27 Ekimde Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanının hakemlerin bahis oynadığına dair yaptığı açıklamayla başlayan şike soruşturması ve tartışmaları halen devam ediyor. 571 futbol hakeminden 371’inin bahis hesabının olduğu, 152’sinin ise bahis oynadığının belirlendiği açıklandı. Soruşturmanın hakemlerle sınırlı olmadığı, çok sayıda futbolcunun da benzer şekilde bahis oynadığı ortaya çıktı. Federasyon 1024 futbolcunun isimlerini açıklayarak futbolun ne kadar kirlendiğini ortaya koydu. Futbolcuların ve hakemlerin bahis oynaması TFF kuralları kapsamında disiplin suçu olduğundan, bahis oynadığı tespit edilen hakem ve futbolculara hak mahrumiyetleri cezası verildi. “Temiz futbol” operasyonu adı verilen bu operasyonlarla ceza alan futbolcu ve hakem sayısı o kadar fazla ki, sahaya çıkabilecek oyuncu kalmadığı için 2. ve 3. Liglerin iki hafta ertelenmesi gerekti. Geçen hafta yeni gözaltı ve tutuklamalar yapıldı. Görünen o ki devamı da gelecek.
Futbolun kapitalizm altında değişip dönüşerek bugün politik etkileri de olan çok büyük bir ekonomik sektör haline geldiği, giderek kirlendiği, modern futbolla şikenin neredeyse yaşıt olduğu malûm. “Futbol sadece futbol değildir” sözü bu durumu veciz bir şekilde anlatır. Futbolun sportif bir faaliyetten çok ekonomik bir faaliyete dönüştüğünü şu veriler çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor: Forbes’un en değerli 30 futbol kulübü listesinde yer alan kulüplerin toplam değeri 72 milyar dolar. Futbol bağlantılı tüm ekonomik faaliyetlerin toplam hacmininse 500 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunun Türkiye karşılığı ise 3 milyar dolar.
Futbolun hacmi giderek artan ekonomik dallarından birisi de bahis. Dünya çapında futbol maçlarına oynanan bahislerden 60 milyar dolarlık kazanç sağlanıyor. Bu tutar, sadece yasal bahsi kapsıyor. Lisanssız ve dolayısıyla vergi verilmediği için “illegal” veya “yasa dışı” olarak tarif edilen bahis sektöründe ise bunun 2-3 katı büyüklüğünde bir paranın döndüğü tahmin ediliyor. Yani kesin bir rakam vermek mümkün olmasa da toplamda 200-300 milyar dolarlık bir sektörden bahsediyoruz. Bu rakamların sadece futbola ilişkin olduğunu da belirtelim. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi, yasa dışı bahse konu olan para miktarının yıllık 340 milyar ile 1,7 trilyon dolar arasında olduğunu ve bunun 140 milyar dolarlık kısmının her yıl spor bahisleri yoluyla aklandığını tahmin ediyor.
Elbette bu korkunç paraların büyük bir bölümü emekçilerin cebinden çıkıyor. Kapitalizm öyle bir düzen ki, saatlerce çalıştırıp sırtından büyük kârlar elde ettiği işçilere verdiği üç kuruşu geri almanın yollarını arar ve bahis bu yollardan biridir. Sermaye sınıfı, bahis ve şans oyunlarıyla, işçinin çalışarak asla elde edemeyeceği bir hayali ona satarak, işçiyi bir de bu yolla soymaya çalışır. Kısacası işçinin cebindekine göz dikmek sermayenin doğasında vardır fakat bu hırsızlık hiçbir zaman bugünkü seviyesine ulaşmamıştı. Teknolojinin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte sermayenin işçinin elindekini geri alması daha da kolaylaştı. Hemen her yerde bahis sitelerinin, şans oyunlarının reklamlarına maruz kalıyoruz. Maç izlerken, film seyrederken veya cep telefonu kullanırken bu reklamları mutlaka görebilirsiniz. Cebimizdeki telefonlarla günün herhangi bir saatinde dünyanın herhangi bir yerindeki bir müsabaka için bahis oynamak mümkün hale geldi. Bahisler sadece spor müsabakaları ile sınırlı da değil. Örneğin, 2026 için asgari ücretin ne kadar olacağına dair bahisler açılmış durumda. Ücretlerini arttırmak için mücadele etmek yerine, üzerine bahis oynayan işçiler… Durumun vahametini göstermesi bakımından son derece çarpıcı!
Hayallere, iyi kötü yaşamı devam ettirecek standartlara çalışarak ulaşılamadığı ölçüde, şans oyunlarına ve bahislere ilgi artıyor. Bu sektörün bu kadar büyümesinde, genel olarak tüm dünyada artan yoksullaşmanın yanı sıra kapitalizmin çürümesinin toplumsal etkilerinin sonucu olarak kısa yollardan büyük paralar kazanma dürtüsünün önemli bir payı var. Kapitalist sistem emekçilerin içinde bulunduğu çıkışsızlık halini dahi kazanç kapısına dönüştürüyor. Küçüğünden büyüğüne oynanan bahislerle ortaya çıkan korkunç para yine bir avuç insanın elinde toplanıyor.
Burada şu hususun üzerinde durmakta fayda var. BM, UEFA, FIFA, TFF vb. düzen kurumları ve medya, sporda şike ve bahis konularına değinirken yasal bahis ile yasa dışı bahsi birbirinden ayırıyor ve yasa dışı bahse bilinçli olarak ayrı bir vurgu yapıyor. Oysa ister yasal olsun ister yasa dışı, hiçbir şans oyununun emekçiler açısından savunulacak bir tarafı yoktur. Zengin olma hayalleriyle kendini kandıran, hiçbir şeyle ilgilenmeyen, sorunlarının gerçek kaynağını görmeyen, çözümü için mücadele etmeye ne enerjisi ne isteği kalan, işten arta kalan sınırlı vaktini de bu şans oyunlarıyla geçiren işçiler… Yani bunların en masum görüneni bile emekçileri sistemin sınırları içerisinde tutmaya yarayan bir kapandır.
Bunun dışında, burjuva medyanın ve sözcülerinin konuyu yasal ve yasa dışı olarak ayırmasının ekonomik nedenleri var. Sözüm ona “temiz eller” operasyonu başlatan TFF’nin bahis siteleri ile anlaşmaları var. Kulüpler, oynanan bahislerden pay alıyorlar. Birçok kulübün bu bahis siteleri ile sponsorluk anlaşması var. Hatta büyük kulüplerin sponsorluk anlaşması yaptığı bazı şirketlerin “yasa dışı” bahis oynattıkları ortaya çıktı. Türkiye’de pastanın büyük bir dilimini götüren Bilyoner’in patronu, bir röportajında, geçen yıl 3 milyar dolar ciro yaptıklarını, bu sene bunun %40 artacağını öngördüklerini söylüyor. Aynı röportajda Türkiye’de legal bahis sektörü cirosunun 17-18 milyar dolar olduğunu, illegal bahis cirosunun ise 30 milyar dolara ulaştığını, devletin buradaki kaybının 10 milyar dolar civarında olduğunu söylüyor. Açık ki, devletten aldığı lisanslarla şans oyunları ve bahis üzerinden büyük kârlar elde eden bu şirketler, sermayenin fıtratında olan bir açgözlülükle, illegal olarak tarif ettikleri alana akan paraya göz dikiyorlar. Bunun için devletlerine çeşitli kanallardan basınç bindirdiklerini söylemek için bir kanıta da gerek yok. İllegal bahis sitelerinin faaliyeti engellensin, buralara akan paralar bizim kasamıza girsin, ödeyeceğimiz vergilerle devlet hazinesi de dolsun diyor bu yasal bahis şirketleri. Elbette, uyuşturucu, kaçakçılık, yasa dışı bahis vb. her türlü yolla elde edilen kara paradan burjuva devletler bir şekilde paylarını alıyorlar. Hatta birçoğunda devletin karanlık yapıları ve uzantıları doğrudan işin içinde. Ama belli ki lisanslı şirketler devlete bizim payımız artarsa senin de payın artar diyorlar.
“Temiz eller” mi?
Türkiye’de hemen her sene çeşitli şike vakaları kanıtlarıyla birlikte basında yazılır, tartışılır. Fakat çoğunlukla ne TFF bu konuda ciddi bir soruşturma başlatır ne de savcılık… O halde bu sefer neden âlây-ı vâlâyla bir “temiz futbol” soruşturması başlatıldı? Bu “temizlik” harekâtı ne anlama geliyor? Bu sorulara doğru cevap verebilmek için daha geriye gitmek ve konuyu futbolla sınırlandırmamak gerekiyor. Mesela aylar önce yapılan Papara operasyonu, Kapalıçarşı operasyonları, ardından çeşitli holdinglere kayyum atanmasıyla şike/bahis soruşturması arasındaki bağlantıyı kaçırmamak gerekiyor. Nitekim son dönemin meşhur savcısı Akın Gürlek futboldaki soruşturmanın derinleşeceğini açıkladı ve geçtiğimiz günlerde peş peşe yeni gözaltılar ve tutuklamalar yapıldı. Tutuklananlar arasında ünlü futbolcular ve televizyon programcıları dışında Murat Sancak, Murat Özkaya gibi rejime yakınlığıyla bilinen kulüp başkanları da var.
Şike ve bahis soruşturmasının rejimin son dönem politikalarıyla doğrudan bir alakası var. Konumuz bağlamında, rejimin karakterine ilişkin olarak daha önce söylediklerimizi hatırlatalım: “Erdoğan liderliğindeki yeni ittifak adım adım ilerleyerek kritik aşamalardan geçen bir otoriterleşme sürecinin sonunda özgül bir sivil faşist rejim kurdu (2016) Türkiye’de. Erdoğan ve şürekâsı daha önce olağan yollardan yükseldikleri ve muhafaza etmeyi başardıkları iktidarı artık olağan yol ve yöntemlerle sürdüremeyeceklerini, iktidarı kaybetmenin kendileri için çok şey kaybetmek anlamına geleceğini anlamışlardı. İşte yeni ittifak ve yönelişle birlikte bir şer imparatorluğunun inşasına giden selin önü de açıldı adeta. Kürt halkının ulusal demokratik hak ve özlemlerine karşı yürütülen savaşı alevlendirme yönelişi ve başta Suriye olmak üzere dışarıda gayrimeşru yayılmacı siyasetini daha da derinleştirerek sürdürme gayreti nedeniyle her türlü kirli ve karanlık yöntem yeni ittifakın kimyasına uygundu. Yeni müttefikler zaten esas olarak bu işlerin içinden geliyorlardı. Dahası bu yeni müttefiklerin uzmanlık alanlarından birisi (…) küresel uyuşturucu ticaretinden kaynak devşirmeydi. Küresel düzeyde daralan ucuz para kaynaklarının içte iktidarı sürdürebilme açısından yarattığı sıkıntıları aşmada da bu uzmanlıkların sahaya sürülmesi sürecin doğal bir sonucuydu. Dolayısıyla belirtmek gerekir ki, yeni ittifakın özellikle Gülenci sermaye gruplarını hedef alarak mala çökme ve sermaye transferi gibi ekonomik boyutlarının yanında bu uyuşturucu ve kara para faaliyetleri şeklinde de bir ekonomik boyutu bulunmaktadır.”[*]
Rejim varlığını sürdürebilmek amacıyla attığı adımların maliyetini karşılayabilmek, ekonomik sıkışıklığını aşabilmek için her yola başvurdu. Uyuşturucudan yasa dışı bahse her türlü kara paranın Türkiye’ye girişine izin verdi. Farklı zamanlarda çıkarılan kanunlarla yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının kanunda belirtilen süreler içinde getirilmesi halinde bu varlıklar nedeniyle vergi incelemesi yapılmayacağı garantisi verildi. Bu paraların nerede nasıl kazanıldığına dair hiçbir belge istenmedi, bu sayede ne kadar paranın Türkiye’ye girdiğine dair de herhangi bir açıklama yapılmadı. Yeter ki para gelsin, kaynağının ne olduğunun hiçbir önemi yoktu! Türkiye’nin bir narko-cennete, devletin de narko-devlete dönüşmesinde bunun çok büyük payı var. Ne var ki, bu yolla rejimin ekonomideki sıkışmışlığını bir nebze gidermek mümkün olsa da, bunun hem yan etkileri hem de uzun vadede istemedikleri sonuçları doğmaktadır.
Nitekim Türkiye 2021 yılında kripto varlık sağlayıcıların düzenleme altına alınması, politik nüfuz sahibi kişilerin denetimine ilişkin düzenlemeler, para aklama ve “terörizmin” finansmanının engellenmesi konularında görülen eksiklikler nedeniyle FATF (Mali Eylem Görev Gücü) tarafından gri listeye alındı. FATF uluslararası bir oluşum ve Türkiye de bunun altına imza atmış ülkelerden birisi. FATF’ın temel amacı “finansal işlemlerin uluslararası standartlara uygunluğunu denetlemek, terörizme finansmanı ve kara para aklanmasını engellemek” olarak tanımlanıyor. Bu kapsamda görevleri ise kara paranın nasıl aklandığını ve terörizmin nasıl finanse edildiğini araştırmak, riskleri azaltmak için küresel standartları teşvik etmek ve ülkelerin etkili eylemlerde bulunup bulunmadığını denetlemek olarak tarif ediliyor. Böyle kurumların “küresel standartları” teşvik edemeyeceği, en fazla sopa olarak kullanıldığı sır değildir.
Özellikle kapitalizmin içinde debelenip durduğu tarihsel kriz koşullarında, finansal standartlardan ve kurallardan sapmalar kaçınılmaz olarak artıyor. Kuralsızlığın kural, akıl dışılığın akıl sayıldığı, burjuva diplomasisinin dahi bir kenara bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla bu tip kurumlar görünürde regülasyon amaçlı gibi görünürse de, aslen emperyalist güçlerin hegemonya aracı olarak işlev görürler. Dolayısıyla, FATF karar alırken sadece kâğıt üstündeki kriterlere bakmaz, hangi ülkenin hangi kuralları, ne kadar ve neden ihlal ettiği de önemlidir. Rejimin dış politikası Batı emperyalizminin çıkarları ve hedefleriyle uyumlu olsaydı Türkiye gri listeye alınmayabilirdi. Türkiye, Batı emperyalizminin Ortadoğu’daki planlarına aykırı davranması ölçüsünde, küresel mekanizmalar üzerinden daha fazla sıkıştırılmaya başlandı. Yoksa FATF’ın asıl derdi ne uyuşturucunun kökünü kazımak ne kara para aklanması ne de “terörün finansmanı”dır.
2023 seçimlerinden sonra karakteri değişmemekle birlikte, yeni güç dengeleri koşullarında ABD’nin desteğini almadan varlığını sürdüremeyeceğinden hesapla, rejim, ekonomi ve bölge politikaları bakımından bir taktik değişikliğe gitti. Mehmet Şimşek’in ekonominin dümenine geçmesiyle birlikte uluslararası ekonomiyle daha uyumlu bir yönelim geliştirildi. Ekonomik darboğazdan kurtulabilmek için paraya ihtiyacı olan Türkiye’nin gri listede olması yabancı sermaye girişini azaltan faktörlerden birisiydi. Çünkü, gri listede yer almak uluslararası banka işlemlerinde ek incelemelere ve kredi derecelendirme kuruluşlarının risk değerlendirmelerinde olumsuz etki yapıyor. Sonuçta yapılan yeni düzenlemelerle birlikte geçtiğimiz yılın sonunda Türkiye gri listeden çıkarıldı. FATF yakın zamanda Türkiye’yi yeniden değerlendirecek ve bir anlamda Türkiye’nin gri listeden çıktıktan sonra kara paranın aklanması ve “terörizmin finansmanı” noktasında bugüne kadar yaptıkları masaya yatırılacak. Futbol operasyonunun tam yol devam etmesinin bir nedeninin de bu olması muhtemeldir.
Gelinen aşamada, ABD’nin Ortadoğu planları, bölgedeki yeniden şekillenme karşısında pozisyon almaya çalışan rejim, sanki uyuşturucu, kara para, yolsuzluk vb. ile organik bir ilişkisi yokmuş gibi çeşitli operasyonlarla imajını düzeltmeye çalışmaktadır. Futboldaki “temiz eller” operasyonu da bunun bir parçasıdır. Papara, Payfix gibi elektronik ödeme kuruluşlarına yönelik operasyonlar da doğrudan bu bağlamda ele alınmalıdır. Fakat, atılan adımların gerçek anlamda bir temizlik harekâtı olduğunu düşünmemek gerekiyor. Bugün Türkiye’de kara para kaynakları ile devlet öylesine iç içe geçmiş durumdadır ki gerçek bir temizliğin rejimin bindiği dalı kesmesi anlamına geleceği açıktır. Fakat son dönem politikaları en azından görüntüde bir temizlik ihtiyacı doğduğunu gösteriyor. Rejime yakın insanların gözaltına alınması veya rejime yakın şirketlere operasyon çekilmesi de böylesi bir ihtiyacın ürünüdür. Elbette bu arada rejim içindeki klikler de rakiplerinden kurtulmak ve güçlenmek için çeşitli hamleler yapıyorlar. Tepede yürüyen iktidar kavgasının aynı zamanda muktedir kliklerin pastadan aldığı payı koruma veya arttırma kavgası olduğu düşünüldüğünde bahis operasyonlarının bu klikler tarafından bir diğerine çalım atmak için kullanılmayacağı düşünülemez.
Futbolun kapitalizm altında temiz bir oyuna dönmesi mümkün değildir. Hele ki bu çürümüş rejimin soruşturma ve operasyonlarıyla Türkiye’de futbolun temize çıkması hiç mümkün değildir. Görünen o ki futboldaki şike ve bahis operasyonu devam edecek ve futbol daha da kirlenecek. “Temiz eller” operasyonları sadece ve sadece kimi iktidar odaklarının, çıkar gruplarının, açgözlü sermaye gruplarının önündeki engelleri temizleyecek.
[*] Levent Toprak, Çürümenin Vardığı Narko-Mafyatik Bataklık, 4 Ocak 2023, https://marksist.net/node/7825
link: Suphi Koray, Futbol, Şike Operasyonu ve Kara Para, 16 Aralık 2025, https://marksist.net/node/8668
Yaygınlaşan Gıda Zehirlenmelerinin Sorumlusu Mevcut Rejimdir
Şeyh Bedreddin’in Ardından: 605 Yıllık Bir Düş





