Tarih bir yanıyla olmuş bitmiş bir şeydir, diğer yanıyla olanları anlamaya çalışmak, oradan dersler ve deneyimler çıkarmak için yaşam boyu önümüzde bir kılavuzdur. Tarihe doğru bakmasını bilmeyenler ona bakmanın geriye dönmek olduğunu düşünürler. Oysa ona doğru bakmayı bilenler daima ileriyi görürler. Bu sayede içinde bulundukları zamanı, o zamanın ruhunu kavrayabilirler. Öyle ki Rus halklarının kırbaçtan hoşlandığını söyleyen Çariçe, Çarlığın sonunun yaklaştığının, Rus işçileri ve köylülerinin büyük bir devrime giden yolda emin adımlarla yürüdüğünün farkında bile olmadı. Çarlık rejiminin efendileri, küçümsedikleri ve her türlü zorbalıkla yönettikleri emekçilerin, gün gelip de kendi saltanatlarını büyük bir devrimle yerle yeksan edeceğini, emperyalist bir savaşı bitirebileceklerini ve hatta tüm dünya işçi sınıfına umut ışığı olabileceklerini hiç akıllarına getirmediler. Bu yalnızca kibirlerinden değildi. Baskı ve zorbalıkla her şeyin üstesinden gelebileceklerine inanıyorlardı. Hep böyle gidecek sanıyorlardı. Değişen dünyayı, zamanı ve zamanın ruhunu doğru kavrayamıyorlardı. Oysa aynı tarihlerde farklı bakmayı bilen, değişen dünyayı yorumlayan ve bir dünya devrimi fikrine inanan insanlar, Lenin ve önderliğindeki Bolşevikler var güçleriyle bu değişimi yaratmak için çalışıyorlardı. Yaşanan her olayın, her durumun toplumun derinlerinde bir yerlerde karşılık bulduğunu ve günü geldiğinde bir tepkiyle açığa çıkacağını biliyorlardı.
Halklar hapishanesi olan, halkın kırbaçtan hoşlandığı söylenen Çarlık Rusya’sında emekçi kitleler bir aydının, Tolstoy’un 20 Kasım 1910’da ölmesi üzerine, onun cenazesini, acılarını ve öfkelerini dile getirmenin aracına çevirdiler. Tolstoy’un öldüğü yer olan Astapovo Demiryolu İstasyonu önünde çok büyük bir kalabalık toplandı. Halk Tolstoy’a sahip çıkıyordu. Onun ölümü ile duydukları, sessiz bir yas ya da kutsal bir ayin değildi. Bu cenaze töreni başka bir anlama bürünmüştü artık. Çarlık rejimi bundan çok rahatsız olsa da bir şey yapamadı. Lenin Tolstoy’un cenaze töreninde gördükleri için “bu toplumda yükselen tepkinin bir göstergesidir” der.
Yine Rusya işçi sınıfının acı ve sıkıntılarla dolu yaşamının, kendi yaşamından bir kesit olduğunu her fırsatta yazdığı eserlerde ortaya koyan ünlü sosyalist yazar Maksim Gorki, 1906 yılında İtalya’ya siyasi sürgün olarak gönderilirken, onu uğurlamaya gelen işçiler bunu büyük bir eyleme dönüştürerek tepkilerini ortaya koymuşlardı. Çünkü bu sürgün 1905 ayaklanması sonucunda gelen tutuklamalar ve baskıların sonucuydu. Yaşananları unutturmak, en küçük başkaldırıyı dahi ezmek ve yok etmek için yapılmıştı. Böylece Çarlık rejimi tarafından umutsuzluk ve çaresizlik tüm halka yayılmak istenmişti. Oysa Gorki sürgüne gittiği yerde yeni eserler yazmaya, işçi sınıfını mücadeleye çağırmaya devam edecekti.
Baskı ve zorbalıklar kitlelerdeki öfkeyi gün geçtikçe daha da biledi. Günü geldiğinde Rus işçi sınıfı bunu 1917 Ekim Devrimi ile taçlandırdı. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Bir isyan varsa, kitlesel bir tepki varsa muhakkak orada baskı ve zulüm vardır. Buna karşı duran, zulme ve haksızlığa boyun eğmeyi reddeden insanlar vardır. Bazen toplumun içinde biriktirdiği tepki küçük bir yarık arar ortaya çıkmak için. Oluşan çatlaklardan görünen zayıf ışık huzmesi bazen sadece başlangıcın ilk kıvılcımıdır. Umut, direnç, yeniden canlanma ve ayağa kalkma asla tükenmez. Biz sınıf devrimcilerine düşen görev ise umutsuzluğa kapılmamak ve o çatlağın büyüyüp derinleşeceği günlere iyi hazırlanmaktır.
link: Kocaeli/Gebze’den bir kadın işçi, “Çatlaktan Sızan Işık Huzmesi”, 26 Temmuz 2025, https://marksist.net/node/8561
Belediyelerde Yaşananlar Üzerine Birkaç Söz
Yangını Körükleyenlere Karşı Birleşelim!





