Navigation

Dünya Kupası Protestoları ve Brezilya’da “Sol” Hükümetin Cibilliyeti

Brezilya’da düzenlenen 2014 Dünya Kupası, grevler ve protesto gösterileri eşliğinde başladı. Bu Dünya Kupası, sadece kupaya katılan ülke takımlarının ve futbolcuların performansları, atılan goller, maçlarda alınan sürpriz sonuçlar ya da kupanın final maçıyla anılmayacak. Brezilya işçi sınıfının ve yoksul kitlelerin gerçekleştirdikleri grevler ve protesto gösterileri kupaya damgasını vurmuştur. Bu protestolar, işçi ve emekçilerin öncelikleri ve çıkarlarıyla egemen sınıfın öncelik ve çıkarlarının uzlaşmaz bir karşıtlık içinde olduğunu net bir biçimde ortaya koymuştur.

Futbol turnuvasının arifesinde işçi sınıfının pek çok kesiminin katıldığı eylemler gerçekleştirildi. Otobüs şoförleri, polis memurları, metro çalışanları ve öğretmenler ücretlerin yükseltilmesi talebiyle grevler gerçekleştirdi. Sistemin ikiyüzlülüğüne isyan eden gençler, evsizler, yerli kabilelere mensup gençler, gecekondu mahallelerinde yaşayan yoksul halk protestolar düzenledi. Sao Paulo kentinde otobüs şoförleri araçlarını yol ortasında bırakıp trafiği kilitleyerek iş durdurdu. Evsiz İşçiler Hareketi stadyum inşa edilen bir alanı işgal ederek konut taleplerini yükseltti. Kitleler Brezilya milli takımının otobüsüne saldırdı. Başkentte ve büyük kentlerde onlarca protesto gerçekleşti. Polisin kitle eylemlerine saldırması sonucunda sokak çatışmaları yaşandı.

Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de burjuva medya Brezilya’daki dev protestoları olabildiğince gizlemeye çalışmış, gündeme getirmek zorunda kaldığında ise geçiştirmeyi tercih etmiştir. Protestoların boyutları, arka planında yer alan gerçekler, Brezilya’da kapitalist egemenlerin çevirdiği dolaplar vb. ise zinhar gündeme getirilmemiştir.

Brezilya hükümeti eğitim, sağlık, toplu ulaşım ve diğer kamu hizmetleri için ayrılan bütçede kısıntıya giderken, Dünya Kupası hazırlıkları için bütçeden 30 milyar Brezilya reali (yaklaşık 13 milyar 650 milyon Amerikan doları) para ayırmıştır. İşçi ve emekçilerin eğitim, sağlık, toplu ulaşımın ucuzlatılması ve sosyal konut gibi yakıcı ihtiyaçları karşılanmazken, Dünya Kupası gerekçesiyle yapılan müsrif harcamalar yoksul kitleleri çileden çıkarmıştır. Örneğin futbola ilginin düşük olduğu ve lig maçlarında ortalama 600-700 taraftarın stada geldiği Amazon bölgesinin Manaus kentinde 44 bin koltuk kapasiteli bir stadyum inşa etmek için devlet bütçesinden yaklaşık 300 milyon dolar para harcandı. Bu stat Dünya Kupası boyunca sadece 4 maç için kullanılacak. Kupa bittikten sonra lig maçlarında 44 bin seyirci kapasiteli stadyuma ihtiyaç duyulmayacak. Stat kullanılsa bile tribünler boş kalacak. Üstelik stadın bakımı için her yıl yaklaşık 3 milyon dolar masraf yapılması gerekecek. Hükümet bu masraftan kurtulmak için stadyumun hapishaneye dönüştürülmesini bile düşünüyor!

Brezilya futbolunun sembollerinden biri kabul edilen Maracana Stadyumu son 15 yılda 3 kez yenilendi. Yenilemeler için 500 milyon dolardan fazla masraf yapıldı. Harcanan para, sıfırdan inşa edilen pek çok stadyumun maliyetinden daha fazla. Üstelik Maracana stadyumunun işletmesi 35 yıllığına özelleştirildi. İşletmeyi devralan konsorsiyumun içerisinde Amerikan AEG şirketiyle Brezilyalı bir inşaat tekeli de var. Stadın işletmesini alan konsorsiyum ilk iki yıl hiç para ödemeyecek, 33 yıl boyunca ise yılda sadece 3 milyon dolar kira ödeyecek. Yani yenilemek için 500 milyon dolardan fazla masraf edilen stadyum, 100 milyon dolar karşılığında (ki bu para 35 yılda taksitle ödenecek) özel şirketlere peşkeş çekilmiştir.

Futbola düşkünlüğü ile bilinen Brezilyalı işçi ve emekçilerin stadyumlarda Dünya Kupası maçlarını izlemesi de mümkün değildir. Maçı stadyumda izlemek için bilete yüzlerce dolar ödemek gerekiyor. Maç biletlerine binlerce dolar harcamak, şehir şehir gezip otel ve ulaşım masraflarını karşılayarak maçları takip etmek için orta ve üst sınıflara mensup olmak gerekiyor. İşçi ve emekçiler maçları ancak televizyondan izleyebiliyor.

Brezilya’da Dünya Kupası hazırlıklarını ve yapılan masrafları savunan burjuva medya, Dünya Kupasının ülke ekonomisine milyarlarca dolar kazandıracağını propaganda ediyor. Dünya Kupasının birilerine milyarlarca dolar kazandırdığı elbette doğrudur. Ancak milyarlarca doları kazanan Brezilya burjuvazisi ve uluslararası burjuvazidir.

FIFA’nın genel sekreteri Brezilya’daki Dünya Kupası organizasyonu için 3 milyar 300 milyon dolar harcayacaklarını, buna mukabil 3 milyar 500 milyon dolar gelir elde edeceklerini, sadece 200 milyon dolar kâr edeceklerini açıkladı. BDO adlı bağımsız bir denetim şirketi ise FIFA’nın gelirinin gerçekte 5 milyar dolar olacağını hesaplıyor. Bu gelirin büyük kısmını televizyon yayın haklarının satışı oluşturuyor. Profesyonel futbol, dünya çapında milyarlarca doların döndüğü dev bir sektördür. Küresel bir kapitalist organizasyon olan FIFA bu kârlı sektörü yönetiyor. Muazzam güce ve etkiye sahip bu küresel kapitalist örgüt, Dünya Kupası düzenleyeceği ülkeye kupa hazırlıklarıyla ilgili her istediğini yaptırabiliyor. Brezilya hükümeti, FIFA patronlarının talepleri doğrultusunda stadyum inşaatları ve altyapı çalışmaları yaptı. Hükümet yeni kanunlar çıkardı, indirimli biletler kaldırıldı. Kitle eylemlerine karşı Dünya Kupası organizasyonunun güvenliğini sağlamak üzere 100 bin polis ve 60 bin asker seferber edildi. Ayrıca stadyumların ve çeşitli donanımların korunması için 20 bin özel güvenlik elemanı kiralandı. Terörle mücadele yasasında yapılan değişiklikle protesto yürüyüşleri “terör eylemi” kapsamına alındı. Federal hükümet ayaklanmalara karşı 10 bin polisten müteşekkil “acil müdahale timi” oluşturdu.

Dünya Kupası hazırlıkları boyunca işçi sınıfına saldırılar yoğunlaştı. Devlet, kamu bütçesini Dünya Kupası vesilesiyle kapitalistlerin çıkarları için çarçur etti. Buna karşı gelişen protestolara saldırdı. Dünya Kupasına yetiştirilmeye çalışılan inşaatlarda yaşanan iş cinayetlerinde çok sayıda işçi hayatını kaybetti. Stadyum, park alanı vb. inşaatlar için “kentsel dönüşüm” yapıldı. Yoksul aileler yaşadıkları yerlerden sürüldüler.

Reformizmin işçi sınıfına ihaneti

Bütün bunların yaşandığı Brezilya’da şu anda bir “sol” koalisyon hükümeti iktidarda. Bu hükümetin başını çeken İşçi Partisi (PT), Brezilya Komünist Partisi (PCB) ve diğer hükümet güçleri Dünya Kupasının sosyal harcamalara engel olarak görülmemesi gerektiğini açıkladı. Dünya Kupası protestolarının sağcı-gerici nitelikte olduğu ve amacının federal hükümetin istikrarını bozmak olduğu iddia edildi. Geçen yıl Haziran ayında ulaşım zamlarıyla patlak veren büyük protesto dalgasıyla ilgili olarak “solcu” hükümet ve yandaşları benzer değerlendirmeler yapmışlardı. İşçi ve emekçilerin talepleri ve yoksul kitlelerin tepkileri üzerinde yükselen protesto dalgası, işçi sınıfı ve sol adına hareket ettiğini iddia eden hükümeti zora sokmuştu. Dünya Kupası için harcayacak milyarlarca doları bulabilen hükümet, yoksul emekçilerin eğitim, sağlık, ulaşım, konut gibi en temel sorunlarını çözmek ve kamu çalışanlarının ücretlerini yükseltmek için para bulamıyor! Bu durumun işçi sınıfı açısından makul bir açıklaması yoktur. Zamanında başlamadığı ve iyi planlayamadığı için Dünya Kupası hazırlıklarını yetiştirmeyi beceremeyen hükümet, stadyum, yol ve havaalanı inşaatlarını hızlandırmaya çalışarak iş cinayetlerine neden oldu. Koalisyon hükümeti bileşeni sol partilerin ve FIFA’nın eline işçi kanı bulaşmıştır.

2002 yılında seçimleri kazanarak hükümeti kuran İşçi Partisi, tipik bir “burjuva işçi partisi” olduğunu kısa sürede ispatlamıştı.[*] Geçmişte metal işçilerine liderlik etmiş olan İşçi Partisi lideri Lula, yoksullara yönelik popülist politikalarla (40 milyon yoksul Brezilyalıya ayda 60 dolar sağlamak gibi) kitleleri yatıştırdı. Öte yandan Lula, kendisinden önceki neo-liberal politikalar izleyen hükümetlerin mirasına da sahip çıkarak burjuvaziyle kucaklaştı. Yüksek faiz oranları ile spekülatif finans sermayesini ülkeye çeken Lula, özel sektöre sağlanan ucuz krediler, arazi tahsisleri ve ucuz işgücü sayesinde yatırımların hızla artmasını sağladı. Ekonominin hızlı büyümesi işsizliğin bir miktar azalmasını ve ücretlerin yükselmesini sağladı. 2011 yılına kadar başta kalan Lula’nın ve onun halefi, halen başkanlık koltuğunda oturan Dilma Rousseff’in ne kapitalist sömürü düzeniyle ne de burjuva devlet aygıtıyla ilgili bir dertleri oldu.

İşçi Partisi döneminde Brezilya dünyanın 6. büyük ekonomisi haline geldi. İşçi ve emekçilerin hali ise halen içler acısıdır. Milyonlarca insan evsiz, tenekeden yapılma derme çatma barakalarda yaşıyor. Duraklarda uzayıp giden kuyruklar ve aşırı sıcakta balık istifi doluşulan kalabalık otobüsler toplu ulaşımı toplu eziyete çeviriyor. Öğretmenler düşük ücretlerle geçinebilmek için çırpınıyor. Çatısı akan okullarda sürdürülen eğitimin kalitesi de düşük. Sağlık hizmetleri de gayet sağlıksız koşullarda sürdürülüyor. Kalabalık ve kirli devlet hastanelerinde, yıkık dökük muayenehanelerde düşük ücretlerle çalıştırılan doktorlar ek iş olarak özel hastalarına hizmet veriyor. Bazı ilaçlar az bulunuyor ve çok pahalı satılıyor. Dünya Kupasını izlemeye gelecek zenginler için dev statlar, lüks oteller ve yeni havaalanları inşa etmek için milyarlarca dolar harcayan İşçi Partisi hükümeti, yıllardır işçi ve emekçilerin en temel taleplerini “yeterince para yok” diyerek geri çeviriyordu. Havaalanlarını ve otoyolları özel sektöre peşkeş çeken hükümet, yıllardır kendisini destekleyen yoksul emekçilerin sabrını taşırmaya başladı. Geçen yıl Haziran ayında otobüs biletlerine zam yapılması üzerine başlayan protestolar yüz binlerin katıldığı bir kitle hareketine dönüşmüştü. 17 Haziran 2013’te gerçekleşen gösterilere 1 milyondan fazla insan katılmıştı. 17 Haziran gösterileri, askeri diktatörlüğün devrildiği 1985 yılındaki eylemlerden bu yana en kitlesel eylemlerdi. Dünya Kupası vesilesiyle gerçekleşen eylemler, geçen yıl başlayan Haziran eylemlerinin devamı niteliğindedir. Dünya Kupası vesilesiyle hükümeti ve FIFA’yı protesto gösterilerine 2 milyona yakın insan katıldı. Futbolla yatıp futbolla kalktığı anlatılan Brezilya’nın yoksul halkı futbol illüzyonuna ve cafcaflı gösterilerin büyüsüne kapılmamış, burjuva sol hükümetin Dünya Kupası vesilesiyle açığa çıkan ikiyüzlülüğüne karşı sınıfsal tepkilerini ortaya koymuştur.

90’lı yıllar boyunca izlenen neo-liberal politikalar, sınıf çelişkilerinin keskin bir biçimde yaşandığı Latin Amerika’da işçi sınıfının ve yoksul kitlelerin ayağa kalkmasına ve burjuva düzeni sarsmasına yol açmıştı. 2000’li yıllarda pek çok Latin Amerika ülkesinde, ayağa kalkan işçi-emekçi kitlelerin önünü kesmek için reformist sol partiler ya da popülist politikalarla kitleleri yatıştıracak liderler ileri sürüldü. Brezilya’da, Venezuela’da, Bolivya’da, Arjantin’de ve Ekvador’da devrimci uyanışın ateşini söndürme işini bu siyasetçiler üstlendi. Brezilya örneği, burjuva işçi partilerinin sınıflar mücadelesinde oynadıkları uğursuz rolü bir kez daha göstermiştir.

Brezilya’da yoksul kitlelerin eylemleri, devrimci mücadelenin önüne dikilen burjuva işçi partisi engelinin, ezilenleri kandırma ve kapitalist düzenin istikrarını sağlama açısından işlevini yitirmeye başladığının işaretidir. Sınıf hareketinin ilerlemesi ve Brezilya İşçi Partisi engelinin alt edilmesi, gerçek bir devrimci seçeneğin yaratılmasına bağlıdır. Zamanında İşçi Partisi’ne teslim olup bu parti içinde likidite olan sosyalist grupların bu görevi başarması hiç de kolay değil. Tüm dünyada olduğu gibi Latin Amerika’da da Bolşevizmi temel alan devrimci sınıf örgütlerinin ve enternasyonalin inşası halen en temel sorundur.

Kaynak: 
Marksist Tutum, Temmuz 2014, no:112