle onaylamıştır kendisi. Üstelik Trump, bu kurulun üyesi olarak kalmak isteyen herkesi 1 milyar dolar haraç ödemek zorunda bırakmıştır!
22 Ocakta Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumunda imzalanan kurucu anlaşmayla birlikte Trump’ın “Barış Kurulu” resmiyet kazandı. “Küresel düzeyde barış inşası” ve “barışın korunması”na ilişkin atıflarıyla kendisine Gazze’nin çok ötesinde bir misyon biçilen bu kurulu, Trump’ın Birleşmiş Milletler’e alternatif ve onu bypass eden bir yapı olarak kullanmak istediği düşünülüyor. Trump kendisini bu kurulun başkanı ilan etmiş ve olağanüstü yetkilerle donatmış durumda. BM Genel Konseyindeki veto basıncının da ortadan kalkacağını hesaplayan Trump, bu yüzden, “kurul faaliyete geçtiğinde istediğimizi yapabileceğiz” diyor açık açık. ABD emperyalizmi, kendisine ayakbağı oluşturduğunu düşündüğü tüm eski düzen kurumlarından kopup, denetimsiz bir haydutluk düzenine geçiş yapmış bulunuyor. “Dünya 5’ten büyüktür” deyip sözde BM’ye kafa tutanlarsa, şimdi “1” haydudun planlarına hem de üstüne para ödeyip dahil olmaya çalışıyorlar!
Gazze’yi yağmalama planı artık son aşamalarına gelmiş gibi görünüyor ve Riviera projesi de her mecrada pazarlanıyor. Davos’ta Jared Kushner bu projeyi de projeksiyon eşliğindeki iştahlı bir sunumla bir kez daha gündeme taşıdı. Ortadoğu’da 2-3 milyon nüfuslu şehirlerin 3 yıl içinde inşa edildiği, dolayısıyla bu projeye katılan yatırımcıların da kısa sürede kazanacağı vurgulandı. Yakında özel sektörden yapılacak çok sayıda katkının yani yatırımcıların kimler olacağının da açıklanacağı söylendi.
Başta ABD olmak üzere, azgın sermaye sınıfı ve temsilcileri paramparça edilmiş Gazze’nin yıkıntılarına dişini geçirip onu ranta çevirmenin, bölgeyi ABD hegemonyasında yeniden dizayn etmenin peşindeler. Bu kanlı planlar, projeler, Filistin halkının yaşadığı acıların daha da büyüyeceğini gösteriyor. Yaşanan insanlık dramı bizim içimizi titretirken, kendi yarattıkları vahşetin kanıyla beslenen emperyalist güçlerin iştahını açıyor. Ama işçi ve emekçi sınıfların bu haksız savaşa ve kapitalist dünyaya karşı öfkesi de küresel ölçekte giderek büyüyor. İsrail’in Gazze’ye saldırıları başladığından bu yana ABD’de, Avrupa’da ve dünyanın birçok ülkesinde, İsrail’in bu savaşa derhal son vermesi ve bu soykırımcı devletle tüm ticari, siyasi ve akademik ilişkilerin kesilmesi talepleriyle protestolar yükseldi. İşçi ve emekçiler, gençler, öğrenciler genel grevlerle, sokak eylemleriyle, üniversite kampüslerinde protestolarla, çeşitli sivil toplum örgütlerinin organize ettiği yardım kampanyalarıyla, hükümetlerin İsrail ile ticaretini, silah sevkiyatını fiili olarak engelleyerek Filistin halkıyla dayanışma gösterdiler. İsrail’de de on binlerce işçi ve emekçi baskı ve yasaklara, gözaltılara rağmen savaşa son verilmesi çağrısıyla sokaklara çıktı. Dünyanın birçok bölgesinde de Yahudiler Filistin halkıyla dayanışma gösterilerinde yerlerini aldılar. 2024 yılında ABD’nin köklü üniversitelerinde başlayan Filistin halkıyla dayanışma eylemleri Avrupa, Avustralya, Kanada ve Türkiye dahil dünyanın birçok üniversitesinde öğrencilerin ortak eylemleriyle büyüyerek devam etti. Öğrenciler kampüslerinde “Filistin’e Özgürlük”, “Gazze’de Soykırıma Hayır” sloganlarıyla düzenlenen çeşitli eylemlerin içinde yer aldılar. “Üniversitemizin soykırıma ortak olmasına izin vermeyeceğiz” diyerek üniversite yönetimlerinin İsrail devletiyle bağlantılı şirketlerden çekilmesini talep ettiler. Birçok genç bu eylemler içinde politize olmaya başladı. 2025’te ABD’de de tarihinin en yaygın ve kitlesel protesto gösterileri gerçekleşti. İngiltere’den Kanada’ya onlarca ülkede işçi sınıfı Gazze’de süren haksız savaşın durdurulması için eylemler yaptı, grevler örgütledi. İtalya, Yunanistan, Norveç gibi ülkelerde liman işçileri İsrail’e silah ve malzeme sevkiyatına engel oldu. Her ülkeden gönüllü insanlar topladıkları yardım malzemelerini gemilerle Gazze’ye ulaştırmak için kampanyalar düzenledi. İşçi ve emekçilerin, gençlerin giderek büyüyen ve dünya çapında yaygınlaşan eylemlerinin basıncıyla Eylül ayında Fransa, İngiltere, Kanada ve Avustralya gibi bazı ülkeler Filistin’i devlet olarak tanıdıklarını açıklamak zorunda kaldılar. Aynı adımı atmayı reddedip İsrail’e desteğini sürdüren İtalyan hükümetinin tutumu ise işçiler, emekçiler ve gençler arasında büyük tepkiye yol açtı. Sendika ve emek örgütlerinin grev ve mitingleri, sendikaların limanlarda direniş nöbetleri tutarak silah sevkiyatının engellenmesi sonucunda İtalya da Filistin devletini tanımak zorunda kaldı. Milyonlarca emekçinin sermayenin saldırılarına ve haksız savaşlara gösterdiği tepki ve eylemler, sermayenin şeytani planları varsa, işçi sınıfının, örgütlülüğünü büyütüp, güçlendirdiğinde dünyayı değiştirecek güce sahip olduğunu gösteriyor!
Geçtiğimiz aylarda Marksist Tutum’da Trump’ın planını değerlendiren bir yazımızda ifade edildiği gibi, “bugün Gazze’de yaşanan savaş sadece Filistin sorunuyla sınırlı olmaktan çoktan çıkmış, Ortadoğu’da yürüyen emperyalist savaşın bir parçası haline gelmiştir. Yalnızca İsrail ve Filistin önderlikleri değil, tüm bölgesel ve küresel güçler işin içinde, çatışmanın bir tarafındadırlar. Onlar arasında yürüyen emperyalist paylaşım savaşı bir sona ulaşıncaya dek Filistin topraklarındaki savaş da, bölgenin nasıl paylaşılacağı hususu da bir sonuca bağlanmamış olacaktır. Aslına bakılırsa bu durum hem bölgenin diğer bir köklü sorunu olan Kürt sorunu açısından, hem de I. Dünya Savaşı sonrasında emperyalistlerce çizilen sınırların akıbeti açısından aynen geçerlidir. Bu başlıklardan hiçbirini diğerlerinden mutlak biçimde izole edip kendi içinde bir çözüme kavuşturmak mümkün değildir. Bu yüzdendir ki, bölgedeki emekçilerin kaderi hem komşu ülkelerdekiyle hem de tüm dünyadaki emekçilerle çok daha doğrudan birbirine bağlı hale gelmiştir. Emekçilerin kurtuluşu ve kalıcı barışın yolu kapitalizmi dünya ölçeğinde ortadan kaldırmayı hedefleyen proleter devrimci mücadeleden geçiyor”.[3]
link: Aylin Dinç, Gazze: Filistinliler İçin Mezarlıktan Sermaye İçin Riviera’ya, 3 Şubat 2026, https://marksist.net/node/8698
Marx’ın Kapital’ini Okuyoruz!
"Yapay Zekâ": Yanılsamalar, Tehlikeler ve Gerçeklik /2





