Ormanlık alanları küle çeviren orman yangınları sürerken Eskişehir Seyitgazi’de 23 Temmuzda çıkan orman yangınını söndürme çalışmalarına katılan 5 orman işçisi ve 5 AKUT gönüllüsü hayatını kaybetti, 14 işçi de yaralandı. Yangınların ve işçi ölümlerinin bu denli yaygınlaşması ve süreklilik kazanmasının nedeni, faşist iktidarın gemi azıya alarak ülkeyi şirket gibi yönetmesi, tüm kaynakları sermayeye akıtması, hiçbir koşulda hesap vermemesidir. Bu rejimin efendileri yangınlarla savaşan orman işçilerine ve gönüllülerine bir koruyucu kıyafeti çok görürlerken, hayatını kaybedenlerin yakınlarını ve yüreği yanan milyonlarca insanı, iki yıl önce yasalaştırdıkları “şehitlik” statüsüyle avutacaklarını düşünüyorlar.
10 kişinin yanarak hayatını kaybetmesinden sadece bir gün önce, Bilecik’in Osmaneli ilçesindeki Mobil Yangın Yönetim Merkezinde Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İzmir, Bilecik ve Eskişehir’deki orman yangınları hakkında şu açıklamayı yapıyordu: “Diğer bir yangın Eskişehir Seyitgazi’deydi. Burada da arkadaşlarımız çok yoğun bir müdahale ve mücadele ettiler. Çok küçük, sarp, kayalık bir alanda kaldı ama risk teşkil etmiyor. Biz de buraya büyük oranda kontrol altına alındı diyebiliyoruz, yine alandaki soğutma çalışmaları devam edecek. Tabii soğutma çalışmaları birkaç gün sürecek, zaman zaman yanan alanlar içinde tütmeler olabilir ama bu herhangi bir şekilde risk teşkil etmiyor bizim için.”
Bakanın yaptığı açıklamaların ne kadar üstünkörü, ezbere ve ciddiyetten uzak olduğu ertesi gün tüm Türkiye tarafından acı şekilde görüldü. “Bizim için risk teşkil etmiyor” dediği yangın yerinde 10 kişi alevler arasında kalarak hayatını kaybetti. Bakan “dün gece arkadaşlarımızın mücadelelerinde yanında olduk, müşahede ettik” derken kendi körlüğünü itiraf ediyor olsa gerek. Çünkü orman işçilerinin elbiseleri, koruyucu ekipmanları ve oksijen maskelerinin olmadığı, olanlarınsa yangına karşı dirençli olmadığı çıplak gözlerle görülebilecek durumdaydı. Tarım Orman-İş Sendikası geçen Aralık ayında bu durumu bizzat Bakanlığın önünde yaptığı basın açıklaması ile protesto etmişti. Sendika, işçilere ayni olarak verilmesi gereken giyim yardımlarının, yönergeye aykırı olarak karta çevrildiğini, işçilerin gerekli kıyafetleri bu kartla kendilerinin almasının istendiğini açıklamıştı. Üstelik 13 ekipmandan 6’sının da satışının olmadığını belirtmişti. Sendika soruyordu: “Çalışanların kartlarına yüklenen 13 bin 750 lira ile yangından koruyucu hangi giyim malzemesi alınabilir?”
Bakan, yangın riskinin Türkiye’nin tamamında çok yüksek olduğunu belirterek “yılbaşından bu yana çıkan yangınların adedi 4 bini aştı. Bunlardan 1728 tanesi ormanlık alanda, geri kalanların tamamı ormanlık alanların dışındaydı. Küresel iklim değişikliğinden bahsediyoruz. Yangın riski Türkiye’nin tamamı için çok yüksek. Hatırlatmalarımızı yapalım, kapalı alanlar dışında ateş yakmamalarını rica ediyoruz” diyor. Bakan yangınla mücadeleyi vatandaşın ormanlık alanda ateş yakmamasına indirgiyor. Oysa orman yangınlarına müdahale çok boyutlu hazırlık gerektiriyor. Bakanın vatandaşlara öğüt vermesinden önce kendi sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Örneğin “Ormanların temizliği ve korunması için orman görevlilerinin sayısı arttırılmalı, ormanlık alanlardan geçen elektrik iletim hatlarının bakımı ve yenilenmesi düzenli olarak yapılmalı, tedbirler alınmalı, yangın söndürme ekip ve ekipmanları eksiksiz hazırda tutulmalı, bilinçli bireyler yetiştirilmeli” (https://marksist.net/metin-gural/orman-yanginlari-ve-iktidarin-rant-politikalari). Ama bunların hiçbiri yapılmıyor.
Bakanlık bütçesinde personel giderleri 2023 yılında %12,5 iken, 2024 yılında sadece 2 puan artarak yüzde 14,5’e çıkmış. Bu giderler içinde kamu işçilerinin aldığı oranın çok daha düşük olduğunu biliyoruz. Üstelik Tarım ve Orman Bakanlığında çalışan işçi sayısı 10.659, 4/B statüsünde çalışanların sayısı ise 5353’tür. Bu sayı ile ülkenin dört bir yanında her an yangın tehlikesiyle yüz yüze olan ormanlık alanları korumak mümkün müdür?
Orman işçileri ücretlerinin yükseltilmesini, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, çalışan sayısının arttırılmasını istiyorlar. 24 saat dağ başlarında, ormanlık alanlarda nöbet tutan nöbetçi orman ekipleri sayılarının arttırılmasını talep ediyorlar.
En temel talepler dâhil olmak üzere orman işçilerinin taleplerine karşı Bakanlık ciddi hiçbir adım atmıyor. Tarım ve Orman Bakanı 2023’te Cumhurbaşkanı tarafından atandı. Kendisi Marshall Boya, El Cezire TV Türkiye yöneticiliği, Anadolu Ajansı Uluslararası Operasyonlar Direktörlüğü ve Gübretaş Genel Müdürlüğü yaptıktan sonra Bakanlık görevine atandı. Ülkeyi şirket mantığı ile yöneten bakanlardan olan Yumaklı, orman işçilerinin ocaklarını, ceplerini yakan ortalama 35 bin liralık yoksulluk sınırının yarısı dahi etmeyen ücretlerin sorumlusudur.
Depremlerden yangınlara, iş cinayetlerinden düşük ücretlere yaşadığımız haksızlıkların, adaletsizliklerin ve ölümlerin sebebi “kader” değildir. Bütün sorumluluk her türlü yetkiye sahip olan ama hiçbir önlem ve denetim görevini yerine getirmeyen siyasi iktidardadır. Sermaye sınıfının emrine koşan siyasi iktidar ülkeyi şirket gibi yönetme politikaları sonucunda toprağı, suyu, havayı, ormanı tarumar ediyor. Her yıl daha büyük ormanlık alanları yutan yangınları körükleyenler toplumun örgütsüzlüğünden güç alıyorlar. Yangınlara, iş cinayetlerine, doğa talanına, rejimin her türlü zorbalığına karşı durmanın yolu işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin yükseltilmesinden geçiyor.
link: Adil Aksu, Yangını Körükleyenlere Karşı Birleşelim!, 26 Temmuz 2025, https://marksist.net/node/8562
“Çatlaktan Sızan Işık Huzmesi”
Alice Hamilton: Kendisini İşçi Sınıfına Adayan Bir Tıp Kadını





