Navigation

Avrupa’da Saldırılar Artıyor, Mücadele Yükseliyor

Ekonomik kriz derinleştikçe burjuvazi işçilerin kazanılmış haklarına saldırıyor. Ücretler düşürülüyor, çalışma süresi uzatılıyor, toplu sözleşme hakları fiilen yok edilerek sendikaların altı oyuluyor, işçiler örgütsüzleştirilmeye çalışılıyor, işsizlik çığ gibi büyüyor. Uluslararası tekeller Avrupa ülkelerinde fabrikalarını kapatarak, üretimlerini işgücünün daha ucuz olduğu ülkelere kaydırıyor. Asya ülkeleri patronlar için cennet, işçiler içinse cehennemi andırıyor. Dünya üzerindeki kriz, işçilerin kaderinin bir kere daha ortak olduğunu gözler önüne seriyor.

Kapitalistler krizin tedavisini bulmaya çalışırken, 1929 ekonomik buhranını sollayan bu kriz derinleşerek ilerliyor. Devletler krizden çıkış yolunu ya borç alarak ya da para basarak bulmaya çalışıyorlar. Son üç yıldır Amerikan Merkez Bankası FED 2 trilyon dolar, İngiltere Bankası 600 milyar dolar, Japon Merkez Bankası ise 830 milyar dolar para bastı. Bu para, şirketler ve hükümetler için faiz oranlarının düşmesini sağladı. Avrupa Merkez Bankası ise şirketlere ve hükümetlere 1 trilyon avroluk ucuz kredi sağladı. Böylesi büyük müdahalelere rağmen bile bir toparlanma olmadı, hatta tersine bir gidişat yaşandı. IMF’nin Ekim ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda daha önce açıklanan pembe büyüme tablosu, bu yıl için binde 2 ve gelecek yıl için binde 3 olmak üzere düşürülerek revize edildi. Örneğin Yunanistan 2008 ortalarından bu yana kalıcı bir durgunluk içinde ve ekonomisi %14 oranında küçüldü. İrlanda %15, Portekiz ise %3 küçüldü.

Sermaye kendisini kurtarmak için ne yaparsa yapsın krizden çıkamıyor. Krizin faturasını işçi sınıfının sırtına yıkıyor, onu derin bir yoksulluğun, umutsuzluğun girdabına sürüklüyor. Krizin etkisi özellikle işsizlik oranlarında kendisini gösteriyor. Avrupa çapında işsizlik %11,7 ile rekor seviyesine çıkarken, bu oran 18 milyon 700 bin işsize tekabül ediyor. Avrupa çapında yalnızca bir ay içerisinde işten çıkartılan işçi sayısı 100 binden fazla.

İşsizlik, İspanya’da %26 oranıyla Avrupa’nın en yüksek seviyesine ulaştı. Özellikle de gençler arasında bu oran %50 civarında. 11 milyon nüfuslu Yunanistan’da işsizlik %25,4’e, gençler arasında ise %58’e çıktı. İtalya’da %11, Almanya’da %5,5 seviyesinde. Almanya’da işsizlerin sayısı 3 milyona ulaştı. Fransa’da işsizlik son 14 yılın en yüksek seviyesine çıkarak %10’a yükseldi. Ekim ayında 45 bin kişi daha iş aramaya başladı, gençler arasında işsizlik oranı %22,5’e yükseldi. İngiltere’de Londra Yaz Olimpiyatlarının etkisiyle işsizlik oranı %8’e düştü. Ancak bu etki uzun sürmeyecek ve kısa zaman içerisinde tekrar yükselişe geçecek. Avrupalı işçiler arasında umutsuzluk, depresyon ve intihar oranları artıyor, gençler geleceklerinden endişe ediyor.

Saldırılar artıyor

Kesintilerin ve hak gasplarının daha da arttırıldığı 2013 bütçeleri Avrupa meclislerinden birer birer geçirildi. Böylece işçi ve emekçi sınıfların sırtına yeni bir borç yükü daha bindirildi. Örneğin Yunanistan’da kamu sektöründen 150 bin işçinin daha işten çıkarılması, kamu fabrikalarının kapatılması ya da özelleştirilmesi planlandı. Emeklilik yaşı 65’ten 67’ye çıkarılırken, emekli maaşlarından da bir kez daha %5 ilâ %15 arasında kesinti yapıldı. Bu kesinti, her bir emeklinin yıllık gelirinin yaklaşık 2 bin avro azalacağı anlamına geliyor. Yılbaşı ikramiyesi ve tatil parası kaldırılarak, çocuk yardımı kesildi. Yunanistan’da son iki yılda ücretler genel olarak %60 oranında düştü. Tüketim vergileri ise arttırıldı.

Sağlık harcamalarından yapılacak kesintiler nedeniyle de sağlık paralı hale getirildi. Ayrıca esnek çalışmanın dayatıldığı Yunanistan’da, toplu sözleşme hakkı fiilen yok edildi. Kamu sektörü de dâhil olmak üzere, patronlar işçilerle bireysel sözleşme imzalayabilecekler. Bu da işçi çıkarmanın önündeki engellerin kaldırılacağı anlamına geliyor. Sendikaların kökünü kazıyacak bu uygulamayla işçiler örgütsüzleştirilmek isteniyor.

İspanya hükümeti 2012–2014 yılları arasında 150 milyar avro tutarında kesinti yapacak. Zaten her 4 kişiden birinin işsiz olduğu İspanya’da işsizlik oranının daha da yükselmesi bekleniyor. Eğitim ve sağlıkta özelleştirilmelere gidiliyor. Hükümet bütçe açığını kapatmak için emeklilerin fonuna göz dikmiş durumda. Emeklilik fonundan bu yıl içerisinde 3 milyar avro alınacak ve sosyal harcamalardan da %58 kesinti yapılacak. Sağlıkta özelleştirmeler yapılarak, sağlık hizmeti işçi ve emekçi sınıflar için çok daha zor erişilebilir bir hizmet haline getirilecek. Portekiz’de ise 78 milyar avroluk kredi alabilmek için kemer sıkma politikaları dayatılıyor.

Yalnızca bir ay içinde 100 bin işçi işten çıkarıldı

Geçtiğimiz bir ay içerisinde Avrupa’da 100 bin işçi işten çıkartıldı. Çokuluslu tekellerin “yeniden yapılandırma” adı altında gerçekleştirdikleri bu işten çıkarmalar özellikle finans, otomotiv ve havacılık sektörlerinde yaşandı. HSBC dünya genelinde 30 bin çalışanını işten çıkarmayı planlıyor. İspanya’nın dört ayrı bankası 9 bin, ING Bank ise 2 bin 350 işçiyi işten çıkaracak.

British Airways ve İspanyol İberia ortak sermayeli Uluslararası Havayolu Grubu IAG 4500 kişiyi işten çıkaracağını ve ücretlerde de kesintiye gideceğini açıkladı. Almanya’nın büyük firmalarından Metro, Lufthansa ve Deutsche Bank kriz nedeniyle binlerce işçiyi işten çıkardı. Danimarkalı Vestas firması 23 bin çalışanından 8 binini çıkarmaya hazırlanıyor.

Otomotiv sektöründe ise ciddi bir kriz yaşanıyor. Yalnızca Kasım ayında bir hafta içerisinde PSA Peugeot Citroen’de 8 bin, Ford’da 6 bin, Opel’de 2 bin 600 işçi işten çıkarıldı. Ford’un Avrupa’da üç fabrikayı kapatmasıyla 16 bin 500 işçi işsiz kalacak. Benzer şekilde otomotiv yan endüstrisi ve hizmet sektöründe de kitlesel işçi çıkarmaları olacak. Fiat’a bağlı Iveco, Avrupa’daki beş fabrikasını kapatırken, MAN dört haftalığına üretimi durdurarak 15 bin işçiyi evine gönderdi. Fabrika kapatmalar, kısa süreli çalışma, ücret kesintileri ve hak gaspları otomotiv endüstrisini sözümona yeniden canlandırmak için gerekli uygulamalar olarak gösteriliyor. Ancak otomotiv patronlarına can verilirken, işçiler işsizliğe ve açlığa terk ediliyor.

En temel saldırılardan biri de 8 saatlik işgünü hakkına dönük saldırıdır. 8 saatlik işgününün geçmişe ait bir fikir olduğu iddia edilerek çalışma saatleri uzatılmak isteniyor. Özellikle de Amerika’da, Obama yönetiminin 2009 yılında Chrysler ve General Motors gibi otomotiv tekellerini kurtarmak amacıyla verdiği kredi, bugün daha da genişletilerek patronların hizmetine sunuluyor.

Chrysler tüm ülke çapında “Alternatif Çalışma Planı” adı altında yeni bir plan uygulamaya başladı. Birleşik Otomotiv İşçileri Sendikası UAW de bu planı onayladı. Devlet, patron ve sendika ortaklığıyla, işçilerin çalışma saatleri fazla mesai ücreti ödenmeksizin uzatılıyor. Buna göre vardiyalar 8 saat değil 10 saat olacak, Pazar günleri işgününe dâhil edilecek. Ara dinlenmeleri ücretsiz hale getirilecek ve süresi kısaltılacak. Chrysler böylece Pazar günleri ve haftada 40 saatten daha fazla çalışan işçilere ödediği 1,5 kat oranındaki fazla mesai ücreti masrafından da kurtulmuş olacak. İşgününün uzatılmasıyla işçilerin yılda 49 gün daha fazla çalışması sağlanmış olacak. Oysaki zarar ettiğini söylemesine rağmen Chrysler bu yılın ilk üççeyreğinde kârını %80 arttırdı.

Krizi bahane ederek Avrupa ve Amerika’daki fabrikalarını kapatan şirketlerin büyük bir kısmı, işgücü maliyetlerinin daha düşük olduğu ülkelere gidiyorlar. Bu ülkelerdeki işçi sınıfının örgütsüzlüğünden faydalanan tekeller, Avrupa ülkelerindeki işçi sınıfının örgütlü mücadeleleri sonucu elde ettikleri hakları ödemeyerek sömürüyü arttırmış oluyorlar. Diğer yandan bu durum işçilerin canına da mal oluyor. Özellikle de tekstil fabrikalarında yaşananlar bunu kanıtlıyor. Son olarak Bangladeş’te Wall-Mart, Ikea, Carrefour ve Zara gibi tekellere üretim yapan tekstil fabrikasında 112 işçi yanarak can verdi. Fabrikada çıkış kapılarının kilitli olması, işçilerin diri diri yanmasına göz yumulduğunun göstergesidir. İşçilerin ayda 26 avroya çalıştığı bu ülke sermaye için cennet, işçiler içinse cehennemi andırıyor.

Avrupa’da işçiler ayakta

Avrupa’da işçiler patronlar sınıfının dayattığı kemer sıkma saldırılarına karşı mücadele ediyorlar. Ekim ve Kasım aylarında işçiler parlamento binalarını kuşatarak, onları temsil etmeyen milletvekillerinin parlamento binalarından defolmalarını istediler. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ETUC’un “14 Kasım Eylem ve Dayanışma Günü” çağrısına Avrupa çapında milyonlarca işçi sokaklara çıkarak cevap verdi. Portekiz, İspanya, İtalya, Yunanistan, Kıbrıs, Malta ve Litvanya’da grevler yapılırken, İngiltere, Belçika, Hollanda ve Almanya’nın da yer aldığı 16 ayrı ülkede mitingler yapıldı. Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya’da işçiler sokaklarda barikat kurarak anayolları trafiğe kapattılar, polisle çatıştılar. Bu krizi biz yaratmadık diyen işçiler ortak bir biçimde “krizin faturası patronlara” sloganını yükselttiler. Kemer sıkma politikalarının patronları ya da hükümetleri değil yalnızca işçi sınıfını sıktığını söyleyerek kesintileri patronlardan yapın çağrısında bulundular. Avrupa çapında işçilerin aynı anda sokağa çıkması, hayatı durma noktasına getirerek işçi sınıfının uluslararası gücünü bir kez daha ortaya koydu.

İşçiler, aynı zamanda sendika bürokratlarına karşı da öfke bilemeye başladılar. Örneğin Chrysler otomotiv işçileri arasında, yönetimin planına karşı homurtular yükselmeye başladı. İşçiler, sendikayla yapılan toplantılarda sendika yöneticilerini protesto ediyorlar, dilekçeler topluyorlar ve hatta sendikayı katmayacakları bir grevi planlamak üzere tartışıyorlar. Ancak sendika bürokrasisi, tıpkı Türkiye’de oynadığı uğursuz rolü oynuyor. “Partner sendikacılık” anlayışıyla uzlaşmacı sendikacılığın rezil örneklerini sergileyen sendikacılar, fabrika kapatmaların, ücret kesintilerinin ve işçi çıkartma planlarının altına imza atıyorlar. Örneğin Belçika’nın Genk kentinde Ford’un 50 yıldır çalıştırdığı fabrikayı kapatacağını açıklamasının ardından 4500 işçi işine sahip çıkmak için protesto gösterileri, grevler düzenledi. İşçiler, Ford yönetiminin adım adım bu saldırıları organize etmesine karşılık, sendikaların saldırılar karşısında ciddi bir çaba içine girmemesinden yakınıyorlar. İki yıl önce %10 ücret kesintisinin sendika tarafından onaylandığını, bugünse işten çıkarmalara sessiz kalınarak bu kararın altına imza atıldığını ve yalnızca kıdem tazminatı için pazarlık etmeye çalıştıklarını anlatıyorlar.

İşçi sınıfı kapitalizmin kendisine ödetmek istediği bedellere karşı tepkisini yükseltiyor. Asya’dan Avrupa’ya hemen hemen her gün işçiler sokaklara çıkıyor, tepkilerini gösteriyor. Güney Afrika madencileri, sendika bürokrasisine, hükümete ve patronlara karşı duruyor. Mısır’da Mübarek’i deviren emekçiler bu kez Mursi’ye karşı Tahrir Meydanı’nda çadır kuruyor. Avrupa’da işçiler sokaklara çıkıyor, parlamento binalarını kuşatıyor ve kolayına teslim olmayacaklarını haykırıyorlar. İşçiler hem sendika bürokratlarına hem de burjuva hükümetlere diş biliyorlar. Bu öfke elbet örgütlü mücadelelerle gerçek hedefine, kapitalist düzene de yönelecektir.