Navigation

Şili’de Mücadele Yükseliyor

Şili’de öğrencilerin grev ve direnişleri aylardır devam ediyor. Aynı zamanda işçiler de öğrencilerin taleplerine sahip çıkarak mücadele çıtasını yükseltiyorlar. Eğitim ve sağlıkta özelleştirmelerin durdurulmasını, sosyal hak gasplarına son verilmesini ve daha iyi yaşam koşullarının sağlanmasını talep eden Şilili işçi ve öğrenciler anayasanın değiştirilmesi için sokaklara çıkıyorlar. Şili anayasası da tıpkı TC anayasası gibi darbecilerin kan damlayan kaleminden çıkmış bir anayasadır. 1973 yılında kanlı bir darbeyle iktidara gelen faşist Pinochet diktatörlüğü, birçok yasakçı ve gerici uygulamayı da getirerek burjuvazi için dikensiz gül bahçesi yaratmaya girişti. Burjuvazinin ihtiyaçlarına dönük hazırlanan anayasayla özelleştirmelerin önü açıldı, siyasal ve demokratik haklar budandı, eşitsizlik ve adaletsizlik yaygınlaştırıldı. “Şili mucizesi” olarak adlandırılan neo-liberal dönüşüm programı, devlet işletmelerinin ve özellikle de sağlık alanının hızla özelleştirilmesi adımlarıyla devam etti.

Şilili öğrenciler, eğitim sisteminde de yansımasını bulan, adaletsizliği ve eşitsizliği tırmandıran bu anayasaya karşı aylardır ülke çapında grevler düzenliyorlar. Öğretmenlerin “satıcı”, öğrencilerin “müşteri” olarak görüldüğü bir sistemin hâkim kılınmak istendiği eğitim sektörü hızla ticarileştiriliyor ve eğitim fahiş fiyatlı bir meta haline getiriliyor. Milyarlara varan servetiyle burjuvazinin bir üyesi olan başbakan Pinera, ait olduğu sınıfın zihniyetini şöyle açıklıyor: “Eğitim bir metadır, alınıp satılır. Hayatta hiçbir şey bedava değildir.” Parası olanın düdüğü çalacağını söyleyen Pinera hükümeti, talepleri için sokaklara çıkan 12-14 yaşındaki çocukların üzerine polisi saldırtmaktan, öğrencileri, işçileri tutuklamaktan da geri durmuyor. Ancak bu baskı ve yıldırma çabalarına rağmen işçiler ve öğrenciler her geçen gün daha da kararlı bir biçimde sokaklara çıkmaktan ve “parasız eğitim, parasız sağlık” istemlerini yükseltmekten vazgeçmiyorlar.

Şili’de eylem günlüğü

13 Mayısta başlayan öğrenci grevleri, öğrenci derneklerinin ve federasyonlarının bir araya gelmesiyle giderek kitleselleşti. Şili Öğrenci Federasyonu (FECH) önderliğinde yürütülen hareket, kısa süre içinde başkent Santiago’nun sınırlarını aşarak tüm Şili’ye yayıldı. 1 Haziranda 15 bin öğrenci Santiago’da, 7 bin öğrenci Valparaiso’da bulunan ulusal kongre binasının önünde toplandı. Şili’nin Concepcion, Valdivia ve Iquique gibi şehirlerinde de benzer eylemler yükseltildi. 30 Haziranda Şili sokaklarında 120 bin öğrenci ve öğretmen yürüdü. Eğitimde reform talebini yükselten öğrencilerin sesine, daha iyi yaşam koşulları talep eden öğretmenlerin sesi de eşlik ediyordu.

11 Temmuzda bakır madenlerinden de grev sesleri yükseldi. Devlete ait CODELCO bakır madenlerinden binlerce işçinin katıldığı ve farklı madenlerden de destek gören greve 45 bin işçi katıldı. Bir günlük uyarı eylemi yapan işçiler, madenlerdeki özelleştirmeleri protesto ettiler. Madenlerin yeniden kamulaştırılmasını, taşeronlaştırmanın durdurulmasını, ücretlerin yükseltilmesini, iş güvenliği önlemlerinin arttırılmasını isteyen işçiler, eğitimin ve sağlığın parasız olması taleplerini de dile getirdiler. Maden işçilerinin yanı sıra binlerce öğretmen ve öğrenci de bu grevlere destek verdi. 21 Temmuzda ise bu kez Escondida bakır madenlerinde çalışan işçiler, çalışma saatlerinin düşürülmesi ve ikramiyelerinin ödenmesi talebiyle greve çıktılar. 5 gün sonra, 9 bin sözleşmeli maden işçisi de greve destek verdi. “Ölümüne!” sloganını haykırarak kararlı olduklarını vurgulayan Şilili madenciler, dayanışma sloganlarının yükseltildiği grevde “çocuklarımız için savaşıyoruz” diyerek öğrencilerin mücadelelerine de sahip çıktılar.

20 Temmuzda 31 öğrenci açlık grevine başladı. 4 Ağustosta Ortaöğretim Öğrencileri Meclisi (ACES) ve Ortaöğretim Öğrencileri Komitesine (CONES) üye liseli öğrenciler Santiago’nun Plaza Italia meydanına yürümek istediler. 12 yaşındaki çocukları yerlerde sürüklemekten geri durmayan “carabinero” adı verilen polisler, 874 öğrenciyi gözaltına aldılar. Ancak 5 gün sonra öğrenciler yeniden sokaklara çıktılar. Polisin yanıtı yine sert oldu. UNICEF bile bu vahşi saldırılar karşısında, Şili hükümetine, çocukların toplanma ve protesto hakları olduğuna dair anlaşmaya imza attığını hatırlatmak zorunda kaldı.

Sağcı Pinera hükümeti, öğrencilerin kararlılığı karşısında, eylemleri yumuşatmak amacıyla, Ağustos ayı başında, eğitime 4 milyar dolarlık ek kaynak aktarılmasını içeren 21 maddelik bir öneri paketi sundu. Ancak köklü reform taleplerini yineleyen işçiler ve öğrenciler, bu kandırmacaya 24 ve 25 Ağustos tarihlerinde gittikleri iki günlük genel grevle karşılık verdiler. İşçi sendikaları federasyonu CUT ve öğrenci federasyonu FECH öncülüğünde gerçekleştirilen bu greve, kamu işçileri, öğretmenler, ulaşım ve liman işçileri ülke çapında geniş katılım gösterdiler. Hükümete “devleti şirket gibi yönetme” diye seslenen işçiler ve öğrenciler, eğitim ve sağlıkta reforma gidilerek paralı eğitim ve sağlık politikalarından vazgeçilmesini istediler. Vergilerin zenginlerden ve şirketlerden alınması, eğitimde kaynak değişikliği değil anayasal değişiklik yapılması, geç yaşta düşük ücretle emekliliği dayatan emeklilik sisteminin değiştirilmesi talebini de yükselttiler.

Grevler esnasında polis yine terör estirdi ve 14 yaşındaki Manuel Gutierrez Reinoso adlı öğrenciyi katletti. Göğsüne aldığı sert cop darbesi nedeniyle hastaneye kaldırılan Manuel hayatını kaybetti. 18 yaşındaki bir başka öğrenci ise gözünden ağır yaralandı. Bu vahşi saldırıda binlerce insan yaralanırken 1400 kişi de gözaltına alındı. Manuel’in ölümünün ardından ülkede yas ilan edildi ve 600 bin kişi daha sokaklara çıktı. Üniversite işgalleri yaşandı. İşçiler ve öğrenciler anayasal referandum yapılmasını talep ettiler.

1973 faşist darbesinin yıldönümü olan 11 Eylülde de Şili sokakları darbeyi lanetleyen yüz binlerin katıldığı protesto gösterisine sahne oldu. Darbe protestosunda polis meydanlara toplanan halkı tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz kullanarak dağıtmaya çalıştı. Ancak başarılı olamadı. Darbecilere karşı militan mücadele geleneğine sahip Şilili işçi ve öğrenciler polisle çatıştı. 21 kişiyi tutuklayan polis, onlarca kişiyi de yaraladı. 1973 darbesi sonrasında, faşist cunta, on binlerce insanı gözaltında, işkencelerde katletmiş ve binlerce insanın ömrünü zindanlarda geçirmesine neden olmuştu.

13 ve 14 Eylülde, Şili Ulusal Sağlık Çalışanları Konfederasyonunun çağrısıyla, 25 bin işçi, öğrencilerle dayanışmak için 48 saat iş durdurdu. Sağlıkta özelleştirmelerin durdurulmasını, çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep eden işçiler, hükümetin sağlığa daha fazla yatırım yapmasını istediler. Şili’de sağlık uzmanlarının %80’i özel sektörde istihdam ediliyor ve kamu hastaneleri yarım gün çalışıyor. Özel sektör yalnızca 2 milyon kişiye, sınırlı sayıda personelle çalışan kamu hastaneleri ise 15 milyon Şililiye sağlık hizmeti veriyor.

22 Eylülde ise Şilili öğrenciler, öğretmenler ve işçiler hükümetin eğitim politikasını değiştirmesi ve reform yapılması talebiyle yeniden Santiago’daki Almagro Parkında protesto gösterileri düzenlediler. Bakır İşçileri Federasyonunun da destek verdiği grevde, eğitimde kâr anlayışının terk edilmesi talep edildi. Eğitimin tamamıyla parasız hale getirilmesini isteyen öğrencilere Şili halkının %80’i destek veriyor.

“İşçi çocukları okumasın” politikası

Şili’de özelleştirme saldırısına Pinochet diktatörlüğünün son dönemlerinde, devlet bütçesinin büyük oranda kesilmesiyle başlandı. Bugün 3,5 milyon lise öğrencisinin yalnızca %40’ı büyük oranda parasız olan kamu okullarına gidiyor. %50’lik kısmı ise ailelerin maliyetin önemli bir kısmını ödemesi koşuluyla devletin kısmi olarak sübvanse ettiği okullara gidiyor. %10’luk bir dilim ise tümüyle paralı olan özel okullara gidiyor.

Kolej ve üniversite öğrencileri ayda 1000 dolara kadar varan harç paraları ödüyor ve üniversiteden mezun oluncaya kadar bu eğitimin maliyeti 40 bin dolara kadar ulaşabiliyor. Binlerce öğrenci harç parasını yatıramadığı için mezun olamıyor. Şili, Güney Amerika ülkeleri ve dünyanın pek çok ülkesi arasında en eşitsiz eğitim sistemine sahip ülke olarak sivriliyor. Yüksek öğretimin maliyetinin dörtte üçü öğrenciler ve aileleri tarafından karşılanıyor. Binlerce Şilili öğrenci, yüksek öğrenimin aşırı derecede pahalı oluşu nedeniyle komşu Arjantin’deki üniversitelerde eğitim görmeyi tercih ediyor. Pinochet diktatörlüğünün eğitime ayrılan payın sürekli kısılması yönündeki eğitim politikasının bir ürünü olarak, Şili’de 1990 sonlarında bütçeden eğitime ayrılan pay %2,4’e düşmüştü. 2010 yılına gelindiğinde ise bu oran %0,84’e indi. Şili’de gelir dağılımı aynı adaletsizliği yansıtıyor. Şöyle diyor, öğrenci hareketinin liderlerinden Camila Vallejo:

“Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, eğitim ve daha birçok temel hizmet, örneğin sağlık veya konut ihtiyacı akıl almaz bir pahalılıkta. Ayrıca bu gibi hizmetlerde kalite aramak sadece yüksek gelirli insanlara sağlanmış bir hak. Bu yüzden bugün verdiğimiz mücadeledeki en önemli prensibimiz parasız kaliteli eğitimi, hiçbir ayrım gözetmeksizin bütün Şilililere kazandırmak.”

Hayatın her alanında olduğu gibi eğitimde de tırmanan bu eşitsizliğin sorumlusunun kapitalist sistem olduğu açıktır. Pinochet ve onun ardından iktidara gelen tüm hükümetler, dünya çapında yürütülen neo-liberal saldırı politikalarının katı uygulayıcıları olmuşlardır. Bunlar arasında Sosyalist Partinin de içinde olduğu reformist koalisyon hükümetleri de bulunmaktadır. 2006 yılından 2010 yılına kadar iktidarda olan ve babası Pinochet tarafından öldürülen bir generalin kızı Sosyalist Partili Michelle Bachelet döneminde de, eğitimde ve sağlıkta özelleştirmeler tam gaz devam etmiştir. Öğrencilerin bugün dile getirdikleri talepler sol koalisyonun iktidarda olduğu dönemlerde de yükseltilmişti. 2006’da, Bachelet iktidarı döneminde, 600 bin öğrenci, Pinochet darbesiyle gelen uygulamaların geri çekilmesi ve darbe anayasasının kaldırılması talebiyle sokaklara çıkmıştı. Ancak iktidarda bulunanlar bu talepleri görmezden gelmişlerdi. Aynı şekilde maden işçilerinin taleplerine kulak tıkayan, grevlere saldıran ve greve çıkan işçileri tutuklatan da bu hükümetti.

Şilili öğrencilerin ve işçilerin yükselttiği parasız ve kaliteli eğitim ve sağlık talebi, neo-liberal saldırıların doruğa ulaştığı günümüzde önemli bir mücadele dinamiği oluşturmaktadır. Sorun sadece Şilili emekçilerin sorunu değildir, benzer saldırılar tüm dünyada yürütülmektedir. Bu saldırıların sorumluluğunu mevcut hükümetlerin politikalarına indirgeyen reformist yaklaşımların aksine, sorunun kapitalist sistemden kaynaklandığı gerçeğini öne çıkartan bir yaklaşımla hareket edilmelidir. Ancak böylesi bir doğru yaklaşım mücadeleyi güçlendirip ilerletebilir.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 79, Ekim 2011