Navigation

İşçiler Az mı Çalışıyor?

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın “Cumartesi de mesai yapılsın, mesai saatleri 6’da başlasın” önerisinin ardından patronlar, yıllardır hasretle bekledikleri bu sözleri şiddetle destekleyen açıklamalarda bulundular. Hem enerji tasarrufu açısından hem de verimliliği artıracak bir formül olarak ortaya konan bu parlak fikrin ardından patronlar, “Cumartesi yetmez, Pazar günü de iş günü olsun” dediler. Öyle ya gönüllerinden geçirdiklerini bakan bir çırpıda söyleyivermişti. Taner Yıldız tüm bu sözlerini desteklemek için “biz zaten fiili olarak Cumartesi ve Pazar da çalışıyoruz” diyerek aynı zamanda fiili durumu meşrulaştırmaya çalışmıştı. Böylece bu durum yasallaştırılırken tepki gelmesin isteniyor. Patronlar ve onların temsilciliğini yürüten hükümet, işçilerin adeta bir köle gibi 7 gün/24 saat çalışır hale gelmesini, gece ile gündüz arasındaki sınırın kaldırılmasını istemekteler. İşçilerin dinlenmesi, sosyal faaliyetlere katılması ve kendilerini insan gibi hissetmeleri patronların umurlarında değil.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise meslektaşını destekleyerek, dini yardıma çağırıyor ve erken kalkmanın sağlık açısından ne gibi faydaları olduğunu sıralıyor: “Taner beyin fikri hakikaten çok güzel bir fikir, biyolojik ritim açısından da bu çok doğru. Yani Allah-u Teala gündüzü çalışmak, geceyi de dinlenmek için yaratmış. Burada da toplumun kültürel alışkanlıklarının değişmesi lazım.” İnsan bu ikiyüzlülere gerçekten de şaşırıyor, pes doğrusu! Evet, gündüz çalışıp gece dinlenmek lazım, ama işçiler gündüz de gece de çalışıyorlar. Şimdi buna Cumartesi ve Pazar da eklenmek isteniyor, daha doğrusu bu tatil günleri resmi çalışma günü haline getirilmek isteniyor.

Sağlık Bakanının yaptığı açıklamaya baktığımızda, daha sağlıklı bir toplum olabilmemiz için gece vardiyalarının kaldırılması, çalışma saatlerinin de insan sağlığına uygun bir hale getirilmesi gerekir sonucu çıkıyor. Ancak patronlar böyle bir konuyu gündem etmek şöyle dursun bugünkü çalışma saatlerinin de yetersiz oluşundan dem vuruyorlar. Nitekim bu açıklamaların hemen ardından patronlardan “çok çalışmamız lazım” sözleri geldi. Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu “Bu uygulamanın enerjinin tasarruflu kullanılması açısından olumlu olacağını düşünüyorum. Memleketin çok çalışmaya ihtiyacı var. Yunanistan, İspanya gibi mesai saatlerini azaltan ülkelerin durumu ortada. Biz patronlar zaten Cumartesi Pazar demeden çalışıyoruz” diyor. Ağaoğlu Şirketler Grubu Başkanı Ali Ağaoğlu ise “Bir patron olarak sadece Cumartesi değil, Pazar günleri de çalışılsın isterim” diye buyuruyor. Özetle bakanın açıklamasıyla birlikte niyetlerini ortaya koyan patronlar, 12 saat yetmez 7 gün/24 saat diyorlar.

Halbuki Türkiye’de kamu ve özel sektördeki çalışma süreleri Avrupa ülkelerini sollayarak ön sıralarda bulunuyor. DİSK Araştırma Enstitüsü’nün Mayıs ayında açıkladığı “Çalışma Süreleri” raporuna göre, Türkiye’de işçilerin haftalık çalışma süreleri ortalama 45 saat düzeyinde. Ancak bu süreye zorunlu fazla mesaileri de eklediğimizde haftalık çalışma saatleri 53,7 saat gibi bir rakama çıkıyor. Türkiye bu ortalamasıyla Zimbabwe, Sri Lanka, Tanzanya gibi ülkelerle aynı sıralarda yer alıyor. Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda ise durumun vahameti daha fazla ortaya çıkıyor. AB’ye üye ülkeler arasında ortalama resmi haftalık çalışma süresi 38,6 saat. Yani 6,4 saat daha fazla çalışıyoruz. Ayrıca Avrupa ülkelerine kıyasla ortalamanın 3 katı fazla mesai yapıyoruz. Ekonomi söz konusu olunca Avrupa ülkelerini örnek veren patronlar, iş çalışma saatlerine gelince “az çalışıp Yunanistan ve İspanya gibi mi olalım” diyerek ikiyüzlülüklerini ortaya koyuyorlar.

Bir de bu süreye işe gidişi dönüş sürelerini eklediğimizde çalışma süreleri daha da uzuyor, dinlenme süreleri ya da sosyal faaliyete ayrılan süreler ise iyiden iyiye kısalıyor. Zaten gün ışımadan önce yollara düşen işçiler, çoğunlukla geceleyin evlerine dönmüş oluyorlar. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’nin hazırladığı rapora göre, Türkiye’de işe gitmek için bir işçi ortalama 45 dakikasını yollarda harcamak zorunda. Bu alanda Türkiye, Güney Afrika ve Japonya’dan sonra 3. sırada yer alıyor. Benzer şekilde ücretli izin, hastalık izni ve yıllık izin süreleri de oldukça sınırlı. Hatta işçiler ya hiç hastalanmıyor(!) ya da hasta da olsa çalışmak zorunda kalıyorlar. 99 dünya ülkesi arasında yapılan araştırmaya göre, Türkiye 14 günlük asgari ücretli izin hakkı ile Fas, Güney Afrika, Kamboçya ve Cezayir gibi ülkelerle aynı kategoride yer alıyor.

Ancak hal böyleyken patronlar ve onların sözcüsü olan hükümetlerin nazarında işçiler sürekli yatan, tembel insanlar olarak değerlendiriliyor. Tayyip Erdoğan’ın hem Tekel işçilerine hem Kıbrıslı işçilere atfen, “yatarak para kazanıyorlar”, “bunlar tembel” sözleri bu duruma örnektir. Her fırsatta “Durmak yok yola devam!” diyen AKP hükümeti, işçi sınıfına karşı adeta bir savaş stratejisi izliyor. Taşeronlaştırma, esnek çalıştırma, uzayan iş saatleri giderek yaygınlaştırılıyor, kazanılmış hakların son kırıntısı da elimizden alınmaya çalışılıyor. Günlük çalışma süreleri fiilen ortalama 12 saate çıkmış durumda. Her iki işçiden biri yasal çalışma süresinin üstünde çalışıyor. İşçilerin dinlenmeye, eğlenmeye, çalışma dışında bir hayat yaşamaya zamanı kalmıyor. 1800’lü yılları hatırlatırcasına zor çalışma ve yaşam koşulları altında milyonlarca işçi yaşam savaşı veriyor.

Uzun çalışma saatlerine karşı vaktiyle işçiler büyük mücadeleler verdiler. 1 Mayıs’ın doğuşuna da neden olan bu mücadeleler sayesinde işçi sınıfı çalışma saatlerini günlük 8 saate indirmeyi başardı. Ancak tüm dünyada çalışma saatleri yeniden yukarıları doğru çekiliyor. Krizin faturasını işçi sınıfına ödetmek isteyen patronlar, uzun, tempolu çalışmayı dayatıyorlar, düşük ücretler de cabası. Taner Yıldız, Türkiye’nin sürekli büyüyebilmesi için çok çalışmak gerektiğinden söz ediyor. Bu büyümenin ne pahasına olduğunu biliyoruz. Patronların Türkiye’si büyürken, işçilerin Türkiye’si ağır ve uzun çalışma koşullarına, düşük ücretlere, yoksulluğa, sosyal hayattan kopmaya, yetersiz beslenmeye, uykusuzluğa, iş kazalarına, ölümlere ve sakat kalmalara talim ediyor.

Beton yığınlarının, makinelerin dişlileri arasında işçilerin yaşamları hiçe sayılıyor. Dinlenmeye, uyumaya, insanın kendisini insan gibi hissedeceği bir zaman dilimine vakit kalmıyor. Yaşam koşulları her geçen gün daha bir ağırlaşıyor ve zorlaşıyor. İş saatlerinin gün ışığına göre ayarlanması değil, iş saatlerinin insan sağlığına daha uygun bir hale getirilmesi gerekiyor. İş saatlerinin kısaltılması, işsizlere iş verilmesi, yolda geçirilen sürelerin de çalışma saatinden sayılması, gece vardiyalarının kaldırılması, iş güvenliği önlemlerinin alınması, sosyal güvencenin tüm işçileri kapsaması gerekiyor. Ancak bu istemler uğruna mücadele edilmediği müddetçe patronlar ve onların emrindeki hükümetler bugün olmasa da yarın çalışma saatlerini daha da uzatmayı ve bunu yasallaştırmayı başaracaklardır.

Kaynak: 
Marksist Tutum dergisi, no: 80, Kasım 2011