Navigation

Nijerya’da İsyan

Kapitalist krizin derinleşmesiyle grev, direniş ve işgal eylemleri tüm dünyada patlamalı şekilde ilerliyor. Burjuvazinin tankına, copuna, gazına aldırmadan alanlara çıkan işçiler dünya meydanlarını mücadele şarkılarıyla inletiyor. Yıllarca ayaklarına pranga olan korkularını ve kendilerine olan güvensizliklerini bir kenara fırlatıp atıyor. “Ekmek” talebini yükseltenler bir süre sonra “hükümet istifa” sloganını haykırıyor. “Biz %99’uz, ya siz?” sorusu, kapitalist sistemin çelişkisini orta yere seriyor. Bu sistem bizim sistemimiz değil diyen tek tük sesler birleşiyor ve hep bir ağızdan söylenen bir şarkı gibi işçi sınıfının aklına ve yüreğine kazınıyor. Henüz burjuvaziyi iktidardan edecek bir örgütlülüğe ve önderliğe sahip olmasa da birbirine eklenen mücadeleler geleceğin sınıfsız ve sömürüsüz toplumuna doğru giden süreci mayalıyor. Enternasyonal marşının sözleri her yanı kaplıyor. Mısırlı işçiler İspanyalı işçilere, Yunanlı işçiler ABD’li işçilere enternasyonal mücadelenin selamını taşıyor.

2011 yılı birbirini takip eden zincirleme mücadelelerle sona ererken sınıf mücadelesinin barometresi yükselmeye devam etti. Yeni yılın ilk günlerinde de Nijerya’da işçi ve emekçilerin öfkesi tarih sahnesindeki yerini aldı. Nijeryalı işçi ve emekçi kardeşlerimiz hükümetin 1 Ocak itibariyle petrol ürünlerine yönelik sübvansiyonları kesme saldırısına karşı isyana durdu. Sübvansiyonların kesilmesiyle petrol fiyatları iki kat arttı. Bu artış ekmekten ete ve süte kadar tüm temel gıda maddelerine yansıdı. 160 milyonluk nüfusun büyük bir çoğunluğunun günde 2 doların altında bir gelirle yaşamaya çalıştığı Nijerya’da temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları astronomik rakamlara çıktı. 9 Ocakta Nijerya Emek Kongresi ve Nijerya Sendikalar Kongresi’nin çağrısıyla ülkede genel grev ilan edildi. Ancak bu grev sendikaların beklediğinden daha hızlı bir biçimde yayılarak tüm ülkeyi sardı ve sendikacıların da kontrol edemediği bir ayaklanma hareketine dönüştü.

9 Ocaktaki grevde 7 milyondan fazla sendikalı işçi iş bıraktı. 10 milyondan fazla insan sokaklara döküldü. Hükümet her zaman ve her yerde olduğu gibi sokağa çıkan işçi ve emekçileri “ayak takımı”, “bir grup kendini bilmez serseri güruh” olarak nitelendirdi. Ülkeyi felç eden grevi “anarşi” olarak tanımlayan hükümet grevi bastırmak için devlet terörünü tırmandırmakta bir beis görmedi. Hükümet, greve katılacak kamu emekçilerini de maaş vermeyeceklerini söyleyerek tehdit etti. Yetmedi. Kano şehrinde kontrolü sağlayamayan hükümet sokağa çıkma yasağı ilan etti. Sökmedi. Lagos, Benin, Abuja’da sokağa çıkan milyonlar hükümetin istifa etmesini, saldırının geri çekilmesini talep etti. Grevler boyunca işçi ve emekçiler petrol tesislerini işgal ettiler. Ana yolları trafiğe kapattılar. Ülkedeki zenginlerin yaşadığı adalara giden yollar kesildi. Okullar, hastaneler çalışmadı. Uçuşlar iptal edildi. Meydanları zapt etmeye çalışan kitleler meydanların isimlerini değiştirerek tıpkı Mısır’da olduğu gibi “özgürlük meydanı” adını verdiler. Nijeryalı işçi ve emekçiler 8 gün boyunca sokakları terk etmediler. Sokaklarda barikat kuran işçi ve emekçiler katliamları, gözaltıları ve tutuklamaları protesto ettiler. Tahrir Meydanından yükselen sloganlar Nijeryalı emekçilerin de diline dolandı. “Devrim hemen şimdi!”, “Onların silahları var, bizimse yüreğimiz!”, “Hükümet istifa!” İç savaşa da hazırız diyen bir isyancı, “Hiçbir şeyden korkmuyorum. Artık sizden de korkmuyoruz, eğer istediğiniz buysa savaşa da hazırız. Sizinle kanımızın son damlasına kadar savaşacağız. Bunun olduğunu göreceksiniz. Bu, insanları sokağa çıkmaya ve sizinle yüzleşmeye itecek. Hiçbir zaman huzurlu olamayacaksınız. Göreceksiniz!” diyerek meydan okuyordu burjuvaziye.

Nijerya’nın kuzeyinde Müslümanlar, güneyinde ise Hıristiyan nüfus çoğunlukta. Dini temelde bölünmeyi kışkırtarak grevin gücünü zayıflatmaya çalışan hükümetin tüm ayak oyunlarına karşılık işçiler kardeşlik içerisinde birbirleriyle dayanışma içinde bulundular. Aynen Tahrir Meydanında olduğu gibi aralarındaki hiçbir suni ayrıma bakmaksızın düşmana karşı ortak tavır sergilediler. Grevler esnasında namaz kılan göstericilerin etrafında Hıristiyan işçiler nöbet tuttu. Kiliselere saldırı olmasın diye 2 bin Müslüman kiliselerin etrafında gönüllü olarak nöbete durdu. İşçiler, patronlar sınıfının aralarında yarattığı suni ayrımları yok ederek, dayanışma ruhu içerisinde mücadeleye atıldılar.

Ortak mücadelenin sonucunda hükümet geri adım atmak zorunda kaldı ve benzin fiyatlarını %30 oranında azaltacağını açıkladı. Hükümetle görüşme masasına oturan sendikalar işçi sınıfının ekonomik taleplerinin karşılanması noktasında yalnızca hükümetin sınırlı geri adımıyla yetindiler. Sağlam ve kararlı bir duruş sergilemediler. Kıvrak sendika bürokrasisi, Nijerya’da da ustalığını sergiledi. Radikal İslamcı Boko Haram (“Batı Eğitimi Haramdır”) örgütü ve Hıristiyan örgütlerin saldırılarını bahane eden sendika bürokrasisi, hükümetin “teröre karşı mücadele” bahanesine arka çıkarak protestoları birçok bölgede durdurdu.

Tüm bu isyan süresi boyunca 16 kişi katledildi, 600’den fazla insan yaralandı, birçoğu tutuklandı. Nijerya yasaları polislere protestocuları bastırmak üzere dizlerini hedef alarak vurma izni veriyor. Yasaya uygun davranan polisler de 16 kişiyi kafalarından değil ama dizlerinden vurarak katlettiler! Ülkede terör estiren devlet, kendisine karşı yükseltilen muhalif sesleri bastırmak üzere her türlü yola başvurdu.

Sahraaltı Afrika’nın 2. büyük ekonomisi ve aynı zamanda kıtanın en büyük ham petrol üreticisi olan Nijerya, dünyada ham petrol ihracatında da beşinci sırada bulunuyor. Ancak tüm bu zenginlikler çok küçük bir azınlığın elinde birikmiş durumda. Ülkede işsizlik oranı yüzde 50 civarında. Nüfusun yarısı, yani tam 80 milyon insan, temiz su kaynaklarına ulaşamıyor. Nüfusun yüzde 70’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ortalama bir işçi ücretinin alım gücü 1970 yılına göre yüzde 35 azalmış durumda. Buna karşılık Nijerya’da günde 2 milyon varil petrol üretiliyor. Nijerya’nın doğal kaynakları üzerinde Royal Dutch Shell, ExxonMobil, Total, Eni ve Chevron gibi petrol tekellerinin hâkimiyeti bulunuyor. Ülkede bulunan 6 petrol tekelinden yalnızca bir tanesi olan Shell-Nijerya 2010 yılında 8,15 milyar dolar kâr elde etti.

Emperyalist kan emiciler Nijerya’nın doğal kaynakları ve işgücü üzerindeki sömürülerini arttırmak istiyorlar. Nitekim hükümetin sübvansiyonları kaldırma saldırısını açıklaması, geçtiğimiz ay bir IMF yetkilisinin Nijerya’ya ziyaret etmesinin hemen ardından gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan ABD, petrol ithalatının %10’unu Nijerya’dan yapıyor. Eylemlerin hemen ardından Obama’nın görevlendirdiği bir yetkili Abuja’daki güvenlik sorununu konuşmak üzere Nijerya’yı ziyaret etti. Kısa bir süre sonra birbiri ardına patlayan bombalar yüzlerce kişinin ölmesine neden oldu. Tüm bu karmaşadan aşırı İslamcı örgütü sorumlu tutan hükümet, grevcilerin sokağa çıkmasını da engellemiş oldu.

İşçi sınıfının mücadele tarihinin hep gösterdiği gibi egemenler işçilerin mücadelesini kırmak için onlar arasındaki ulusal, etnik, dinsel, mezhepsel farklılıkları istismar etmeye çalışmışlardır. Ya da son yıllarda özellikle öne çıkarılan “terör” bahanesi kullanılmaktadır. Nijeryalı işçi-emekçiler grev süreci içinde bu konuda gösterdikleri duyarlı tavrı daha da geliştirerek sürdürmek zorundadırlar. Egemenlerin provokasyonlarını boşa çıkarabilmek için bu şarttır. Tüm dünyayı saran mücadele dalgasının Nijerya gibi Afrika kıtasının kilit önemde bir ülkesine de uğradığı bugünlerde, mücadelenin kazanımlarla ilerleyebilmesi ve düşmanın daha öte saldırılarına karşı hazırlıklı olabilmek için işçilerin birliğini örmek büyük önem taşıyor. Nijerya’da işçi sınıfının elde edeceği kazanımlar diğer Afrikalı emekçilerin mücadelesi için özellikle ilham ve cesaret kaynağı olacaktır.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 83, Şubat 2012